Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Trump yönetimi, Gazze’nin yeni liderliğini açıklamaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Trump yönetimi, uzun süreli gecikmelerin ardından “ikinci aşama”ya geçerek çarşamba günü (14 Ocak) Gazze için yeni bir yönetim yapısı açıklayacak.

Kırılgan ateşkesi yönetmekle görevli ABD ve İsrail yetkilileri, aynı yetkililerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) ile ilgili geçmişteki sicillerine rağmen ilerleme kaydedebileceklerini ısrarla savunuyorlar.

Gazze İnsani Yardım Vakfı, erişim yolları İsrail askerleri tarafından birkaç kez ateş açılan bir yardım dağıtım planıydı ve başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Planları bilen kaynaklar Financial Times’a (FT) verdikleri demeçte, üst düzey yetkililerin açıklamalarının ardından İsrail’in desteğiyle “hızlı kazanımlar” elde etmeyi hedeflediklerini söylediler. Bu kazanımlar arasında Mısır’a açılan Refah sınır kapısının tamamen yeniden açılması, Filistinlilere daha fazla tıbbi destek sağlanması ve Gazze’ye yönelik ithalat kısıtlamalarının gevşetilmesi yer alıyor.

Durumu yakından bilen kişiler, eski Bulgaristan savunma bakanı ve BM elçisi Nikolay Mladenov’un bölünmüş bölgenin “yüksek temsilcisi” olarak açıklanacağını söyledi.

GHF ile ilgisi olmayan, saygın bir diplomat olan Mladenov, 14 üyeli Filistin teknokrat komitesinin günlük yönetişim çalışmalarını denetleyecek.

Kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump ve diğer dünya liderlerinin önderlik ettiği “barış kurulu”nun açıklanmasının şimdilik erteleneceğini belirtti. 

Fakat Beyaz Saray, ABD elçisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı ve Gazze politikasının ana mimarı Jared Kushner’ın da aralarında bulunduğu önemli uluslararası aktörlerden oluşan genel “kurul”un yürütme komitesini açıklamayı planlıyor.

Duyuruların zamanlaması, Trump’ın İran’a karşı askeri harekat başlatıp başlatmayacağına ilişkin kararından etkilenebilir.

Ateşkesin “ikinci aşaması”ndaki sonraki adımlar, iki yıllık savaşı sona erdiren ve geçen Ekim ayında ABD’nin arabuluculuğunda imzalanan ateşkes anlaşmasında belirtildiği gibi, Filistinli teknokratların Gazze’ye gönderilerek Hamas’tan sivil işleri devralmasını içeriyor. 

Bölgedeki bir diplomat, Filistinli teknokrat komiteye atıfta bulunarak, “Onların başarılı olabileceğini göstermemiz gerekiyor,” dedi fakat planları bilen birkaç kişi, daha büyük sorunların devam ettiğini söyledi.

Batılı ve Müslüman ülkeler, İsrail güçleri hâlâ bölgenin yarısını işgal ederken ve Hamas diğer yarısını sıkı kontrolü altında tutarken, Gazze’ye barış gücü veya fon sağlamaya isteksiz davranmaya devam ediyor.

Bölgesel bir diplomat, tahmini olarak on milyarlarca dolarlık bir kaynağa ihtiyaç varken, şu ana kadar sadece 1 milyar dolar toplandığını söyledi.

Bu ayki Davos ekonomi forumunu, Gazze planları için mali ve siyasi destek toplamak amacıyla kullanmayı hedefleyen ABD’li yetkililer, ilerlemenin önündeki en büyük engellerin, Hamas’ın silahsızlandırılması planı ve bunun gerçekleşme ihtimalinin belirsizliği ile İsrail hükümetinin, silahsızlandırma olmadan büyük çaplı yeniden inşa veya daha fazla asker çekilmesini kabul etmemesi olduğunu söyledi.

Mladenov, geçen hafta Binyamin Netanyahu da dahil olmak üzere üst düzey ABD ve İsrail yetkilileriyle görüşmek üzere İsrail’e gitti. Perşembe günü başbakanlık ofisinde, Mladenov’un baş yardımcısı ve Orta Doğu’da uzun yıllara dayanan deneyime sahip eski Bulgaristan ve BM diplomatı Miroslav Zafirov da dahil olmak üzere, Gazze’nin savaş sonrası geçiş sürecinden sorumlu birçok kişi bulunuyordu.

Masada “Amerikan” tarafında iki Bulgarın yanında, İsrail’de bulunan Gazze ekibini yöneten üst düzey ABD elçisi Aryeh Lightstone ve ABD ekibine gönüllü olarak danışmanlık yapan İsrailli teknoloji girişimcisi ve eski yedek asker Liran Tancman oturuyordu.

Onların karşısında, “İsrail” tarafında, Netanyahu’ya Gazze ve ABD politikası konusunda danışmanlık yapan İsrail-Amerikalı risk sermayedarı Michael Eisenberg ve bu yılın sonlarında Mossad dış istihbarat teşkilatının başına atanan başbakanın askeri sekreteri General Roman Gofman oturuyordu.

Kaynaklar, dört ABD ve İsrail yetkilisinin de, geçen yıl birkaç ay boyunca İsrail’in kontrolündeki Gazze bölgelerinde gıda dağıtım noktalarını koruyan ABD askeri şirketleri ile faaliyet gösteren Gazze İnsani Yardım Vakfı’nın planlanması ve tanıtılmasında önemli rol oynadığını söyledi.

GHF içindeki kişiler ve grupla ilişkili diğer kişilere göre, Lightstone fon ve uluslararası destek toplamak için çalıştı. Eisenberg, Tancman ve Gofman ise bu fikri İsrail sistemi içinde oluşturdu ve ilerletti.

Özel yardım dağıtım planı, Hamas’ın Gazze üzerindeki yönetimini ve ekonomik kontrolünü zayıflatma girişimleriyle bağlantılıydı, fakat bu hedef büyük ölçüde başarısız oldu.

İsrailli ve Batılı yetkililer ve analistler de dahil olmak üzere, ABD öncülüğündeki “ikinci aşama” ateşkes girişimini eleştirenler, son planların Gazze’deki siyasi ve güvenlik gerçeklerinden kopuk olduğunu söylüyor.

Bu kişiler, diplomatlar, iş adamları ve gayri resmi danışmanlardan oluşan küçük ABD ve İsrail yetkilileri ekibinin son derece hırslı ama bilgisiz olduğunu ve Netanyahu’nun sağcı yönetimine aşırı yakın olduğunu savunuyor.

Bu grup, “Project Sunrise” adı verilen, Gazze’yi on yıl içinde fütüristik bir yapay zeka destekli lüks yerleşim bölgesi olarak yeniden geliştirmek için 112 milyar dolarlık bir plan olan 32 sayfalık iddialı bir plan geliştirdi. 

Gazze meseleleriyle ilgilenen bir kişi, “Onlar ‘Sunrise’a odaklanmışlar ve geriye doğru çalışıyorlar, ama [Gazze’deki] mevcut durumdan oraya ulaşmak için ortada hiçbir şey yok,” dedi.

Bölgesel diplomat, ‘Sunrise’ planının arkasındaki grubun “uyandıkları için güneşin doğduğunu düşündüklerini” söyledi ama  “Bu, tek seçenek… Kötü bir plan ya da yetersiz bir plan olduğunu söyleyebilirsiniz, ancak daha iyi bir fikri olan biri çıkmadıkça, olacak olan budur,” diye ekledi.

İki İsrailli yetkili, Gazze ile ilgili son planlamanın, Trump’ın ikinci döneminde benimsediği alışılmadık tarzı yansıttığını söyledi. Bu tarzda, politika, teknoloji endüstrisi yöntemlerini ve “gayri resmi resmi” elçileri kullanan özel sektör işadamları tarafından yürütülüyor.

ABD ve İsrail sivil yetkililerinden oluşan grup, geçen ekim ayında yapılan ateşkesin ardından kurulan ve Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi olarak adlandırılan, İsrail’in güneyindeki ABD liderliğindeki askeri karargahın etkisini de geride bıraktı.

Öte yandan Bir Arap diplomat ve Filistinli bir yetkili, Times of Israel gazetesine verdiği demeçte, 13 Ocak günü yaklaşık bir düzine Filistinlinin, Hamas’ın yerine Gazze’nin günlük işlerini yönetmek üzere kurulacak teknokratik komitede görev almak üzere resmi davet aldığını söyledi.

Mektupları alan iki teknokrat, davetin “Barış Kurulu”nun atadığı yüksek temsilci Nikolay Mladenov tarafından imzalandığını söyledi.

Haberde ABD’nin, geçen ay muhataplarına Mısır, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık, İtalya ve Almanya’nın liderlerinin Trump ile “Barış Kurulu”na katılma taahhüdünü aldığını bildirdiği söyleniyor.

Teknokratik komite, daha önce Filistin Yönetimi’nin ulaştırma bakan yardımcısı olarak görev yapan Ali Şaas tarafından yönetilecek. Şaas Gazze’den, ama şu anda Batı Şeria’da yaşıyor.

Gazze Ticaret Odası Başkanı İyad Ebu Ramazan da salı günü Mladenov’dan mektup alanlar arasındaydı. Kendisinden teknokratik komitenin Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Komiseri olarak görev yapmasının istendiğini söyledi.

Ebu Ramazan, “Gazze halkının acılarını hafifletmek için çalışmaya başlamak için sabırsızlandığını” söyledi.

Ebu Ramazan’ın, İsrail medyasına açık kimliğiyle demeç vermesi de şaşırtıcı bulunuyor.

Bir Arap diplomat, ABD’nin İsrail’i, Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması da dahil olmak üzere, teknokratik komitenin meşruiyetine ilk ivmeyi kazandıracak bir dizi adımı kabul etmeye ikna etmek için çalıştığını söyledi.

Ortadoğu

Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Yayınlanma

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.

Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.

Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.

İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.

Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.

Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.

İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.

Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.

İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.

Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.

Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.

Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English