Bizi Takip Edin

Amerika

Trump’ın İran planı Cumhuriyetçileri karşı karşıya getirdi

Yayınlanma

ABD Başkanı Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı açacak ancak İran’a yönelik yaptırımları hafifletecek bir barış anlaşmasını ciddi şekilde değerlendirmesi, Cumhuriyetçi senatörleri karşı karşıya getirdi. Senatodaki şahinler olası anlaşmaya tepki gösterirken, savaşın gidişatından endişe duyan diğer Cumhuriyetçiler ise petrol akışını yeniden başlatacak bir çözüme sıcak bakıyor. Bu hafta Senatoda yapılması beklenen oylamalar, Trump’ın askeri stratejisine yönelik parti içi muhalefetin boyutunu gözler önüne serecek.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Hürmüz Boğazı’nı ulaşıma açacak ancak aynı zamanda ABD’nin uzun süredir hasmı olan İran’a yönelik yaptırımları hafifletecek bir barış anlaşmasını ciddi şekilde değerlendirmesi, Cumhuriyetçileri kendi aralarında zorlu bir tartışmanın içine itti.

Bu hafta Senatoyu etkisi altına alması beklenen bu tartışma, parti içindeki fay hatlarını belirginleştiriyor.

Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Roger Wicker, Senatör Lindsey Graham ve Senatör Ted Cruz liderliğindeki şahinler, Trump’ın henüz resmi onay vermediği ve şekillenmekte olan bu İran anlaşmasına karşı çıkıyor.

Eş zamanlı olarak, Trump yönetiminin çatışmayı yönetme biçimine derin şüpheyle yaklaşan ve net bir nihai plan olmamasından şikayet eden birkaç Cumhuriyetçi senatör ise düşmanlıkları sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı üzerinden petrol, gübre ve diğer malların akışını bir an önce yeniden başlatmak istiyor.

Cumhuriyetçi senatörler ve Kongre dışındaki Cumhuriyetçi eğilimli savunma uzmanları, başkana, İran’ın uranyum zenginleştirme programını sürdürmesine izin verecek ya da Hizbullah ile Hamas’a destek vermeye devam ederken yaptırımları hafifletecek herhangi bir anlaşmaya onay vermemesi yönünde çağrıda bulundu.

The Hill gazetesine konuşan Amerikan Girişim Enstitüsü (AEI) kıdemli uzmanlarından Danielle Pletka, medyaya yansıyan detaylar çerçevesinde Trump’ın bu anlaşmayı kabul etmemesi gerektiğini belirtti.

Pletka, bu taslağın, Obama yönetiminin 2015 yılında İran ile müzakere ettiği ve Trump’ın ilk başkanlık döneminde tek taraflı olarak çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) bile daha zayıf bir anlaşma olacağını savundu.

Pletka, “Haberler bunun korkunç bir anlaşma olduğunu, başkanın alacağını söylediği şeylerin neredeyse hiçbirini alamadığını ve müzakerecilerinin onu utandırdığını gösteriyor” dedi.

Ortaya çıkan taslağı, şu ana kadar basına yansıyan ayrıntılara dayanarak Obama’nın KOEP anlaşmasından “daha sönük” olarak nitelendiren Pletka, şu ifadeleri kullandı:

“İran’ın Hürmüz’ü kendi seçtiği zamanlarda açıp kapatabileceğine inanmasıyla sonuçlanacak her şey, Amerika Birleşik Devletleri için bir kayıptır. İran’ın yaptırımlardan muafiyet elde edeceğine dair haberler görüyoruz. Eğer teröre desteğini kesmeden, füze programına sınırlama getirilmeden ve sadece nükleer silah geliştirmeme ‘sözü’ üzerine yaptırım muafiyeti alıyorsa, bu onlar adına oldukça etkileyici bir başarıdır.”

Senatör Wicker da İranlı müzakerecileri güvenilmez olarak nitelendirerek reddetti ve basında ana hatlarıyla yer bulan anlaşmanın Trump tarafından kabul edilmesi halinde kapıda bir “felaket” olduğu uyarısında bulundu.

Senatör Graham, zayıf bir anlaşmanın İran’ın bölgede “baskın güç” olarak algılanmasıyla sonuçlanacağını öngörerek bunun “İsrail için bir kabusa” dönüşeceği uyarısını yaptı.

Senatör Cruz ise İslamcı rejimin iktidarda kalması, Hürmüz Boğazı’nı kapatma yeteneğini koruması ve yaptırımların hafifletilmesi yoluyla “milyarlarca dolar elde etmesi” durumunda yapılacak herhangi bir anlaşmanın “felaketle sonuçlanacak bir hata” olacağını belirtti.

The New York Times gazetesi, anlaşmanın ABD ve İsrail’in bombardıman kampanyalarının yol açtığı hasarı onarmak amacıyla İran için 300 milyar dolar veya daha fazla maliyete sahip bir yatırım fonu kurulmasını içerebileceğini yazdı.

Bu unsurun, Senato Cumhuriyetçi grubundaki mali muhafazakarların güçlü tepkisini çekmesi bekleniyor.

Trump’ın ilk döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü olarak görev yapan Cumhuriyetçi stratejist John Ullyot, anlaşmanın “çok sayıda hareketli parçası” olduğunu ve Trump’ın İran ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın titizlikle doğrulanması gerektiğinin farkında olduğunu söyledi.

Ullyot, “Bir anlaşmaya varılsa bile bunun kısa vadede yürürlükte kalacağını öngörmek zor. Trump, İran’a yaklaşımın ‘güvenme ve üç kez doğrula’ şeklinde olması gerektiğini herkesten daha iyi biliyor ve hakkını teslim etmek gerekir ki kendisi de tam olarak bunu yapıyor” dedi.

Müzakerelerin Kongre’deki şahin isimlerden güçlü bir tepki almasını beklediğini ifade eden Ullyot; Wicker, Graham ve Cruz gibi isimlerin, kötü olduğunu düşündükleri bir anlaşmayı onaylamasını engelleme konusunda Trump üzerinde fiilen çok az nüfuza sahip olacağına dikkat çekti.

Ullyot, “Düşüncelerini kesinlikle yüksek sesle ve net bir şekilde ortaya koyacaklardır, ancak Senatonun devam eden bir askeri operasyonda herhangi bir başkanın yapacağı anlaşmanın önüne geçmesi zordur, çünkü bu oylamaya tabi bir durum değildir” değerlendirmesinde bulundu.

Diğer taraftan, şubat ayı sonundan bu yana pompa fiyatlarında galon başına yaklaşık 1,40 dolar artışa neden olan çatışmayı sona erdirecek net bir planın bulunmamasından ötürü sabrı tükenen Cumhuriyetçi senatörlerin sayısı artıyor.

Dört Cumhuriyetçi senatör, Anma Günü tatili öncesinde, Trump’a ABD askerlerini İran’a karşı çatışmalardan çekme talimatı veren bir savaş yetkileri tasarısının Senato Dış İlişkiler Komisyonu’ndan genel kurula gönderilmesi yönünde oy kullandı. Cumhuriyetçi Senatörler Rand Paul, Susan Collins, Lisa Murkowski ve Bill Cassidy tasarı lehine oy verdi ve bu girişim üç Cumhuriyetçinin oylamada bulunmaması sayesinde kabul edildi.

Cumhuriyetçi Parti grubundan bir senatörün daha “evet” oyu vermesi durumunda, savaş yetkileri tasarısı Senatoda kabul edilmek için yeterli çoğunluğa ulaşacak ve Trump’ın çatışmayı yönetme biçimine yönelik güçlü bir kınama niteliği taşıyacak.

Senatonun bu hafta savaşı sona erdirme tasarısını gündeme alma önergesini oylaması bekleniyor, ancak Senato Çoğunluk Lideri John Thune ve Demokrat Lider Chuck Schumer’ın oylama takvimi üzerinde uzlaşması gerekiyor. Tasarının Temsilciler Meclisinden geçmesi için de yeterli desteğe yakın olduğu belirtilirken, Trump’ın bunu veto edeceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Senatörler, Teksas’taki Cumhuriyetçi ön seçimlerini eyalet Başsavcısı Ken Paxton’a karşı kaybeden Senatör John Cornyn’in nasıl oy kullanacağını yakından izleyecek. Trump, seçim gününden önce Paxton’ı desteklemiş ve Cornyn’i “sadakatsiz” olmakla suçlamıştı.

Son Fox News anketine göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 60’ının karşı çıktığı ve yüzde 91’inin yüksek yakıt maliyetlerinden sorumlu tuttuğu askeri çatışmayı sonlandırma yönünde oy kullanması için Cornyn’in önünde bu durum bir teşvik oluşturabilir.

Müzakerelere yakın bir isim olan Başkan Yardımcısı JD Vance geçen hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’li müzakerecilerin bir anlaşmaya “çok yakın” olduğunu söylemişti.

Konunun her iki tarafındaki Cumhuriyetçi senatörler de yönetim bir anlaşmayı müzakere ederken Trump’a bir miktar hareket alanı tanıyacak, ancak ayrıntılar açıklandığında Kongre’deki tepkinin boyutunun büyümesi bekleniyor.

Trump’ın eski ulusal güvenlik danışmanı olan ve görevden ayrıldıktan sonra başkana yönelik sert eleştirileriyle tanınan John Bolton, NewsNation televizyonunda katıldığı “Elizabeth Vargas Reports” programında, Trump’ın bu anlaşmayı imzalamasının “Amerika Birleşik Devletleri için büyük bir yenilgi” olacağını savundu.

Bolton, “Bunun bir hata olduğunu düşünüyorum. Bunun ABD için taşıdığı stratejik öneme dair bir analiz neticesinde yapıldığını düşünmüyorum. Bu tamamen yönetimin ABD’deki yüksek benzin fiyatlarından korkmasından kaynaklanıyor. Süreci yönlendiren şey budur” dedi.

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

Yayınlanma

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.

Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.

Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.

Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.

Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.

Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.

Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.

Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.

İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.

Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor

Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.

Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.

Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.

Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.

Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.

Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.

Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.

Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti

Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.

Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.

San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.

Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.

Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.

Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.

Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.

Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.

Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de zenginler prestijli arsalar için milyonluk evleri yıktırıyor

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD’de milyarderler, prestijli kıyı bölgelerindeki arsa kıtlığı nedeniyle yüz milyonlarca dolarlık malikaneleri satın alıp yerle bir ediyor. Satış ilanlarında yapay zekayla boş arsa tasarımları öne çıkarken uzmanlar tek bir yıkım ve lüks inşaat döngüsünün 250 hanenin yıllık karbon salımına denk zarar ürettiğini belirtiyor.

ABD’de milyarderler, yüz milyonlarca dolar ödeyerek satın aldıkları lüks malikaneleri kısa süre içinde yıktırıyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre bu yönelimin arkasında, özellikle sahil şeritleri gibi prestijli bölgelerde yaşanan arsa kıtlığı yatıyor.

Çok zengin alıcılar için asıl belirleyici etken üzerindeki yapı değil, arazinin konumu haline geldi. Satın alınan mülkler yerle bir edildikten sonra açılan alana daha modern tarzda yeni konutlar inşa ediliyor.

Haberde lüks gayrimenkul piyasasındaki değişime dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

“Daha önce pahalı gayrimenkul alımlarının temel nedeni olan evin kendisi, artık neredeyse önemini yitirdi. Alıcılar her şeyden önce okyanus kıyısında veya dağ zirvesinde yer alan, iyi konuma sahip araziler için yarışıyor.”

Gazete bu duruma örnek olarak ABD’li milyarder William Lauder’ın hamlelerini aktardı. Lauder, Mart 2023’te hayatını kaybeden radyo programcısı Rush Limbaugh’nun okyanus kıyısındaki mülkünü 155 milyon dolara aldıktan sonra temmuz ayında tamamen yıktırdı.

Lauder daha önce de Palm Beach sahilinde yaklaşık 1,2 hektarlık arazide yer alan iki evi yıktırmıştı. Başlangıçta bu alana kendi konutunu yapmayı tasarlayan Lauder, daha sonra boşalan arsayı yaklaşık 200 milyon dolara sattı.

Gayrimenkul değerleme uzmanı Jonathan Miller, arsa fiyatları arttıkça bu tür işlemlerin giderek yaygınlaştığını belirtti.

Yaşanan hareketlilik üzerine emlak danışmanları da lüks konutları doğrudan yıkıma uygun arsa olarak pazarlamaya başladı.

İlanlarda arazinin üzerindeki yapılar olmadan nasıl görüneceğini göstermek için yapay zekayla üretilen görseller kullanılıyor.

Pazarlamacılar “yıkım” sözcüğünü doğrudan kullanmamak adına “uyarlanabilir yeniden kullanım” gibi ifadelere başvuruyor.

Lüks konut piyasasında yıkım ilanı oranı artıyor

Eğilim yalnızca kıyı şeridiyle sınırlı kalmayıp ABD’nin diğer bölgelerine de yayılıyor.

Gayrimenkul aracılık şirketi Redfin’in verileri, satış ilanlarında binaların yıkılmasını öngören ifadelerin sıklaştığını ortaya koyuyor.

Söz konusu ifadelerin oranı Houston’ın Bunker Hill Village bölgesindeki ilanlarda yüzde 15’in üzerine çıkarken, Virginia’daki Pimmit Hills’te yüzde 6,67 seviyesinde seyrediyor.

Miami’de çalışan emlak danışmanı Dina Goldenteyer, alıcıların on yıldan daha eski evleri artık beğenmemesi nedeniyle üst üste yıkım uygulamalarının sıklaştığını dile getirdi.

Perakende sektörünün eski yöneticileri Jamie Dooley ve Christine Scott çifti, 2020 yılında Florida’daki Destin yakınlarında deniz kenarındaki bir evi yıkmak için 3,7 milyon dolar harcadı.

Çift, açılan alana modern bir konut inşa etmek için beş yıl harcamasına rağmen ortaya çıkan yeni yapıyı da yıkım şartıyla satışa çıkardı; gerekçe olarak yapıyı bu haliyle kimsenin satın almak istememesini gösterdi.

WAP Sustainability adlı çevre danışmanlığı şirketinin çalışanı William Paddock ise bu inşaat döngüsünün çevreye verdiği zarara işaret etti.

Paddock, yaklaşık 1000 metrekarelik bir evi yıkıp yerine yaklaşık 2 bin 700 metrekarelik yeni bir bina yapmanın, ortalama 250 Amerikan hanesinin yıllık emisyonuna denk bir karbon ayak izi ürettiğini vurguladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English