Amerika
Trump’ın İran planı Cumhuriyetçileri karşı karşıya getirdi

ABD Başkanı Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı açacak ancak İran’a yönelik yaptırımları hafifletecek bir barış anlaşmasını ciddi şekilde değerlendirmesi, Cumhuriyetçi senatörleri karşı karşıya getirdi. Senatodaki şahinler olası anlaşmaya tepki gösterirken, savaşın gidişatından endişe duyan diğer Cumhuriyetçiler ise petrol akışını yeniden başlatacak bir çözüme sıcak bakıyor. Bu hafta Senatoda yapılması beklenen oylamalar, Trump’ın askeri stratejisine yönelik parti içi muhalefetin boyutunu gözler önüne serecek.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Hürmüz Boğazı’nı ulaşıma açacak ancak aynı zamanda ABD’nin uzun süredir hasmı olan İran’a yönelik yaptırımları hafifletecek bir barış anlaşmasını ciddi şekilde değerlendirmesi, Cumhuriyetçileri kendi aralarında zorlu bir tartışmanın içine itti.
Bu hafta Senatoyu etkisi altına alması beklenen bu tartışma, parti içindeki fay hatlarını belirginleştiriyor.
Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Roger Wicker, Senatör Lindsey Graham ve Senatör Ted Cruz liderliğindeki şahinler, Trump’ın henüz resmi onay vermediği ve şekillenmekte olan bu İran anlaşmasına karşı çıkıyor.
Eş zamanlı olarak, Trump yönetiminin çatışmayı yönetme biçimine derin şüpheyle yaklaşan ve net bir nihai plan olmamasından şikayet eden birkaç Cumhuriyetçi senatör ise düşmanlıkları sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı üzerinden petrol, gübre ve diğer malların akışını bir an önce yeniden başlatmak istiyor.
Cumhuriyetçi senatörler ve Kongre dışındaki Cumhuriyetçi eğilimli savunma uzmanları, başkana, İran’ın uranyum zenginleştirme programını sürdürmesine izin verecek ya da Hizbullah ile Hamas’a destek vermeye devam ederken yaptırımları hafifletecek herhangi bir anlaşmaya onay vermemesi yönünde çağrıda bulundu.
The Hill gazetesine konuşan Amerikan Girişim Enstitüsü (AEI) kıdemli uzmanlarından Danielle Pletka, medyaya yansıyan detaylar çerçevesinde Trump’ın bu anlaşmayı kabul etmemesi gerektiğini belirtti.
Pletka, bu taslağın, Obama yönetiminin 2015 yılında İran ile müzakere ettiği ve Trump’ın ilk başkanlık döneminde tek taraflı olarak çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) bile daha zayıf bir anlaşma olacağını savundu.
Pletka, “Haberler bunun korkunç bir anlaşma olduğunu, başkanın alacağını söylediği şeylerin neredeyse hiçbirini alamadığını ve müzakerecilerinin onu utandırdığını gösteriyor” dedi.
Ortaya çıkan taslağı, şu ana kadar basına yansıyan ayrıntılara dayanarak Obama’nın KOEP anlaşmasından “daha sönük” olarak nitelendiren Pletka, şu ifadeleri kullandı:
“İran’ın Hürmüz’ü kendi seçtiği zamanlarda açıp kapatabileceğine inanmasıyla sonuçlanacak her şey, Amerika Birleşik Devletleri için bir kayıptır. İran’ın yaptırımlardan muafiyet elde edeceğine dair haberler görüyoruz. Eğer teröre desteğini kesmeden, füze programına sınırlama getirilmeden ve sadece nükleer silah geliştirmeme ‘sözü’ üzerine yaptırım muafiyeti alıyorsa, bu onlar adına oldukça etkileyici bir başarıdır.”
Senatör Wicker da İranlı müzakerecileri güvenilmez olarak nitelendirerek reddetti ve basında ana hatlarıyla yer bulan anlaşmanın Trump tarafından kabul edilmesi halinde kapıda bir “felaket” olduğu uyarısında bulundu.
Senatör Graham, zayıf bir anlaşmanın İran’ın bölgede “baskın güç” olarak algılanmasıyla sonuçlanacağını öngörerek bunun “İsrail için bir kabusa” dönüşeceği uyarısını yaptı.
Senatör Cruz ise İslamcı rejimin iktidarda kalması, Hürmüz Boğazı’nı kapatma yeteneğini koruması ve yaptırımların hafifletilmesi yoluyla “milyarlarca dolar elde etmesi” durumunda yapılacak herhangi bir anlaşmanın “felaketle sonuçlanacak bir hata” olacağını belirtti.
The New York Times gazetesi, anlaşmanın ABD ve İsrail’in bombardıman kampanyalarının yol açtığı hasarı onarmak amacıyla İran için 300 milyar dolar veya daha fazla maliyete sahip bir yatırım fonu kurulmasını içerebileceğini yazdı.
Bu unsurun, Senato Cumhuriyetçi grubundaki mali muhafazakarların güçlü tepkisini çekmesi bekleniyor.
Trump’ın ilk döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü olarak görev yapan Cumhuriyetçi stratejist John Ullyot, anlaşmanın “çok sayıda hareketli parçası” olduğunu ve Trump’ın İran ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın titizlikle doğrulanması gerektiğinin farkında olduğunu söyledi.
Ullyot, “Bir anlaşmaya varılsa bile bunun kısa vadede yürürlükte kalacağını öngörmek zor. Trump, İran’a yaklaşımın ‘güvenme ve üç kez doğrula’ şeklinde olması gerektiğini herkesten daha iyi biliyor ve hakkını teslim etmek gerekir ki kendisi de tam olarak bunu yapıyor” dedi.
Müzakerelerin Kongre’deki şahin isimlerden güçlü bir tepki almasını beklediğini ifade eden Ullyot; Wicker, Graham ve Cruz gibi isimlerin, kötü olduğunu düşündükleri bir anlaşmayı onaylamasını engelleme konusunda Trump üzerinde fiilen çok az nüfuza sahip olacağına dikkat çekti.
Ullyot, “Düşüncelerini kesinlikle yüksek sesle ve net bir şekilde ortaya koyacaklardır, ancak Senatonun devam eden bir askeri operasyonda herhangi bir başkanın yapacağı anlaşmanın önüne geçmesi zordur, çünkü bu oylamaya tabi bir durum değildir” değerlendirmesinde bulundu.
Diğer taraftan, şubat ayı sonundan bu yana pompa fiyatlarında galon başına yaklaşık 1,40 dolar artışa neden olan çatışmayı sona erdirecek net bir planın bulunmamasından ötürü sabrı tükenen Cumhuriyetçi senatörlerin sayısı artıyor.
Dört Cumhuriyetçi senatör, Anma Günü tatili öncesinde, Trump’a ABD askerlerini İran’a karşı çatışmalardan çekme talimatı veren bir savaş yetkileri tasarısının Senato Dış İlişkiler Komisyonu’ndan genel kurula gönderilmesi yönünde oy kullandı. Cumhuriyetçi Senatörler Rand Paul, Susan Collins, Lisa Murkowski ve Bill Cassidy tasarı lehine oy verdi ve bu girişim üç Cumhuriyetçinin oylamada bulunmaması sayesinde kabul edildi.
Cumhuriyetçi Parti grubundan bir senatörün daha “evet” oyu vermesi durumunda, savaş yetkileri tasarısı Senatoda kabul edilmek için yeterli çoğunluğa ulaşacak ve Trump’ın çatışmayı yönetme biçimine yönelik güçlü bir kınama niteliği taşıyacak.
Senatonun bu hafta savaşı sona erdirme tasarısını gündeme alma önergesini oylaması bekleniyor, ancak Senato Çoğunluk Lideri John Thune ve Demokrat Lider Chuck Schumer’ın oylama takvimi üzerinde uzlaşması gerekiyor. Tasarının Temsilciler Meclisinden geçmesi için de yeterli desteğe yakın olduğu belirtilirken, Trump’ın bunu veto edeceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Senatörler, Teksas’taki Cumhuriyetçi ön seçimlerini eyalet Başsavcısı Ken Paxton’a karşı kaybeden Senatör John Cornyn’in nasıl oy kullanacağını yakından izleyecek. Trump, seçim gününden önce Paxton’ı desteklemiş ve Cornyn’i “sadakatsiz” olmakla suçlamıştı.
Son Fox News anketine göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 60’ının karşı çıktığı ve yüzde 91’inin yüksek yakıt maliyetlerinden sorumlu tuttuğu askeri çatışmayı sonlandırma yönünde oy kullanması için Cornyn’in önünde bu durum bir teşvik oluşturabilir.
Müzakerelere yakın bir isim olan Başkan Yardımcısı JD Vance geçen hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’li müzakerecilerin bir anlaşmaya “çok yakın” olduğunu söylemişti.
Konunun her iki tarafındaki Cumhuriyetçi senatörler de yönetim bir anlaşmayı müzakere ederken Trump’a bir miktar hareket alanı tanıyacak, ancak ayrıntılar açıklandığında Kongre’deki tepkinin boyutunun büyümesi bekleniyor.
Trump’ın eski ulusal güvenlik danışmanı olan ve görevden ayrıldıktan sonra başkana yönelik sert eleştirileriyle tanınan John Bolton, NewsNation televizyonunda katıldığı “Elizabeth Vargas Reports” programında, Trump’ın bu anlaşmayı imzalamasının “Amerika Birleşik Devletleri için büyük bir yenilgi” olacağını savundu.
Bolton, “Bunun bir hata olduğunu düşünüyorum. Bunun ABD için taşıdığı stratejik öneme dair bir analiz neticesinde yapıldığını düşünmüyorum. Bu tamamen yönetimin ABD’deki yüksek benzin fiyatlarından korkmasından kaynaklanıyor. Süreci yönlendiren şey budur” dedi.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Amerika
Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.
ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.
29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.
Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.
Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.
Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.
Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.
Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.
F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.
Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.
Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.
Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.
Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.
Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.
İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.
Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.
Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.
Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.
Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası











