Bizi Takip Edin

Amerika

Trump’ın ‘ticaret çarı’: ABD’nin tarife savaşlarının arkasında kim var?

Yayınlanma

Jamieson Greer, bir yıldır ABD Ticaret Temsilciliğine (USTR) başkanlık ediyor. Bu makam genellikle medyanın pek ilgisini çekmese de USTR, Trump döneminde büyük önem kazandı. Batı basını Greer’ı “ticaret çarı” olarak anıyor.

Bu iddialı terim ABD’de oldukça yaygın; otomotiv endüstrisi ve finans gibi sorunlu alanlardan sorumlu üst düzey yetkililer orada “çar” olarak adlandırılıyor ve bazen bu tanım resmi makam adı bile olabiliyor. Örneğin, mevcut Trump yönetiminde yasa dışı göçle mücadeleyi yürüten “sınır çarı” Thomas Homan bulunuyor.

“Çar” Greer, basına sık sık tarifeler hakkında demeç veriyor ancak kişisel bilgilerini paylaşmayı sevmiyor. USTR’nin internet sitesindeki resmi biyografisinde doğum yılı bile yer almıyor. Çeşitli kaynaklar 4 Mart 1979 tarihini işaret ediyor.

Greer, Sierra Nevada civarındaki küçük Paradise (Kaliforniya) kasabasında işçi sınıfı ailesinde büyüdü ve beş çocuğun dördüncüsüydü. Aile, karavanla karıştırılmaması gereken uygun fiyatlı mobil evde yaşıyordu; karavan sürekli seyahat etmek için tasarlanmışken mobil ev, fabrikadan kurulum alanına teslimat kolaylığı sağlamak amacıyla taşınabilir yapıda üretiliyor.

Kaliforniya merkezli Chico Enterprise-Record yayınına verdiği röportajda Greer, tüm aile üyelerinin düzenli olarak kütüphaneye gittiğini ve kendini bildi bileli National Geographic dergisine abone olduklarını anlattı.

Diğer ülkelere ilgisi de buradan geliyordu. 1998’de Paradise’ta liseden mezun oldu ve uluslararası ilişkiler eğitimi aldığı Utah eyaletindeki Brigham Young Üniversitesine girdi.

Greer, Mormonizmin kolu olan İsa Mesih’in Ahir Zaman Azizleri Kilisesine mensup. New York eyaletinde 1830’da kurulan kilisenin bugün yaklaşık 7 milyon Amerikalı üyesi bulunuyor. Kuruluş yurt dışında aktif olarak vaaz veriyor; bu nedenle Greer eğitimine ara vererek iki yıllığına Belçika, Fransa ve Lüksemburg’daki Mormon misyonerlik faaliyetlerine katıldı.

Beyaz gömlek ve kravatıyla her gün bölge sakinleriyle, ayrıca Kosova ve Ruanda’dan gelen mültecilerle iletişim kurdu. Orada akıcı düzeyde Fransızca öğrenen Greer, bu kabiliyetinden ticaret müzakerelerinde hala faydalanıyor.

Greer daha sonra Virginia Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. Ayrıca Paris Siyasi Araştırmalar Enstitüsünde ve Pantheon-Sorbonne Üniversitesinde hukuk yüksek lisans derecesi aldı.

Ardından orduya katılarak Kansas’ta, daha sonra da Amerikan askerlerine karşı açılan davalara baktığı Türkiye ve Irak’ta Hava Kuvvetleri hukukçusu olarak görev yaptı. Bir keresinde Greer, havan topu saldırısı nedeniyle çapraz sorguyu yarıda kesmek zorunda kaldı; tüm katılımcılar aynı masanın altına sığındı.

Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin heyetinin Cenevre’deki müzakerelerde tarihi gerçeği saptırdığı zaman Greer’ın sadece bir kez çileden çıktığını anlattı. Greer’ın sergilediği bu duygusal patlama alışılmadık durumdu.

2012’de ordudan ayrılan Greer, ABD’de hukukçu olarak iş aramaya başladı. Mülakatlarından biri Washington merkezli Skadden, Arps, Slate, Meagher & Flom hukuk bürosundaydı ve görüşmeyi büro ortağı Robert Lighthizer yürüttü.

Lighthizer üzerinde “akıl ve değerlere” sahip insan izlenimi bırakan Greer, firmanın uluslararası ticari anlaşmazlıklarda U.S. Steel’i ve diğer Amerikan şirketlerini savunmasına yardımcı olması için işe alındı.

Bu iş, Greer’ın artan Çin ihracatı karşısında Amerikan sanayisinin karşılaştığı sorunları daha iyi anlamasını sağladı. New York Times’a konuşan Greer, “On yılı aşkın süredir ekonomi, ticaret ve uluslararası ilişkilerle ilgileniyorum. Konumumu sadece veri ve gerçeklerle desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda çalışırken tanıştığım insanların hikayelerini de anlatıyorum” diye konuştu.

Hukuk bürosundaki meslektaşı Jeffrey Gerrish ise şu ifadeleri kullandı: “Greer, (Çin ve diğer ülkelerden gelen ihracatın) sadece şirketler üzerinde değil, aynı zamanda işçiler ve tüm Amerikan toplumları üzerinde yarattığı etkiyi kendi gözleriyle gördü.”

Greer, kariyeri yükselişe geçen Lighthizer’ın adeta gölgesi haline geldi. Lighthizer, 1980’lerde Ronald Reagan yönetiminde ABD ticaret temsilcisi yardımcısıydı. Trump’ın ilk başkanlık dönemi 2017’de başladığında, USTR’nin başına geçme görevini Lighthizer’a verdi.

Patronunun izinden giden Greer, kurumda özel kalem müdürü oldu. Kurumda yaklaşık 250 yetkili çalışıyor; USTR’nin genel merkezi Washington’da bulunuyor ve ayrıca Cenevre ile Brüksel’de ofisleri yer alıyor.

Oval Ofis’teki toplantılarda Greer genellikle Lighthizer’ın arkasında yer alıyor ve başkanlık uçağında ona sık sık eşlik ediyordu.

Lighthizer, yabancı yetkilileri şaşırtarak, o zamanlar henüz 30 yaşında olan Greer’ı DTÖ, Güney Kore ve Meksika temsilcileriyle yapılan üst düzey görüşmeye kendi yerine gönderdi. İkili birlikte, Trump’ın Çin’e karşı ilk ticaret savaşını başlatmasına ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nı (NAFTA) yeniden şekillendirmesine yardımcı oldu.

Kendi inançlarında kararlı olsa da personelin Greer ile çalışması kolaydı. Meslektaşı David Bowling, “Astlarına karşı çok saygılıydı ve her zaman soğukkanlıydı” diye belirtti.

Üstleri de ona değer veriyordu. Belki de bunun nedeni, Greer’ın Lighthizer’ın tüm yeni çalışanlara verdiği şu tavsiyeye uymasıydı: “Tüm övgüyü kimin alacağını umursamazsanız Washington’da çok şey başarabilirsiniz.”

Trump’ın ilk başkanlık döneminin 2021’de sona ermesinin ardından Greer, uluslararası ticaret alanında uzmanlaşarak King & Spalding hukuk bürosuna ortak oldu.

2024 seçimlerinde Trump tekrar zafer kazandığında, Greer onun danışmanı olarak görev yaptı ve istişarelerde bulunmak üzere Mar-a-Lago’ya bile uçtu.

The New York Times’ın aktardığına göre Greer, yeni Amerikan liderinin dış ticaret politikası destekçilerinin listelerini hazırlayarak yönetimin şekillenmesine katkı sağladı; ayrıca Trump’ın Beyaz Saray’a döndükten hemen sonraki ilk gün açıkladığı dış ticaret muhtırasının hazırlanmasına katıldı. Muhtırada, tarifelerde olası sert artışlardan bahsediliyordu.

Politico’nun haberine göre, Greer’ın ismi ticaret bakanı ve hazine bakanı seçimlerinde de değerlendirildi. Kendisi ise daha düşük rütbeli görevi kabul etmeyeceğinin sinyalini verdi.

Trump başlangıçta Lighthizer’ı yeniden ticaret temsilcisi olarak atamayı planlıyordu ancak Lighthizer bunu reddederek kendi yerine Greer’ı önerdi. Trump’ın damadı Jared Kushner ve başkanın yakın çevresindeki bazı kişiler bu fikri destekledi: Kabinede ticaret uzmanının bulunmasının, yeni bir milyarder daha olmasından daha faydalı olacağını düşünüyorlardı.

Kasım 2024’te Greer resmi olarak ticaret temsilciliği görevine aday gösterildi. 26 Ocak 2025’te pazar okulunda dokuz yaşındaki çocuklara ders verirken telefonlarından biri Beyaz Saray’dan gelen aramalarla çalmaya başladı.

Sınır dışı edilen göçmenleri taşıyan Amerikan askeri uçaklarını kabul etmeyi reddeden Kolombiya’yı Trump gümrük vergileriyle tehdit ediyordu. Başkanın USTR’nin başında birine ihtiyacı vardı; aynı gün Senato, Greer’ın adaylığını 43’e karşı 56 oyla onayladı.

Greer telefonu kapattığında çocuklar, “Neden iki telefonunuz var?” diye sordu. O ise, “Oldukça telaşlı işim var” yanıtını verdi ve bu tamamen doğruydu.

Şubat ayında Trump, fentanil kaçakçılığını gerekçe göstererek acil durum ilan etmek ile Kanada, Meksika ve Çin’e gümrük vergisi uygulamak amacıyla Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası’nı (IEEPA) devreye soktu.

Lighthizer, hukuki açıdan çok savunmasız olduğunu düşünerek bu yasayı Trump’ın ilk döneminde kullanmamıştı.

Greer da bu görüşü paylaşıyordu ancak yine de yasayı Trump’ın seçenekleri arasına dahil etti. Bizzat Greer’ın ifadelerine başvuran The New York Times’ın aktardığına göre Trump, devlet başkanına sağladığı karar esnekliği nedeniyle bu seçeneği tercih etti.

Nisan ayında, sözde Kurtuluş Günü’nde Trump, ticaret açığını acil durum ilan etmek ve yüzde onlar seviyesinde gümrük vergisi uygulamak için IEEPA’yı tekrar kullandı.

Her iki durumda da Ticaret Temsilciliği, yabancı yetkililerin talep yağmuruna tutuldu. 2025’te 100 bin milden fazla yol kateden Greer, bazen günde yarım düzine ülkenin temsilcisiyle bir araya geldi.

Hepsi, gümrük vergilerindeki artıştan nasıl kaçınacaklarını anlamaya veya en azından bu konuda netlik kazanmaya çalışıyordu.

Belirsizliğin hakim olması Greer’ın sorunlarını daha da artırıyordu. Karşılaşılan zorluklardan biri, yerine getirildiğinde gümrük vergilerinin aynı seviyede kalmasını sağlayacak, her ülkeye yönelik net taleplerin bulunmamasıydı.

Greer, tek tek ülkelerle yapılan ticaretin özelliklerini dikkate almayan standart şartlar listesi hazırlamak zorunda kaldı; aksi takdirde iş yükünün altından kalkamazdı.

Bir diğer sorun ise gümrük vergisi meseleleriyle aynı anda birden fazla kurumun ilgilenmesiydi. Mayıs ayında Greer ve Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin ile ticari ateşkes yapılması ve ABD’ye maden tedarikinin yeniden sağlanması konusunda anlaştı.

Fakat Howard Lutnick yönetimindeki Ticaret Bakanlığı, kısa süre sonra Çinli üretici Huawei’nin yapay zeka çiplerini kullanan yabancı şirketleri (içlerinde Amerikan teknolojilerinin kullanıldığı gerekçesiyle) cezai yaptırımla tehdit etti.

Ardından bakanlık, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Müslüman nüfusun haklarının ihlal edilmesine yardımcı oldukları veya ABD’nin ulusal güvenliğini tehdit ettikleri suçlamasıyla 33 Çinli şirketi kara listeye alarak onların Amerikan teknolojilerine erişimini engelledi.

Beklendiği gibi Çin, maden ihracatına yeni kısıtlamalar getirerek yanıt verdi ve böylece Greer ile Bessent’in emeklerini boşa çıkardı.

Greer, yüksek ithalat vergilerinin Amerikan sanayisini dış rekabetten koruyacağına, üretimi ABD’ye geri getireceğine ve yüksek maaşlı daha fazla istihdam yaratacağına içtenlikle inanıyor. Greer, “Başkanın yaptıkları inanılmaz. Dünya ticaretini yeniden yapılandırdı” diye konuştu.

Zaman geçtikçe Greer’ın görevleri ağırlaşıyor. Ocak ayının ortasında, Danimarka’nın Grönland’ı vermemesi halinde Avrupa ülkelerine gümrük vergisi uygulamakla tehdit etti. Buna karşılık Avrupalılar, Greer’ın aylardır yürüttüğü ticaret anlaşması müzakerelerini derhal askıya aldı.

Greer, ticaret anlaşması konuları ile yeni tarife tehditlerinin birbirinden ayrılarak ayrı ayrı ele alınması gerektiği konusunda onları ikna etmek zorunda kaldı.

Yüksek Mahkemenin Trump’ın daha önce getirdiği tarifeleri iptal ederek belirsizliği artırmasıyla durum daha da karmaşık hal aldı.

Şimdi Greer, halihazırda imzalanmış ticaret anlaşmalarının akıbeti hakkında müzakere yürütmek ve oranı bazen yüzde 10, bazen de yüzde 15 olarak açıklanan yeni küresel ithalat vergilerini dikkate alarak yeni müzakere pozisyonu geliştirmek zorunda.

Yeni tarifeler geçici çözüm olduğundan (yasa gereği en fazla 150 gün yürürlükte kalacaklar), Greer’ın iş yükü yakın zamanda hafiflemeyecek.

Amerika

Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Yayınlanma

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.

ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.

Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.

Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.

Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı

Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.

El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.

El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.

Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.

Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.

The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.

Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.

Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı

Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.

El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.

Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.

El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.

Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.

Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.

Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi

Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.

Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.

El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.

Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.

Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

Yayınlanma

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.

Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.

Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.

Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.

Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.

Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.

Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.

Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.

İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.

Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor

Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.

Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.

Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.

Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.

Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.

Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.

Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.

Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti

Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.

Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.

San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.

Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.

Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.

Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.

Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.

Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.

Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English