Bizi Takip Edin

Amerika

Trump’ın ‘ticaret çarı’: ABD’nin tarife savaşlarının arkasında kim var?

Yayınlanma

Jamieson Greer, bir yıldır ABD Ticaret Temsilciliğine (USTR) başkanlık ediyor. Bu makam genellikle medyanın pek ilgisini çekmese de USTR, Trump döneminde büyük önem kazandı. Batı basını Greer’ı “ticaret çarı” olarak anıyor.

Bu iddialı terim ABD’de oldukça yaygın; otomotiv endüstrisi ve finans gibi sorunlu alanlardan sorumlu üst düzey yetkililer orada “çar” olarak adlandırılıyor ve bazen bu tanım resmi makam adı bile olabiliyor. Örneğin, mevcut Trump yönetiminde yasa dışı göçle mücadeleyi yürüten “sınır çarı” Thomas Homan bulunuyor.

“Çar” Greer, basına sık sık tarifeler hakkında demeç veriyor ancak kişisel bilgilerini paylaşmayı sevmiyor. USTR’nin internet sitesindeki resmi biyografisinde doğum yılı bile yer almıyor. Çeşitli kaynaklar 4 Mart 1979 tarihini işaret ediyor.

Greer, Sierra Nevada civarındaki küçük Paradise (Kaliforniya) kasabasında işçi sınıfı ailesinde büyüdü ve beş çocuğun dördüncüsüydü. Aile, karavanla karıştırılmaması gereken uygun fiyatlı mobil evde yaşıyordu; karavan sürekli seyahat etmek için tasarlanmışken mobil ev, fabrikadan kurulum alanına teslimat kolaylığı sağlamak amacıyla taşınabilir yapıda üretiliyor.

Kaliforniya merkezli Chico Enterprise-Record yayınına verdiği röportajda Greer, tüm aile üyelerinin düzenli olarak kütüphaneye gittiğini ve kendini bildi bileli National Geographic dergisine abone olduklarını anlattı.

Diğer ülkelere ilgisi de buradan geliyordu. 1998’de Paradise’ta liseden mezun oldu ve uluslararası ilişkiler eğitimi aldığı Utah eyaletindeki Brigham Young Üniversitesine girdi.

Greer, Mormonizmin kolu olan İsa Mesih’in Ahir Zaman Azizleri Kilisesine mensup. New York eyaletinde 1830’da kurulan kilisenin bugün yaklaşık 7 milyon Amerikalı üyesi bulunuyor. Kuruluş yurt dışında aktif olarak vaaz veriyor; bu nedenle Greer eğitimine ara vererek iki yıllığına Belçika, Fransa ve Lüksemburg’daki Mormon misyonerlik faaliyetlerine katıldı.

Beyaz gömlek ve kravatıyla her gün bölge sakinleriyle, ayrıca Kosova ve Ruanda’dan gelen mültecilerle iletişim kurdu. Orada akıcı düzeyde Fransızca öğrenen Greer, bu kabiliyetinden ticaret müzakerelerinde hala faydalanıyor.

Greer daha sonra Virginia Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. Ayrıca Paris Siyasi Araştırmalar Enstitüsünde ve Pantheon-Sorbonne Üniversitesinde hukuk yüksek lisans derecesi aldı.

Ardından orduya katılarak Kansas’ta, daha sonra da Amerikan askerlerine karşı açılan davalara baktığı Türkiye ve Irak’ta Hava Kuvvetleri hukukçusu olarak görev yaptı. Bir keresinde Greer, havan topu saldırısı nedeniyle çapraz sorguyu yarıda kesmek zorunda kaldı; tüm katılımcılar aynı masanın altına sığındı.

Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin heyetinin Cenevre’deki müzakerelerde tarihi gerçeği saptırdığı zaman Greer’ın sadece bir kez çileden çıktığını anlattı. Greer’ın sergilediği bu duygusal patlama alışılmadık durumdu.

2012’de ordudan ayrılan Greer, ABD’de hukukçu olarak iş aramaya başladı. Mülakatlarından biri Washington merkezli Skadden, Arps, Slate, Meagher & Flom hukuk bürosundaydı ve görüşmeyi büro ortağı Robert Lighthizer yürüttü.

Lighthizer üzerinde “akıl ve değerlere” sahip insan izlenimi bırakan Greer, firmanın uluslararası ticari anlaşmazlıklarda U.S. Steel’i ve diğer Amerikan şirketlerini savunmasına yardımcı olması için işe alındı.

Bu iş, Greer’ın artan Çin ihracatı karşısında Amerikan sanayisinin karşılaştığı sorunları daha iyi anlamasını sağladı. New York Times’a konuşan Greer, “On yılı aşkın süredir ekonomi, ticaret ve uluslararası ilişkilerle ilgileniyorum. Konumumu sadece veri ve gerçeklerle desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda çalışırken tanıştığım insanların hikayelerini de anlatıyorum” diye konuştu.

Hukuk bürosundaki meslektaşı Jeffrey Gerrish ise şu ifadeleri kullandı: “Greer, (Çin ve diğer ülkelerden gelen ihracatın) sadece şirketler üzerinde değil, aynı zamanda işçiler ve tüm Amerikan toplumları üzerinde yarattığı etkiyi kendi gözleriyle gördü.”

Greer, kariyeri yükselişe geçen Lighthizer’ın adeta gölgesi haline geldi. Lighthizer, 1980’lerde Ronald Reagan yönetiminde ABD ticaret temsilcisi yardımcısıydı. Trump’ın ilk başkanlık dönemi 2017’de başladığında, USTR’nin başına geçme görevini Lighthizer’a verdi.

Patronunun izinden giden Greer, kurumda özel kalem müdürü oldu. Kurumda yaklaşık 250 yetkili çalışıyor; USTR’nin genel merkezi Washington’da bulunuyor ve ayrıca Cenevre ile Brüksel’de ofisleri yer alıyor.

Oval Ofis’teki toplantılarda Greer genellikle Lighthizer’ın arkasında yer alıyor ve başkanlık uçağında ona sık sık eşlik ediyordu.

Lighthizer, yabancı yetkilileri şaşırtarak, o zamanlar henüz 30 yaşında olan Greer’ı DTÖ, Güney Kore ve Meksika temsilcileriyle yapılan üst düzey görüşmeye kendi yerine gönderdi. İkili birlikte, Trump’ın Çin’e karşı ilk ticaret savaşını başlatmasına ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nı (NAFTA) yeniden şekillendirmesine yardımcı oldu.

Kendi inançlarında kararlı olsa da personelin Greer ile çalışması kolaydı. Meslektaşı David Bowling, “Astlarına karşı çok saygılıydı ve her zaman soğukkanlıydı” diye belirtti.

Üstleri de ona değer veriyordu. Belki de bunun nedeni, Greer’ın Lighthizer’ın tüm yeni çalışanlara verdiği şu tavsiyeye uymasıydı: “Tüm övgüyü kimin alacağını umursamazsanız Washington’da çok şey başarabilirsiniz.”

Trump’ın ilk başkanlık döneminin 2021’de sona ermesinin ardından Greer, uluslararası ticaret alanında uzmanlaşarak King & Spalding hukuk bürosuna ortak oldu.

2024 seçimlerinde Trump tekrar zafer kazandığında, Greer onun danışmanı olarak görev yaptı ve istişarelerde bulunmak üzere Mar-a-Lago’ya bile uçtu.

The New York Times’ın aktardığına göre Greer, yeni Amerikan liderinin dış ticaret politikası destekçilerinin listelerini hazırlayarak yönetimin şekillenmesine katkı sağladı; ayrıca Trump’ın Beyaz Saray’a döndükten hemen sonraki ilk gün açıkladığı dış ticaret muhtırasının hazırlanmasına katıldı. Muhtırada, tarifelerde olası sert artışlardan bahsediliyordu.

Politico’nun haberine göre, Greer’ın ismi ticaret bakanı ve hazine bakanı seçimlerinde de değerlendirildi. Kendisi ise daha düşük rütbeli görevi kabul etmeyeceğinin sinyalini verdi.

Trump başlangıçta Lighthizer’ı yeniden ticaret temsilcisi olarak atamayı planlıyordu ancak Lighthizer bunu reddederek kendi yerine Greer’ı önerdi. Trump’ın damadı Jared Kushner ve başkanın yakın çevresindeki bazı kişiler bu fikri destekledi: Kabinede ticaret uzmanının bulunmasının, yeni bir milyarder daha olmasından daha faydalı olacağını düşünüyorlardı.

Kasım 2024’te Greer resmi olarak ticaret temsilciliği görevine aday gösterildi. 26 Ocak 2025’te pazar okulunda dokuz yaşındaki çocuklara ders verirken telefonlarından biri Beyaz Saray’dan gelen aramalarla çalmaya başladı.

Sınır dışı edilen göçmenleri taşıyan Amerikan askeri uçaklarını kabul etmeyi reddeden Kolombiya’yı Trump gümrük vergileriyle tehdit ediyordu. Başkanın USTR’nin başında birine ihtiyacı vardı; aynı gün Senato, Greer’ın adaylığını 43’e karşı 56 oyla onayladı.

Greer telefonu kapattığında çocuklar, “Neden iki telefonunuz var?” diye sordu. O ise, “Oldukça telaşlı işim var” yanıtını verdi ve bu tamamen doğruydu.

Şubat ayında Trump, fentanil kaçakçılığını gerekçe göstererek acil durum ilan etmek ile Kanada, Meksika ve Çin’e gümrük vergisi uygulamak amacıyla Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası’nı (IEEPA) devreye soktu.

Lighthizer, hukuki açıdan çok savunmasız olduğunu düşünerek bu yasayı Trump’ın ilk döneminde kullanmamıştı.

Greer da bu görüşü paylaşıyordu ancak yine de yasayı Trump’ın seçenekleri arasına dahil etti. Bizzat Greer’ın ifadelerine başvuran The New York Times’ın aktardığına göre Trump, devlet başkanına sağladığı karar esnekliği nedeniyle bu seçeneği tercih etti.

Nisan ayında, sözde Kurtuluş Günü’nde Trump, ticaret açığını acil durum ilan etmek ve yüzde onlar seviyesinde gümrük vergisi uygulamak için IEEPA’yı tekrar kullandı.

Her iki durumda da Ticaret Temsilciliği, yabancı yetkililerin talep yağmuruna tutuldu. 2025’te 100 bin milden fazla yol kateden Greer, bazen günde yarım düzine ülkenin temsilcisiyle bir araya geldi.

Hepsi, gümrük vergilerindeki artıştan nasıl kaçınacaklarını anlamaya veya en azından bu konuda netlik kazanmaya çalışıyordu.

Belirsizliğin hakim olması Greer’ın sorunlarını daha da artırıyordu. Karşılaşılan zorluklardan biri, yerine getirildiğinde gümrük vergilerinin aynı seviyede kalmasını sağlayacak, her ülkeye yönelik net taleplerin bulunmamasıydı.

Greer, tek tek ülkelerle yapılan ticaretin özelliklerini dikkate almayan standart şartlar listesi hazırlamak zorunda kaldı; aksi takdirde iş yükünün altından kalkamazdı.

Bir diğer sorun ise gümrük vergisi meseleleriyle aynı anda birden fazla kurumun ilgilenmesiydi. Mayıs ayında Greer ve Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin ile ticari ateşkes yapılması ve ABD’ye maden tedarikinin yeniden sağlanması konusunda anlaştı.

Fakat Howard Lutnick yönetimindeki Ticaret Bakanlığı, kısa süre sonra Çinli üretici Huawei’nin yapay zeka çiplerini kullanan yabancı şirketleri (içlerinde Amerikan teknolojilerinin kullanıldığı gerekçesiyle) cezai yaptırımla tehdit etti.

Ardından bakanlık, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Müslüman nüfusun haklarının ihlal edilmesine yardımcı oldukları veya ABD’nin ulusal güvenliğini tehdit ettikleri suçlamasıyla 33 Çinli şirketi kara listeye alarak onların Amerikan teknolojilerine erişimini engelledi.

Beklendiği gibi Çin, maden ihracatına yeni kısıtlamalar getirerek yanıt verdi ve böylece Greer ile Bessent’in emeklerini boşa çıkardı.

Greer, yüksek ithalat vergilerinin Amerikan sanayisini dış rekabetten koruyacağına, üretimi ABD’ye geri getireceğine ve yüksek maaşlı daha fazla istihdam yaratacağına içtenlikle inanıyor. Greer, “Başkanın yaptıkları inanılmaz. Dünya ticaretini yeniden yapılandırdı” diye konuştu.

Zaman geçtikçe Greer’ın görevleri ağırlaşıyor. Ocak ayının ortasında, Danimarka’nın Grönland’ı vermemesi halinde Avrupa ülkelerine gümrük vergisi uygulamakla tehdit etti. Buna karşılık Avrupalılar, Greer’ın aylardır yürüttüğü ticaret anlaşması müzakerelerini derhal askıya aldı.

Greer, ticaret anlaşması konuları ile yeni tarife tehditlerinin birbirinden ayrılarak ayrı ayrı ele alınması gerektiği konusunda onları ikna etmek zorunda kaldı.

Yüksek Mahkemenin Trump’ın daha önce getirdiği tarifeleri iptal ederek belirsizliği artırmasıyla durum daha da karmaşık hal aldı.

Şimdi Greer, halihazırda imzalanmış ticaret anlaşmalarının akıbeti hakkında müzakere yürütmek ve oranı bazen yüzde 10, bazen de yüzde 15 olarak açıklanan yeni küresel ithalat vergilerini dikkate alarak yeni müzakere pozisyonu geliştirmek zorunda.

Yeni tarifeler geçici çözüm olduğundan (yasa gereği en fazla 150 gün yürürlükte kalacaklar), Greer’ın iş yükü yakın zamanda hafiflemeyecek.

Amerika

JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.

İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.

Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.

Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.

Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.

Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.

Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.

Zengin bağışçılar “Trump’tan sonra Trumpizm”i hazırlıyor

Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.

Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.

Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.

Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.

Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.

JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.

Tucker Carlson: MAGA ihanete uğradı

5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.

Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.

Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.

Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.

2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.

Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.

Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor

Okumaya Devam Et

Amerika

S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yayınlanma

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.

Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.

S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.

ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.

Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.

Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.

Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.

Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.

Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.

Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.

Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.

Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.

Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.

Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Yayınlanma

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.

Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.

Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.

Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.

Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.

Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.

Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.

Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.

Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.

Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.

Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.

Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.

Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.

Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.

Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.

Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.

Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.

O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.

Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.

Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.

ABD’de ulusal borç 40 trilyon dolara ulaştı, Kongre bölündü

Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.

Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.

Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.

AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.

Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.

PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.

Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.

JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi

JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.

JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.

Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.

Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.

Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.

Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.

Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı

Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.

Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.

ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.

Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.

Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.

BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:

“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”

Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.

Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.

Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.

Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.

Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.

Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.

O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.

COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.

2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.

Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.

Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.

Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.

Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.

ABD Hazine Bakanlığı, daha fazla tahvil geri alacak

Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı

Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.

Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.

Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.

St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.

Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.

Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.

Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.

Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.

Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.

ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.

Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.

Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.

Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.

Warsh “daha az müdahale”den yana

Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.

Warsh şöyle konuşmuştu:

“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”

Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.

Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.

Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.

Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English