Bizi Takip Edin

Avrupa

Ukrayna’da yolsuzluk baskınları: Kolomoyskiy ve Avakov neden hedefte?

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, geçen haftalarda Kiev yakınlarındaki Brovarıy’da İçişleri Bakanı Denis Monastırskiy ve beraberinde yetkililerin öldüğü helikopter kazasının ardından geniş çaplı bir “yolsuzluk” soruşturma süreci başlattı.

Yetkililere yönelik tahkikat süreçleri ilk etapta Savunma Bakanlığı Kamu İhale Dairesi Başkanı Bogdan Hmelnitskiy’e karşı, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için piyasa fiyatlarından iki ila üç kat daha yüksek fiyatlarla kumanya alındığı gerekçesiyle başladı. Hmelnitskiy, mühimmat satın alırken bakanlığın bütçesinden 580 bin doların zimmete geçirilmesi hakkındaki davanın sanıklarındandı.

Ardından Altyapı Bakanı Yardımcısı Vasiliy Lozinsky, jeneratör satın almak üzere 400 bin dolar rüşvet aldığı şüphesiyle gözaltına alındı.

Ukraynalı Strana gazetesine göre Lozinskiy, mevcut Başbakan Denis Şmigal’ın yakın dostu ve Lviv Bölge İdaresindeki Ekonomik Kalkınma Dairesinde çalıştığı dönemde mesai arkadaşıydı.

Bununla beraber bölgesel politikadan sorumlu olan devlet başkanlığı ofisinin başkan yardımcısı Kirill Timoşenko da “General Motors”un vatandaşları savaş bölgesinden tahliye etmek ve insani yardım misyonlarında kullanmak üzere Ukrayna’ya bağışladığı Chevrolet aracı kendi işlerinde kullandığının ortaya çıkmasından sonra istifa etti.

Zelenskiy, kendi hamilerini de hedef aldı

Bu hafta sıra Zelenskiy’in seçim kampanyası döneminde en büyük finansörü olan oligark İgor Kolomoyskiy ve sokaktaki neo-Nazi grupların hamiliğini yapan eski İçişleri Bakanı Arsen Avakov’a geldi.

Kolomoyskiy, seçim kampanyasında Zelenskiy’e sağlam bir yatırım yapmış, elindeki 1+1 televizyonunu — ülkenin en çok izlenen kanallarından — Zelenskiy ve partisi Halkın Hizmetkarı’nın propaganda aracına dönüştürmüştü.

Kolomoyskiy ve Avakov’un ikametlerine Güvenlik Teşkilatı (SBU) ve Mali Suçlar Bürosu (BEB) tarafından baskınlar düzenlendi ve aramalar yapıldı; bunların yanında Savunma Bakanlığı ve Kiev vergi dairesi yetkilileri de soruşturuluyor.

Zelenskiy, konuya ilişkin açıklamasında “Ülke savaş esnasında değişecek. Birileri değişime hazır değilse o zaman devlet gelip onları değiştirir” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy, “Çözümler olacak. Devletin ve toplumun temel gereklerini yerine getirmeyenler o koltuklarda oturmasın” diye konuştu.

Kolomoyskiy’e yönelen suçlama, ülkenin en büyük petrol üreticisi Ukrtatnafta ve petrol rafinerisi Ukrnafta’da dolandırıcılık ve zimmete para geçirme şeklindeydi.

Kolluk kuvvetleri, 40 milyar grivna [1 milyar doların biraz üzerinde] paranın zimmete geçirildiği ve gümrük ödemelerinin kaçırıldığını iddia etti.

Ukrnafta meselesi, bir süredir Kolomoykiy’in rahatsız edilmesine vesile oluyor. Sonbahar aylarında da Ukrayna Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) personeli devreye girmişti.

2021’de Forbes, servetinin 1,8 milyar dolar olduğu tahmin edilen Kolomoyskiy’i Ukrayna’nın “en zengin dört kişisi” arasına dahil etmişti. Fakat 2022’nin aralık ayına gelindiğinde dergi, Kiev’in Ukrtatnafta’nın kamulaştırılması nedeniyle servetinin 850 milyon dolara düştüğü bilgisini vermişti.

Ayrıca Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Başkanı Aleksey Danilov, el konulan mülklerin askeri mülk statüsü kazandığını ve Ukrayna Savunma Bakanlığı’nın kontrolüne geçtiğini söylemişti.

Diğer yandan Zelenskiy’in ağustos ayında Kolomoyskiy’i kararnameyle vatandaşlıktan çıkardığını anımsatmak yararlı olabilir. Soruşturma, Kolomoyskiy’in tasfiyesinin parçası.

Kolomoyskiy’in mazisi

Kolomoyskiy, Donbass’ta savaşın başladığı ilk aylarda, Dinyeper Valisi olarak görev yaparken, neo-Nazi gruplara para akıttığı sıralarda hem dönemin Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko, hem de Obama yönetiminin Ukrayna dosyasına bakan isimleri Biden ve Avrasya’dan Sorumlu Dışişleri Müsteşarı Victoria Nuland’ın çok yakın dostuydu.

Kolomoyskiy’in Rusya’ya karşı savaşta cömert davranması, Christine Lagarde başkanlığındaki IMF’in yönetim kurulundan çıkacak kararları da etkiledi. Galiba IMF’in Amerikan dış politikasının başat enstrümanlarından biri olduğunu hatırlatmaya gerek yok.

2014’ün bahar aylarında Maydan darbesini takiben kurulan Poroşenko rejimi, Viktor Yanukoviç döneminde ülkenin bağımlı olduğu Rus yatırımlarının yerini IMF kredileriyle ikame etti. IMF’in akıttığı kredilerin üçte birinden fazlası ise, Ukrayna Ulusal [Merkez] Bankası ve Kolomoyskiy ile ortağı Gennadiy Bogolyubov’un idaresindeki Privat Bank’a aktı.

O sırada 2006’dan 2016’da kamulaştırılana kadar Privat Bank’ı yöneten Kolomoyskiy ve Bogolyubov’un çevirdiği dümenlere ilişkin yürütülen tahkikatlar, IMF’in sunduğu kredilerin birbirlerine borç veren paravan şirketler aracılığıyla kaçırıldığını ortaya koydu.

Burada sorulması gereken asıl soru, Privat Bank ve Kolomoyskiy aleyhinde yürütülen yargı sürecinin neden bu kadar bekletildiği. Ayrıca plandaki suç ortaklarının listesi de eksik. Suç ortakları listesinin başında Clinton, Nuland ve Lagarde adına çalışan IMF yetkilileri David Lipton ve Jeroma Vacher de yer alıyor.

Davada Kolomoyskiy ve Bogolyubov’a ek olarak sanık sıfatıyla Mordechai Korf, Chaim Schochet ve Uriel Laber adlarında üç kişi daha var. Bu isimler ABD’de ikamet ediyor ve Privat Bank’ın zimmete para geçirme ve kara para aklama zincirinin son halkasını oluşturan yatırım şirketlerinin başında.

Privat Bank hakkındaki davanın tutanaklarında yer alan delillerin çoğu Kıbrıs’la bağlantılı. Tutanaklara göre parayı taşımak için 41 ayrı paravan şirket kullanıldı:

“Aklama kuruluşlarının hesaplarına giren ve çıkan milyarlarca doları olmasına rağmen, gerçekte bu kuruluşların hiçbir işi, varlığı, operasyonu veya çalışanı yoktu ve kara para aklama amacıyla oluşturulmuş paravan kuruluşlardı.”

Sonrasında ABD’ye taşınan para gayrimenkul için harcandı; Ohio eyaletindeki Cleveland’de dört, Teksas’daki Dallas’ta iki, Illinois Harvard’da bir iş merkezi ve birkaç ABD eyaletinde faaliyet gösteren altı ferro-alaşım ve çelik şirketi.

Mahkeme tutanakları, satın alınan gayrimenkulün değerinin 287,7 milyon doların üzerinde olduğunu, şirketlerin toplam değerinin ise 468,7 milyon dolar olduğunu söylüyor.

Diğer yandan net bir amacı veya yatırım hedefi olmayan çeşitli para transferleri de vardı:

“Bugüne dek analiz edilen bilgilere dayanarak davalılar, 188,1 milyon doları Optima Group, 162,3 milyon doları Optima Ventures, 153,7 milyon doları Optima Acquisitions, 103 milyon doları Optima International, 9 milyonu Warren Steel Holdings ve 6,7 milyonu Felman Trading üzerinden olmak üzere yaklaşık 622,8 milyon dolar değerindeki kredi gelirini akladı. Privat Bank bu transferler karşılığında herhangi bir bedel almamış ve transferlerle ilgili krediler tam olarak geri ödenmemiştir.”

Bu dosyanın tekrar açılmasının elbette bir sebebi vardı. Zira Kolomoyskiy ve Zelenskiy, Trump’a yönelik azil soruşturmasında ikili oynamıştı. Dolayısıyla ABD Başkanı Joe Biden, göreve geldiği ilk ayda Kolomoyskiy’i yaptırım listesine aldı. Şimdi ise Zelenskiy, Washington’un uzun süredir talep ettiği şeyi yerine getiriyor.

Helikopter kazası ve Avakov

Eski Ukrayna İçişleri Bakanı Arsen Avakov, Maydan darbesinden sonra en uzun süre koltuğunu koruyan yetkiliydi. Bunu, neo-Nazi sokak gruplarının kontrolünü elinde tutmasına borçluydu.

Nitekim Azak Taburu’nu ulusal muhafızlara dahil eden de oydu.

18 Ocak sabahı Super Puma tipi helikopter, Kiev yakınlarındaki Brovarıy’da düştü. Helikopterde İçişleri Bakanı Denis Monastırskiy ve yardımcısı Yevgeny Yenin de dahil 14 kişi öldü.

Helikopter, Avakov’un görevde olduğu 2019’un temmuz ayında Airbus’la yapılan sözleşme kapsamında alınmıştı. Sözleşmeyle polis, Ulusal Muhafızlar, sınır muhafızları ve Acil Durumlar Bakanlığı 55 helikopter teslim almıştı.

Zelenskiy, SBU’ya kazayı soruşturma talimatı verdi ve ilgili sözleşme yeniden gündeme geldi. Basın, sözleşmenin ederinin 555 milyon euro olduğunu ve bu helikopterlerin neredeyse yarısının arızalı olduğunu hatırlattı.

Avakov’un yanında milletvekili ve müteahhit Vadim Stolar, Kiev Vergi Dairesi Başkanı Oksana Datiy ve uçak motoru üreticisi Motor Siç’in eski yöneticisi Vyaçeslav Boguslayev de suçlanan ve soruşturulan isimler arasında.

Gerekçe

Geçen hafta Moskovskiy Komsomolets gazetesine demeç veren eski Ukraynalı milletvekili Oleg Tsaryov, Zelenskiy’in attığı adımların gerekçesini şöyle yorumlamış:

Ülke içinde, Amerika ve Britanya taraftarları arasındaki ilişkilerde kızışma var. Skandalları kimlerin dillendirdiğine ve halihazırda soruşturmaları kimlerin yürüttüğüne bakarsanız, Soros’la bağlantılı şahsiyetlerin yolsuzluk delillerinden söz ettiğini görürsünüz. Ve soruşturma, ABD’ye bağlı bir kurum olan NABU (Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu) tarafından yürütülüyor. Darbe, her şeyden evvel Devlet Başkanlığı İdaresi Başkanı Andrey Yermak ve yardımcısı Kirill Timoşenko’ya yönelik. Bunlar Zelenskiy’in çevresindeki, Britanya’nın desteğini alan insanlar.

Andrey Yermak’ın atanma hikayesini hatırlayacak olursanız; atandıktan sonraki ilk günlerde gidip görüşmeler yaptığı yer Britanya’ydı. Şu anda şahit olduğumuz şey buzdağının görünen kısmı. Londra adına çalışan siyaset uzmanları bile zulüm görüyor.

Ama bence Volodimir Zelenskiy, devlet başkanlığı makamındaki iki yardımcısını sonuna kadar elinde tutacak. Sadece mali veya politik gerekçelerle birbirlerine bağlı değiller, bu yüzden onları korumaya çalışacak.”

Avrupa

Burnham, küçük göçmen teknelerine karşı “tavizsiz” olacak

Yayınlanma

Andy Burnham, on binlerce göçmenin İspanya’nın Ceuta bölgesine girmesinin ardından küçük tekneyle geçişlerin önlenmesinde “tavizsiz” olacağına söz verdi.

Britanya Başbakanı, insan kaçakçılığı çeteleriyle mücadele için mültecilere yönelik “güvenli güzergâhlar”ın gerekli olduğunu savundu.

Dover’a yaptığı ziyaret sırasında konuşan Burnham, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’ten, geçen hafta İspanya’nın Kuzey Afrika’daki Ceuta bölgesine giren tahmini 50.000 kişinin yaklaşık %98’inin şu anda Fas’a geri gönderildiğine dair güvence aldığını söyledi.

Ne var ki, bu durum acil sorunu “büyük ölçüde” çözmüş olsa da, “Elbette Schengen bölgesi ve bu bölgeyle olan ilişkilerimiz konusunda daha geniş kapsamlı bir mesele var,” diyen Başbakan, bu konularda AB ile “düzenli bir diyalog içinde olmak istediğini” ekledi.

Güvenli güzergâhların gerekliliğini vurgulayarak bu konudaki tartışmanın tonunu değiştirmek isteyip istemediği sorulduğunda, Birleşik Krallık’ın “bu konuyu siyasi malzeme olarak kullanmak yerine sorunu ele alması” ve halkı rahatlatacak değişiklikler yapması gerektiğini söyledi:

“Halk, sınırın kontrolsüz gibi görünmesinden hoşlanmıyor. Bu kontrolü yeniden sağlamamız gerekiyor, fakat aynı zamanda gerçekten desteğe ihtiyacı olan kişilere de destek sunmamız gerekiyor. Mesele, yaklaşımı tamamen değiştirmekle ilgili ve bu konuya yönelik çok farklı bir yaklaşımın temel taşlarını yavaş ama emin adımlarla yerine koyuyoruz.”

Geçen çarşamba, bu yılın şu ana kadar Manş Denizi’ni küçük teknelerle geçenler açısından en yoğun gün oldu ve 752 kişi Birleşik Krallık’a ulaştı.

Resmi geçici rakamlara göre, bu yılın başından bu yana 14.526 kişi Birleşik Krallık’a giriş yaptı. 

Bu rakam, geçen yılın aynı döneminde kaydedilen sayının (25.436) %43 altında ve 2024’ün aynı dönemine (16.903) kıyasla %14 daha düşük.

“İlerleme kaydediliyor ancak rehavete kapılmıyoruz,” diyen Burnham, organize göç suçlarıyla mücadele eden Ulusal Suç Ajansı memurlarının sayısının 2025 yılının başından bu yana 376’dan neredeyse 800’e çıkarak iki katından fazla arttığını belirtti.

İspanya’ya göç dalgası, İtalya’da “Schengen” tepkisini yükseltti

Pazar günü açıklanan son rakamlara göre, Burnham’ın başbakan olmasından bu yana 2.000’den fazla kişi küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçti.

İçişleri Bakanlığı verilerine göre cumartesi günü dört tekneyle 326 kişi geldi; böylece 20 Temmuz’da Keir Starmer’ın yerine geçmesinden bu yana bu sayı 2.057’ye ulaştı.

Geçen yılın aynı döneminde ise 1.962 geçiş gerçekleşmişti.

Stratford’daki Ulusal Suç Ajansı genel merkezine yaptığı ayrı bir ziyarette İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, küçük tekneyle geçişlerin önlenmesine yönelik hükümetin çalışmalarının “meyvesini vermeye” başladığını söyledi.

Bakan, süresiz oturma izni almaya hak kazanma süresini beş yıldan 10 yıla çıkarmak da dahil olmak üzere önerilen göçmenlik önlemleri konusunda İşçi Partisi saflarında şiddetli bir muhalefetle karşı karşıya kaldı.

Fakat Mahmood, “Manş Denizi’nde insanları teknelere çeken itici faktörleri ele almak için” reformun gerekli olduğunu belirterek, “Hesaplamayı değiştirmek istiyorum. Öncelikle tekneye binip binmeme konusunda fikirlerini değiştirmelerini istiyorum,” dedi.

Mahmood, on binlerce kişinin sığınma başvuruları işleme alınmadan Fas’a geri gönderildiği Ceuta’ya yönelik akına İspanya’nın verdiği yanıtın kopyalanması yönündeki çağrıları reddetti.

Bu, Fas ile İspanya’nın kara sınırı paylaşması ve aralarında bir anlaşma olması nedeniyle mümkün olmuştu.

Mahmood, insan kaçakçılığı ve Manş Denizi’nin ortak sularının durumu “birçok açıdan daha karmaşık” hale getirdiğini söyledi.

Ceuta’ya ulaşmaya çalışırken en az 72 kişi hayatını kaybetti; bunlardan bazıları boğulurken, diğerleri sınır çitine tırmanmaya çalışırken ezilerek öldü.

Sánchez, bu büyük akını “İspanya’nın toprak bütünlüğüne bir ihlal” olarak nitelendirdi.

Perşembe gününden itibaren sadece 24 saat içinde gerçekleşen bu insan akını, 85.000 nüfuslu şehri alt üst etti, Madrid için bir siyasi kriz tetikledi ve bazı AB ülkelerinden öfkeli tepkilere yol açtı.

Bu tepkiler arasında İspanya’nın Schengen serbest dolaşım bölgesinden askıya alınması çağrıları da yer aldı.

Cumartesi günü İspanyol polisi, başkalarının sınırı aşmasını önlemek için Fas sınırı açıklarında 500 metre uzunluğunda bir yüzen bariyer kurdu. 

Fakat İspanya’nın sol hükümeti, İspanya’da yaşayan yaklaşık 500.000 göçmeni yasallaştırma planına zaten öfkeli olan sağ ve merkez sağ yönetimlerin ve muhalefetin baskısı altında kalmaya devam ediyor.

AB bakanları salı günü acil görüşmeler düzenlemeye karar verdiler. 22 AB ülkesinin liderleri, kontrolsüz sınır geçişlerinin daha da artmasını önleme gereğini gerekçe göstererek acil bir müdahale talep ettiler.

Zirve, Cumartesi günü AB üye devletlerini temsil eden yetkililer ile Frontex sınır ajansı uzmanlarının katıldığı “ciddi” bir toplantı sırasında çağrıldı.

AB liderleri, blok içindeki bölünmeleri gidermeye ve göç konusunda tek bir yaklaşımı yeniden tesis etmeye çalışıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Daimler: Savunma yatırımları olumlu yan etkiler yaratacak

Yayınlanma

Daimler Truck’ın CEO’su, savunma sektörüne daha fazla yatırım yapmanın şirketin faaliyetleri için olumlu yan etkiler yaratacağını belirtti.

CEO Karin Rådström, Financial Times’a (FT) verdiği mülakatta, otonom sürüş alanındaki yenilikler ve daha hızlı geliştirme döngüleri gibi konularda kamyon üreticisinin savunma sektöründeki ortaklarından ders alabileceğini söyledi:

“Savunma sektöründe şu anda pek çok yenilik yaşandığını görüyoruz ve bunların sivil sektöre de fayda sağlayacağına inanıyoruz.”

Alman otomotiv şirketleri, büyüme sağlamak ve bazı durumlarda araçlarına olan talebin düşmesi nedeniyle atıl kalan fabrikalarını doldurmak için giderek daha fazla silah sektörüne yöneliyor.

Daimler Truck, haziran ayında savunma ürün yelpazesini genişletmek, daha geniş bir askeri araç yelpazesi geliştirmek ve Avrupa dışına açılmak için yüzlerce milyon avro düzeyinde bir yatırım yaptığını açıklamıştı.

Şirket ayrıca, savunma sektöründen elde ettiği geliri 2028 yılına kadar 1 milyar avroya çıkarma hedefini açıkladı.

Bu, 2025 olarak belirlenen önceki hedeften iki yıl daha erken bir tarih.

Daimler Truck, geçen yıl endüstriyel faaliyetlerinde 45,9 milyar avro satış gerçekleştirdi ama ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri ve Kuzey Amerika pazarındaki yavaşlama nedeniyle kârında düşüş yaşadı.

Rådström, şirketin savunma iş kolunun “beklediğimizden daha hızlı” geliştiğini ve savunma sektörünün geleneksel iş kollarından daha hızlı büyüdüğünü söyledi.

CEO, Daimler Truck’ın, daha küçük hacimlerde üretime alışkın geleneksel savunma sektöründeki oyuncularından daha hızlı bir şekilde üretimi ölçeklendirme kapasitesine sahip olduğunu belirtti:

“Gerçek anlamda endüstriyelleşme kapasitemiz var çünkü, bildiğiniz gibi, şu anda tüm savunma bakanlıklarının ihtiyacı olan şey daha fazla kapasite ve bunu oldukça hızlı bir şekilde elde etmek.”

Ordular, savaş alanında güvenliği artırmak için otonom kamyonları kullanmayı planlıyor.

Rådström, otonom teknolojiye sahip kamyonların çalıştırılması için daha az askeri personele ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

İşgücü talebinin azalması, yeni asker bulmanın zor olduğu uzun süren çatışmalarda da bir avantaj oluşturuyor ve işgücünün diğer alanlarda görevlendirilmesine olanak tanıyor.

Rådström, yüksek riskli çatışma bölgelerinde araçları kullanma ihtiyacının, uzaktan kumandalı sürüşün benimsenmesini ve birkaç kamyonun sürücüsü olan bir öncü aracın arkasında otonom olarak ilerlediği “konvoy sürüşü” gibi yeni özelliklerin geliştirilmesini teşvik ettiğini belirtti.

Aynı teknolojiler sivil alanda da farklı kullanım senaryolarıyla uygulanabilir. CEO, “Savunma amaçlı otonom projelerimizden edindiğimiz deneyimlerin bir kısmı, sivil alanda da geçerli,” dedi.

Kamyon taşımacılığı şirketlerinin maliyetlerinin yüzde 40’ını işgücü oluşturduğundan, otonom teknolojinin lojistik sektörünün kârlılığına katkı sağlayacağını belirtti.

“Maliyetin yüzde 40’ını ortadan kaldırabilir ve kamyonları bütün gece, 24 saat boyunca çalıştırmaya başlayabilirseniz, bu çok büyük bir avantajdır,” diyen Rådström, otonom yeteneklerin eklenmesinin sektörün karşı karşıya olduğu “en büyük değişim” olduğunu da ekledi.

Rådström’e göre şirket, önümüzdeki yıl ABD’deki belirli bölgelerde otonom sürüş yapabilen kamyonların teslimatına başlamayı hedefliyor ve “büyük çaplı piyasaya sürülme” ise 2028 için planlanıyor.

Alman kamyon grubu, otomotiv sektöründeki daha uzun geliştirme sürecine kıyasla, savunma alanındaki startup’ların yeni teknolojileri uygulamaya koyma hızından da ders alabilir.

Savaş alanı, yeni otonom teknolojiler için bir test ortamı oluşturuyor ve bu da yazılım ve donanımın hızlı bir şekilde geliştirilmesine olanak tanıyor, dedi.

Rådström, “Bu döngü, savunma sektöründe şu anda bizim normal iş yapma şeklimize kıyasla çok daha hızlı ilerliyor,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Romanya, nükleer santral soğutması için Tuna’da kontrollü patlama düzenledi

Yayınlanma

Romanya Deniz Kuvvetleri, soğutma işlemine yardımcı olmak amacıyla büyük miktarda suyu Eski Tuna Nehrine ve Cernavodă nükleer santraline yönlendirmek için kontrollü bir patlama gerçekleştirdi.

Adevărul gazetesi, bugün su akışını engelleyen büyük bir kayayı yerinden kaldırmak için yaklaşık 180 kg patlayıcı kullanıldığını bildirdi.

Savunma Bakanı Vekili Radu Miruță, operasyonu bir başarı olarak nitelendirerek, bunun santralin soğutulmasına ve nehirdeki su taşınmasına yardımcı olacağını söyledi.

Aşırı hava koşullarının devam etmesi nedeniyle Cernavodă santralinin bir noktada faaliyetlerini geçici olarak durdurmak zorunda kalabileceğini ancak santralin bir gün daha çalışmasının, patlatma maliyetinden daha değerli olduğunu belirtti.

Romanya ve Macaristan’ın karşı karşıya olduğu zorluk hakkında bir fikir vermek gerekirse, Tuna Nehri’nin su debisi Romanya’da saniyede 1.500 metreküpe düştü.

Bu rakam, temmuz ayı ortalamasının üçte birinden daha az.

Reuters’ın haberine göre, Avrupa’nın başlıca nehirlerinde kaydedilen rekor düzeyde düşük su seviyeleri, mal taşımacılığını kısıtladı, elektrik üretimini düşürdü ve şirket kârlarını azalttı.

Bu durum, kavurucu sıcaklıkların ve düzensiz yağışların iktsadi ilişkin endişeleri artırdı.

Rotterdam’ın hareketli limanından Sırbistan’daki hidroelektrik santrallerine kadar, su yolları tahıl ve petrol gibi malların taşınmasında ya da milyonlarca insanın evlerini serinletmeye çalıştığı bu dönemde çok ihtiyaç duyulan elektriğin üretilmesinde giderek daha az güvenilir bir yol haline geldi.

Emtia veri ve analiz şirketi Kpler’de enerji analisti olarak görev yapan Alessandro Armenia şunları söyledi:

“Bu durum, geçmişte gördüğümüz gibi tek bir bölgeyi değil, tüm Avrupa’yı etkiliyor. Mevcut dinamikler göz önüne alındığında, bu durum ya elektrik kesintileriyle karşılaşacağımız ya da çok daha fazla yatırım yapmamız gerektiği anlamına geliyor.”

Sırbistan’ın en büyük hidroelektrik santrali olan Djerdap 1’de üretim kapasitenin %20’sine düştü, santralin üretim müdürü Davor Maljoković, bir zamanlar geniş olan yanındaki nakliye kanalının daralarak kum ve çakıl yataklarını ortaya çıkardığını belirtti.

Su eksikliği ayrıca Sırbistan’ın Kostolac kömür santrallerindeki soğutma sistemlerini de aksattı, bu da santralleri üretimi azaltmaya zorladı.

Romanya’nın devlet nükleer enerji üreticisi Nuclearelectrica da aynı nedenden ötürü bu hafta başında iki reaktöründen birini kapatmak zorunda kaldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English