Diplomasi
Valday Kulübü uzmanı: ABD’nin Moskova-Pekin arasına nifak sokma şansı yok

Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, Vzglyad gazetesindeki yazısında, ABD’nin Rusya ile Çin’i ayırma girişimlerinin başarısız olacağını savundu. Bordaçev, iki ülke arasındaki ortaklığın sağlam temellere dayandığını ve Batı’nın “böl ve yönet” stratejisine karşı en iyi yanıtın Avrasya’da işbirliğini derinleştirmek olduğunu belirtti. ABD’nin olası bir Rusya ile yakınlaşmasının taktiksel olacağını ve Çin’e yönelik baskının ana hedef olmaya devam edeceğini vurguladı.
Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, Rusya’nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad gazetesinde yayımlanan analizinde, Batı’nın uluslararası politikadaki en önemli araçlarından birinin “böl ve yönet” stratejisi olduğunu anımsattı.
Bordaçev, “Batı teorisi çerçevesinde vatandaşlar arasında sürekli anlaşmazlık çıkarmak, devletin ve yönetici elitlerin varlığını meşrulaştırıyor; aksi takdirde onlara gerek kalmıyor,” şeklinde görüş bildirdi.
Diğer ülkeleri birbirine düşürme çabasının, tarihsel olarak Avrupa ve Amerikan dış politikasının temelini oluşturduğunu ifade eden Bordaçev, 20. yüzyılda Amerikan diplomasisinin en önemli başarılarından birinin, 1970’lerin başında sosyalist dünyanın iki büyük gücü olan SSCB ile Çin arasında bölünme yaratması olarak kabul edildiğini hatırlattı.
Uzman, ABD’nin bu deneyimi yeni koşullarda tekrarlamaya çalışacağına inanmak için nedenler olduğunu, ancak Batı’nın en güçlü rakipleri arasında böyle bir bölünmeyi başarabilme şansının bulunmadığını ifade etti.
Rusya ile Batı arasındaki askeri-politik çatışmanın akut fazının muhtemel sonlanmasının, dost Çin ile ilişkilerin düzeyinde düşüşe yol açmayacağını belirten Bordaçev, “Fakat Moskova-Washington hattında beklenen bu değişiklikler, Çinlilerde kaçınılmaz olarak endişe yarattıve gelecekteki dengelerdeki konumlarını anlama isteği doğurdu,” diye kaydetti.
Bordaçev, “Geçtiğimiz üç yıl içinde Çin, dünya çoğunluğundaki tüm ülkeler gibi, Rusya ile kolektif Batı arasındaki çatışmayı gözlemci konumunda izlemeye alıştı,” dedi.
Pekin ile işbirliğinin bu yıllarda Moskova’nın direncinde en önemli faktörlerden biri haline geldiğini, ancak bunun Moskova için mutlak kritik öneme sahip olmadığını vurgulayan Bordaçev, “En dostane olanlar dahil hiçbir dış ortağın böyle bir önemi olamaz, zira Rusya zengin ve büyük ölçüde kendi kendine yeten bir ülke,” diye ekledi.
Bordaçev, “Fakat, bilinen pürüzlere rağmen ikili ticaret ve diğer alanlardaki işbirliğinin artması, ABD ve Avrupa’nın ‘Rusya’yı tecrit etme’ stratejisinin başarısız olmasında büyük rol oynadı,” değerlendirmesinde bulundu.
Bordaçev, “Aynı zamanda Çin, sürekli olarak barış gücü pozisyonunda yer aldı; ‘barışın dostları’ grubu oluşturdu ve Batı’nın durumu diplomatik açıdan çıkmaza sokmasına izin vermedi,” diye ekledi.
Bordaçev, bunun Çin’in, Hindistan gibi, uluslararası arenadaki etkisini önemli ölçüde artırmasına olanak tanıdığını belirtti.
“Hatta bazı abartılı değerlendirmelere göre, Rusya’nın Ukrayna’da Batı ile çatışması Çin dış politikası için daha çok faydalı oldu,” diyen Bordaçev, bu görüşe katılmadığını belirtti.
“ABD ve Avrupa’daki rakiplerimiz, Moskova’nın sözde Çin çıkarlarına ‘hizmet ettiği’ fikrini aktif olarak tartışmaya açtı,” değerlendirmesini yapan Bordaçev, bunun kesinlikle doğru olmadığını vurgulayarak, “Avrupa’daki açık çatışma, Çin’in şu anda en fazla fayda sağladığı dünya ekonomisine darbe vurdu ve çatışmanın nükleer boyuta tırmanma olasılığı, diğer pek çok ülke gibi Çin’in de hayatta kalmasını tehdit etti,” ifadelerini kullandı.
“Ancak ne olursa olsun, Çin son yıllarda sadece Rusya ile ilişkilerini güçlendirmekle kalmadı, aynı zamanda ABD’nin ana güçlerinin Avrupa sahnesine odaklandığı durumu da kullandı,” diyen Bordaçev, “Şimdi Pekin, elde edilenleri nasıl koruyacağını ve politikasını Moskova ile Washington arasındaki ilişkilerdeki değişikliklere nasıl uyarlayacağını ciddi şekilde düşünüyor,” yorumunu yaptı.
Bordaçev’e göre bu kolay değil. “Gözlemcilerin çoğu, yeni Amerikan hükümetinin stratejisinin Rusya ile uzlaşmaya (uzun vadeli olmasa bile taktiksel bir uzlaşma) yönelik olduğunu düşünme eğiliminde,” dedi.
Uzman, “Çin’de ise bu niyetler, artık Amerikan baskısının ana hedefi haline geleceği yönünde şüpheler uyandırıyor,” diye belirtti.
“Dahası, Amerikalılar her fırsatta Çin’e karşı koymak için tüm güçlerini odaklamaları gerektiğini haykırıyorlar,” diyen Bordaçev, “Bunun kısmen haklı gerekçeleri var. Donald Trump hükümetinde Pekin ile ilişkilerin güçlendirilmesini savunan tek bir kişinin bile olmaması tesadüf değil,” vurgusunu yaptı.
Bordaçev, ABD için en ciddi tehdidi Rusya’nın değil, Çin’in temsil ettiğini savundu: “Mesele nüfus büyüklüğü ve buna bağlı olarak tüketim: Eğer Çin Halk Cumhuriyeti nüfusu bu konuda Amerikan seviyesine biraz bile yaklaşırsa, kaynaklar ikisine yetmeyecektir.”
Bordaçev, “Bu nedenle, ABD için yıllardır Çin’in gelişimini yavaşlatmak, ekonomik sorunlarına katkıda bulunmak önemli olmuştur,” diye ekledi.
ABD-Rusya ilişkilerindeki büyük tersine dönüş ve Çin’in diplomatik seçimi
‘Amerikalılar, resmi düzeyde bile Çin-Rusya ortaklığını baltalama niyetlerini dile getiriyorlar’
“Aynı zamanda Amerikalılar, resmi düzeyde bile Çin-Rusya ortaklığını baltalama niyetlerini dile getiriyorlar,” diyen Bordaçev, “Bu tür açıklamaları yakın zamanda ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan duyduk,” diye ekledi.
Uzman, bunun şimdilik 50 yıl önce işe yarayanı tersine çevirme arzusu gibi göründüğünü belirtti: “Bu kez Rusya’ya, komşusuyla ortaklıktan elde edeceği faydayı aşacak çıkarlar vaat etmek.”
Bordaçev, Amerikalı ortakların aklına daha orijinal fikirlerin de gelebileceğini belirtti: “Örneğin, Çin’i Rusya’dan koparmaya çalışmak, ona ABD ile birlikte insanlığın gelişiminin en önemli sorunlarını çözme yeteneği vaat etmek.”
Bordaçev, her iki seçeneğin de aynı derecede maceracı ve gerçekleştirilemez göründüğünü ifade etti.
“Tarihten bildiğimiz SSCB-Çin ‘bölünmesi’, Amerikan diplomasisinin meyvelerinden yararlanmasından çok önce ortaya çıkmıştı,” diyen Bordaçev, nedenleri şöyle sıraladı:
“Dünyanın en güçlü iki komünist partisi, 1960’ların başında Avrupa’nın sömürgeci tiranlığından kurtulan dünya kısmı üzerinde nüfuz mücadelesi veriyordu. Mao Zedong yönetimindeki Çin, küresel öneme enerjik bir şekilde ulaşmaya çalışıyordu ve bu durum, Pekin’e ‘küçük kardeş’ gözüyle bakan SSCB yönetimiyle çatışmaya yol açıyordu. Çin’de bu yaklaşım rahatsızlık yaratıyordu.”
Bunun yanı sıra Bordaçev, bu faktörlerin hiçbirinin şu anda Rusya-Çin ilişkilerinde mevcut olmadığını vurguladı. “Dahası, BRICS çerçevesinde taraflar, yeni dünya düzeninin küçük ülkeler için bile demokrasi ve adalete dayanması gerektiği vizyonunu tamamen paylaşıyorlar,” dedi.
‘Rusya ve Çin, Batı’nın egemenliğini koruma girişimlerine ‘sırt sırta’ karşı koyuyorlar’
Uzman, “Rusya ve Çin, Batı’nın egemenliğini koruma girişimlerine ‘sırt sırta’ karşı koyuyorlar, ancak birbirlerini kesinlikle küçük ortak olarak görmüyorlar. Bunu iddia edenler, doğrudan veya dolaylı olarak Amerikan fikirlerinin yayılmasına katkıda bulunuyorlar,” diye ekledi.
Son olarak, Bordaçev, ABD’nin barışçıl niyetlerinin daha uzun vadede sürdürülebilir olduğunu düşünmek için hiçbir neden olmadığını belirtti. “ABD henüz teorik olarak bile küresel etkisini kimseyle –Rusya, Çin, Hindistan veya Avrupa ile– paylaşmaya hazır değil,” dedi ve “Ki Avrupa zaten giderek dünya politikasının ana yörüngesinden kayıyor,” diye ekledi.
“Büyük olasılıkla Amerikalıların sadece bir ‘nefeslenmeye’ ihtiyacı var,” diyen Bordaçev, gerekçeleri şöyle açıkladı: “ABD’nin kaynakları küresel düzeyde egemenlik için verilen uzun mücadeleyle tükendi, şimdi kesin olarak bildiğimiz gibi devasa fonlar tamamen boşa harcandı ve iç durum oldukça karmaşık.”
Bordaçev, “Bu nefeslenmeyi sağlamak için Amerikalılar, Avrupalı uydularının fobileriyle dolu hırslarını feda ederek bile Rusya ile uzlaşmaya çalışacaklardır,” dedi.
‘Doğu Avrupa’da kalıcı barışın derhal ABD’nin Çin’e yönelik bir saldırısına yol açacağını düşünmek için hiçbir neden yok’
Ayrıca uzman, “Aynı zamanda ABD, Çin ile çatışmada da bir tür duraklama yapmaya çalışacaktır; onunla ciddi bir mücadele için de yeterli kaynakları yok,” ifadesini kullandı.
“Bu nedenle, Doğu Avrupa’da uzun zamandır beklenen kalıcı barışın derhal ABD’nin Çin’e yönelik bir saldırısına yol açacağını düşünmek için hiçbir neden yok,” ifadelerini kullanan Bordaçev, “Ve Pekin’de de bunun gayet iyi anlaşıldığı oldukça muhtemel,” diye ekledi.
“Peki Rusya ve Çin, Amerikan politikasındaki değişikliklere nasıl ortak yanıt verebilir?” sorusunu soran Bordaçev, yanıtını şöyle verdi: “Sadece Büyük Avrasya’da işbirliği yoluyla, burada dış manipülasyon ve anlaşmazlıklardan arınmış bir alan yaratarak.”
Bordaçev, “Bu yöndeki hareket, her iki ülkenin liderleri tarafından zaten belirlenmiş durumda ve orta ve küçük devletlerin çoğu tarafından da destekleniyor,” dedi.
Son olarak Bordaçev, ABD ve Avrupa’nın değişmez “böl ve yönet” stratejisine ancak Avrasya’nın iç kalkınma sorunlarını (güvenlik, uluslararası ticaret ve ulaşım bağlantısallığı) çözmek için güçleri birleştirerek karşı konulabileceğini vurguladı.
Bordaçev, “Önümüzdeki yıllarda Çin ve Rusya’nın ortak projelerinin tam da bu yönde olacağını düşünmek için nedenler var,” diyerek analizini tamamladı.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Diplomasi
NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.
Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.
Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.
Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.
NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.
Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.
Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.
Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.
Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.
Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.
Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.
Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.
ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor
The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.
Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.
Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.
Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.
Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek










