Ortadoğu
Witkoff: Oğlunu kaybettiği için el-Hayye’ye taziyelerimizi ilettik

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff, CBS kanalına verdiği mülakatta, Gazze müzakereleri sırasında İsrail saldırısında oğlunu kaybeden Hamas lideri Halil el-Hayye’ye taziyelerini ilettiğini ve aşırı dozdan kaybettiği kendi oğlunun acısını paylaştığını söyledi. Trump’ın damadı Jared Kushner ile Witkoff, Doha saldırısı sonrası kesilen diyaloğun nasıl yeniden kurulduğunu ve anlaşmanın perde arkasındaki kritik anları anlattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile Özel Temsilci Steve Witkoff, CBS kanalında katıldıkları 60 Minutes programında Gazze müzakerelerinin perde arkasını anlattı.
Mısır’daki görüşmelerin iki kritik ismi, İsrail-Hamas diyaloğunun bilinmeyenlerini, Doha’daki saldırı sonrası yaşanan kırılmayı ve Hamas ile Şarm el-Şeyh’te kurulan yüz yüze temasın ayrıntılarını paylaştı.
Kushner, yönettikleri dış politika yaklaşımını “pragmatik realizm” olarak tanımladı. Kushner bu yaklaşımı, güç kullanarak savaşı önlemek, ortak çıkarlara odaklanmak ve “dünyaya ders vermek yerine anlaşmalar yapmak” olarak açıkladı.
“Doha saldırısı dönüm noktası oldu”
İkili, İsrail’in Doha’daki Hamas heyetinin bulunduğu komplekse saldırmasının ardından müzakere sürecinin “raydan çıktığını”, Katar’ın güveninin sarsıldığını ve Hamas’ın yeraltına çekildiğini öne sürdü.
Witkoff, Trump’ın yönlendirmesiyle kurulan temaslar sonucu İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Katar Başbakanı Muhammed bin Abdülrahman Al Sani’yi arayarak özür dilemesinin “kilit halka” olduğunu söyledi.
Kushner ise bu telefon görüşmesinin, İsrail ile Katar arasında daha önce var olmayan “resmi üçlü bir mekanizma” kurulmasını sağladığını ifade etti.
Doha saldırısı sonrasında Kushner ve Witkoff, daha önce ayrı olan “ateşkes” ile “savaşı bitirme” taslaklarını tek bir belgede birleştirerek Trump’a sundu.
Trump’ın onayıyla Arap dünyası ikna edilirken, aynı gün bölgede barış için “20 maddelik plan” açıklandı. Plana Arap ülkeleri destek verdi ve İsrail de katıldı.
Hamas ile doğrudan ve kişisel görüşme
Katar, Mısır ve Türkiye’nin arabuluculuğunda, 8 Ekim’de Şarm el-Şeyh’te Hamas heyetiyle yüz yüze bir görüşme gerçekleştirildi.
Witkoff, Trump’ın “Anlaşmanın arkasında duracağız, ihlale izin vermeyeceğiz” mesajını taraflara ilettiklerini kaydetti.
Witkoff ayrıca, bir anlaşmaya hizmet edecekse Trump’ın Hamas ile doğrudan görüşülmesine “çok rahat” yaklaştığını aktardı.
Görüşmede Witkoff, İsrail’in Doha saldırısında oğlunu kaybeden Hamas Siyasi Büro Üyesi Halil el-Hayye’ye taziyelerini iletti.
Kendi oğlunu kaybetme deneyimini paylaşmasıyla, Kushner’ın ifadesiyle, ortam “terör örgütüyle müzakereden, iki insanın kırılganlıklarını paylaştığı bir ana” dönüştü.
Witkoff, toplantı odasına girdiğinde kendini el-Hayye’nin hemen yanında otururken bulduğunu söyledi.
“Oğlunu kaybettiği için kendisine taziyelerimizi ilettik” diyen Witkoff, şöyle devam etti:
“O da bundan söz etti. Ben de bir oğlumu kaybettiğimi söyledim ve ikimizin de çok kötü bir kulübün, yani çocuklarını toprağa vermiş ebeveynler kulübünün üyesi olduğumuzu belirttim.”
Witkoff’un oğlu Andrew, 22 yaşında aşırı doz uyuşturucu kullanımı nedeniyle hayatını kaybetmişti. El-Hayye’nin oğlu Himam el-Hayye ise 9 Eylül’de Doha’daki Hamas karargahına düzenlenen İsrail hava saldırısında öldürülmüştü.
48 esir, sarı hat ve kademeli çekilme
Kushner, anlaşmanın temelini, 28’i ölü 48 esirin iadesi karşılığında İsrail’in serbest bırakmayı kabul ettiği esir oranının oluşturduğunu belirtti.
Bunun yanı sıra Kushner, İsrail’in “Hamas’ın yeniden toparlanması” endişesi nedeniyle tam çekilme yerine, üzerinde çalışılmış bir “sarı hat”a geri çekilme modelinin benimsendiğini aktardı.
Bu model, uluslararası bir istikrar gücünün varlığı ve Hamas’ın silahsızlanmasına bağlı kademeli bir çekilmeyi öngörüyor.
Kushner, Hamas’ın “en kötü kâbusunun” esirleri teslim ettikten sonra İsrail’in savaşı sürdürmesi olduğunu, bu nedenle Trump’tan karşılıklı taahhütlere uyulacağına dair güvence istediklerini dile getirdi.
“Bibi sitters” tartışması ve Gazze’deki yıkım
Netanyahu, anlaşmayı kabineye sunmadan önce Kushner ve Witkoff’u toplantıya davet etmişti. İsrail medyasında yer alan ve Netanyahu’yu “kontrol etmek” için orada bulunduklarını ima eden “Bibi sitters” (Bibi’nin bakıcıları) yakıştırmasına Witkoff, “Yanlış bir algı; oradaydık çünkü anlaşmanın arkasında durduğumuzu göstermek istiyorduk” yanıtını verdi.
Kushner, esirler serbest kalmadan önce Gazze’ye gittiklerini ve gördükleri yıkımı “Sanki nükleer bomba patlamış gibiydi” sözleriyle tanımladı. “Soykırım mıydı?” sorusuna Kushner “Hayır” derken, Witkoff “Kesinlikle hayır, bir savaş yürütülüyordu” diye cevap verdi.
Witkoff, Tel Aviv’deki Rehine Meydanı’nda Trump’ın adının alkışlanıp Netanyahu’nun adının yuhalanmasıyla ilgili olarak, Netanyahu’nun ülkesini çok zor koşullarda yönettiğini düşündüğünü söyledi.
Silahsızlanma, istikrar gücü ve yeniden inşa
Kushner, silahsızlanmanın anlaşmanın ikinci aşamasının ana konusu olduğunu belirterek, uluslararası bir “İstikrar Gücü”nün yerel bir Filistin güvenlik yapısı oluşturacağını söyledi.
Kushner ayrıca, “terörden arındırılmış bölgeler” tesis edilmeden yeniden inşa fonlarının serbest bırakılmayacağını ve ABD askerlerinin sahaya inme ihtimalinin “çok düşük” olduğunu ekledi.
Witkoff ise af ve şiddeti reddetme koşullarıyla bir “silah geri satın alma” programı planladıklarını açıkladı. Her iki isim de bu sürecin “birinci aşamadan bile zor olabileceğini” vurguladı.
Kushner, “Barış Kurulu”na raporlama yapacak şeffaf bir yönetişim hedeflediklerini ve Avrupa’nın da katkı vereceği finansman modeline Orta Doğu ülkelerinin liderlik edeceğini ifade etti.
Gazze’nin yeniden inşası için yaklaşık 50 milyar dolarlık bir maliyet öngörülürken, Witkoff “kaynak bulmanın nispeten kolay, asıl meselenin uygulama planı” olduğunu belirtti.
“Hamas süreci kasıtlı uzatmıyor”
Planın ilk aşamasında teslim edilmesi beklenen 28 cenazenin bir kısmının iadesindeki gecikmeye ilişkin soru üzerine Kushner, Hamas’ın cenazelerin iade sürecini bilerek uzatmadığını, naaşları aradığını söyledi.
Kushner, İsrail ve arabulucularla kurdukları ortak merkez üzerinden Hamas’a yer bilgisi aktarıldığını ve arabulucuların ilettiği kadarıyla Hamas’ın “şimdilik anlaşmaya uymaya çalıştığını” belirtti ancak sürecin “her an bozulabileceğini” de sözlerine ekledi.
Son olarak Kushner, 20 maddelik planın bir “yol” sunduğunu ve etiketlerden ziyade “işlerliği olan bir ortak güvenlik ve ekonomi düzeni” kurmaya odaklandıklarını savundu.
Kushner, İsrail’in küresel itibarını ise “yaratıcılık, inovasyon ve merhamet” gibi güçlü yanlarına odaklanarak onarabileceğini ve “birkaç yıl içinde tekrar popüler olabileceğini” ileri sürdü.
Ortadoğu
Barrack, Golan Tepeleri açıklamasından çark etti

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail’in BM kararlarını ihlal ederek Golan Tepeleri’ni hâlâ işgal ettiği yönündeki açıklamalarından geri adım attı.
Barrack, Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan ABD politikasının değişmediğini belirterek, yaptığı açıklamaların söz konusu bölgenin tarihsel durumunu yansıttığını ve BM’nin tutumunu desteklemek amacıyla yapılmadığını savundu
İsrail, 1967 Savaşı’nda Golan Tepeleri’ni Suriye’den ele geçirdi ve 1981’de burayı ilhak etti. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu, bu bölgeyi işgal altındaki Suriye toprağı olarak kabul ediyor ve İsrail’in ilhakını tanımıyor.
2019 yılında Trump, on yıllardır süren ABD politikasını tersine çevirerek, İsrail’in bu bölge üzerindeki egemenliğini tanımıştı.
Büyükelçi, cuma günü Lübnan asıllı Avustralyalı girişimci Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, İsrail’in söz konusu bölgeyi “hâlâ” işgal ettiğini söylemişti.
Barrack daha sonra bunun, Golan konusunda “Birleşmiş Milletler’in tutumuna bir destek değil”, bölgenin tarihsel statüsüne ilişkin bir açıklama olduğunu söyledi.
Pazar günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, “Golan’a ilişkin ABD politikası 2019 yılında Başkan Trump tarafından belirlenmiştir ve bu politika değişmemiştir,” dedi.
Barrack, son İsrail-Hizbullah savaşının ardından İsrail güçlerinin güneyin bazı bölgelerini işgal ettiği Lübnan’da neden ilhakın gerçekleşmeyeceğini öngördüğünü açıklamayı amaçladığını ve toprak haritaları yerine müzakere yoluyla varılan anlaşmaların daha kalıcı olduğunu savunmak istediğini belirtti.
Ayrıca Golan’ı, “zorla ele geçirilen toprakların nesiller boyu ihtilaf konusu olmaya devam ettiği”ne dair bir örnek olarak gösterdiğini de ekledi.
Cuma günkü röportajda Barrack, geçen hafta başında İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırıları da eleştirmişti. İsrailli yetkililer, saldırıların Türkiye’nin üste varlık kurmasını engellemeyi amaçladığını belirtmişti.
Barrack’ın Golan ile ilgili açıklamaları Washington’da da tepkilere yol açtı.
Floridalı Cumhuriyetçi Senatör Rick Scott, X platformunda, büyükelçinin Trump’ın bu bölge üzerindeki İsrail egemenliğini tanıdığını “unutmuş” gibi göründüğünü yazdı.
Öte yandan Barrack, İsrail’in geri çekilmesi ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda İsrail ile Lübnan arasında devam eden müzakerelere ilişkin değerlendirmesine yöneltilen eleştirilere yanıt verdi.
Barrack, “(Müzakere) masasında iki kişinin –Hizbullah ve İran’ın– eksik olduğunu” söylemişti.
Bu sözler, Barrack’ın Tahran ve Hizbullah’ın ABD destekli müzakerelere katılması gerektiğini kastettiği yönünde spekülasyonlara yol açtı.
Pazar günü Barrack, ABD’nin Hizbullah ile müzakere etmediğini vurguladı fakat “söz konusu silahların İran tarafından tedarik edildiğini ve finanse edildiğini” belirttiğini, bunun da bu silahların akıbetine ilişkin müzakereleri zorlaştırdığını ifade etti.
Barrack, AP’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“Sorunun zorluğunu anlatıyordum, yeni bir müzakere masası önermiyordum. Hizbullah, yabancı terör örgütü olarak tanımlanmıştır. Biz onunla müzakere etmiyoruz ve söylediklerimin hiçbir kısmı aksini ima etmiyor.”
Ayrıca, Lübnan’ın güneyindeki Şii topluluklara Tahran’ın sağladığı mali desteğin yerini kimin alacağını sorgulayan açıklamalarını da savundu ve bu tür soruları gündeme getirmenin “kimseye bir hak tanımak anlamına gelmediğini” belirtti.
Ortadoğu
İran askeri doktrinini savunmadan taarruza kaydırdı

İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma odaklı yapıdan taarruz niteliğine kaydığını duyurdu. Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, yeni yaklaşım çerçevesinde Tahran’ın her türlü saldırgan eyleme derhal ve daha geniş çaplı yanıt vereceğini açıkladı.
İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma esaslı yaklaşımdan taarruz doktrinine doğru kaydığını bildirdi. İran Ordusu Sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, Donya-e Eqtesad gazetesine konuştu.
Söz konusu değişimin ABD ve İsrail ile yaşanan son çatışmalar sırasında görünür hale geldiğini belirten Ekreminiya, İran’ın gelen saldırılara çok daha hızlı tepki vermeye ve daha kapsamlı karşı saldırılar düzenlemeye başladığını kaydetti.
Ekreminiya, “Ülkenin askeri doktrini savunmadan taarruza doğru ilerliyor” değerlendirmesini yaptı.
Taarruz odaklı yeni yaklaşımın mutlaka önleyici operasyonlar icra edileceği anlamına gelmediğini vurgulayan Ekreminiya, buna karşılık son çatışma sırasında İran’ın, düşman kanadından gelecek saldırı henüz başlamadan önce Ürdün’deki bir ABD üssünü vurduğunu ifade etti.
Ordu sözcüsü, İran’ın benimsediği yeni yaklaşımın ülkeye yönelik her türlü saldırgan eyleme anında karşılık verilmesini öngördüğünü, verilecek yanıtın ise bizzat saldırının kendisinden çok daha kapsamlı olabileceğini dile getirdi.
ABD, İsrail ile birlikte şubat ayı sonunda İran’a yönelik savaş başlattı. Saldırılar 28 Şubat’ta başlarken, Tahran yönetimi de buna karşılık bölgedeki İsrail hedefleri ile ABD askeri tesislerine misilleme darbeleri indirdi.
Taraflar nisan ayında geçici bir ateşkes mutabakatına vardı. Ateşkesin ardından taraflar, diğer ülkelerin arabuluculuğunda müzakereleri sürdürdü.
Tahran ve Washington 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzaladı ancak kısa süre sonra çatışmalar yeniden başladı. Ateşkesin bozulmasının ardından İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını duyurdu.
ABD Başkanı Donald Trump ise bu karara karşılık olarak boğazı Amerikan toprağı ilan etti ve Truth Social isimli sosyal medya platformundaki hesabından buna dair bir görsel paylaştı.
Donald Trump, 20 Ağustos’ta İran’a karşı eşi benzeri görülmemiş bir tecrit tehdidinde bulunarak en yıkıcı ekonomik operasyonun başlatıldığını açıkladı. Trump paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti’ne bir anlaşmaya varabilmesi için benden daha büyük bir fırsat sunan hiç kimse olmadı. Kendileri açısından bir trajedi olarak, bu fırsatı değerlendirmediler” ifadelerine yer verdi.
Ortadoğu
Mekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor

İran Parlamentosu resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, Tahran’ın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını açıkladı. Henüz üye ülkelerin dışişleri bakanlıklarınca resmi olarak doğrulanmayan teklifin Tahran yönetimi tarafından değerlendirildiği bildirildi.
İran Parlamentosunun resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, 23 Ağustos’ta el-Meyadin’e verdiği mülakatta, Tahran’ın Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını ve bu teklifi değerlendirdiğini açıkladı.
Rahimi, “Batı Asya ülkelerinin bölgesel bir güvenlik şemsiyesi oluşturma çabalarını” memnuniyetle karşıladıklarını belirterek İran’ın uzun süredir bu yönde bir girişimi savunduğunu ifade etti. İran’la yaşanan son savaşın, Washington’ın bölgedeki müttefiklerine güvenlik sağlama vaatlerini yerine getirmek yerine Batı Asya’yı istikrarsızlaştırdığını herkese gösterdiğini ekledi.
İran’ın ittifaka davet edildiği yönündeki açıklama, ülkenin Dışişleri Bakanlığı veya anlaşmanın tarafı olan üç üye ülke tarafından henüz resmi olarak doğrulanmadı.
Söz konusu ortak savunma anlaşması, 7 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalandı. NATO Antlaşması’nın 5. maddesine benzer bir ortak savunma ilkesi getiren anlaşmaya göre, üç ülkeden herhangi birine yönelik saldırı tüm üyelere yapılmış kabul edilecek.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’ta yaptığı açıklamada Tahran’ın ittifakın kurulmasından “endişe duyması için herhangi bir neden bulunmadığını” söylemişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan merkezli Şarku’l Avsat gazetesinde 12 Ağustos’ta yayımlanan yazılı mülakatında, anlaşmanın yalnızca mevcut üyelerle sınırlı olmadığını ve Ankara’nın paktın bütün bölge ülkelerini kapsayacak biçimde genişlemesini istediğini belirtmişti.
Erdoğan mülakatta şu ifadeleri kullandı: “Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı değil. Anlaşmanın büyümesini, belki bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu şemsiye altında bir araya gelmesi için uygun koşulların oluşmasını arzuluyoruz. Bu, bölgede kalıcı istikrarın sağlanması yönünde atılabilecek en uygun adım olacaktır.”
Erdoğan ayrıca girişimin “günübirlik ortaya çıkmadığını”, teklifin üç imzacı ülke ile diğer bölge devletleri arasında daha önce de defalarca gündeme geldiğini vurguladı.
Anlaşmanın, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ile bunun zincirleme küresel etkilerine verilmiş bir tepki olarak görülmesinin yanlış olacağını kaydetti.
Ortak savunma anlaşmasına yönelik girişimler, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından hız kazandı. İran’ın misillemelerinin ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini ağır biçimde vurması, bu ülkelerde Washington’ın sağladığı güvenlik şemsiyesinin değeri konusunda kuşkular doğurdu.
Erdoğan’ın üçlü savunma anlaşmasının yeni katılımlara açık olduğunu duyurmasının ardından üç Suudi kaynak, Middle East Eye’a yaptıkları açıklamada Riyad’ın Mısır’ın pakta dahil edilmesine karşı çıktığını aktardı.
Kaynaklar, bu yaklaşımın gerekçesi olarak Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi yönetiminin bölgesel tercihlerinden duyulan rahatsızlığı ve Kahire’nin geçmişte sahip olduğu stratejik ve askeri ağırlığı artık taşımadığı yönündeki değerlendirmeyi gösterdi.
Tahran Mekke paktına katılım için kurucu rol talep etti
Öte yandan İran’da Düzenin Maslahatını Teşhis Komitesi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai, ülkesinin Mekke paktına ancak anlaşmanın prensiplerini belirleyen bir “kurucu ortak” olarak katılabileceğini söyledi.
Rızai, 22 Ağustos’ta devlet televizyonu IRINN’e yaptığı açıklamada İran ve Mısır’ın bu tür düzenlemelerin dışında bırakılamayacağını, iki ülkenin anlaşmanın temel prensiplerinin şekillendirilmesinde rol oynaması gerektiğini belirtti.
Rızai, “İran ve Mısır bu tür anlaşmalarda yer almamazlık edemez ancak kurucu olarak, orada imzalanan belgelerin fikirsel çerçevesini oluşturan taraflar olarak yer almalıdırlar” dedi.
Mekke paktına değinen Rızai, “bu dostların” kendi aralarında bir anlaşma yapıp ardından İran’dan bunu onaylamasını istemelerinin kabul edilemez olduğunu söyledi.
İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in kıdemli danışmanlarından Rızai, girişimin ABD’nin bölgedeki etkisinin zayıflaması ve Washington’ın rolünü azaltma kararı olarak tanımladığı gelişmelerden kaynaklandığını savundu.
Rızai, “Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’daki dostlarımız ve kardeşlerimiz bir anlaşma imzaladı. Neden? Çünkü Amerika onlara ‘Hoşça kalın, gidiyoruz’ dedi” ifadelerini kullandı.
Rızai, ülkelerin ABD’nin bölgedeki varlığının azalmasıyla oluşan boşluğu doldurmaya çalıştığını, bu boşluğun da İran’ın Washington ile yürüttüğü mücadele sonucunda ortaya çıktığını söyledi.
“Amerika’nın bölgedeki zayıflığı ve ortaya çıkan boşluk, İran milletinin savaş ganimetidir” diyen Rızai, diğer ülkelerin de ABD’nin geri çekilmesi olarak nitelediği gelişmelerden yararlanmaya çalıştığını belirtti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’taki açıklamasında anlaşmaya ilişkin büyük ölçüde tarafsız bir tutum sergilemiş ve paktı bölgedeki güvenlik anlayışının değiştiğinin bir göstergesi olarak nitelendirmişti.
Bekayi, İran’ın üç kurucu ülkeyle temas halinde olduğunu ve girişim hakkında bilgilendirildiğini söylerken, Tahran’ın anlaşmaya katılma ihtimaline de açık kapı bırakmıştı.
Galibaf: ABD İsrail uğruna müttefiklerinin güvenliğini zayıflatıyor
Bölgesel güvenliğe ilişkin ayrı bir açıklama da İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf’tan geldi.
Galibaf, 22 Ağustos’ta X platformundaki paylaşımında Tahran’ın yeni bölgesel güvenlik ve ekonomik düzenlemelerin oluşturulmasına ilişkin komşu ülkelerden mesajlar aldığını söyledi.
Bu temasların ABD’nin “İsrail uğruna” müttefiklerinin güvenliğini zayıflattığı bir dönemde gerçekleştiğini belirten Galibaf’ın açıklaması, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin sürdüğü bir döneme rastladı.
ABD Başkanı Donald Trump da 19 Ağustos’ta sosyal medya hesabından İran’a karşı “bir ülkeye karşı şimdiye kadar uygulanan en yıkıcı ekonomik operasyonu” başlatma sözü vermişti.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Amerika3 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını6 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor











