Asya
Xi Jinping: Küresel Güney, insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir toplum inşa etmede öncülük etmelidir

Çin lideri Xi Jinping, Küresel Güney’in uluslararası ilişkilerde daha fazla söz sahibi olması çağrısında bulundu, ABD’ye üstü kapalı bir şekilde yüklenen Xi, çok kutupluluk vurgusu yaparak dünyada “güçlü olanın sözünün geçtiği” bir anlayışa asla izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Ülkesinin asla hegemonya arayışına girmeyeceğini yineleyen Çin lideri, Küresel Güney işbirliğini daha iyi desteklemek için bir Küresel Güney araştırma merkezi kurma sözü verdi.
Xi’nin cuma günkü konuşması, Çin’in dış politikasının temel taşı olarak gördüğü “Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi”ni formüle etmesinin 70. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen bir etkinlikte gerçekleşti.
Çin, “egemenliğe ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı, karşılıklı saldırmazlık, karşılıklı olarak birbirlerinin iç işlerine karışmama, eşitlik ve karşılıklı yarar ve barış içinde bir arada yaşama” olarak sıraladığı beş ilkeyi, “uluslararası ilişkiler için açık, kapsayıcı ve evrensel olarak uygulanabilir temel normlar ve uluslararası hukukun temel ilkeleri” olarak görüyor.
Çin Dışişleri Bakanlığının resmi internet sitesinde yayınlanan Xi Jinping’in konuşmasının tam metninin çevirisini aşağıda bulabilirsiniz:
***
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından, Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesinin 70. Yıldönümü Münasebetiyle Düzenlenen Konferans’ta yapılan konuşma;
28 Haziran 2024
Değerli Konuklar,
Diplomatik Elçiler,
Bayanlar ve baylar,
Arkadaşlar,
Yetmiş yıl önce, Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi resmen başlatıldı. Bu, uluslararası ilişkiler tarihinde çığır açan bir başarıya işaret ediyordu. Bugün burada, bu ilkeleri yeni koşullar altında ileriye taşımak, insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir toplumu birlikte inşa etmek ve insanlığın ilerlemesi için güçlü bir itici ivme sağlamak amacıyla 70. yıldönümünü anmak üzere toplanmış bulunuyoruz.
Sözlerime başlarken, Çin hükümeti ve halkı adına ve kendi adıma, burada bulunan tüm seçkin konuklara ve dostlara sıcak bir hoş geldiniz diyorum!
İnsan toplumunun modern tarihi boyunca, devletler arası ilişkileri iyi idare etmek, dünya barışını ve huzurunu ortaklaşa korumak ve insanlık için kalkınma ve ilerlemeyi teşvik etmek her zaman tüm ulusların zihnindeki önemli konular olmuştur.
Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi zamanın çağrısına cevap verdi ve başlatılması kaçınılmaz bir tarihi gelişmeydi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ulusal bağımsızlık ve kurtuluş hareketleri tüm dünyayı kasıp kavurdu ve dünyanın dört bir yanındaki sömürge sistemi parçalanarak çöktü. Aynı zamanda dünya Soğuk Savaş’ın kara bulutlarının gölgesinde kalmıştı ve “güçlü olan haklıdır” yaygaralarının tehdidi altındaydı. Yeni bağımsızlığını kazanan ülkeler egemenliklerini korumak ve ulusal ekonomilerini büyütmek istiyordu. Yeni Çin bağımsızlık ilkesini takip etti, tüm ülkelerle aktif bir şekilde barış içinde bir arada yaşamaya çalıştı ve özellikle komşuları olmak üzere dış çevresini iyileştirmeye gayret etti. Bu çerçevede Çin liderliği, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı, karşılıklı saldırmazlık, karşılıklı olarak birbirlerinin iç işlerine karışmama, eşitlik ve karşılıklı yarar ve barış içinde bir arada yaşama olmak üzere Beş İlke’yi ilk kez tam olarak belirlemiştir. Çin-Hindistan ve Çin-Myanmar ortak açıklamalarında Beş İlke’ye yer verilmiş ve bu ilkelerin devletten devlete ilişkilerde temel normlar haline getirilmesi için ortak çağrıda bulunulmuştur.
Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi Asya’da doğdu ama hızla dünya sahnesine çıktı. 1955 yılında 20’den fazla Asya ve Afrika ülkesi Bandung Konferansına katıldı. Beş İlke temelinde devletler arası ilişkilerin ele alınması için on ilke önerdiler ve Bandung dayanışma, dostluk ve işbirliği ruhunu savundular. 1960’larda yükselen Bağlantısızlar Hareketi, Beş İlke’yi yol gösterici ilkeler olarak benimsedi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun (BMGK) 1970 yılındaki 25. oturumunda kabul edilen Uluslararası Hukuk İlkeleri Bildirgesi ve BMGK’nın 1974 yılındaki Altıncı Özel Oturumunda kabul edilen Yeni Uluslararası Ekonomik Düzenin Kurulmasına İlişkin Bildirge de Beş İlke’yi onaylamıştır. Önemli uluslararası belgelerde yer almalarıyla birlikte Beş İlke uluslararası toplum tarafından geniş çapta tanınmış ve gözetilmiştir.
Geçtiğimiz 70 yıl boyunca, Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi zaman ve mekânı aşmış ve yabancılaşmanın üstesinden gelerek sağlam bir direnç ve sonsuz bir geçerlilik göstermiştir. Uluslararası ilişkiler için açık, kapsayıcı ve evrensel olarak uygulanabilir temel normlar ve uluslararası hukukun temel ilkeleri haline gelmişlerdir. İnsanlığın ilerleme davasına silinmez tarihi katkılarda bulunmuşlardır.
İlk olarak, Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukukun üstünlüğü için tarihi bir mihenk taşı oluşturmuştur. Bu ilkeler, BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine, çağımızın gelişen uluslararası ilişkiler trendine ve tüm ulusların temel çıkarlarına tamamen uygundur. Ayrıca, devletten devlete ilişkilerin ele alınmasında karşılıklılık ve eşitliğin önemini vurgulayarak, uluslararası hukukun üstünlüğünün özünü, yani tüm ülkelerin hak, yükümlülük ve sorumluluklarının karşılıklı ilişkisini vurgulamaktadır. Beş İlke, siyasi, güvenlik, ekonomik ve diplomatik alanlarda ülkeler arasında barış içinde bir arada yaşamaya yönelik bir dizi temel norm sunmaktadır. Uluslararası hukukun üstünlüğü ruhunu teşvik etmek ve birbirleriyle iyi geçinmenin doğru yolunu bulmak için tüm ülkelerin izlemesi gereken kesin ve etkili bir davranış kuralı oluştururlar.
İkinci olarak, Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi, farklı sosyal sistemlere sahip ülkeler arasındaki ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesi için başlıca rehber olarak hizmet etmiştir. Beş İlke takip edildiğinde, sosyal sistem, ideoloji, tarih, kültür, inanç, kalkınma aşaması ve büyüklük açısından birbirinden farklı olan ülkeler bile karşılıklı güven, dostluk ve işbirliği ilişkisi kurabilir. Beş İlke, tarihi meselelerin ve uluslararası anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümüne yönelik yeni bir yol sunmakta, blok siyaseti ve etki alanı gibi eskimiş, dar görüşlü, düşmanca ve çatışmacı zihniyetlerin önüne geçmektedir.
Üçüncüsü, Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi, gelişmekte olan ülkelerin birlik yoluyla işbirliği ve öz güç sağlama çabalarının ardındaki güçlü bir toparlayıcı güç olmuştur. Bu ilkeler, gelişmekte olan ülkelerin geleceklerini iyileştirme, reform ve ilerleme konusundaki derin düşüncelerini yansıtmaktadır. Beş İlke’den ilham ve cesaret alan Asya, Afrika ve Latin Amerika’da giderek daha fazla ülke birbirlerine destek vermiş, dış müdahalelere karşı durmuş ve bağımsız bir kalkınma yoluna girmiştir. Beş İlke aynı zamanda Güney-Güney işbirliğini artırmış ve Kuzey-Güney ilişkilerini iyileştirmiş ve daha da geliştirmiştir.
Dördüncü olarak, Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi uluslararası düzenin reformu ve iyileştirilmesine tarihi bir bilgelikle katkıda bulunmuştur. Beş İlke, küçük ve zayıf ülkelerin çıkarlarını ve arayışlarını güç politikalarından korumak amacıyla başlatılmıştır. Emperyalizme, sömürgeciliğe ve hegemonyacılığa kategorik olarak karşı çıkmakta ve orman kanununun kavgacı ve zorba uygulamalarını reddetmektedir. Daha adil ve hakkaniyetli bir uluslararası düzen için önemli bir entelektüel temel atmıştır.
Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi, 70 yıllık olağanüstü bir yolculuğun ardından, uluslararası toplumun değer vermesi, miras alması ve daha da ileriye götürmesi gereken ortak bir değerdir. Şu anda, Beş İlke’yi ortaklaşa başlatan eski nesil liderleri derin bir hayranlıkla anıyorum. Ayrıca Beş İlke’yi yıllar boyunca azimle destekleyen tüm ülkelerin vizyonerlerini de takdirle anmak istiyorum!
Hanımefendiler ve Beyefendiler,
Arkadaşlar,
Tarihin bayrağı nesilden nesile aktarılmakta ve insanlık çağın sorularına cevap ararken insanlığın ilerleme davası da bir çağdan diğerine ilerlemektedir. Yetmiş yıl önce, sıcak savaşların belasını ve Soğuk Savaş’ın çatışmasını yaşayan atalarımız, Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi’nin barışı ve egemenliği korumanın en önemli yolu olduğu sonucuna vardılar. Bu cevap uluslararası değişimlerin testine dayanmış ve eskimek yerine daha cazip hale gelmiştir. Yetmiş yıl sonra bugün, “nasıl bir dünya kurulmalı ve nasıl kurulmalı” şeklindeki tarihi soruyla karşı karşıya kalan Çin, insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir toplum önererek zamanın çağrısına cevap vermiştir. Bugün Çin’in bu girişimi uluslararası bir mutabakat haline gelmiştir. Bu güzel vizyon üretken eylemlere dönüştürülmüştür. Dünyayı barış, güvenlik, refah ve ilerleme dolu parlak bir geleceğe taşımaktadır.
İnsanlık İçin Ortak Geleceğe Sahip Bir Toplum İnşa Etme Vizyonu, Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi ile aynı ruhu taşımaktadır. Her ikisi de “Komşuna karşı nazik ol”, “Dürüstlük yoluyla dostluk ara” ve “Tüm uluslar arasında uyumu teşvik et” gibi geleneksel Çin değerlerine dayanmaktadır. Her ikisi de Çin’in kendine güven, özgüven, adalet, dezavantajlıların korunması ve yardımseverlik gibi diplomatik ilkelerini kanıtlamaktadır. Her ikisi de Çin Komünist Partisi’nin insanlığa daha fazla katkıda bulunmaya yönelik geniş vizyonunu ortaya koymaktadır. Her ikisi de Çin’in barışçıl kalkınma yolunu takip etme konusundaki kesin kararlılığını ortaya koymaktadır. İnsanlık İçin Ortak Geleceğe Sahip Bir Toplum İnşa Etme Vizyonu, yeni koşullarda Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesini sürdürmek, teşvik etmek ve yükseltmek için en etkili hamledir.
Vizyon, tüm ülkelerin ortak bir geleceğe ve iç içe geçmiş çıkarlara sahip olduğu gerçeğini yakalamakta ve uluslararası ilişkiler için yeni bir eşitlik ve bir arada yaşama modeli oluşturmaktadır. Çin, büyüklükleri, güçleri ve zenginlikleri ne olursa olsun tüm ülkelerin uluslararası toplumun eşit üyeleri olduğuna inanmaktadır. Uluslararası ilişkilerde ortak çıkarları, ortak hakları ve ortak sorumlulukları vardır. Tüm ülkeler zorlukların üstesinden gelmek, ortak refaha ulaşmak, kalıcı barış, evrensel güvenlik ve ortak refahın olduğu açık, kapsayıcı, temiz ve güzel bir dünya inşa etmek ve insanlık için daha fazla güvenlik ve refah ile barış içinde bir arada yaşamayı gerçekleştirmek için el ele vermelidir.
Vizyon, dünyada hakim olan barış, kalkınma, işbirliği ve kazan-kazan eğilimine yanıt vermekte ve barış ve ilerleme için yeni perspektifler açmaktadır. Çin, tüm ülkeleri insanlığın geleceğini ve insanların refahını göz önünde bulundurmaya ve eşitlik, karşılıklı yarar ve barış içinde bir arada yaşama konusundaki temel taahhütlerini sürdürmeye çağırmaktadır. Hepimiz insanlığın ortak değerlerini savunmalı, ortak fayda için kapsamlı istişare ve ortak katkıyı içeren küresel yönetişimi teşvik etmeli ve yeni bir tür uluslararası ilişkiler geliştirmeliyiz. Küresel Kalkınma Girişimi, Küresel Güvenlik Girişimi ve Küresel Medeniyet Girişimini uygulamak, yüksek kaliteli Kuşak ve Yol işbirliğini ilerletmek ve tüm halklara daha fazla fayda sağlamak için hep birlikte çalışmalıyız.
Vizyon, çok kutupluluk ve ekonomik küreselleşme yönündeki tarihi eğilime ayak uydurmakta ve kalkınma ve güvenliğe ulaşmanın yeni yollarına ilham vermektedir. Çin, insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir toplum inşa etmek üzere derin ve gerçek tedbirler almak için tüm taraflarla birlikte çalışmaktadır. Vizyonun ikili ilişkilerden çok taraflı ilişkilere, bölgesel ilişkilerden küresel ilişkilere, kalkınmadan güvenliğe ve işbirliğinden yönetişime doğru genişleyerek tarihi başarılar elde etmesini birlikte sağladık. Bu, eşit ve düzenli çok kutuplu bir dünya ve evrensel olarak faydalı ve kapsayıcı bir ekonomik küreselleşme çabalarını yönlendirdi ve güçlendirdi. Uluslararası topluma geniş bir barış ve istikrar perspektifi sunmuş ve dünyaya daha fazla refah ve kalkınma sağlamıştır.
Tarihin bu kritik anında geçmişe ve geleceğe baktığımızda, insan uygarlığının iyileştirilmesine yönelik arayışlarımızın sona ermeyeceğine ve daha iyi bir dünya için çabalarımızın bitmeyeceğine inanıyoruz. Dünya nasıl gelişirse gelişsin, temel bir gerçek değişmeyecektir. Evrende sadece tek bir Dünya Gezegeni vardır ve tüm insanlığın ortak bir evi vardır. Ortak geleceğimiz Dünya’ya bağlıdır. Ona iyi bakmalı ve gelecek nesillerimize mutlu bir ülke bırakmalıyız.
Gelecek umut vaat ediyor ve zorlukların üstesinden gelinmesi gerekiyor. İnsanlığın barış ve savaş, refah ve durgunluk, birlik ve çatışma arasında seçim yapmak zorunda kaldığı bu tarihi anda, Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesinin özünü her zamankinden daha fazla savunmalı ve insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir toplum inşa etme yüce hedefi için her zaman yorulmadan çaba göstermeliyiz.
Egemen eşitlik ilkesine sahip çıkmalıyız. Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi egemen eşitlik ilkesine odaklanmaktadır. Ve bu temelde, her ülke için eşit hakları, eşit fırsatları ve eşit normları teşvik etmektedir. Büyüklerin küçükleri bastırmasını, güçlülerin zayıflara zorbalık yapmasını ve zenginlerin fakirleri sömürmesini reddeder. Eşit ve düzenli çok kutuplu bir dünya, her ülkenin çok kutuplu bir sistemde yerini bulabilmesi ve uluslararası hukuk uyarınca gereken rolü oynayabilmesi anlamına gelir; böylece çok kutuplulaşma süreci bütünüyle istikrarlı ve yapıcı olur.
Karşılıklı saygı temelini sağlamlaştırmalıyız. Ülkeler eşitlik, karşılıklı saygı ve karşılıklı güveni angajmanın temel kuralları haline getirmelidir. Farklı tarihi ve kültürel geleneklere ve farklı kalkınma aşamalarına, birbirlerinin temel çıkarlarına ve başlıca kaygılarına ve tüm ülkelerin halkları tarafından bağımsız olarak seçilen kalkınma yollarına ve sistemlerine saygı göstermelidirler. Müdahale etmemenin “altın kuralını” birlikte savunmalı ve kendi iradesini başkalarına dayatma, blok çatışmasını körükleme, küçük daireler yaratma ve başkalarını taraf seçmeye zorlama eylemlerine birlikte karşı çıkmalıyız.
Barış ve güvenlik vizyonunu gerçeğe dönüştürmemiz gerekiyor. Geçmiş ve günümüz, tüm ülkelerin barış için ortak sorumluluklarını üstlenmeleri ve barışçıl bir kalkınma yoluna girmeleri gerektiği konusunda bizi aydınlatmıştır. Barışı aramak, barışı korumak ve barışın tadını çıkarmak için birlikte çalışmalıdırlar. Günümüzün birbirine bağımlı dünyasında mutlak güvenlik ve münhasır güvenlik geçerli değildir. Çin’in önerdiği Küresel Güvenlik Girişimi ortak, kapsamlı, işbirliğine dayalı ve sürdürülebilir güvenlik vizyonunu savunmayı amaçlamaktadır. Girişim, işbirliği yoluyla kalkınma ve güvenliğe ulaşmayı ve daha dengeli, etkili ve sürdürülebilir bir güvenlik mimarisini hayata geçirmeyi amaçlamaktadır.
Refaha ulaşmak için tüm güçleri birleştirmemiz gerekiyor. Eski bir Çinli filozof şöyle der: “İyilikseverler başkalarına sevgiyle yaklaşır, bilgeler ise başkalarının faydalarını paylaşır.” Bir Latin Amerika atasözünün dediği gibi, “Karlı bir şekilde ulusal olmanın tek yolu cömertçe evrensel olmaktır.” Bir Arap atasözü de şöyle der: “Birlik olursa ateş büyür; birlik olmazsa ateş söner.” Ekonomik küreselleşme çağında ihtiyaç duyulan şey, bölünme uçurumları değil iletişim köprüleri, çatışma demir perdeleri değil işbirliği otoyollarıdır. Çin, evrensel olarak faydalı ve kapsayıcı bir ekonomik küreselleşmeyi savunmakta, yüksek kaliteli Kuşak ve Yol işbirliğini teşvik etmekte ve Küresel Kalkınma Girişimi’ni hayata geçirmeye çalışmaktadır. Amacımız, kalkınma fırsatından herkesin faydalanması, kalkınma yollarının çeşitlendirilmesi, tüm ulusların kalkınma meyvelerini paylaşmasına yardımcı olunması, küresel köydeki tüm ülkeler için ortak kalkınma ve refahın teşvik edilmesi ve kazan-kazanı sağlam bir uzlaşıya dönüştürmektir.
Hakkaniyet ve adalete bağlı kalmalıyız. Bunlar olmadan güç politikaları günün düzeni olacak ve zayıflar güçlülerin merhametine kalacaktır. Yeni gelişmeler ve güçlükler karşısında Birleşmiş Milletler’in otoritesi ve merkezi rolü zayıflatılmak yerine güçlendirilebilir. BM Şartı’nın amaç ve ilkeleri hiçbir zaman eskimez ve her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Çin, ortak fayda için kapsamlı istişare ve ortak katkı içeren küresel yönetişim vizyonunu savunmaktadır ve Çin gerçek çok taraflılığa inanmaktadır. Amacımız uluslararası kuralların tüm ülkeler tarafından konulması ve bunlara uyulmasıdır. Dünya meseleleri, daha fazla güce sahip olanlar tarafından dikte edilerek değil, kapsamlı istişareler yoluyla ele alınmalıdır.
Açık ve kapsayıcı bir zihniyet benimsemeliyiz. Tüm ülkeler aynı dev gemide yer almaktadır. Bu gemi sadece barış, ekonomik refah ve teknolojik ilerleme arzularını değil, aynı zamanda medeniyetlerin çeşitliliğini ve insan türünün devamını da taşıyor. Tarihte farklı medeniyetler etkileşim yoluyla birbirlerinin gelişmesine yardımcı olmuş ve insanlık için büyük bir ilerleme ve refah sağlamıştır. Bu da bize çeşitli medeniyetler arasında karşılıklı güçlenme ve karşılıklı öğrenmeye dair görkemli bölümler bırakmıştır. Çin tarafından önerilen Küresel Medeniyet Girişimi, halklar arasında anlayış ve dostluğu artırmayı ve medeniyetler arasında hoşgörü ve karşılıklı öğrenmeyi teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Dünya, tüm ülkelerin ortak gelişimini ve ortak ilerlemesini barındıracak kadar büyüktür. Farklı medeniyetlerin birlikte gelişmesi ve eşit bir zeminde karşılıklı öğrenme yoluyla birbirlerine ilham vermesi tamamen mümkündür.
Hanımefendiler ve Beyefendiler,
Arkadaşlar,
Geçtiğimiz 70 yıl, ülkelerin zorluklarla birlikte mücadele etmelerinin ve daha iyi bir gelecek yaratmalarının etkili yolunun birlik, işbirliği, iletişim ve anlayışı geliştirmek olduğunu defalarca kanıtlamıştır. Dünyadaki tüm güçler arasında Küresel Güney, güçlü bir ivme ile öne çıkmakta ve insanlığın ilerlemesinde hayati bir rol oynamaktadır. Yeni bir tarihi başlangıç noktasında duran Küresel Güney, daha açık ve daha kapsayıcı olmalı ve insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir toplum inşa etmede öncülük etmek üzere el ele vermelidir.
Birlikte, barış için sadık bir güç olmalıyız. Uluslararası anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümünü teşvik etmeli ve uluslararası ve bölgesel sıcak nokta sorunlarının siyasi çözümüne yapıcı bir şekilde katılmalıyız. Birlikte, açık kalkınma için temel itici güç olmalıyız. Kalkınmayı uluslararası gündemin ana maddesi haline getirmeli, kalkınma için küresel ortaklıkları yeniden canlandırmalı ve Güney-Güney işbirliğinin yanı sıra Kuzey-Güney diyaloğunu da derinleştirmeliyiz. Birlikte küresel yönetişimin inşa ekibi olmalıyız. Küresel yönetişim sisteminin reformuna ve geliştirilmesine aktif olarak katılmalı, tüm tarafların ortak çıkarlarını genişletmeli ve küresel yönetişim mimarisini daha dengeli ve etkili hale getirmeliyiz. Birlikte, medeniyetler arasında değişimin savunucuları olmalıyız. Medeniyetler arası iletişim ve diyaloğu geliştirmeli ve yönetişim konusunda deneyim paylaşımını güçlendirmeliyiz. Eğitim, bilim, teknoloji ve kültür alanlarındaki değişimlerin yanı sıra ulus-altı, halktan halka ve gençlik etkileşimlerini derinleştirmeliyiz.
Küresel Güney işbirliğini daha iyi desteklemek için Çin bir Küresel Güney araştırma merkezi kuracaktır. Önümüzdeki beş yıl içerisinde Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi Mükemmeliyet Bursu kapsamında 1.000 burs ve Küresel Güney ülkelerine 100.000 eğitim fırsatı sağlayacaktır. Ayrıca bir Küresel Güney gençlik liderleri programı başlatacaktır. Çin, Çin-BM Barış ve Kalkınma Fonu, Küresel Kalkınma ve Güney-Güney İşbirliği Fonu ve İklim Değişikliği Güney-Güney İşbirliği Fonunu iyi bir şekilde kullanmaya devam edecek ve Küresel Güney ülkelerinde büyümeyi kolaylaştırmak amacıyla Küresel Kalkınma Girişiminin uygulanması için üçlü bir mükemmeliyet merkezi kurmak üzere ilgili taraflarla birlikte çalışacaktır. Çin-IFAD Güney-Güney ve Üçgen İşbirliği Tesisini yenileyecek ve Küresel Güney’in tarımsal kalkınmasını desteklemek için kullanılmak üzere 10 milyon ABD Dolarına eşdeğer ek renminbi katkısında bulunacaktır. Çin, daha fazla Küresel Güney ülkesiyle serbest ticaret düzenlemelerini görüşmeye, DTÖ’nün Ticaret için Yardım girişimini desteklemeye ve DTÖ’nün Çin Programına katkısını yenilemeye hazırdır. Daha fazla Küresel Güney ülkesinin Dijital Ekonomi ve Yeşil Kalkınma için Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Çerçevesi Girişimine katılmasını memnuniyetle karşılamaktadır. Bugün ile 2030 yılları arasında Çin’in gelişmekte olan diğer ülkelerden yaptığı ithalatın 8 trilyon ABD dolarını aşması beklenmektedir.
Hanımefendiler ve Beyefendiler,
Arkadaşlar,
Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi çok önceden Çin Anayasasına yazılmıştır. Bu ilkeler Çin’in bağımsız barışçıl dış politikasının temelini oluşturmaktadır. Şu anda Çin, her bakımdan büyük ve modern bir sosyalist ülke inşa etmek ve Çin’in modernleşme yolunda ulusal gençleşmeyi sağlamak için çalışmaktadır. Bu yeni yolculukta, Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesini savunmaya, insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir toplum inşa etmek üzere tüm ülkelerle birlikte çalışmaya ve dünya barışının korunması ve ortak kalkınmanın teşvik edilmesine yeni ve daha büyük katkılarda bulunmaya devam edeceğiz.
Çin’in barışçıl kalkınma yolunda kalma kararlılığı değişmeyecektir. Sömürgeci yağmacılığın çiğnenmiş yolunu ya da güçlendiğinde hegemonya arayışına girmenin yanlış yolunu asla seçmeyeceğiz. Barışçıl kalkınmanın doğru yolunda kalacağız. Dünyanın büyük ülkeleri arasında barış ve güvenlik konusunda en iyi sicile sahip ülke Çin’dir. Sıcak nokta sorunlarının çözümünde Çin’e özgü bir yaklaşım arayışı içindedir. Ukrayna krizi, Filistin-İsrail çatışması ve Kore Yarımadası, İran, Myanmar ve Afganistan ile ilgili konularda yapıcı bir rol oynamaktadır. Çin’in gücündeki her artış, dünya barışı umutlarının da artması anlamına gelmektedir.
Çin’in tüm ülkelerle dostluk ve işbirliğini geliştirme kararlılığı değişmeyecektir. Eşitlik, açıklık ve işbirliğine dayalı küresel ortaklıkları aktif bir şekilde genişletecek ve tüm ülkelerle ortak çıkarları genişletmeyi taahhüt edeceğiz. Çin, büyük ülkeler arasında koordinasyonu ve sağlam etkileşimleri teşvik edecek ve barış içinde bir arada yaşama, genel istikrar ve dengeli kalkınmayı içeren büyük ülke dinamiklerini geliştirmek için çalışacaktır. Çin, komşularıyla dostluk ve ortaklık geliştirme politikasının yanı sıra dostluk, samimiyet, karşılıklı yarar ve kapsayıcılık ilkelerine bağlı kalacaktır. Komşu ülkeleriyle dostluk, güven ve ortak çıkarları derinleştirmeye çalışacaktır. Çin, gelişmekte olan ülkelerle samimiyet, gerçek sonuçlar, dostluk ve iyi niyet ilkelerine bağlı kalacak ve dostluk ve çıkarlar konusunda doğru yaklaşımı benimseyecektir. Gelişmekte olan ülkelerle birlik ve işbirliğini güçlendirecek ve ortak çıkarlarımızı koruyacaktır. Çin gerçek çok taraflılığı uygulayacak ve küresel yönetişim sisteminin reformu ve iyileştirilmesinde aktif rol alacaktır.
Çin’in dünya genelinde ortak kalkınmayı teşvik etme kararlılığı değişmeyecektir. Çin ekonomisinin yüksek kaliteli gelişimi dünya ekonomik büyümesine güçlü bir ivme kazandıracaktır. Çin’de yaşayan 1.4 milyar insanın modernleşmesi, tüm gelişmiş ülkelerin toplamından daha büyük yeni bir süper büyük pazar anlamına gelmektedir. Çin kendisini dış dünyaya daha da açacaktır. Kapısı asla kapanmayacaktır. Reformu her alanda daha da derinleştirmek ve kurumsal açılımı genişletmek için önemli adımlar atmayı planlıyoruz ve bazı durumlarda zaten atıyoruz. Piyasa ve hukukun üstünlüğüne daha sağlam bir şekilde dayanan ve uluslararası standartlara uygun bir iş ortamı inşa edeceğiz. “Yüksek çitli küçük bahçe”, ayrışma ve sanayi ve tedarik zincirlerinin koparılması tarihin akışına ters düşmektedir. Bunlar uluslararası toplumun ortak çıkarlarına zarar vermekten başka bir işe yaramayacaktır.
Hanımefendiler ve Beyefendiler,
Arkadaşlar,
Çin devriminin öncülerinden biri yüzyıl önce şöyle yazmıştı: “Tarihin akışı asla pürüzsüz değildir. Bazen zorluklar ve engellerle kuşatılmıştır. Kahramanca bir ruh dışında hiçbir şey bunların üstesinden gelmeye yardımcı olamaz.” Bugün, dünya barışını ve kalkınmasını ilerletme tarihi bayrağı bizim neslimize geçmiştir. Barış İçinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesi’nin 70. yıldönümünü bir başlangıç noktası olarak kabul edelim, tarihi misyonları omuzlayalım ve insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir toplum inşa etmek ve insanlık için daha da iyi bir geleceğe öncülük etmek için birlikte ilerleyelim.
Teşekkür ederim.
Asya
Japonya Merkez Bankası gelecek hafta politika faizini yüzde 1,25’e yükseltmeye hazırlanıyor

Enflasyon ve ABD baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası, faiz artışlarının hızını artırıyor.
Nikkei Asia’nın edindiği bilgilere göre Japonya Merkez Bankası (BOJ), artan ham petrol fiyatları ve yenin değer kaybetmesi nedeniyle yükselen enflasyon baskısını kontrol altına almak amacıyla 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu toplantısında temel faiz oranını mevcut yüzde 1 seviyesinden yüzde 1,25’e yükseltmeyi planlıyor.
Faizin en son haziran ayında artırıldığı dikkate alındığında, olası yeni artış Mart 2024’te başlayan mevcut faiz artırımı sürecindeki en kısa zaman aralığına işaret edecek.
ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Geçtiğimiz haftalarda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent Tokyo’ya baskı yaparak, “Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin” demişti.
Bessent, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu söylemişti.
BOJ Başkanı Kazuo Ueda ve diğer üst düzey yöneticiler faiz artışını kurulun gündemine getirecek ve dokuz üyeli Para Politikası Kurulu’nda çoğunluğun onayını almaya çalışacak.
Öngörülen yüzde 1,25’lik politika faizi, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye olacak. Merkez bankası şimdiye kadar faiz oranlarını yaklaşık altı ayda bir artırıyordu. Ancak BOJ’un bu tempoyu üç ayda bire, başka bir ifadeyle iki politika toplantısında bir faiz artışına hızlandırmaya hazırlandığı değerlendiriliyor.
BOJ yetkilileri, temel ekonomik faktörlerden kaynaklanan fiyat artışlarının bankanın yüzde 2’lik enflasyon hedefini aşması konusunda giderek daha dikkatli davranıyor.
Ueda, temmuz ayı sonunda gerçekleştirilen bir önceki toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında enflasyon baskısının artmasına katkıda bulunan üç faktöre dikkat çekmişti: Orta Doğu’daki gerilimin yükselmesi nedeniyle artan ham petrol fiyatları, yapay zekâyla (AI) bağlantılı talepteki yükseliş ve yenin değer kaybetmesi.
ABD ile İran arasındaki silahlı saldırıların yeniden başlaması nedeniyle petrol fiyatları tekrar yükselişe geçti. West Texas Intermediate (WTI) türü ham petrol vadeli işlemlerinin fiyatı perşembe günü varil başına 100 doların üzerine çıkarak son üç buçuk ayın en yüksek seviyesine ulaştı.
Petrol fiyatlarındaki artış, çok çeşitli ürünlerin fiyatlarını ve ulaşım maliyetlerini yukarı çekiyor.
Asya
Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

Güney Kore ve ABD arasındaki anlaşmanın imzalanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçerken Washington’da rahatsızlık büyüyor.
Güney Kore’nin ABD Başkanı Donald Trump’la ABD’ye 350 milyar dolar yatırım yapma konusunda anlaşmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Ancak bugüne kadar henüz hiçbir yatırım için para taahhüdünde bulunulmadı. Bu durum Washington’da rahatsızlığı artırırken Seul’de de endişeye yol açıyor.
Güney Kore medyasında Teksas’ta doğalgazla çalışan bir elektrik santrali ve nükleer enerji santralleri de dahil olmak üzere çeşitli projelerin gündemde olduğuna ilişkin spekülasyonlar çıktı. Ancak Seul yönetimi bu iddiaları hızla yatıştırmaya çalıştı.
Seul bu hafta yaptığı açıklamada, “ABD yatırımları konusunda ne belirli yatırım alanları ve bunların açıklanacağı tarihler ne de ilk para transferinin miktarı ve zamanı kesinleşmiş durumda” dedi.
Konu hakkında bilgi sahibi bir ABD’li kaynak, Financial Times’a, Seul’ün “artık harekete geçmesi” gerektiğini, aksi halde Trump’ın sert tepki gösterme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi. Bir başka kaynak ise yatırım sürecindeki gecikmelere ilişkin duyulan rahatsızlığın, Trump’ın geçen ay ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü kampanyaya yeterince destek vermediği gerekçesiyle Güney Kore’yi özellikle hedef almasının nedenlerinden biri olduğunu öne sürdü.
Washington merkezli danışmanlık şirketi The Asia Group’un ortağı Jennifer Lee, “ABD hükümeti içinde ciddi bir rahatsızlık birikiyor. Özellikle de Kore’nin kaydettiği ilerleme, Japonya’nın peş peşe açıkladığı yatırım paketleriyle kıyaslandığında yavaş görünüyor” dedi.
Taahhüt, geçen yıl Trump’ın Güney Kore mallarına uygulamakla tehdit ettiği yüzde 25’lik tarifeleri yüzde 15’e düşürmesini öngören anlaşmanın bir parçasıydı. Seul ayrıca gemi inşasına 150 milyar dolar, stratejik sektörlere ise 200 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Yıllık yatırım tutarı 20 milyar dolarla sınırlandırıldı.
Japonya da benzer bir anlaşma kapsamında ABD’ye 550 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Ancak Japonya için yıllık bir üst sınır bulunmuyor ve Tokyo daha hızlı hareket etti. Japonya, Ohio’da 33 milyar dolarlık doğalgaz santrali ile Tennessee ve Alabama’da toplam 40 milyar dolara kadar çıkabilecek küçük modüler nükleer reaktör projeleri dahil çeşitli yatırımlar açıkladı.
Trump bu tür yatırım taahhütlerini son derece işlemsel bir çerçevede ele aldı. Daha önce Güney Kore’nin 350 milyar dolarlık taahhüdünü “peşin” ödenecek para olarak tanımlamıştı. Trump’ın ticaret danışmanı Peter Navarro ise Japonya’yla yapılan anlaşmayı “esas itibarıyla açık çek” olarak nitelemişti.
Başkan Lee Jae Myung, geçen kasım ayında anlaşmayı Güney Kore kamuoyuna anlatırken yatırımların “yalnızca ticari olarak uygulanabilir projelere” yapılacağını söylemişti.
Kore Ulusal Diplomasi Akademisi Profesörü Min Jeong-hun da projelerin ekonomik açıdan mantıklı olmadığı durumda şirketlerin yatırım yapmayacağını söyledi.
“Yapmazlar. Kore’nin temkinli davranmaktan başka seçeneği yok” diyen Min, “Başkan Trump hızlı ilerleme görmek istiyor. Tarafların pozisyonları farklı” ifadelerini kullandı.
Koreli şirketler ayrıca geçen eylülde ABD göçmenlik yetkililerinin Georgia’daki Hyundai-LG Energy Solution batarya fabrikasına düzenlediği baskından da ciddi şekilde rahatsız olmuştu. Olayın hemen ardından Başkan Lee, bunun Koreli şirketleri ABD’de yatırım yapmak konusunda “son derece tereddütlü” hale getirebileceği uyarısında bulunmuştu.
The Asia Group’tan Lee de iki hükümet arasında neyin üzerinde anlaşmaya varıldığı konusunda “gerçek bir yorum farkı” bulunduğunu kabul etti. Washington’ın tek tek projelerde daha büyük çaplı yatırımlar ve projelerin seçiminde daha fazla söz hakkı istediğini belirtti.
Washington ayrıca Samsung Electronics ve SK Hynix’in ABD’de gelişmiş bellek çipi üretimine yatırım yapması yönünde baskı uyguluyor. Ancak sektörün stratejik önemi ve çip üreticilerinin Güney Kore’de halihazırda üstlendikleri büyük yatırım taahhütleri nedeniyle bu talepler Seul açısından son derece hassas.
Buna karşılık gemi inşa sektörü, Seul’ün elinde belli ölçüde pazarlık gücü bulunan alanlardan biri.
ABD, küresel ticari gemi tonajının yalnızca yüzde 0,2’sini üretirken Güney Kore, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci gemi üreticisi konumunda. Trump’ın ABD gemi inşa sektörünü canlandırma planları da Kore teknolojisinin ve uzmanlığının Amerikan tersanelerine taşınmasını öngörüyor.
King’s College London’dan Ramón Pacheco Pardo, “Benim izlenimim, Trump’ın müttefiklerle ilişkilerinde benimsediği işlemsel yaklaşımın bir zaferi olarak sunabileceği büyük ölçekli yatırımlar görmek istediği yönünde” dedi.
Bazı uzmanlar ise Seul’ün bekleyerek kendi işini daha da zorlaştırdığını savunuyor.
Korea Economic Institute of America’dan Troy Stangarone, “Kore’nin ilk yatırım projesini açıklaması kritik önem taşıyor” dedi.
Stangarone, “Kore geciktikçe yönetimde, Güney Kore’nin taahhüdünden sıyrılmaya çalıştığı yönünde bir algı oluşması riski artıyor” ifadelerini kullandı.
Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleri de baskıyı artırabilir.
Ewha Womans Üniversitesi Profesörü Park Won Gon, “Trump açısından bakıldığında, ABD’de yatırımların gerçekleşmesi gerekiyor ki bunu seçim kampanyasında kullanabilsin” dedi.
Yatırım anlaşmazlığı, ABD-Güney Kore ilişkilerinin başka boyutlarıyla da iç içe geçmiş durumda.
Trump 16 Ağustos’ta, Kuzey Kore’yi caydırmayı amaçlayan yıllık Ulchi Freedom Shield askeri tatbikatının kapsamının daraltılması talimatını verdi. Ertesi gün ABD Başkanı, “Sizi Kim Jong Un’dan korumak için orada 39 bin askerimiz var… ve siz İran’daki çok kolay bir askeri operasyonda bize yardım etmeyeceksiniz. Bu garip” dedi.
Bununla birlikte ABD, Güney Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği beş günlük ayrı bir askeri tatbikat bu hafta planlandığı şekilde başladı. Tatbikatın kapsamı veya süresinde herhangi bir değişiklik yapıldığı bildirilmedi.
Seul, İran konusunda ABD’ye nasıl yardımcı olabileceğine ilişkin seçenekleri değerlendirdiğini söylüyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü, Güney Kore’nin Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlara katılmasının “ciddi sonuçları” olabileceği uyarısında bulundu.
Stangarone ise Hürmüz’de olası bir angajmanın Güney Kore’ye yatırım konusunda herhangi bir avantaj sağlamayabileceği görüşünde.
“Bir konuşlanma açıklamasının Kore’ye yatırım meselesinde herhangi bir esneklik sağlayacağını düşünmüyorum” diyen Stangarone, “Bu, kazanımlarını azamiye çıkarmaya çalışan bir [ABD] yönetimi” ifadelerini kullandı.
Pacheco Pardo’ya göre Trump, ilave baskı aracı olarak Washington’ın geçen yıl Seul’ün nükleer enerjili denizaltı edinme planlarını destekleme yönündeki anlaşmasından da “geri adım atabilir” ya da Kore’deki Amerikan askerlerini çekmekle tehdit edebilir.
Pacheco Pardo, ABD-Güney Kore ittifakının “temellerinin” güçlü olduğunu söylese de şu değerlendirmeyi yaptı:
“Trump’ın müttefiklere ilişkin görüşleri dikkate alındığında, Trump görevde kaldığı sürece ilişkiler çalkantılı olmaya devam edecek.”
Asya
İran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı

İran, petrol gelirlerini doğrudan nakit almak yerine Çin’den ithal ettiği malların finansmanında kullanarak milyarlarca dolarlık yaptırımları aşıyor. Reuters ajansının haberine göre gizli takas mekanizması üzerinden son bir yılda 2,5 milyar dolarlık işlem gerçekleşirken, bu kaynaklarla ilaç ve araçların yanı sıra askeri teçhizat da temin edildi.
İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve Çin’den askeri teçhizat dahil milyarlarca dolarlık ürün satın almak için takas benzeri gizli bir ticaret mekanizması işletiyor.
Reuters ajansına konuşan iki üst düzey İranlı yetkili ve konuyu yakından izleyen üç kaynak, Tahran yönetiminin Çin’e sattığı petrol karşılığında nakit yerine bu ülkeden ithal edilen mallar için kredi aldığını aktardı.
Adlarının gizli kalmasını isteyen kaynaklar, petrol gelirlerini Çin mallarıyla takas eden bu yöntemin, nükleer programı nedeniyle ABD’nin ekonomik ve askeri baskısını artırdığı son dönemde Tahran yönetimine doğrudan mali can damarı sağladığını vurguluyor.
Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı konumundaki Çin ise bu sayede indirimli İran petrolüne erişmeyi sürdürürken, bu ülkeye ihracat yapan bankalarını ve şirketlerini uluslararası ceza riskinden koruyor.
Washington yönetimi, İran petrolünün taşınmasını sağlayan bazı küçük ölçekli Çinli kuruluşlara yaptırım uygulasa da, küresel ekonomiyi sarsabilecek kapsamlı adımlardan kaçınıyor.
İki ülke arasındaki savaş sürerken Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya çalışan ABD, baskının dozunu artırdı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen ay yaptığı açıklamada, Tahran ile ticari ilişkilerini kesmeyen ülkelerin dolar sisteminden çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtmişti.
Altı aydır süren savaş kapsamında ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının bu takas mekanizmasını nasıl etkilediği henüz netleşmedi.
Fakat 14 Temmuz’da ablukanın yeniden yürürlüğe konmasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşan hiçbir İran petrol sevkiyatı kayıtlara geçmedi.
Batı’nın tek taraflı yaptırımlarını yasa dışı olarak niteleyen Pekin ve Tahran ise ticareti nasıl sürdürdüklerini kamuoyuna açıklamaktan kaçınıyor.
Kaynaklar, Tahran’ın bu sistemi ilaç, araç ve iletişim ekipmanı temin etmek amacıyla devreye soktuğunu aktarıyor. Çinli üreticilerin İran ile doğrudan temas kurmadığı ve yaptırımları deldiklerine dair bir işaret olmadığı belirtiliyor.
Öte yandan mekanizma, geçtiğimiz yıl İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı sağlayan sözleşmeler kapsamında da en az bir kez kullanıldı. Kaynaklar söz konusu sevkiyatlara dair ayrıntı vermezken, işlemler bağımsız mercilerce doğrulanmadı.
Birleşmiş Milletler’in konvansiyonel silah ambargosu, İran ile küresel güçler arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın çökmesi üzerine Eylül 2025’te diğer yaptırımlarla birlikte yeniden devreye girdi.
Tahran anlaşma hükümlerinden çekilmiş, Avrupalı ülkelerin yaptırımları otomatik olarak geri getirmesini ise Pekin ile Tahran hukuken sakat bir adım olarak tanımlamıştı.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın sorularına verdiği yanıtta söz konusu ticaret yapısından haberdar olmadığını belirtti.
Pekin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı taşımayan ve uluslararası hukuka dayanmayan tek taraflı yaptırımlara karşı durduğunu bildirdi.
İran’ın New York ve Cenevre’deki diplomatik temsilcilikleri ise sorulara sessiz kaldı. Beyaz Saray adına konuşan bir ABD yetkilisi, Tahran’ın nükleer hedeflerine ulaşmasını engellemek için AB dahil uluslararası ortaklarla çalıştıklarını söylemekle yetindi.
Kpler veri analiz şirketine göre, 2025 yılında İran’ın ihraç ettiği ham petrolün yüzde 80’den fazlasını Çin satın aldı. Bu oran günde ortalama 1,4 milyon varile denk geliyor.
İki ülke 2021 yılında enerji ve altyapı alanlarını kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzalasa da işbirliğinin uygulama detayları büyük ölçüde gizli tutuluyor.
Söz konusu model, İran’ın uluslararası bankacılık kanallarına uğramadan Çin’den mal ve hizmet temin ettiği ağlardan yalnızca birini oluşturuyor.
Batılı bir yetkili ve konuyu izleyen diğer iki kişi, devlete ait Çinli petrol şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcının, Çin merkezli ChuXin adlı gölge bir finans kuruluşuna bu yıla kadar her ay yüz milyonlarca dolar yatırdığını aktardı.
Bu mevduatların, İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) ile bağlantılı Hong Kong merkezli bir şirketten alınan petrolün bedelini oluşturduğu belirtiliyor.
ChuXin üzerinden aktarılan petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i İran’daki altyapı projelerine ayrılıyor. Kalan kısım ise İran’a mal sağlayan şirketlere ödeme yapmak üzere kurulan özel amaçlı şirketin (SPV) hesaplarına aktarılıyor.
İran’ın karar alma merkezine yakın kaynaklar, bu finansal mekanizmanın varlığını doğruluyor.
Fonların yönetimini Çin Ticaret Bakanlığı adına hareket eden bir firma ile İran Merkez Bankası ile bağlantılı diğer bir kuruluş paylaşıyor. İran Merkez Bankası ithalatçılara yetki verdiğinde, para transferi tedarikçi firmalara yönlendiriliyor. Resmi kayıtlarda ChuXin adına rastlanmazken, bir kaynak yapının yalnızca muhasebe tablolarında yaşam bulduğunu kaydetti.
Exeter Üniversitesi’nden uluslararası politika uzmanı Andrea Ghiselli, Pekin’in bu dolaylı ağları ABD’nin ikincil yaptırım tehditlerine boyun eğmeyeceğini göstermek için kullandığını ifade etti.
Ghiselli, Çinli liderlerin kendi bankalarını ve firmalarını küresel finansal sistemin dışına itilmekten korumayı amaçladığına dikkat çekerek, “İnkar edilebilir bir zemin oluşturmak istiyorlar” dedi.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek











