Bizi Takip Edin

Dünya Basını

Xi’den ÇKP’ye partideki imtiyazlı sınıflarla mücadele mesajı

Yayınlanma

xi jinping

Çevirmenin notu: Aşağıda, Çin Devlet Başkanı ve ÇKP Genel Sekreteri Xi Jinping’in, Parti Disiplin Teftişinden Sorumlu 19. Merkez Komisyonu’nun altıncı genel kurul oturumunda yaptığı konuşmanın basında yer verilen dökümü yer alıyor. Xi, Çin liderliği ve parti yönetimindeki kusurları ve çözüm yöntemlerini ana hatlarıyla detaylandırıyor.

Xi Jinping: ÇKP, tarihsel döngüden çıkmak için kendi devrimine güvenmenin başarılı bir yolunu keşfetti

Xinhua News — 18 Ocak 2023

18 Ocak 2022’de Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Genel Sekreteri, Devlet Başkanı ve Merkezi Askeri Komisyon Başkanı Xi Jinping, ÇKP’nin Disiplin Teftişinden Sorumlu 19. Merkez Komisyonu’nun altıncı genel kurulunda önemli bir konuşma yaptı:

Bu yıl, Çin Komünist Partisi’nin 18. Ulusal Kongresi’nden bu yana geçen onuncu yıl. On yıllık sıkı çalışmanın ardından parti merkez komitesi, partinin kapsamlı ve katı yönetimini “dört kapsamlı” stratejik plana dahil etti ve benzeri görülmemiş bir cesaret ve kararlılıkla parti tarzı, temiz hükümet ve yolsuzlukla mücadele inşasını yürürlüğe koydu. Yolsuzlukla mücadele, yıllardır durdurulamayan bazı sağlıksız eğilimleri engelledi, uzun süredir çözülemeyen pek çok kronik hastalığı tedavi etti; parti, devlet ve ordu içinde var olan ciddi gizli tehlikeleri ortadan kaldırdı ve partinin gevşek yönetimini bütünüyle tersine çevirdi. Partinin kapsamlı ve katı yönetimi devrimci bir şekilde şekillendirilmeseydi, bugün böylesine birleşik, sağlam ve kuvvetli bir Çin Komünist Partisi, parti ile zorluklar karşısında birleşen kitleler arasında hiçbir bağ olmayacaktı ve değişen uluslararası koşullarda hayatta kalmak imkânsız olacaktı. Tarih inisiyatifi kazanıldı. Çin Komünist Partisi, 18. Ulusal Kongresi’nden bu yana partiyi, çok yönlü ve köklü etkiler yaratan ve uzun süre ısrarla sürdürülmesi ve sürekli olarak geliştirilmesi gereken şekilde kapsamlı ve katı bir şekilde yönetme konusunda tarihi ve öncü başarılar elde etti.

Eskilerin dediği gibi: “Bir kişinin bedeni oluştuğunda dünya da oluşur; kişinin bedeni yönetilirse dünya yönetilir.” 18. Ulusal Kongresi’nden bu yana Çin Komünist Partisi’nin tarihsel döngüden çıkması konusunu sık sık dile getirdim. Bu, ülkemin sosyalist sisteminin başarısı veya başarısızlığı ile ilgili. Tarihsel döngünün dışına nasıl çıkılır? Parti her daim düşünür ve keşfeder. Yoldaş Mao Zedong, Yenan’daki mağarada ilk yanıtı vermişti: “Devleti halk denetlesin”; partisinin bir asırlık mücadelesinin ardından özellikle 18. Ulusal Parti Kongresi’nden bu yana yürürlüğe konulan yeni uygulamada parti ikinci yanıtı verdi: Bu öz devrimdir. Öz devrim, kalsiyum takviyesi yapmak ve kemikleri güçlendirmek, detoks yapmak ve sterilize etmek, güçlü adamların bileklerini kesmesi, çürümeyi ortadan kaldırmak ve kasları yenilemek, partinin sağlıklı bedenini kemiren virüsleri durmaksızın ortadan kaldırmak, sürekli olarak kendi bağışıklığını geliştirmek ve ölümü engellemektir.” Öz devrimi gerçekleştirme cesareti ve halkın denetimini kabul etmek doğası gereği tutarlıdır ve her ikisi de partinin asıl misyonuna dayanır. Parti, son 100 yılda halk demokrasisini geliştirmeye ve parti dışındaki halkın denetimini kabul etmeye, partiyi içeride kapsamlı ve katı bir şekilde yönetmeye, öz devrimi yükseltmeye, doğruyu cesurca savunmaya, hataları düzeltmeye ve zehri atmak için bıçağı cesurca içeriye çevirmeye ve partinin uzun vadeli refahını sağlamaya muhtaçtı. Kalıcılık, daimî gelişme ve büyüme. Ben özverili olacağım, halka göre yaşayacağım ve her zaman halkın ezici çoğunluğunun temel çıkarlarını temsil edeceğim.

Ancak o zaman tam bir öz devrimci ruhla kendimi sınayabilir, sık sık kendi hatalarımın üzerinde durabilir ve partinin ileri doğasını ve saflığını zedeleyen tüm etkenlere karşı kararlılıkla mücadele edebilirim. Tüm çıkar gruplarının, iktidar gruplarının ve imtiyazlı sınıfların “kuşatma” ve yozlaşmasından kurtulun; bu grup, zümre ve sınıflara partide ortak olanlara saldırın ki partinin bekası ilelebet devam etsin. Halk, bize ancak o zaman güvenebilir, bizi destekleyebilir, içtenlikle eksikliklerimizi düzeltmemize yardım edebilir ve ortak mücadele etmek için partiyi sıkı bir şekilde takip edebilir. Partiyi çok yönlü katı bir şekilde yönetmek, partinin yeni dönemdeki öz devriminin büyük pratiğidir ve bu, asırlık partinin öz devriminde yeni bir alan açmıştır.

FOTO: Xinhua

İlki, partinin siyasi inşasının liderliğine ve öz devrimin temel siyasi yönüne bağlı kalınmalı. Tarih, partinin birlik ve beraberliğinin partinin varlık sebebi olduğunu ve parti merkez komitesinin güçlü liderliğinin tüm zorlukların ve risklerin üstesinden gelmemizin temel güvencesi olduğunu defalarca kez ispatladı. Partinin birlik ve beraberliği, her şeyden önce siyasi birlik ve beraberliktir. Partinin siyasi yapılanmasını ilk sıraya koymakta ısrarcıyız, parti merkez komitesinin ve merkezi ve birleşik liderliğin otoritesini korumayı en yüksek siyasi ilke olarak kabul ediyor, parti idaresinin, yönetiminin ve devlet yönetiminin tüm yönlerinde parti liderliğini uyguluyoruz. Siyasi kanunlar ve siyasi denetim güçlendirilmeli ve derinleştirilmeli, “yedi varlık” kararlılıkla engellenmeli ve kontrol edilmeli, parti merkez komitesine karşı gelen iki yüzlü insanlar ve iki yüzlü hizipler kararlılıkla ortadan kaldırılmalı ve parti içindeki siyasi ekoloji, devamlı olarak arındırılmalı. Yeni dönemde kapsamlı ve katı parti yönetiminin devrim niteliğindeki şekillenişinin ardından parti liderliğinin zayıflaması ve partinin fikirlerine kayıtsız kalma durumu temelden tersine döndü. “Sürerlik” artık daha şuurlu durumda.

İkincisi, ideolojik inşayı partinin temel inşası olarak görmekte ısrarcı olunmalı ve öz devrimin keskin ideolojik silahları yumuşatılmalı. Temeli sağlamlaştırmak, inancı pekiştirmek ve ruhu güçlendirmek, tüm partiyi silahlandırmak ve halkı partinin yenilikçi teorisiyle eğitmek için “devrimci ideallerin göklerden daha yüksek” olduğu inancına başvurmakta ısrarcıyız ve tüm partinin bu yolda devam etmesini talep ediyoruz. Çin Komünist Partisi’nin ne olduğu ve ne yapmak istediği gibi temel sorular akılda tutulmalı. Partinin asırlık mücadelesinde, geçmişte neden başarılı olduğumuzu ve gelecekte de başarıyı nasıl sürdürebileceğimizi net bir şekilde gördük. “Esas amacı asla unutma, görevi aklında tut” temalı eğitim, parti tarihi çalışması ve eğitimi vb., öğrenme ve eğitimin kurumsallaşması ve normalleşmesine ön ayak olur, ideolojik tutumların inşasını ve yönetimini güçlendirir, kirliliği daimî olarak temizler, virüsleri defeder, kirliliği önlemek ve komünistlerin inancının demirden iskeletindeki çelik çubukları tavlar. Yeni dönemde kapsamlı ve katı parti yönetiminin devrim niteliğindeki şekillenişinin ardından bazı alanlarda uzun süredir devam eden ideolojik kaos ve değerler kaosu giderildi. Partinin tamamı, partinin yenilikçi teorisini, asıl özlemlerini beslemek, görevine öncülük etmek için bilinçli bir biçimde kullanılıyor. Kendini adamanın ve halka fayda sağlamanın siyasi sorumluluğu, rüzgâr ve dalgaların imtihanında sağlam durmuş, “avlanmanın” cazibesi karşısında kendini tutmuş ve karmaşık ve çetin mücadelelerde siyasi niteliklerini korumuştur.

Üçüncüsü, sekiz merkezi düzenlemenin ruhuna kararlılıkla riayet edilmeli, çalışma tarzı katı bir disiplinle düzeltilmeli ve etkili öz devrim yolları zenginleştirilmeli. Parti ruhu, parti tarzı ve parti disiplini organik bir bütündür, parti ruhu temeldir, parti tarzı performanstır ve parti disiplini teminattır. Yeni dönemde partileri kapsamlı ve katı bir şekilde yönetip sorunları çözme ruhu içinde sekiz merkezi yönetmeliği uyguluyoruz. Parti merkez komitesi, tevazu, basiret ve çok çalışmanın şanlı geleneğini ileriye taşıyarak, yeni hakikat arayışı, pragmatizm, dürüstlük tarzını geliştirerek ve disiplini ve kuralları ön plana koyarak bir örnek oluşturmada başı çekiyor. Küçük sorunlar erken kavranmalı, büyümesi önlenmeli, sorunların üzerine gidilmeli, bunlara dair atılım yapılmalı; bunda yıldan yıla daha ısrarcı olunmalı, biçimcilik, bürokrasi, hazcılık ve savurganlık kararlılıkla düzeltilmeli, imtiyazlı düşünce ve davranışlardan kararlılıkla kurtulunmalı. Kitlelerin başındaki yolsuzluk ve sağlıksız eğilimler kararlı bir şekilde düzeltilmeli. Yeni dönemde kapsamlı ve katı parti yönetiminin devrim niteliğindeki şekillenişinden sonra gevşek disiplin ve sabit olmayan çalışma tarzının durumu önemli ölçüde değişti. Daha iyisi için, partinin imajı halkın zihninde yeniden şekillendirilmeli.

Dördüncüsü, yolsuzlukla mücadelede ve kötülüğü şiddetli bir ivmeyle cezalandırmakta ısrarcı olunmalı ve çetin ve uzun süreli öz devrim savaşına girilmeli. Eskilerin dediği gibi: “Bir ülkenin mağlubiyetine kötü memurlar sebep olur”. Yolsuzluk, rejimi yıkmak için en basit sorundur ve yolsuzlukla mücadele en kapsamlı öz devrimdir. Kaosa karşı savaşmak için “binlerce insanı gücendirmek ve 1,4 milyarı ödememe” görevini üstleniyor, boş alanların olmaması, tam kapsam ve sıfır tolerans konusunda ısrar ediyor, katı kontrol, ağır baskı, uzun vadeli caydırıcılık, rüşvet davalarının soruşturulması, yolsuzluğun cezalandırılması ve Yeni Çin’in kuruluşundan bu yana ciddi bazı davaların soruşturulması ve sıkı, istikrarlı, güçlü ve etkili bir şekilde ele alınması gerektiği konusunda ısrarcıyız. En büyük iş, yolsuzlukla mücadeleyi kaybedilemeyecek şekilde kararlılıkla kazanmaktır. Yeni dönemde kapsamlı ve katı parti yönetiminin devrim niteliğindeki şekillenişinin ardından yolsuzlukla mücadele ezici bir zafer kazandı ve epey sağlamlaştı. Bugün dünyadaki başka hiçbir siyasi parti veya ülke, yolsuzluğu bizimki kadar büyük, şiddetli ve ısrarlı bir şekilde cezalandıramıyor. Sistemin ve hukukun üstünlüğünün avantajlarına dayanarak yolsuzlukla mücadele yolunda başarıyla yola çıktık ve beşeriyetin yolsuzlukla mücadele tarihinde yeni bir sayfa yazdık.

Beşincisi, parti örgütünün siyasi işlevini ve örgütsel gücün bütünlüğünü güçlendirmede ısrarcı olunmalı ve savaşmada iyi ve öz devrimde cesur kadrolar oluşturulmalı. Yeni dönemde partinin örgütsel çizgisini ve iyi kadro standartları uyguluyoruz, örgütsel kabiliyetleri geliştirmeye, siyasi işlevleri güçlendirmeye, etkili bir şekilde uygulanan örgütsel sistemi iyileştirmeye, tabandan yapılanmayı güçlendirmek için net bir yön belirlemeye ve parti örgütlerinin bütününün her düzeydeki ilerlemesini teşvik etmeye odaklanıyoruz. Partinin biriktirdiği büyük mücadele deneyimi özetlenmeli ve kullanılmalı, mücadele ruhunu ileriye taşımak, mücadele stratejilerinde ustalaşmak ve mücadele becerilerini geliştirmek için parti üyeleri ve kadroları kapsamlı refah, yoksulluğa karşı kararlı mücadele, salgın hastalıklara karşı mücadele, sel önleme, afet yardımı ve dış baskı ve sınırlamaya yanıtta alınacak kesin zaferin ön saflarında sınanmalı. Yeni dönemde kapsamlı ve katı parti yönetiminin devrim niteliğindeki şekillenişinden sonra tabandan gelen bazı parti örgütleri kararlı bir şekilde düzeltildi. Şu anda tabandaki parti örgütlerinin savaş kalesi rolü ve parti üyelerinin öncü ve örnek rolü tam olarak ortaya konmakta ve partinin siyasi ve örgütsel avantajları sürekli olarak artı getiren avantajlara dönüştürülmektedir.

Altıncısı, büyük öz devrimi ilerletmek için kurumsal garantiler sağlamak üzere öz arınma, kendini geliştirme ve kendini yenilemeden oluşan kurumsal bir normatif sistem inşa etmekte ısrarcı olunmalı. Parti içi denetim sistemini birincil kabul ederek, keskin bir kılıç olarak teftiş ve denetim rolünü ve sevk edilen denetim sondalarının rolünü tam anlamıyla yerine getirmesini sağlayarak, disiplin teftiş sisteminin, devlet denetim sisteminin ve denetim ve istatistik denetim sisteminin reformunu teşvik ederek ve parti içi denetimin ve kamu görevlilerinin tam hakimiyetinin sağlanması için çeşitli denetimlerin koordine edilmesini teşvik ederek parti ve devletin denetim sistemini geliştirdik. Partiyi sistem ve kurallara göre yönetmede ısrarcı olunmalı ve partinin örgütsel tüzükleri, liderlik tüzükleri, öz inşa tüzükleri, denetim ve koruma tüzükleri geliştirilmeli ki sistem “uzun dişler” ve “vazifeler” üstlenebilsin. Yeni dönemde kapsamlı ve katı parti yönetiminin devrim niteliğindeki şekillenişinden sonra görece eksiksiz bir parti içi yasa ve yönetmelikler sistemi; birleşik bir parti liderliği, geniş kapsam, yetkili ve verimli bir denetim sistemi, sisteme saygı duyma ve sisteme bağlı kalma konusunda iyi bir atmosfer kurduk ve oluşturduk. Çin Komünist Partisi yönetimi ve Çin yönetimine benzersiz avantajlar oluşturarak, sistemlerin her açıdan olgunlaşması ve amacına ulaşması teşvik edilmeli.

Çin Komünist Partisi’nin 18. Ulusal Kongresi’nden bu yana Marksist parti inşa teorisini miras aldık ve geliştirdik, partinin asırlık mücadele tarihini özetledik ve uyguladık ve parti yönetiminde pratik yenilikleri, teorik yenilikleri ve kurumsal yenilikleri içtenlikle destekledik. Siyasi partilerin düzenliliği ve uzun vadeli iktidarda olan bir Marksist partinin nasıl inşa edileceği anlayışı yeni bir zirveye ulaştı.

  1. Parti Merkez Komitesi’nin merkezi ve birleşik liderliğine bağlı kalınmalı. Partinin kapsamlı ve katı yönetimini büyük ve ciddi bir siyasi görev olarak ele almak ve bunu Parti Merkez Komitesi’nin merkezi ve birleşik liderliğinde sağlam ve düzenli bir şekilde ilerletmek gerekmektedir. Yolsuzlukla mücadelede inisiyatif, partinin hiç değişmeyen niteliği ile ülkemizin kızıl rengini asla kaybetmemesini sağlıyor.
  2. Partinin çok yönlü ve sıkı bir şekilde yönetilmesi gerektiği gerçeğine bağlı kalınmalı ve büyük bir öz devrimle büyük toplumsal devrime öncülük edilmeli. Kapsamlı ve katı bir parti yönetimini teşvik etmek için siyasi teminat ve rehberlik rolüne tam manasıyla yer vermeliyiz. Kapsamlı ve katı parti yönetiminin stratejik politikası, Çin’e özgü sosyalizm davasının tüm sürecini ve parti inşasının tüm yönlerini kapsar ve partinin siyasi liderliğini sürekli olarak güçlendirir. Fikri liderlik, kitle örgütlenmesi ve sosyal cazibe, büyük amacı ileriye taşır.
  3. Partinin siyasi yapılanmasının liderliğine bağlı kalınmalı ve tüm partinin siyasi duruş, rota, ilkeler ve yöntem açısından Parti Merkez Komitesi ile tutarlılığını yüksek derecede koruması sağlanmalı. Partinin merkezi karar alma ve konuşlandırmasını ile partinin teori, çizgi, ilke ve politikalarının etkili olmasını sağlamak için sağlam idealleri ve inançları temel almak, siyasi hayatı ciddiye almak, siyasi ekolojiyi geliştirmek ve parti üyelerini ve kadrolarını partiye bağlılıklarını belirli eylemlere yansıtmaya sevk etmek gerekir.
  4. Katılığa tereddüt etmeden bağlı kalınmalı ve disiplin inşasının politikası, çağa uygunluğu ve yerindeliği geliştirilmeli. Siyasi disiplin uygulanmalı ve tüm disiplinler sonuna kadar katı bir şekilde uygulanmalı. Yasalara uygun olarak katı disipline bağlı kalmalı, disiplin ve kanun yaptırımı uygulamalı ve “dört tarz” politika ve strateji kullanımını derinleştirmeliyiz. Tüm parti aynı hedefe, birliğe ve hıza sahip olmalı.
  5. Çalışma tarzının inşası sağlamlaştırılmalı, güçlendirme ruhunu ileriye taşımakta ısrar edilmeli ve sosyal tarzı ve halkın tarzını iyiye yönlendirmek için mükemmel parti tarzı kullanılmalı. Partinin ince çalışma tarzını ileriye taşımalı, sekiz merkezi tüzüğün ruhunu uygulamada sebat etmeli, sürekli ve uzun, katı ve pratik, derin ve detaylı çalışmalı, “dört tarz”ı iyileştirmeli, yeni bir tarz oluşturmalı, yolsuzluğun yuvasını kararlılıkla deşmeli ve sosyalizm ve bürokrasinin biçimini kararlılıkla düzeltmeli ve iyi bir üslup ve iyi bir imajla yeni büyük başarılar yaratmalıyız.
  6. Yolsuzluğu sıfır toleranslı bir tutumla cezalandırmada ısrarcı olunmalı ve Çin’e özgü yolsuzlukla mücadele yolu şaşmaz bir şekilde izlenmeli. Partide her zaman kapsamlı ve katı bir yönetimin var olduğunu unutmamalıyız. Ağır cezaları gevşetmemeliyiz. Yolsuzluğa yeltenmemeli, yozlaşmamalı ve bilinçlendirmeyi desteklemek için birlikte çalışmalıyız. Hukukun üstünlüğü düşüncesini ve yolsuzluğu cezalandırma yöntemlerini kullanmalı, partiyi sistematik yönetim anlayışıyla yönetmeli, hem semptomları hem de sebepleri tedavi etmeli ve temiz kadrolara, temiz hükümete ve temiz siyasete ulaşmalıyız.
  7. Kitlelerin doğruluk ve adaletin yanlarında olduğunu hissetmeleri için kitlelerin çıkarlarına zarar veren tüm yolsuzluk ve sağlıksız eğilimleri düzeltmede ısrarcı olunmalı. Ademi merkeziyetçi kalkınma fikri hayata geçirilmeli, kitlelerin düşünce, kaygı ve beklentilerine uygun hareket edilmeli, partinin kapsamlı ve katı yönetiminin tabana yayılması teşvik edilmeli, kitlelerin güçlü bir şekilde dile getirdiği öne çıkan sorunlar çözülmeli ve partinin kapsamlı ve katı yönetiminin etkinliği ile partinin bütünlüğü pekiştirilmeli.
  8. “Kilit azınlık” ve yukarısının liderliğini kavramada ısrarcı olunmalı ve partiyi kapsamlı ve katı bir şekilde yönetmenin siyasi sorumlulukları sıkılaştırılmalı. Partiyi yönetmek için idari kadroların mesuliyet alabilmesini sağlamak gerekmektedir. Liderliğe bağlı kalmalı ve liderliği kavramalıyız. Parti Merkez Komitesi’nden başlamalı ve üst düzey kadrolara katı davranmalıyız. Savaşmaya cesaret etmeli ve savaşta iyi olunmalı; esas sorumluluğu ve denetim sorumluluğu sonuna kadar tutarlı olacak şekilde teşvik edilmeli ve tüm partinin ortak çalıştığı iyi durum pekiştirilmeli ve geliştirilmeli.
  9. Parti ve devlet denetim sisteminin iyileştirilmesine bağlı kalınmalı ve geniş bir kapsam, normal ve uzun vadeli denetim gücü oluşturulmalı. Partinin öz devrimini yükseltmek, parti içi denetimin hâkim olduğu ve çeşitli denetimleri koordine eden bir mekanizma oluşturmak, yetki kullanımına ilişkin kısıtlamaları ve denetimi güçlendirmek için partinin öz denetimini ve halk denetimini güçlendirmeye güvenmek ve denetim sisteminin avantajlarını yönetişim etkinliğine daha iyi dönüştürmek gerekmektedir.

*Bu, Genel Sekreter Xi Jinping’in 18 Ocak 2022’de düzenlenen Disiplin Teftişinden Sorumlu 19. Merkez Komisyonu’nun altıncı genel kurul oturumunda yaptığı konuşmanın bir parçasıdır.

Dünya Basını

Prof. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi

Yayınlanma

Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen, Ukrayna ve İran savaşlarını değerlendirdi. Batı’nın askeri ve diplomatik stratejilerine dair yorum yapan Diesen, ABD ile müttefiklerinin yenilgiyi kabul etmek yerine dünyayı nükleer felaketin eşiğine sürüklediğini belirtti.

Norveç Güneydoğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Glenn Diesen, küresel yayıncı Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, Rusya-Ukrayna savaşı ve Ortadoğu’daki son gelişmeleri değerlendirdi.

Diesen, Batı ittifakının Ukrayna’da ve İran karşısında stratejik bir yenilgi aldığını, ancak bu mağlubiyeti kabul etmek istemeyen karar vericilerin dünyayı nükleer bir felaketin eşiğine getirdiğini belirtti.

Batı medyasının tek taraflı yayıncılık yaptığını ve gerçek analizlerin yerini savaş propagandasının aldığını belirten Norveçli siyaset bilimci, sahada yaşanan askeri gerçeklerin diplomatik belgelerde açıkça görüldüğünü ifade etti.

“Ukrayna’nın tek çaresi NATO’yu doğrudan savaşın içine çekmektir”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Belarus’a yönelik askeri teçhizatını sınırdan çekmesi yönündeki ültimatomunu ve aksi takdirde bu ülkeyi vurma tehdidini değerlendiren Profesör Glenn Diesen, Ukrayna ordusunun cephedeki durumunun kötüye gittiğini belirtti.

Diesen, bu hamlenin arkasındaki mantığı şu sözlerle açıkladı:

“İşler Ukrayna için hiç iyi gitmiyor. Zelenskiy’nin ana hedefi, bu durumu kurtarabilmek için NATO’yu doğrudan savaşın içine çekmek. Bu benim kişisel değerlendirmem ancak eğer Ukrayna Belarus’a saldırırsa, Belarus da Ukrayna’ya misilleme yapacaktır. İlk bakışta savaşı bu şekilde genişletmek korkunç bir fikir gibi görünebilir. Ancak NATO ülkelerinin Belarus’u vurma eşiği, Rusya’yı doğrudan vurma eşiğine kıyasla çok daha düşüktür. Belarus vurulursa, bu durum NATO ülkelerini savaşın bir adım daha içine sokmanın bir yolu haline gelir. Avrupalılar zaten Moskova’ya yapılan son saldırıda da görüldüğü üzere büyük adımlar atıyorlar. NATO bu savaşın içine çekiliyor ve bu durum çatışmayı daha da yoğunlaştırmanın bir yolu olabilir.”

Savaşın kritik bir aşamaya geldiğini ve Ukrayna’nın kaybetme noktasına yaklaştığını vurgulayan Diesen, bu durumun yaratacağı tehlikelere dikkat çekerek şunları söyledi:

“Yıllardır söylediğim gibi, savaş Ukrayna’nın kaybedeceği ya da sona ereceği kritik bir aşamaya geldiğinde iki şey yaşanacaktır. Birincisi, Ruslar aşırı öz güvene kapılıp çok pervasızca bir şey yapabilirler. İkincisi ise kaybeden taraf daha da çaresizleşecektir. Burada kaybeden taraf NATO ve Ukrayna’dır. Çaresizlik arttıkça, Avrupa’da devasa bir savaşın çıkma ihtimali de yükseliyor. Maalesef dünyanın en büyük nükleer gücüyle karşı karşıyayız ve bu durum çok hızlı bir şekilde çok kötü bir noktaya evrilebilir.”

“Moskova’ya yapılan bu kitlesel saldırıya Rusya çok büyük bir misillemeyle karşılık verecek”

Ukrayna’nın son dönemde Moskova’daki petrol altyapısını hedef alan insansız hava aracı saldırılarına da değinen Profesör Diesen, bu saldırıların benzersiz bir nitelik taşıdığını ifade etti.

Rusya’nın başkentine yönelik bu düzeyde bir saldırının daha önce görülmediğini belirten Diesen, Batı’nın tırmandırma politikasını şu verilerle aktardı:

“Rusya’nın başkentine yönelik bu boyutta bir saldırı benzeri görülmemiş bir olaydır. Geçen yıl Rusya’nın nükleer saldırı erken uyarı sistemlerine ve nükleer misilleme kabiliyetine sahip nükleer bombardıman uçaklarına yönelik saldırılar gördük. NATO, gerilimi tırmandırmak için zaten çok ileri gitti. Moskova’ya yapılan bu kitlesel saldırıya Rusya’nın çok büyük bir misillemeyle karşılık vereceğini tahmin ediyorum. Ukraynalılara bunun bedelini ödeteceklerdir ancak bu muhtemelen yanlış bir hedeftir. Çünkü NATO hiçbir şey kaybetmiyor, Ukraynalıların kayıplarını önemsemiyorlar ve savaşı Ukraynalılar üzerinden yürütüyorlar. Rusya sadece Ukrayna’ya misilleme yaptığı sürece, bu durum NATO için bir caydırıcılık oluşturmuyor.”

Diesen, Rusya’nın askeri doktrininde ve stratejisinde gelinen son aşamayı ise şu şekilde özetledi:

“Ruslar bir noktada, başkentlerine yönelik bu tür kitlesel saldırıların önüne geçmek ve net kırmızı çizgiler çekmek için bir NATO ülkesini doğrudan vurmak zorunda oldukları sonucuna varacaklardır. Bu durum NATO ile nükleer savaş riskini barındırıyor ancak bunu yapmazlarsa NATO yarın ne yapacak? Artık hiçbir caydırıcılık kalmadı. Rusya zayıf görünüyor ve bugüne kadar gösterdiği tüm itidalli yaklaşım Batı tarafından bir zayıflık olarak yorumlandı. Rusya’nın neden itidalli davrandığının anlaşılması gerekiyor. Çünkü bir kez bir NATO ülkesini vurduklarında, tırmanma merdivenini kontrol etmek ve sınırları belirledikten sonra gerilimi düşürecek bir yol bulmak son derece zor olacaktır. Rusya misilleme yapmaya karar verdiğinde, gerilimi kontrol altında tutma düşüncesi bir illüzyona dönüşecek, durum kontrolden çıkacak ve en azından bazı taktiksel nükleer silahların kullanılmasını bekleyebiliriz.”

“ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi”

ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptını değerlendiren Profesör Glenn Diesen, bu anlaşmanın tam anlamıyla uygulanacağına inanmadığını belirtti. Washington yönetiminin yakıt sıkıntısı ve ekonomik baskılar nedeniyle zaman kazanmaya çalıştığını savunan Diesen, şu analizi paylaştı:

“Bu mutabakatın tamamen uygulanacağını düşünmüyorum. Amerikalılar sadece zaman kazanmaya çalışıyor. Donald Trump’ın da ifade ettiği gibi, esasen bir teslimiyet belgesi niteliğinde olan bu anlaşmayı imzalamalarının nedeni, yakıtlarının tükeniyor olması ve başka seçeneklerinin kalmamasıdır. Amerikalılar bu süreçte İranlıları oyalayarak durumu sürdürmeye, bazı gemilerini geçirmeye ve azalan petrol rezervlerini yeniden doldurmaya çalışacaklardır. Sonrasında ise istemeyerek de olsa savaşa geri döneceklerini tahmin ediyorum. Çünkü ABD’de İran ile barış içinde yan yana yaşama arzusu bulunmuyor. Hedef hala aynıdır: İran yok edilmeli, ekonomisi zayıflatılmalı, hükümeti devrilmeli ve toplumu istikrarsızlaştırılmalıdır. ABD küresel hegemonik güvenlik stratejisinden vazgeçmedikçe ve İran’ın Orta Doğu’daki ana güç haline geleceği çok kutuplu bir dünyayı kabul etmedikçe, bu anlaşmayı gerçek anlamda uygulamasını mümkün görmüyorum.”

Anlaşmanın içeriğine bakıldığında ABD’nin hiçbir kazanım elde edemediğini, aksine İran’ın tüm taleplerinin kabul edildiğini belirten Diesen, yenilginin belgesini şu detaylarla açıkladı:

“Mutabakat, ABD’nin ilk 30 gün içinde deniz ablukasından vazgeçmesini öngörüyor. İran’ın ticari gemilerden ücret almaması kuralı ise sadece 60 gün için geçerli. Bu süre İran’ın petrolünü sevk etmesine ve nefes almasına olanak tanıyacak. 60 günün ardından İran çevre veya seyrüsefer güvenliği gerekçesiyle boğaz geçişlerinden ücret almaya başlayabilecek. Daha da önemlisi, Trump son günlerde İran’ın ABD’den tek bir kuruş bile alamayacağını söylüyordu ancak mutabakatın altıncı maddesinde, ABD ve ortaklarının İran’ın yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolarlık bir plan hazırlaması gerektiği açıkça belirtiliyor. Yani ABD kırdığı şeyi onarmak zorunda kalacak. ABD’nin bunu gerçekten yapacağını hayal etmek zor. İran’ın nükleer programından, Yemen, Hizbullah veya Hamas ile olan ortaklıklarından vazgeçmesi gibi ABD’nin istediği hiçbir unsur bu listede yer almıyor. İran her şeyi alıyor, ABD ise hiçbir şey. Bu haksız görünebilir ancak yenilgi tam olarak böyle bir şeydir. Son aylarda medyadaki propagandacılar Amerika’nın kazandığını ve İran donanmasının denizin dibinde olduğunu söylüyordu. Eğer bu doğru olsaydı, imzalanan mutabakat metni bu şekilde görünmezdi.”

“Batı medyasında analiz yok, her şey savaş propagandasından ibaret”

Batı’daki entelektüel ortamı ve medyanın sansür mekanizmasını eleştiren Profesör Glenn Diesen, doğruları söyleyen akademisyenlerin ve gazetecilerin anında yaftalandığını ifade etti. Futbol maçı izler gibi taraf tutulduğunu belirten Diesen, eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi:

“Batı’da tüm savaşlar hakkında konuşma biçimimiz artık bir futbol maçına benziyor. Eğer ‘İran kazanıyor’ derseniz, İran’ı desteklediğiniz iddia ediliyor. Eğer ‘Rusya kazanıyor’ derseniz, Rusya’nın taraftarı olmakla suçlanıyorsunuz. Her zaman Amerika’nın veya Ukrayna’nın kazandığını iddia etmek ve doğru tarafı desteklediğinizi göstermek zorundasınız. Sahada hiçbir analiz yok, her şey savaş propagandası ve anlatılardan ibaret. Rusya ile diplomasi yolunun tıkanmasının nedeni de herkesin ‘kışkırtılmamış işgal’ anlatısına bağlı kalmış olmasıdır. Diplomasi yapmanın, saldırganlığı ödüllendirmek anlamına geleceğini savunuyorlar. Oysa eski CIA Direktörü William Burns’ün yazdığı mektup gibi tonla kanıt var elimizde. Burns, Ukrayna’yı NATO’ya çekmeye çalışmanın Ukrayna’da bir iç savaşa yol açacağı ve Rusya’yı müdahale etmek zorunda bırakacağı konusunda açıkça uyarıda bulunmuştu. Batılı liderler bunun bir felaketle sonuçlanacağını önceden biliyorlardı. Ancak hükümeti devirdiler ve en öngörülebilir şey gerçekleşti. Şimdi ise herkes bu kışkırtılmamış işgal yalanına inanmak zorunda bırakılıyor. Gerçeklere yer kalmadı.”

Diesen, Rus diplomatların ve eski kamu görevlilerinin açıklamalarına da değinerek, Rusya’nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilci Yardımcısı Dmitri Polyanskiy gibi temkinli diplomatların bile nükleer savaş seçeneğinin artık bir tabu olmaktan çıktığını açıkça ifade ettiklerini sözlerine ekledi.

Körfez ülkelerinin de bu yenilgiyi gördüğünü belirten siyaset bilimci, “Körfez ülkeleri liderleri bu mutabakatı okuduğunda tek bir sonuca varacaklardır: İran kazandı. Bu durumda tüm güvenlik stratejilerini tek bir sepete, yani Amerika’nın sepetine koymaya devam edemezler. ABD’nin gerileyen bir güç olduğunu ve bölgede barış içinde yaşamak zorunda oldukları yeni gerçekliği kabul edeceklerdir” diyerek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

‘İran küresel ekonominin boğaz noktalarını silaha dönüştürdü’

Yayınlanma

Cambridge Üniversitesi Queens’ College Başkanı, eski PIMCO Üst Yöneticisi ve Allianz Baş Ekonomi Danışmanı Mohamed A. El-Erian, yayıncı Mario Nawfal’a verdiği mülakatta İran-İsrail savaşının ve ABD’nin savaşa dahil olmasının küresel ekonomi üzerindeki etkilerini değerlendirdi. El-Erian, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının yalnızca enerji fiyatlarını değil, gübre ve gıda tedarikini de etkileyeceğini belirterek, “Bu savaşın uzun vadeli ekonomik sonuçları olacak ve bunlar olumlu sonuçlar değil” dedi

Cambridge Üniversitesi Queens’ College Başkanı, eski PIMCO Üst Yöneticisi ve Allianz Baş Ekonomi Danışmanı Mohamed A. El-Erian, yayıncı Mario Nawfal’a verdiği mülakatta İran-İsrail savaşı, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, Çin’in küresel ekonomideki rolü, ABD dolarının geleceği, altın piyasası ve yapay zekanın ekonomik etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Mülakatın başında Nawfal, savaşın başlangıcından bugüne kadar geçen sürece ilişkin genel bir değerlendirme istedi ve İran’ın İsrail’in Lübnan’daki faaliyetlerine tepki olarak Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını hatırlatarak bunun yeni dönemin kalıcı gerçeklerinden biri haline gelip gelmediğini sordu.

El-Erian, değerlendirmesine savaşın küresel ekonomi üzerindeki etkileriyle başladı. Ekonomiste göre savaşın ilk sonucu enerji sektöründe başlayan ve zamanla ekonominin tamamına yayılan bir enflasyon şoku oldu.

“Enerji fiyatlarındaki artış ekonominin tamamına yayılıyor”

El-Erian, “İlk etki, çok yoğunlaşmış biçimde başlayan bir enflasyon şokudur. Bu enerji sektöründe başlıyor ve ardından ekonominin geneline yayılıyor” dedi.

Enerji fiyatlarındaki yükselişin zincirleme sonuçlar doğurduğunu belirten El-Erian, “Enerji fiyatları yükseliyor, benzin ve dizel fiyatları artıyor, gıdanın marketlere taşınma maliyeti yükseliyor, gıda fiyatları artıyor ve süreç devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Bu süreç dikkatli yönetilmezse fiyat artışlarının talebi zayıflatabileceğini söyleyen ekonomist, bunun da ekonomik büyümeden fedakarlık edilmesine yol açabileceğini belirtti.

Savaşın ikinci önemli etkisinin ABD ekonomisinin küresel sistemden elde ettiği avantajları zayıflatması olduğunu kaydeden El-Erian, ABD’nin küresel ekonomi içinde çok özel bir konuma sahip olduğunu ancak mevcut gelişmelerin bu konumu aşındırdığını söyledi.

ABD’nin savaşa kısa süreceği düşüncesiyle dahil edildiğini ifade eden El-Erian, özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapanması durumuna ilişkin yeterli senaryo planlaması yapılmadığını belirtti.

“Boğazı kapattığınızda ekonomik etkiler yalnızca enerjiyle sınırlı kalmıyor. Gübreleri de etkiliyor. Bu nedenle altı ila dokuz ay içinde gıda fiyatlarında etkiler göreceğiz. Aynı zamanda tedarik zincirleri de bozuluyor” diyen El-Erian, savaşın beklenenden çok daha uzun süreli ekonomik sonuçlar doğuracağını söyledi.

ABD’nin enerji bağımsızlığı ve girişimci yapısı sayesinde diğer ülkelere kıyasla daha az zarar göreceğini belirten ekonomist, buna rağmen ülkenin savaş yaşanmamış olsaydı sahip olacağı ekonomik konumdan daha geride kalacağını ifade etti.

“İran çok önemli bir boğaz noktasını silaha dönüştürdü”

Nawfal’ın, ABD Başkanı Donald Trump’ın neden böyle büyük bir risk aldığı yönündeki sorusuna yanıt veren El-Erian, karar alma sürecinin ayrıntılarını bilmediğini ancak Trump’ın savaşın çok kısa süreceğine inandığının açık olduğunu söyledi.

El-Erian, “Bana açık görünen şey, bunun gerçekten çok kısa süreceğine ikna olmuş olmasıdır. Oysa birçok kişi ilk günden itibaren tedarik zincirlerinin silaha dönüştürüleceğini söylerdi” dedi.

Son yılların en önemli eğilimlerinden birinin tedarik zincirlerinin jeopolitik amaçlarla kullanılması olduğunu vurgulayan ekonomist, İran’ın da bu süreçte önemli bir avantaj keşfettiğini belirtti.

“İran artık çok önemli bir boğaz noktasını silaha dönüştürerek muazzam bir güce sahip olduğunu keşfetti” diyen El-Erian, Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonomiyi adeta boğan bir geçiş noktası olduğunu söyledi.

Bununla birlikte gelecekte alternatif boru hatlarının inşa edileceğini belirten ekonomist, dünyanın bugünkü kadar kırılgan kalmayacağını ifade etti.

Ancak yalnızca Hürmüz Boğazı’nın değil, Kızıldeniz’in ve Tayvan ile Çin arasındaki deniz geçişlerinin de kritik boğaz noktaları olduğunu belirten El-Erian, “Bu savaş, bir boğaz noktasını silaha dönüştürerek taktik ve stratejik avantaj elde edebileceğinizi gösterdi” dedi.

“Jeoekonomi dönemi hız kazanıyor”

Mülakatın ilerleyen bölümünde El-Erian, dünyanın yalnızca jeopolitik değil aynı zamanda jeoekonomik bir döneme girdiğini söyledi.

Ülkelerin ekonomik ve finansal araçları dış politika amaçları için kullanmaya başladığını belirten ekonomist, bunun gümrük vergilerinden teknolojiye, tedarik zincirlerinden finansal sistemlere kadar birçok alanda görüldüğünü ifade etti.

El-Erian, “Ulusal güvenlik çevreleri açısından bu yöntemler oldukça cazip görünüyor. Çünkü füze göndermekten çok daha ucuz ve sahaya asker göndermekten çok daha az sorunlu” diye konuştu.

Bu süreçte dayanıklılığın verimliliğin önüne geçtiğini belirten ekonomist, şirketlerin artık tek bir ülkede tek bir fabrika yerine farklı ülkelerde birden fazla üretim tesisi kurmaya yöneldiğini söyledi.

“Bu dayanıklılık sağlıyor ama pahalı bir çözüm. Bunun bedelini birilerinin ödemesi gerekecek” ifadelerini kullanan El-Erian, salgın sonrası başlayan eğilimin savaşla birlikte hızlandığını kaydetti.

ABD’nin küresel sistemde benzersiz avantajlara sahip olduğunu vurgulayan ekonomist, doların rezerv para olması ve Amerikan finans piyasalarının derinliği sayesinde ülkenin büyük faydalar elde ettiğini anlattı.

Ancak ülkelerin giderek daha dayanıklı olmak adına ABD merkezli sisteme bağımlılıklarını azaltmaya çalıştığını belirten El-Erian, “Kimse ABD’nin yerini alamaz ama ülkeler bağımlılıklarını azaltmanın yollarını arıyor. Bu da bizi aksi durumda olacağımızdan daha kötü bir konuma götürüyor” dedi.

“Küreselleşmenin en büyük kazananı ABD daha az kazanacak”

Küreselleşmenin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan El-Erian, küreselleşmeden en çok yararlanan ülkenin ABD olduğunu söyledi.

Buna rağmen mevcut gelişmelerin küreselleşmeden uzaklaşma eğilimini hızlandırdığını belirten ekonomist, “Korkarım bu süreç hızlanacak. Küreselleşmenin en büyük faydalanıcısı olarak biz daha az iyi durumda olacağız” ifadelerini kullandı.

El-Erian’a göre küreselleşme sürecinde iki büyük hata yapıldı.

Bunlardan ilki Çin’in küreselleşmeden büyük fayda sağlamasına rağmen uluslararası sistemdeki sorumluluklarını yerine getirmesinin yeterince talep edilmemesi oldu.

El-Erian, “Çin küreselleşmeden muazzam fayda sağladı. Batı’nın, özellikle de ABD’nin bazı sanayi alanlarının zayıflamasından yararlandı. Ancak kurallara uygun davranmadı ve pazarlarını açması gerektiği ölçüde açmadı” dedi.

İkinci büyük hatanın ise ülkeler içindeki gelir dağılımı etkilerinin yeterince dikkate alınmaması olduğunu belirten El-Erian, bazı sektörlerin ve özellikle ulusal güvenlik açısından kritik üretim alanlarının ciddi zarar gördüğünü ifade etti.

Ekonomiste göre gelecekte tamamen serbest bir küreselleşme yerine “yönetilen hafif küreselleşme” modeli ortaya çıkacak.

Bu modelde ülkeler hem stratejik sektörleri koruyacak hem de nüfusun olumsuz etkilenen kesimlerine daha fazla destek verecek.

“Çin küreselleşmede son derece yıkıcı bir aktör oldu”

Çin’in küresel ekonomi içindeki konumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan El-Erian, ülkenin büyüklüğü nedeniyle küreselleşme sürecinde olağanüstü etkiler yarattığını söyledi.

Geleneksel kalkınma modelinde ülkelerin tarımdan sanayiye, ardından hizmetler sektörüne geçtiğini anlatan ekonomist, Çin’in ise çok büyük ölçeği nedeniyle bu geçişlerin küresel ekonomide ciddi sarsıntılar yarattığını belirtti.

Bununla da kalmadığını söyleyen El-Erian, “Çin düşük katma değerli üretim alanlarını terk etmek yerine değer zincirinin tamamında faaliyet göstermeye başladı. Bu nedenle küreselleşme sürecinde son derece yıkıcı bir aktör oldu” dedi.

ABD’nin bu gerçeği fark ettiğini ancak Avrupa’nın henüz aynı noktaya gelmediğini savunan ekonomist, Avrupa otomotiv sektörünün ucuz ve devlet destekli Çin elektrikli araçları nedeniyle uzun vadeli sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Çin’in ABD’ye ihracatının geçen yıl yüzde 25 düştüğünü hatırlatan El-Erian, buna rağmen ülkenin dış ticaret fazlasının 1,2 trilyon dolarla rekor seviyeye ulaştığını belirtti.

Bunun nedeninin Avrupa ve Asya’ya yönelen ihracat olduğunu ifade eden ekonomist, birçok ülkenin Çin’in satamadığı ürünler için adeta bir boşaltma alanına dönüştüğünü söyledi.

“Beni en çok Çin’in üçüncü ülkelerdeki etkisi endişelendiriyor”

El-Erian, Çin’in ABD üzerindeki etkisinden çok üçüncü ülkelerdeki faaliyetlerinden kaygı duyduğunu belirtti.

Özellikle Afrika’da Çin’in çok derin ekonomik ilişkiler geliştirdiğini söyleyen ekonomist, Pekin yönetiminin altyapı yatırımları karşılığında stratejik kaynaklara erişim sağladığını ifade etti.

“Cibuti’de hem Fransız hem Amerikan askeri üssü var ama liman Çin’in kontrolünde” diyen El-Erian, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında uzun vadeli stratejiler izlediğini söyledi.

Bu gelişmelerin çoğu zaman kamuoyunun dikkatinden kaçtığını belirten ekonomist, nadir toprak elementleri ve Tayvan kadar üçüncü ülkelerdeki Çin nüfuzunun da dikkatle izlenmesi gerektiğini kaydetti.

“Doların yerini alabilecek başka bir para birimi yok”

ABD dolarının geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan El-Erian, doların sistem içindeki merkezi konumunu koruduğunu söyledi.

“Doların yaptığı işi yapabilecek başka bir para birimi yok. Hiçbir şeyi hiçbir şeyle değiştiremezsiniz” diyen ekonomist, buna rağmen ülkelerin doların çevresinde alternatif ödeme kanalları oluşturmaya çalıştığını belirtti.

Merkez bankalarının altın rezervlerini artırdığını, Çin’in ikili ödeme anlaşmaları geliştirdiğini ve Rusya’nın farklı para birimleri üzerinden ticaret yolları oluşturduğunu anlatan El-Erian, bunların doların yerini almadığını ancak etkisini azaltabileceğini söyledi.

ABD’nin yüksek kamu borcuna rağmen doların güçlü kalmasının nedenini açıklarken dikkat çekici bir benzetme kullanan El-Erian, “Biz en temiz kirli gömleğiz” dedi.

Ekonomist, yatırımcıların doların durumunu diğer para birimleriyle kıyasladığını, Avrupa ve Çin’in de ciddi ekonomik sorunlar yaşaması nedeniyle doların göreli üstünlüğünü koruduğunu ifade etti.

Bununla birlikte kamu borcunun uzun vadeli risk oluşturduğunu belirten El-Erian, ABD’nin düşük işsizlik ve güçlü ekonomi dönemlerinde bile gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 6 ila yüzde 7’si düzeyinde bütçe açığı verdiğini söyledi.

“Ekonomist olarak büyürken ABD’nin yüzde 3 ila yüzde 4 işsizlik ve yüzde 6 ila yüzde 7 bütçe açığını aynı anda yaşayacağını düşünmek akıl almazdı” diyen El-Erian, siyasi sistemde bu konuda yeterli iradenin bulunmadığını kaydetti.

Altın piyasasına ilişkin görüşlerini de paylaşan El-Erian, altının güçlü performansının kendisini şaşırtmadığını söyledi.

Merkez bankalarının alımlarının ve yatırımcıların güvenli liman arayışının fiyatları desteklediğini belirten ekonomist, yükseliş sürecinde çok sayıda spekülatif yatırımcının da piyasaya girdiğini ifade etti.

“Birisi başıma silah dayayıp şimdi alıcı mı satıcı mı olursun diye sorsa, alıcı olurum” diyen El-Erian, altının son dönemde daha istikrarlı bir zemine oturduğunu söyledi.

Benzer şekilde Bitcoin piyasasında da zayıf yatırımcıların önemli ölçüde elendiğini belirten ekonomist, uzun vadede stratejik yatırımcıların yeniden piyasaya girmesinin daha olası olduğunu kaydetti.

Önümüzdeki bir yıl içinde altının düşmesinden ziyade yükselmesinin daha muhtemel olduğunu düşündüğünü ifade etti.

“Çocuklarım haklı, bizim neslimiz işi berbat etti”

Mülakatın sonunda kendisini en çok neyin endişelendirdiği sorulan El-Erian, çocuklarıyla yaptığı bir konuşmayı anlattı.

23 ve 29 yaşındaki çocuklarının kendi nesline yönelik eleştirilerini aktaran ekonomist, “Baba, sizin nesliniz işi berbat etti. Bize devasa borçlar bıraktınız. Bize çok bölünmüş bir ülke bıraktınız. Parçalanan bir küresel sistem bıraktınız. Büyüme fırsatlarını değerlendiremediniz” dediklerini söyledi.

El-Erian ise bu eleştirilerin önemli ölçüde doğru olduğunu belirterek, yeni neslin sahip olduğu teknolojik imkanların daha önce görülmemiş düzeyde olduğunu ifade etti.

“Yapay zekada, yaşam bilimlerinde, robotikte ve yakında kuantum alanında inanılmaz yenilikler var” diyen ekonomist, bu teknolojilerin hem refah yaratabileceğini hem de geçmiş nesillerin bıraktığı sorunların çözümüne yardımcı olabileceğini söyledi.

Ancak asıl sorunun teknolojilerin geliştirilmesinde değil uygulanmasında olduğunu vurgulayan El-Erian, “Beni en çok endişelendiren şey uygulama kısmı. Yenilik yapanlar konusunda son derece iyimserim. Ancak hanelerde, şirketlerde ve hükümetlerde bu teknolojilerin doğru şekilde benimsenmesi gerekiyor” dedi.

Yapay zekanın iş gücünü tamamen ortadan kaldırmasından çok çalışanların verimliliğini artıran bir yapıya dönüşeceği konusunda iyimser olduğunu söyleyen El-Erian, bunun gerçekleşebilmesi için benimseme politikalarının doğru kurgulanmasının şart olduğunu sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

Varoufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi

Yayınlanma

Yunanistan eski Maliye Bakanı Profesör Yanis Varoufakis, ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptını değerlendirerek Trump yönetiminin diplomatik düzeyde teslim bayrağını çektiğini belirtti. Varoufakis, Ortadoğu’daki güç dengelerinin tamamen değiştiğini ve Amerikan hegemonyasının temelini oluşturan petrol dolar sisteminin büyük bir sarsıntı geçirdiğini vurguladı.

Norveçli Siyaset Bilimci Profesör Glenn Diesen’ın programına konuk olan Atina Üniversitesi Ekonomi Profesörü ve Yunanistan eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının küresel ve bölgesel yansımalarına dair analizlerde bulundu.

Demokrasi Avrupa’da Hareketi 2025 kurucusu da olan Varoufakis, Washington ile Tahran arasındaki bu gelişmeyi “Versay Antlaşması’nın diyalektik bir tersyüz oluşu” şeklinde nitelendirerek, kendisini kazanan ilan eden ABD’nin, kurbanı konumundaki İran’ın yeniden inşası için 300 milyar dolara varan bir fon sağlamayı taahhüt etmesinin eşi benzeri görülmemiş bir diplomatik geri adım olduğunu vurguladı.

Varoufakis, memorandumun henüz kesinleşmiş bir anlaşma olmadığını ve Amerikan Kongresi’ndeki neomuhafazakar ile İsrail yanlısı Cumhuriyetçilerin ve Demokratların İran hesaplarına doğrudan para aktarılmasını engellemek için her yolu deneyeceğini belirtti.

Ancak mutabakatın sembolik öneminin büyüklüğüne dikkat çeken Varoufakis, “Bu memorandumun imzalanmış olması bile sembolik olarak muazzam bir öneme sahip. Bu, İran için kesin bir zafer, Trump yönetimi için ise diplomatik düzeyde geçici bir teslimiyettir” ifadelerini kullandı.

“İbrahim Anlaşması artık suya düşmüştür”

Mutabakatın Batı Asya ve Ortadoğu coğrafyasındaki jeopolitik dengeleri kökten sarstığını ifade eden Varoufakis, Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde büyük bir başarı olarak sunduğu İbrahim Anlaşması’nın tamamen geçerliliğini yitirdiğini savundu. Varoufakis konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“Arap devletlerini, İsrail’in Batı Asya ve Kuzey Afrika bölgesinde kilit bir rol oynayacağı Amerikan tasarımına dahil etme mantığı artık tamamen ortadan kalktı. İbrahim Anlaşması artık suya düşmüştür. Bu süreçte Avrupalıların görkemli bir biçimde dışarıda bırakılması ise dikkat çekicidir. Avrupa, dünya genelindeki böylesine tarihi gelişmelerde hiçbir zaman bu kadar etkisiz ve önemsiz kalmamıştı.”

ABD ile İsrail arasındaki kurumsal ilişkide ilk kez ciddi bir çatlağın oluştuğunu belirten eski bakan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bu anlaşmayı sabote etme kapasitesine sahip olduğunu ancak bu yöndeki girişimlerinin İsrail kurulu düzeni ile Amerikan Cumhuriyetçi Partisi arasında ilk kez belirgin bir kopuş yarattığını kaydetti.

“Netanyahu sizi çıkmaza sürükleyecek”

Varoufakis, Donald Trump liderliğindeki “Amerika’yı Yeniden Harika Yap” hareketinin kendi içinde iki fraksiyona bölündüğünü belirtti. Bunlardan ilkinin Trump’ın kendi ailesinin başını çektiği, gayrimenkul, yapay zeka ve ticari ortaklıklar yoluyla İsrail ile tamamen bütünleşmiş olan kesim olduğunu; diğerinin ise İsrail’in Washington politikalarını dikte etmesinden rahatsızlık duyan şüpheci kanat olduğunu aktardı.

JD Vance tarafından kullanılan dilin, İsrail’e şüpheyle yaklaşan bu ikinci grubun hareket içinde üstünlüğü ele geçirdiğinin ilanı olduğunu vurgulayan Varoufakis, “Vance ve ekibi yönetime ‘Eğer tamamen Netanyahu’nun cebine girerseniz, o sizi bir çıkmaza sürükleyecektir’ diyordu. Nitekim Trump, İran’a yönelik savaş ve bombardıman politikasını başlattığında tam olarak bu çıkmaza girdi ve şimdi buradan geri vitesle çıkmaya çalışıyor” dedi.

Trump’ın arkasındaki işçi sınıfı tabanının yüksek petrol ve benzin fiyatları nedeniyle geçim sıkıntısı yaşadığını hatırlatan Varoufakis, başkanın siyasi olarak hayatta kalabilmek için CIA ve İsrail yanlısı damadı yerine Vance’in temsil ettiği çizgiye yaklaşmak zorunda kaldığını ifade etti.

“Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden sigorta ücreti alınıyor”

Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin bu mutabakat karşısında varoluşsal bir korku ve rahatlama karışımı hissettiğini dile getiren Varoufakis, tüm güvenlik mimarilerini ABD şemsiyesine bağlamanın ve topraklarını Amerikan ordusuna açmanın stratejik bir hata olduğunu anladıklarını belirtti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Hürmüz Boğazı’nı her an kapatabilecek askeri kapasiteye sahip olduğunu kanıtladığını belirten Varoufakis, edindiği kulis bilgilerini şu sözlerle paylaştı:

“İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden geçiş ücreti alma hakkı fiilen tescillendi. Dün gece aldığım bilgilere göre, boğazı geçen yaklaşık 30 gemiden İranlılar tarafından ‘sigorta bedeli’ adı altında ücret tahsil edilmeye başlandı ve bu uygulama mutabakat zaptının sınırları dahilinde yapılıyor.”

Varoufakis, İran’ın ürettiği çok ucuz insansız hava araçları ve füzeleri düşürmek için kullanılan Amerikan ve İsrail hava savunma sistemlerinin yüz kat daha pahalı olduğunu ve bu asimetrik askeri gerçekliğin Körfez ülkelerini alternatif savunma arayışlarına ittiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın Çin’in ara buluculuğunda İran ile yakınlaşma başlattığını, son haftalarda Fransa ve Kanada ile silah alım anlaşmaları müzakere ederek ABD’ye olan bağımlılığını azaltmaya çalıştığını ekledi Kurumların petrol dolar sistemine dayalı entegrasyonu sürse de Körfez ülkelerinin artık askeri alanda ABD’ye güvenmediğini belirtti.

“Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi koşuyor”

Avrupa Birliği’nin küresel çatışma alanlarındaki etkisizliğini sert sözlerle eleştiren Varoufakis, kıtanın ucuz Rus doğalgazı bağımlılığından vazgeçip Teksas ve New Mexico’dan gelen aşırı pahalı Amerikan sıvılaştırılmış doğalgazına bağımlı hale geldiğini ifade etti.

Avrupa’nın hiçbir enerji planının, enerji birliğinin ve vizyonunun olmadığını vurgulayan Varoufakis, şu benzetmeyi yaptı:

“Avrupa liderliğinin ne Ukrayna’da ne İran’da ne de Filistin’de herhangi bir ağırlığı kalmıştır. Liderliğimizin artık hiçbir işe yaramayan Atlantikçi zihniyetten çıkma konusundaki yetersizliği ortadadır. Tüm bunları bir araya getirdiğinizde ortaya çıkan manzara, kafası kesilmiş, nereye gittiğini bilmeden kan kaybederek sağa sola koşan bir tavuk resmidir.”

Trump’ın İran’daki diplomatik yenilgisini unutturmak için Grönland veya Küba gibi alanlarda yeni maceralara atılabileceğini, bunun da Avrupa için yeni güvenlik krizleri doğurabileceğini sözlerine ekledi.

“Alman egemenlerinin tarihten ders aldığına dair kanıt yok”

Ukrayna savaşının gidişatına dair de değerlendirmelerde bulunan Varoufakis, ABD’nin bu savaşı Avrupalılara tamamen devredemeyeceğini, çünkü Avrupa ülkelerinin ne uydu verisi sağlayacak istihbarat kapasitesine ne de bunu finanse edecek ekonomik güce sahip olduğunu belirtti.

Avrupa Birliği bütçesinin ciddi bir borç yükü altında olduğunu ve üye ülkelerin Brüksel’de yedi yıllık yeni bütçe üzerinde uzlaşamadığını aktardı.

Fransa ve Almanya’nın savaşı bitirmek istememesinin arkasında iki temel neden yattığını savunan Varoufakis, analizi şu şekilde detaylandırdı:

“İlk olarak, Fransa ve Almanya’nın artık bir ekonomik büyüme modeli kalmadı. 2019 yılında ilan edilen yeşil dönüşüm programı çöktü. İki ülkenin elinde kalan tek büyüme sektörü savunma sanayiidir. Yatırımların şirketlere akmasını sağlamak, halkı sosyal harcamalardan kısıp bütçeyi silahlara aktarmaya ikna etmek için arka bahçelerinde bu savaşın sürmesine ihtiyaçları var. İkinci olarak ise Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleri ile Finlandiya gibi yeni militarist yönetimler, Rusya ile NATO arasındaki gerilimi canlı tutarak Avrupa Birliği içinde kendi ağırlıklarının üzerinde söz sahibi olmak istiyorlar ve olası bir barış planını anında veto edeceklerdir.”

Diesens’ın “Alman egemen sınıfının askeri büyümecilik konusunda tarihten hiç mi ders almadığı” sorusu üzerine Varoufakis, “Alman egemenlerinin tarihten ders aldığına dair bugüne kadar herhangi bir kanıt görmedim” yanıtını vererek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English