Bizi Takip Edin

Amerika

Yeni Fed Başkanı Kevin Warsh kimdir?

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, mayısta görev süresi sona erecek Fed Başkanı Jay Powell yerine adayını belirledi: Kevin Warsh.

Warsh, para politikaları konusunda Başkanla aynı çizgide olmadığı için sürpriz bir aday olarak görülüyor.

Stanford Üniversitesi mezunu ve eski bir hedge fonu yöneticisi olan Warsh, 1950’lerde kurulan gizli Bilderberg Grubu’nun da eski yönetim kurulu üyesi. Wash gençlik yıllarında ilk olarak Amerikan yatırım bankası Morgan Stanley’de çalıştı.

Wall Street’in memnuniyetle karşıladığı eski Fed guvernörü Warsh, “enflasyon şahini” olmakla tanınıyordu. Yeni başkan, Fed’in sisteme çok fazla para pompaladığı endişesiyle 2011 yılında görevinden istifa etmesiyle hatırlanıyor.

Warsh, güçlü dolar ve sıkı Fed bilançosunu savunan klasik bir “sert para adamı.”

Warsh, bu pozisyon için diğer adaylara göre Beyaz Saray ile daha az uyumlu olarak algılanıyor ve dünyanın en etkili merkez bankasında “bağımsız” karar alma sürecini korumaya daha yatkın görünüyor.

2008 finans krizi esnasında o dönemki Başkan Ben Bernanke ile birlikte kurulda yer alan ve Wall Street ile koordineli bir yanıt vererek finans dünyasında övgü toplayan yeni başkan, “yüksek faiz” destekçisi olsa da geçen yıl Trump’ın faiz oranlarını daha hızlı düşürme çağrılarına açıkça destek verdi ve bazı önde gelen ekonomistler onu siyasi çıkar elde etmeye çalışmakla suçladı.

Warsh, Fed’i enflasyonu dizginlemek ve istihdamı teşvik etmek gibi temel görevinin ötesine geçtiği için eleştirdi ve bankanın daha az tahvil tutması (bu da borçlanma maliyetlerini artırabilir), bankaları düzenleme konusunda daha esnek davranması ve iklim riskini yönetmek gibi hedeflere odaklanmaması gerektiğini söyledi.

Geçen kasım ayında, “Fed, etkisi kendi kontrolünün çok ötesine uzanan bir kurumdur,” diye yazan Warsh, geçen yıl yaptığı bir konuşmada ise, modern merkez bankalarının çalışma şeklinin temel unsurları olan “verilere bağımlılık”, “kısa vadeli tahminler” ve “ileriye dönük rehberlik” kavramlarını eleştirdi.

2021-2022 yıllarında yaşanan enflasyon patlamasını da Fed’e yükleyen Warsh, bunu pandemide uygulamaya konan parasal genişleme (QE) programının ve bu programın desteklediği muazzam mali harcamaların bir sonucu olarak görüyor.

Warsh, geçen yaz bir podcast röportajında, “Federal Rezerv, özellikle iyi zamanlarda trilyonlarca dolar basınca, her şey değişir. Bu, Kongrenin geri kalanına ‘Biz yapıyoruz, siz de yapabilirsiniz’ şeklinde bir sinyal gibidir,” diye konuşmuştu.

Kasım ayındaki Wall Street Journal makalesinde Warsh, daha küçük bir bilançonun aşırı enflasyona yol açmadan kısa vadeli faiz oranlarının düşürülmesinin önünü açacağını savunmuştu:

“Geçmişteki kriz döneminde en büyük şirketleri desteklemek için tasarlanan Fed’in şişirilmiş bilançosu önemli ölçüde azaltılabilir. Bu cömertlik, hane halklarını ve küçük ve orta ölçekli işletmeleri desteklemek için daha düşük faiz oranları şeklinde yeniden dağıtılabilir.”

Ayrıca, Trump yönetiminin vergi ve deregülasyon politikaları ile yapay zeka alanındaki gelişmelerin, Fed’e enflasyonu körüklemeden faiz oranlarını düşürme imkanı sağlayan büyük verimlilik artışları sağladığına inanıyor.

Ayrıca Warsh’un başkanla aile bağları da var. Eşi Jane Lauder, kendi adını taşıyan cilt bakım markasının arkasındaki iş kadını Estée Lauder’in milyarder torunu.

Kayınpederi ise Dünya Yahudi Kongresi Başkanı ve Trump’ın en önemli bağışçılarından Ron Lauder.

Trump’ı ikisi Pennsylvania Üniversitesi Wharton School’da birlikte okudukları zamandan beri tanıyor. Trump ve Lauder o zamandan beri yakın arkadaş ve sırdaş olarak kalmışlar.

Lauder, 2020 yılında Trump’ın Grönland’ı satın alma konusundaki ilgisini uyandırmasıyla biliniyor ve bu konuda ona danışmanlık yapmaya devam ediyor.

The Guardian, bu ayın başlarında Lauder’in Grönland’da ticari varlıklar satın aldığını ve Ukrayna’daki malzemelere erişim arayan konsorsiyumun bir parçası olduğunu bildirdi.

Arktik basında yer alan yerel haberlere göre Lauder, Arktik bölgesindeki su, enerji ve altyapı projelerini destekleyen Greenland Development Partners adlı bir yatırımcı grubunun üyesi. Ayrıca, Greenland Water Bank adlı küçük bir şişelenmiş su şirketine de yatırım yaptığı bildiriliyor.

Warsh’un akıl hocası, milyarder hedge fon patronu Stanley Druckmiller. Druckmiller, şu anki Hazine Bakanı Scott Bessent’i de desteklemişti.

Druckmiller, Bessent ve Warsh ile düzenli olarak iletişim halinde. Nitekim Warsh, 2011 yılından beri Druckmiller’ın faaliyetlerinde ortak olarak çalışıyor.

Warsh’un adı, 2010 yılında düzenlenen “St. Barth’s Christmas” etkinliği ile bağlantılı olarak Epstein dosyalarında da yer alıyor.

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

Yayınlanma

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.

ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.

29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.

Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.

Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.

Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.

Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.

Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.

F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.

Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.

Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.

Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.

Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.

Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.

İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.

Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.

Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.

Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.

Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English