Bizi Takip Edin

Ortadoğu

PKK/YPG’den ABD’ye: Bizi unutmayın!

Yayınlanma

Mazlum Kobani bu kez Washinton Post’tan Batı kamuoyuna Türkiye’nin olası harekatını engellemeleri için somut adım atma çağrısı yaptı. Türkiye’nin yeniden PKK ile masaya oturması için Ankara’ya baskı yapılmasını talep etti.

“Mustafa Abdi bin Halil” “Ferhat Abdi Şahin”, “Şahin Cilo”, “Mazlum Abdi” veya “Mazlum Kobani”… 1990’lardan beri her dönem farklı isim kullanan, önce PKK’nın şimdi YPG’nin önde gelen isimlerinden. Abdullah Öcalan, Suriye’de bulunduğu dönemde yanından ayrılmayan Mazlum Abdi’den “Ferhat Abdi Şahin” olarak bahsettiği için olsa gerek Türk devletinin kayıtlarına bu isimle girmiş. İçişleri Bakanlığı’nın ‘kırmızı liste’sinde.

Gençliğinde Avrupa’da kendi deyimiyle “siyasi faaliyet” için bulunduktan sonra Irak’ın kuzeyine geçmiş ve PKK’da aktif görev almış. Örgütün KCK Yürütme Konseyi üyeliğine kadar yükselmiş. Bu dönemini, “Bir zaman diliminde PKK’de görevde bulundum” diye geçiştirse de Türk yetkililere göre Türkiye’ye yönelik bazı saldırıların emirlerini bizzat verdi.

2011’de Suriye’de başlayan krizi “fırsata” çevirmek için hareketlenen PKK, önemli kadrolarını Suriye’nın kuzeyine yönlendirmeye başladı. Mazlum Kobani de 2013’te henüz PKK’nın Irak’taki kamplarında bulunurken, bu kez “Şahin Cilo” ismiyle “Rojava mücadelesinin” liderliğine hazırlandı. Suriye’nin kuzeyine 2013’ün sonu ya da 2014’ün başında geçtiği tahmin ediliyor. ABD’nin ve Batı’nın IŞİD’le savaştıkları gerekçesiyle YPG’ye “kahraman” payesi verdiği 2014 yılında bu kez “Mazlum Kobani” oluverdi. 2015 yılına gelindiğinde ABD’nin meşrulaştırma girişimiyle PKK/YPG içine bazı Arap unsurları da katarak “Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG)” dönüştürüldü. Ancak SDG adına ABD’nin muhatap aldığı, bir çok Batı başkentinde boy gösteren ve ödüller verilen kişi değişmedi: PKK’nın üst düzey yöneticisi Mazlum Kobani.

“Amerika’nın Suriye’deki en sadık müttefikiyiz. Bizi unutmayın.”

Mazlum Kobani’nin iki gün önce Washington Post gazetesinde yayınlanan makalesinin başlığı böyle. Makale esas olarak, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik olası harekatını engellemeleri için Batı kamuoyuna çağrı yapıyor.

Kobani, Batı kamuoyunu harekete geçirmenin en iyi yolunun “IŞİD tehlikesi” hatırlatmasından geçtiğini çok iyi biliyor: “Bugün Kobani yine tehdit altında ve bu ortaklıkların tüm kazanımları da tehlikede. Bu sefer tehdit İslam Devleti (IŞİD) teröründen değil, bir ABD müttefiki ve NATO üyesinden geliyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti bir haftadan uzun süredir şehirlerimize bombalar yağdırarak sivilleri öldürüyor, kritik sivil altyapıyı yok ediyor ve IŞİD’i bastırmaya çalışan Suriye Demokratik Güçlerini (SDG) hedef alıyor.”

Çoğulculuk, eşitlik ve kadın vurgusu da es geçmiyor tabi: “Bölgemizin insanları için İslam Devleti’nin askeri yenilgisi hiçbir zaman tek hedefimiz olmadı. Terör örgütüne karşı savaş alanında yürüttüğümüz mücadelenin her safhasında kapsayıcılığı, çoğulculuğu ve eşitliği temel alan bir sistem kurarak IŞİD’in arkasındaki ideolojiyi ezecek adımlar attık. Örneğin, bir zamanlar Ebu Bekir el-Bağdadi’nin IŞİD bölgesini yönettiği Rakka’da önde gelen liderler artık Suriyeli kadınlar.”

“2015’te IŞİD’i yenmeye kararlı Kürtler, Araplar ve Süryanilerden oluşan bir koalisyon olan SDG’yi kurduk. Kurtardığımız her şehirde halkımız, Suriye’de ilk kez tüm etnik kökenlerin ve dinlerin temsil edildiği ve kadınlara eşit güç veren yerel yönetimler inşa etti.”

Hâlbuki, Kobani’nin çizmeye çalıştığı “etnik mozaik tablosu” ve çoğulculuk palavrası bizzat bu makalenin yer aldığı Washington Post tarafından yalanlamıştı: “Bu kuzeydoğu Suriye kasabasındaki (Tel Abyad) eski bir lisenin sınıfında, İslam Devleti’ne karşı ABD destekli savaş için askere alınan yaklaşık 250 Arap, Amerikan birliklerinden askeri eğitim almak üzere Kürt eğitmenler tarafından hazırlanıyordu. Askere alınanların çoğu IŞİD’in kuşattığı köylerdendi. (…) şu anda ABD’nin Suriye’deki askeri çabalarının ana hedefi olan ağırlıklı olarak Arapların yaşadığı şehirlerde konuşlandırılacaklar. Ama eğitmenler, askerlerin önce Türkiye’de hapis yatan hem Washington hem de Ankara tarafından terör örgütü olarak damgalanmış Kürt lider Abdullah Öcalan’ın ideolojisini öğrenmeli ve benimsemeleri gerektiğini söylüyor. (…) ABD’li yetkililer, Kürtlerin SDG koalisyonunun dörtte üçünden fazlasını oluşturduğunu ve ön saflardaki mücadeleye öncülük ederek ABD askeri yardımından en çok yararlanan taraf olduklarını kabul ediyor.”

Kaos, istikrarsızlık ve IŞİD tehdidi

Sayısız kez Birlemiş Milletler raporuna “çocuk savaşçı” ve “zorla silah altına alma” ihlalleriyle girmiş olmalarından olsa gerek küçük bir özeleştiri de yok değil: “Zaman zaman Batı’nın demokratik standartlarının gerisinde kaldığımız için eleştirildik. Sistemimiz mükemmel değil: Varlığımız için savaş halindeyken ve ezici bir ekonomik abluka altındayken onu inşa etmek zorunda kaldık.”

Kobani, tüm ihlallere rağmen kendilerinin Batı için en iyi seçenek olduğunu söylüyor: “Ancak sağlayabildiğimiz yönetim ve güvenlik kalitesi açısından Suriye’deki diğer tüm otoriteleri geride bıraktık, ve Kobani zaferi ve direnişimize verilen uluslararası destek olmasaydı bunların hiçbiri mümkün olmazdı. Şimdi Türkiye’nin bölgemize yönelik taarruzu tüm bunları yeni bir tehdit altına sokuyor.”

Şimdi Batı’nın “en iyi seçeneği”nin tehlikede olduğu, kendileri olmazsa IŞİD’in geleceğini tehdidinde bulunan Kobani, Türkiye’nin “işgal” ettiği bölgelerde farklı etnik gruplara ve kadınlara “tarifsiz ihlaller” yapıldığı iddiasında: “Kürtlere, Yezidilere ve Hıristiyanlara ev sahipliği yapan sınır kenti Derik’teki bir saldırıda 10’dan fazla sivil hayatını kaybetti. Bir diğeri, IŞİD’e karşı operasyonlar planlamak için ABD ile birlikte çalıştığım ve ABD güçlerinden sadece yüzlerce metre uzağında bulunan, Haseke yakınlarındaki bir üssü hedef aldı. Bunun benim hayatıma yönelik bir girişim olduğuna inanıyorum: Türkiye bu yıl SDG’de ve yönetimimizdeki birkaç meslektaşıma suikast düzenledi.”

“Bombalama kampanyasının terörüne ve kaosuna ek olarak, Erdoğan topraklarımızı karadan işgal tehdidinde bulunmaya devam ediyor. Böyle bir saldırının sonuçlarının ne olacağını biliyoruz çünkü Türkiye bunu daha önce iki kez yaptı.”

“2018’de Afrin’e, 2019’da Rasulayn ve Tel Abyad’a yönelik Türk işgalleri yüzbinlerce insanı yerinden etti ve İslam Devleti’ne karşı küresel mücadeleyi sekteye uğrattı. Yıllarca süren Türk yönetiminden sonra, bu bölgeler artık kaos, istikrarsızlık, iç çatışmalar ve aşırılık yanlılarının varlığıyla öne çıkıyor.”

“Yönetimimizin bir zamanlar etnik birlikteliği, din özgürlüğünü ve kadın haklarını koruduğu yerlerde şimdi Türk güçleri ve Türkiye destekli milisler, etnik ve dini azınlıklara, suçsuz kadınlara karşı, kelimelerle anlatılamayacak suistimallerde bulunuyor.”

“Bizim yönetimimiz altında Afrin, kuzeybatı Suriye’nin radikal İslamcıların giremediği tek parçasıydı. Bölge Türkiye’nin kontrolüne geçtiği için El Kaide bağlantılı gruplar bölgede serbestçe faaliyet gösteriyor. Bu yaz, ABD’nin İHA saldırısında IŞİD’in üst düzey liderlerinden Mahir el Agal orada öldürüldü.”

Kobani, İstiklal saldırısıyla ilgileri olduğunu bir kez daha yalanlıyor ve bu iddianın Türkiye tarafından yeni bir saldırıya bahane olarak kullandığını söylüyor: “Türkiye, yapmadığımız bir şey yüzünden, uğruna onca fedakarlık yaptığımız halkımızı, güvenlik ve istikrarı tehdit ediyor. Erdoğan savaş bahanesi olarak güçlerimizi İstanbul’daki ölümcül bombalı saldırıya karışmakla suçladı. Açıkça ifade edeyim: Bu terör eylemini esefle karşılıyor ve kınıyor, ilgili olduğumuza yönelik tüm suçlamaları reddediyor ve kurbanlarına bir kez daha başsağlığı diliyoruz. Soruşturma çağrımızı yineliyoruz ve tahkikat yapılırsa yardıma hazırız.”

Türkiye’nin daha önceki harekatlarından çıkardıkları dersler ışığında kendileri için hiç bir ülkenin hele hele ABD’nin Türkiye’yi doğrudan hedef almayacağının farkında. Dolayısıyla Ankara’ya baskının yeniden bir “çözüm süreci” için yapılmasını talep ediyor. Ne de olsa daha önce yapılmıştı şimdi neden olmasın!:

‘Çözüm süreci’ hatırlatması

“Kimseden bizim için savaşmasını istemiyoruz. Halkım hâlâ burada, çünkü daha önce sayısız kez tek başımıza direndik. Gerekirse yine direniriz. İstediğimiz şey, dünyanın daha zor bir görevde bizimle birlikte olması: barış.”

“Bölgemize bu kadar acı ve ıstırap getiren çatışmaların köklerinin siyasi olduğuna inanıyoruz. Kürtler ve Türkler arasında doğuştan gelen bir nefret yok: Türk liderler, Kürtleri bir güvenlik tehdidi olarak görmek ve temel demokratik haklarımızı yoksaymak için siyasi bir tercih yaptılar. Geçmişte Erdoğan, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile Türk devleti arasındaki çatışmayı sona erdirmek ve Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek için müzakere etti.

O görüşmeler yapılırken Türk komşularımızla barış içinde yaşadık. Yeniden başlatacak olsalardı, bunu tekrar yapabilirdik. Ve 2019’da bölgemiz tehdit altındayken PKK bu gazeteden, masaya oturup siyasi çözüm aramayı teklif etti. Çağrı cevapsız kaldı ve Türkiye aylar sonra iki şehrimizi ele geçirip işgal etti.”

“Uluslararası toplum Türk işgaline kararlı bir şekilde karşı durmuş ve barıştan yana sesini yükseltmiş olsaydı, işler çok farklı gidebilirdi. Kimse zamanı geri getiremese de geçmişin trajedilerinden ders alabiliriz. Bu müzakerelerin yeniden başlaması ve peşinde koştuğumuz barışa ulaşılması için yardımcı bir rol oynamaya hazır olduğumuzu beyan ederiz. Uluslararası toplumu, bir Türk işgalini önlemek için derhal somut adımlar atmaya ve Kürt sorununa demokrasi, bir arada yaşama ve eşit haklara dayalı siyasi bir çözümü teşvik etmeye çağırıyoruz. Halkımızın varlığı ve bölgenin güvenliği buna bağlıdır.”

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Musk, Pentagon için “savaş danışmanlığı” yapacak

Yayınlanma

Dünyanın en zengin adamı Elon Musk, savaşın geleceğine odaklanan ve “Project Meridian” olarak bilinen bir Pentagon girişiminin eş direktörlüğünü üstlendi.

Musk’ın yeni görevini ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth duyurdu.

Savaşların eninde sonunda otonom insansız hava araçlarıyla yapılacağına dair inancını uzun süredir dile getiren Musk, savunma alanında faaliyet gösteren startup Anduril’in kurucusu Palmer Luckey ve eski Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich ile birlikte eş direktör olarak projeye danışmanlık yapacak.

Hegseth, Pentagon’da yayınladığı bir notta, grubun “geleceğin savaş alanlarını inceleyeceğini” ve “savaşçıların bu ortamlarda üstünlük sağlamak için hangi silah ve teknolojileri kullanmaları gerektiğini belirleyeceğini” belirtti.

Hegseth, Quantico Deniz Piyade Üssü’nde yaptığı “Kuvvetlerin Durumu” konuşmasında şunları söyledi:

“Gelecekteki çatışmaları en iyi öngörenler yalnızca Pentagon’da bulunmuyor. Hem soruları sormayı hem de bunlara cevap vermeyi kendimize yüklerken, bariz önyargılar ve riskler söz konusudur.”

Hegseth, bu girişimin derhal başlayacağını ve konuşmasının ardından güvenli bir mekânda Musk, Luckey ve Gingrich ile bir araya geleceğini söyledi.

Meridian Projesi, “savaşların, alanların ve teknolojilerin gidişatını acımasızca haritalandırmak” için 120 gün süreye sahip olacak ve bu süreç, bulgularının kamuoyuna duyurulması ve gizli bir ek ile sonuçlanacak.

Hegseth, “Yeryüzünün altından Ay’ın ötesine” uzanan kapsamlı bir görev tanımını açıkladı.

Grup, yeni askeri stratejiler veya politikalar geliştirmek yerine, “ele geçirmemiz gereken alanları ve ustalaşmamız gereken yetenekleri” belirlemeye çalışacak ve gelecek nesil Amerikan askerlerinin ihtiyaç duyabileceği silah ve sistemleri “keşfetmeye, geliştirmeye ve sahaya sürmeye” odaklanacak.

Grubun, Ocak ayı sonuna kadar kendisine öneriler içeren bir rapor sunması bekleniyor.

Musk, 2024 yılında “Gelecekteki savaşlar tamamen insansız hava araçları ve hipersonik füzelerle ilgili olacak,” demişti. Bu, son yıllarda yaptığı benzer açıklamalardan sadece biriydi.

Hükümet Verimliliği Departmanı’ndaki (DOGE) denetim görevi kargaşayla sona eren ve Başkan Donald Trump’ın harcama tasarısı nedeniyle Trump ile bir anlaşmazlığa dönüşen Musk için, bu paneldeki görev, herhangi bir sıfatla hükümete resmi şekilde geri dönüşünü işaret ediyor.

Musk ve Trump sonunda barıştılar ve Musk, bu hafta Beyaz Saray’da diğer teknoloji liderleriyle birlikte yapay zeka güvenliği konulu bir toplantıya katıldı.

Meridian, Hegseth’in duyurduğu, ordunun otonom savaş ve hızla gelişen teknolojiler etrafında yeniden yapılandırılmasına yönelik daha geniş kapsamlı bir girişimin parçası.

Hegseth, müşterek kuvvetler genelinde otonom ve robotik yetenekleri yaygınlaştırmak üzere, kendi ifadesiyle “hizmet kolu benzeri yetkiler”e sahip yeni bir dört yıldızlı muharebe komutanlığı olan Otonom Savaş Komutanlığı’nın (AUTOWARCOM) kurulduğunu duyurdu.

Savaş Bakanlığı ayrıca, Hegseth’in “yeni nesil otonom savaşçılar” olarak adlandırdığı kişiler için özel kariyer yolları oluşturmak üzere, tüm askeri birimlerde yeni mesleki çerçeveleri aşamalı olarak uygulamaya başlayacak.

“Otonom Savaş Komutanlığı’nı on yıl önce düşünmüş olmalıydık,” diyen Hegseth, Meridian’ın, ordunun geride kalmadan bir sonraki teknolojik dönüşümü öngörebilecek kadar ileriye bakmayı amaçladığını açıkladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English