Bizi Takip Edin

Ortadoğu

PKK/YPG’den ABD’ye: Bizi unutmayın!

Yayınlanma

Mazlum Kobani bu kez Washinton Post’tan Batı kamuoyuna Türkiye’nin olası harekatını engellemeleri için somut adım atma çağrısı yaptı. Türkiye’nin yeniden PKK ile masaya oturması için Ankara’ya baskı yapılmasını talep etti.

“Mustafa Abdi bin Halil” “Ferhat Abdi Şahin”, “Şahin Cilo”, “Mazlum Abdi” veya “Mazlum Kobani”… 1990’lardan beri her dönem farklı isim kullanan, önce PKK’nın şimdi YPG’nin önde gelen isimlerinden. Abdullah Öcalan, Suriye’de bulunduğu dönemde yanından ayrılmayan Mazlum Abdi’den “Ferhat Abdi Şahin” olarak bahsettiği için olsa gerek Türk devletinin kayıtlarına bu isimle girmiş. İçişleri Bakanlığı’nın ‘kırmızı liste’sinde.

Gençliğinde Avrupa’da kendi deyimiyle “siyasi faaliyet” için bulunduktan sonra Irak’ın kuzeyine geçmiş ve PKK’da aktif görev almış. Örgütün KCK Yürütme Konseyi üyeliğine kadar yükselmiş. Bu dönemini, “Bir zaman diliminde PKK’de görevde bulundum” diye geçiştirse de Türk yetkililere göre Türkiye’ye yönelik bazı saldırıların emirlerini bizzat verdi.

2011’de Suriye’de başlayan krizi “fırsata” çevirmek için hareketlenen PKK, önemli kadrolarını Suriye’nın kuzeyine yönlendirmeye başladı. Mazlum Kobani de 2013’te henüz PKK’nın Irak’taki kamplarında bulunurken, bu kez “Şahin Cilo” ismiyle “Rojava mücadelesinin” liderliğine hazırlandı. Suriye’nin kuzeyine 2013’ün sonu ya da 2014’ün başında geçtiği tahmin ediliyor. ABD’nin ve Batı’nın IŞİD’le savaştıkları gerekçesiyle YPG’ye “kahraman” payesi verdiği 2014 yılında bu kez “Mazlum Kobani” oluverdi. 2015 yılına gelindiğinde ABD’nin meşrulaştırma girişimiyle PKK/YPG içine bazı Arap unsurları da katarak “Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG)” dönüştürüldü. Ancak SDG adına ABD’nin muhatap aldığı, bir çok Batı başkentinde boy gösteren ve ödüller verilen kişi değişmedi: PKK’nın üst düzey yöneticisi Mazlum Kobani.

“Amerika’nın Suriye’deki en sadık müttefikiyiz. Bizi unutmayın.”

Mazlum Kobani’nin iki gün önce Washington Post gazetesinde yayınlanan makalesinin başlığı böyle. Makale esas olarak, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik olası harekatını engellemeleri için Batı kamuoyuna çağrı yapıyor.

Kobani, Batı kamuoyunu harekete geçirmenin en iyi yolunun “IŞİD tehlikesi” hatırlatmasından geçtiğini çok iyi biliyor: “Bugün Kobani yine tehdit altında ve bu ortaklıkların tüm kazanımları da tehlikede. Bu sefer tehdit İslam Devleti (IŞİD) teröründen değil, bir ABD müttefiki ve NATO üyesinden geliyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti bir haftadan uzun süredir şehirlerimize bombalar yağdırarak sivilleri öldürüyor, kritik sivil altyapıyı yok ediyor ve IŞİD’i bastırmaya çalışan Suriye Demokratik Güçlerini (SDG) hedef alıyor.”

Çoğulculuk, eşitlik ve kadın vurgusu da es geçmiyor tabi: “Bölgemizin insanları için İslam Devleti’nin askeri yenilgisi hiçbir zaman tek hedefimiz olmadı. Terör örgütüne karşı savaş alanında yürüttüğümüz mücadelenin her safhasında kapsayıcılığı, çoğulculuğu ve eşitliği temel alan bir sistem kurarak IŞİD’in arkasındaki ideolojiyi ezecek adımlar attık. Örneğin, bir zamanlar Ebu Bekir el-Bağdadi’nin IŞİD bölgesini yönettiği Rakka’da önde gelen liderler artık Suriyeli kadınlar.”

“2015’te IŞİD’i yenmeye kararlı Kürtler, Araplar ve Süryanilerden oluşan bir koalisyon olan SDG’yi kurduk. Kurtardığımız her şehirde halkımız, Suriye’de ilk kez tüm etnik kökenlerin ve dinlerin temsil edildiği ve kadınlara eşit güç veren yerel yönetimler inşa etti.”

Hâlbuki, Kobani’nin çizmeye çalıştığı “etnik mozaik tablosu” ve çoğulculuk palavrası bizzat bu makalenin yer aldığı Washington Post tarafından yalanlamıştı: “Bu kuzeydoğu Suriye kasabasındaki (Tel Abyad) eski bir lisenin sınıfında, İslam Devleti’ne karşı ABD destekli savaş için askere alınan yaklaşık 250 Arap, Amerikan birliklerinden askeri eğitim almak üzere Kürt eğitmenler tarafından hazırlanıyordu. Askere alınanların çoğu IŞİD’in kuşattığı köylerdendi. (…) şu anda ABD’nin Suriye’deki askeri çabalarının ana hedefi olan ağırlıklı olarak Arapların yaşadığı şehirlerde konuşlandırılacaklar. Ama eğitmenler, askerlerin önce Türkiye’de hapis yatan hem Washington hem de Ankara tarafından terör örgütü olarak damgalanmış Kürt lider Abdullah Öcalan’ın ideolojisini öğrenmeli ve benimsemeleri gerektiğini söylüyor. (…) ABD’li yetkililer, Kürtlerin SDG koalisyonunun dörtte üçünden fazlasını oluşturduğunu ve ön saflardaki mücadeleye öncülük ederek ABD askeri yardımından en çok yararlanan taraf olduklarını kabul ediyor.”

Kaos, istikrarsızlık ve IŞİD tehdidi

Sayısız kez Birlemiş Milletler raporuna “çocuk savaşçı” ve “zorla silah altına alma” ihlalleriyle girmiş olmalarından olsa gerek küçük bir özeleştiri de yok değil: “Zaman zaman Batı’nın demokratik standartlarının gerisinde kaldığımız için eleştirildik. Sistemimiz mükemmel değil: Varlığımız için savaş halindeyken ve ezici bir ekonomik abluka altındayken onu inşa etmek zorunda kaldık.”

Kobani, tüm ihlallere rağmen kendilerinin Batı için en iyi seçenek olduğunu söylüyor: “Ancak sağlayabildiğimiz yönetim ve güvenlik kalitesi açısından Suriye’deki diğer tüm otoriteleri geride bıraktık, ve Kobani zaferi ve direnişimize verilen uluslararası destek olmasaydı bunların hiçbiri mümkün olmazdı. Şimdi Türkiye’nin bölgemize yönelik taarruzu tüm bunları yeni bir tehdit altına sokuyor.”

Şimdi Batı’nın “en iyi seçeneği”nin tehlikede olduğu, kendileri olmazsa IŞİD’in geleceğini tehdidinde bulunan Kobani, Türkiye’nin “işgal” ettiği bölgelerde farklı etnik gruplara ve kadınlara “tarifsiz ihlaller” yapıldığı iddiasında: “Kürtlere, Yezidilere ve Hıristiyanlara ev sahipliği yapan sınır kenti Derik’teki bir saldırıda 10’dan fazla sivil hayatını kaybetti. Bir diğeri, IŞİD’e karşı operasyonlar planlamak için ABD ile birlikte çalıştığım ve ABD güçlerinden sadece yüzlerce metre uzağında bulunan, Haseke yakınlarındaki bir üssü hedef aldı. Bunun benim hayatıma yönelik bir girişim olduğuna inanıyorum: Türkiye bu yıl SDG’de ve yönetimimizdeki birkaç meslektaşıma suikast düzenledi.”

“Bombalama kampanyasının terörüne ve kaosuna ek olarak, Erdoğan topraklarımızı karadan işgal tehdidinde bulunmaya devam ediyor. Böyle bir saldırının sonuçlarının ne olacağını biliyoruz çünkü Türkiye bunu daha önce iki kez yaptı.”

“2018’de Afrin’e, 2019’da Rasulayn ve Tel Abyad’a yönelik Türk işgalleri yüzbinlerce insanı yerinden etti ve İslam Devleti’ne karşı küresel mücadeleyi sekteye uğrattı. Yıllarca süren Türk yönetiminden sonra, bu bölgeler artık kaos, istikrarsızlık, iç çatışmalar ve aşırılık yanlılarının varlığıyla öne çıkıyor.”

“Yönetimimizin bir zamanlar etnik birlikteliği, din özgürlüğünü ve kadın haklarını koruduğu yerlerde şimdi Türk güçleri ve Türkiye destekli milisler, etnik ve dini azınlıklara, suçsuz kadınlara karşı, kelimelerle anlatılamayacak suistimallerde bulunuyor.”

“Bizim yönetimimiz altında Afrin, kuzeybatı Suriye’nin radikal İslamcıların giremediği tek parçasıydı. Bölge Türkiye’nin kontrolüne geçtiği için El Kaide bağlantılı gruplar bölgede serbestçe faaliyet gösteriyor. Bu yaz, ABD’nin İHA saldırısında IŞİD’in üst düzey liderlerinden Mahir el Agal orada öldürüldü.”

Kobani, İstiklal saldırısıyla ilgileri olduğunu bir kez daha yalanlıyor ve bu iddianın Türkiye tarafından yeni bir saldırıya bahane olarak kullandığını söylüyor: “Türkiye, yapmadığımız bir şey yüzünden, uğruna onca fedakarlık yaptığımız halkımızı, güvenlik ve istikrarı tehdit ediyor. Erdoğan savaş bahanesi olarak güçlerimizi İstanbul’daki ölümcül bombalı saldırıya karışmakla suçladı. Açıkça ifade edeyim: Bu terör eylemini esefle karşılıyor ve kınıyor, ilgili olduğumuza yönelik tüm suçlamaları reddediyor ve kurbanlarına bir kez daha başsağlığı diliyoruz. Soruşturma çağrımızı yineliyoruz ve tahkikat yapılırsa yardıma hazırız.”

Türkiye’nin daha önceki harekatlarından çıkardıkları dersler ışığında kendileri için hiç bir ülkenin hele hele ABD’nin Türkiye’yi doğrudan hedef almayacağının farkında. Dolayısıyla Ankara’ya baskının yeniden bir “çözüm süreci” için yapılmasını talep ediyor. Ne de olsa daha önce yapılmıştı şimdi neden olmasın!:

‘Çözüm süreci’ hatırlatması

“Kimseden bizim için savaşmasını istemiyoruz. Halkım hâlâ burada, çünkü daha önce sayısız kez tek başımıza direndik. Gerekirse yine direniriz. İstediğimiz şey, dünyanın daha zor bir görevde bizimle birlikte olması: barış.”

“Bölgemize bu kadar acı ve ıstırap getiren çatışmaların köklerinin siyasi olduğuna inanıyoruz. Kürtler ve Türkler arasında doğuştan gelen bir nefret yok: Türk liderler, Kürtleri bir güvenlik tehdidi olarak görmek ve temel demokratik haklarımızı yoksaymak için siyasi bir tercih yaptılar. Geçmişte Erdoğan, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile Türk devleti arasındaki çatışmayı sona erdirmek ve Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek için müzakere etti.

O görüşmeler yapılırken Türk komşularımızla barış içinde yaşadık. Yeniden başlatacak olsalardı, bunu tekrar yapabilirdik. Ve 2019’da bölgemiz tehdit altındayken PKK bu gazeteden, masaya oturup siyasi çözüm aramayı teklif etti. Çağrı cevapsız kaldı ve Türkiye aylar sonra iki şehrimizi ele geçirip işgal etti.”

“Uluslararası toplum Türk işgaline kararlı bir şekilde karşı durmuş ve barıştan yana sesini yükseltmiş olsaydı, işler çok farklı gidebilirdi. Kimse zamanı geri getiremese de geçmişin trajedilerinden ders alabiliriz. Bu müzakerelerin yeniden başlaması ve peşinde koştuğumuz barışa ulaşılması için yardımcı bir rol oynamaya hazır olduğumuzu beyan ederiz. Uluslararası toplumu, bir Türk işgalini önlemek için derhal somut adımlar atmaya ve Kürt sorununa demokrasi, bir arada yaşama ve eşit haklara dayalı siyasi bir çözümü teşvik etmeye çağırıyoruz. Halkımızın varlığı ve bölgenin güvenliği buna bağlıdır.”

Ortadoğu

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.

ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.

The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.

Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.

Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.

Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.

Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.

Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.

Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor

Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.

Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.

Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.

Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.

İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.

Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.

Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.

Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.

Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.

Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.

Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.

ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English