Ortadoğu
5 soruda Kızıldeniz’de tansiyon nasıl düşer?

Brüksel merkezli Uluslararası Kriz Grubu (ICS) ABD ve İngiltere’nin Yemen’deki Husi hedeflerini vurmasıyla Kızıldeniz’de iyice yükselen tansiyon ve bu tansiyonun nasıl düşürülebileceğine mercek tuttu. Kriz Grubu’na göre Husilerin saldırılarına verilecek askeri bir karşılığın Batılı ülkeler için sadece sembolik bir değeri var ancak genel anlamda etkisi sınırlı olacak hatta durumu daha da kötüleştirme potansiyeli taşıyor:
***
ABD ve İngiltere’nin Husilere yönelik saldırılarından sonra sırada ne var?
Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik tekrarlanan saldırılarına karşılık olarak ABD ve İngiltere 11-12 Ocak gecesi Yemen’deki Husi mevzilerine hava saldırıları düzenledi. Kriz Grubu bu soru-cevap bölümünde saldırıların sonuçlarını inceliyor.
Kızıldeniz’de neler oluyor?
İsrail’in Gazze’deki savaşı Kızıldeniz’e de sıçradı. Yemen’in batı kıyılarının önemli bir bölümünü kontrol eden ve Ensarullah olarak da bilinen Husiler, dolaylı da olsa İsrail’le bağlantılı olduğunu iddia ettikleri ticari gemileri ve bu gemileri koruyanları hedef almak için insansız hava araçları, balistik füzeler, seyir füzeleri ve küçük botlar kullandı.
Husiler, kontrolleri altındaki liman kenti Hudeyde kıyılarının ötesinde, kuzeyde Süveyş Kanalı yakınlarından güneyde Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarına kadar Kızıldeniz’i hedef aldı. Grup ayrıca Umman Denizi ve Aden Körfezi’ndeki gemileri de hedef alma niyetinde olduğunu belirtti. Buna Ümit Burnu üzerinden Kızıldeniz’i geçmek isteyen gemiler de dâhil. Husilerin önemli saldırıları arasında 19 Kasım’da İsrailli bir iş adamına ait olduğu iddia edilen Galaxy Leader adlı ticari geminin kontrolünü ele geçirerek kaptan ve mürettebatını rehin alması da yer alıyor. 26 Aralık’ta Husiler insansız botlar kullanarak bir ABD savaş gemisinin yaklaşık bir mil uzağında bir patlama gerçekleştirdi. 9 Ocak’ta Bab el-Mendeb civarındaki ABD savaş gemilerini hedef almak üzere insansız hava araçları, seyir füzeleri ve balistik füzelerin bir arada kullanıldığı karmaşık bir saldırı gerçekleştiren Husiler, bunun Gazze’ye devam eden desteklerinin bir göstergesi ve ABD’nin 2023 sonunda üç Husi teknesini batırarak on savaşçısını öldürmesine misilleme olduğunu iddia ettiler.
Ekim ayı ortasında Husiler ticari gemileri hedef almadan önce İsrail’in Kızıldeniz kıyısındaki Eilat’a birkaç kez insansız hava aracı ve füze fırlattı. Bu saldırılar ya engellendi ya da amaçlanan hedeflerine ulaşamadı. Bu saldırıların sıklığı, örgütün gemilere odaklanması ve gemileri daha yakın ve daha etkili hedefler olarak görmesiyle azaldı.
Saldırılara karşılık olarak ABD, İngiltere ve Fransa Kızıldeniz’e savaş gemileri gönderdi ve bu gemiler Husi füzelerinin çoğunu durdurmayı başardı. 11-12 Ocak gecesi ABD ve İngiltere, Husilerin ticari gemileri hedef almalarına ve devriye gezen donanmalarla çatışmalarına karşılık olarak Yemen’deki Husi askeri mevzilerine hava saldırıları düzenledi ve beş Husi savaşçısının öldürüldüğü bildirildi. ABD Merkez Komutanlığı bu saldırıları savunma tedbirleri olarak nitelendirdi ve amaçlarının Husilerin ABD ve diğer askeri ve ticari gemilere yönelik saldırılarını sürdürme kapasitesini azaltmak olduğunu iddia etti. Husilerin bu saldırıları aleni bir saldırı olarak kınaması ve misilleme tehdidinde bulunması, bu hayati su yolunda şiddetin tırmanacağına dair endişeleri artırdı.
Husileri bu saldırıları düzenlemeye iten sebep neydi?
Husiler, İsrail’in Gazze’deki savaşına tepki olarak Kızıldeniz’de İsrail bağlantılı gemilere saldırmaya başladı. Grup yaptığı açıklamalarda, İsrail’in Gazze’ye belirsiz miktarda insani yardımın girmesine izin vermesi halinde bu saldırıları ve İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını durdurması halinde İsrail’e yönelik saldırıları da durduracağını söyledi.
Husiler bunu yaparken, Lübnan’daki Hizbullah, Irak ve Suriye’deki İran destekli milisler ve Filistin’deki Hamas ve İslami Cihad’ı da kapsayan, İsrail ve ABD karşıtı devlet dışı silahlı aktörlerden oluşan İran liderliğindeki direniş ekseninin diğer üyeleriyle birlikte hareket etti. Husi lideri Abdülmelik el-Husi 10 Ekim’de yaptığı bir konuşmada eksen üyelerinin askeri faaliyetlerini koordine ettiklerini ifade etmişti. Husilerin doğrudan İran’ın emriyle hareket ettiğine dair bir kanıt olmasa da bir dereceye kadar koordinasyon muhtemel: Kızıldeniz’de bir İran istihbarat gemisinin varlığı, Husilerin hedef alma kararlarında İran’ın yardımına işaret edebilir.
Husileri motive eden bir diğer unsur da Filistin davasıyla aynı safta yer alarak Arap ve İslam toplumlarında Filistinlilerle dayanışmanın arttığı bir dönemde Yemen’de ve yurtdışında daha önce görülmemiş bir popülerlik kazanmaya başlamaları olabilir. Böylece Kızıldeniz mücadeleleri, 2002’deki temel sloganları olan “Allah büyüktür, Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm, Yahudilere lanet, İslam’a zafer”i somutlaştırmaya hazır olduklarını kanıtlamak için bir fırsata dönüştü. İsrail’in Gazze’deki saldırısı karşısında tepkisiz kalmak, iddialarının inandırıcılığını tehlikeye atabilirdi. Direniş eksenindeki diğer gruplara kıyasla Husiler çok daha büyük bir risk almaya istekli olduklarını kanıtladılar ve bu fırsatı stratejik değerlerini göstermek için kullandılar.
Yemen’de de Husiler, uzun süredir devam eden iç savaşın taraflarından biri olmasına rağmen, Yemenliler arasında Gazze’deki Filistinlilerin içinde bulunduğu zor duruma yönelik sempatinin de yardımıyla itibarlarını pekiştirdiler. Kızıldeniz’de gemilere yönelik ilk saldırıların ardından Husiler, Filistin davasına verdikleri desteği sergiledikleri üye kazanma kampanyalarıyla sayılarını artırdı. Gazze savaşı ayrıca Husilere, kontrolleri altındaki bölgelerde yönetim uygulamaları konusunda artan kamuoyu baskısını saptırmak için bir fırsat sağladı ve bu bölgelerdeki muhalifleri İsrail ve ABD ile işbirliği yaptıkları suçlamasıyla tutuklayarak yönetimlerine yönelik muhalefeti bastırmalarına olanak tanıdı.
Batılı güçler bu saldırılara nasıl karşılık verdi?
Başlangıçta ABD, ticari gemileri korumak için Kızıldeniz’e donanma destroyerleri gönderdi. ABD, 20 Aralık’ta İngiltere, Bahreyn, Kanada, Fransa, İtalya, Hollanda, Norveç, Seyşeller ve İspanya’yı kapsayan ABD liderliğindeki çok uluslu bir güvenlik girişimi olan Refah Muhafızları Operasyonu’nu açıkladı. Pentagon 20’den fazla ülkenin bu girişime katılmayı kabul ettiğini belirtirken, bazı ülkeler katılımlarını kamuoyu önünde teyit etmekten kaçındı ya da kendilerine sorulduğunda katılımlarını inkar etti. Bu hamle, 2009 yılında Aden Körfezi ve Somali’nin doğu kıyılarındaki korsanlık saldırılarına yanıt olarak kurulan çok uluslu bir deniz gücü olan Birleşik Görev Gücü’nü genişletti. Daha önce de belirtildiği üzere, koalisyon üyeleri Husi saldırılarının çoğunu durdurmayı başardı, 31 Aralık’ta küçük Husi teknelerini batırdı, teknelerin ABD Donanması helikopterlerine ateş açması üzerine on Husi savaşçısını öldürdü ve 12 Ocak’ta ABD ve İngiltere Yemen içindeki Husi askeri mevzilerine hava saldırısı düzenledi.
Son tırmanıştan önce de Washington ve bazı Batılı ülkeler Umman üzerinden Husilere mesajlar ileterek gerilimi düşürme çağrısında bulunmuştu. Ekim ayı sonunda ABD, Suudi Arabistan’dan Husilerle devam eden siyasi görüşmelere nakliye güvenliğini de dahil etmesini istemiş ancak Husiler Kızıldeniz’deki askeri faaliyetlerinin Suudi Arabistan’la olan çatışmalarıyla değil Gazze’yle bağlantılı olduğunu belirterek bunu reddetmişti. 29 Kasım’da Washington, Husilere fon sağlayan bir ağın parçası olduğunu iddia ettiği kişilere ekonomik yaptırımlar uyguladı. 10 Ocak’ta BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Kızıldeniz’deki gemilere yönelik saldırılarına derhal son vermesini talep eden ve ABD öncülüğündeki görev gücünü dolaylı olarak onaylayan bir karar aldı.
Kızıldeniz’de yaşanan bu olayların etkisi ne oldu?
Kızıldeniz’deki askeri tırmanışın her şeyden önce ekonomik bir maliyeti oldu. Kızıldeniz, Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan önemli bir nakliye rotası. Güvenlik endişelerindeki artış ticari gemilerin sigorta maliyetlerini yükseltti ve gemilerdeki güvenlik personelinin artırılmasını gerektirdi. Birçok nakliye şirketi gemilerini Afrika kıtasının güney ucuna yönlendirmeyi tercih etti ve artan seyahat süresi nedeniyle toplam nakliye maliyetleri yükseldi. Bir zamanlar hareketli olan Süveyş Kanalı’nda trafik azaldı ve Mısır’ın zaten kırılgan olan ekonomik durumu daha da zarar gördü ve İsrail’in Eliat limanı ticari faaliyetlerin çoğunu durdurdu. Teslimatlarda yaşanan gecikmeler de küresel tedarik zincirlerinde aksamalara yol açtı.
Denizcilik operasyonları Husiler için yeni olmasa da son saldırı dizisi bunların önemli bir taktik olarak yerleşmesi riskini taşıyor ve ABD’li yetkililer Husilerin uzun vadede küresel deniz taşımacılığını sekteye uğratmaya çalışacaklarına dair endişelerini özel olarak dile getiriyor. Gazze savaşından önce grup, 2018’de Suudi petrol nakliye gemilerini hedef almış ve Ocak 2022’de bir Birleşik Arap Emirlikleri kargo gemisini ele geçirmişti. ABD ve diğer ülkelerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde bulunan askeri gemileri ise kaçakçılara ve Husilere silah ve mühimmat taşıyan gemilere karşı sürekli operasyonlar düzenledi.
Husilerin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırıları Yemen’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaları da baltalayabilir. Suudi Arabistan ve Husiler, Suudi ordusunun Yemen’den çekilmesi ve Yemen’deki siyasi sürecin başlatılması konusunda bir anlaşmaya varmak için uzun süredir devam eden görüşmelerde ilerleme kaydettiler. Ancak gerilimin daha da tırmanması, özellikle Husilerin Suudi muhataplarından yeni taleplerde bulunabilecek kadar güçlenmesi halinde, görüşmelerin ertelenmesine ve hatta kesilmesine neden olabilir. Suudi Arabistan’la varılacak bir anlaşmanın ardından BM öncülüğündeki barış sürecini reddedebilir ve Yemenli gruplarla her türlü angajmanı keserek siyasi yolu dondurabilirler. Ayrıca ABD ve diğer Batılı ülkelere sadık ya da onlarla işbirliği içinde olduğunu düşündükleri gruplara yönelik saldırılarını da sürdürebilirler.
Hem Husiler hem de Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki hasımları da askeri varlıklarını güçlendirmeye çalışarak buradaki çatışmaların yeniden başlama riskini artırabilirler. Son olarak Kızıldeniz’deki gerilim, özellikle Dünya Gıda Programı’nın (WFP) 5 Aralık’ta Yemen’in kuzeyinde Husilerin kontrolündeki bölgelere yardımı askıya alma kararının ardından, Yemen’de zaten kötü olan insani durumu daha da kötüleştirebilir. Bu durum, artan nakliye maliyetleriyle birleştiğinde Yemenlilerin temel gıda ürünlerine erişimini zorlaştırıyor.
Husilerin saldırılarını durdurmasını ne sağlayabilir?
Husilerin saldırılarına verilecek askeri bir karşılık Batılı ülkeler için sembolik bir değer taşıyabilir ve Husilerin bazı kabiliyetlerini kısıtlayabilir ancak genel anlamda etkisi sınırlı olacaktır. Hatta işleri daha da kötüleştirebilir. Örgütün deniz saldırılarını yoğunlaştırmasına ve hedef aldığı gemilerin kapsamını genişletmesine yol açabilir. Husilerin kabiliyetleri ABD’ninkilere kıyasla sınırlı olsa da silah teknolojisindeki gelişmeler Husilerin özellikle insansız silahlar kullanarak önemli ekonomik zararlar vermesine olanak tanıyor.
2015’te Yemen’de Husilere saldıran Suudi liderliğindeki koalisyon, örgütü zayıflatmak yerine daha da güçlendirdi. Husilerin mevcut askeri saldırıları, normal zamanda gruba karşı olsalar bile Filistin davasına duydukları sempati nedeniyle pek çok Yemenliyi Husileri desteklemeye itebilir.
Husiler vurulmaktan ya da Suudi Arabistan’la görüşmelerin ertelenmesinden, hatta iptal edilmesinden çok fazla endişe duymuyor olabilir. Halk desteğinden güç alarak, katlanılabilir bir maliyetle istediklerini elde etme konusunda kendilerini güçlü hissediyorlar. Bu, ileriye dönük tek yolun gerilimi daha da tırmandırmak olduğu anlamına gelmiyor. Husiler saldırılarının İsrail’in Gazze’deki savaşına bir yanıt olduğunu ve bağımsız bir girişim olmadığını çok açık bir şekilde ortaya koydular. Eğer bu savaş sona ererse ve o zamana kadar Kızıldeniz’deki durumun kontrolden çıkmadığı varsayılırsa, Husiler verdikleri sözlerde ciddiyseler ve Yemen’de gelecekte kurulacak bir yönetimde kilit bir taraf olarak ciddiye alınmak istiyorlarsa eski tutumlarına geri dönebilirler. Ancak Gazze savaşı sona ermedikçe ve Gazze’de giderek büyüyen insani felaket karşısında sadece Kızıldeniz’de değil Lübnan, Suriye, Irak ve İsrail işgali altındaki topraklarda da tansiyon yükselmeye devam edecektir.
Ortadoğu
İran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında bölgesel gelişmeler, nükleer müzakereler, ABD ile ilişkiler ve sınır güvenliği konularında önemli açıklamalarda bulundu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik değerlendirmelerini “hayret verici ve yanlış bir kıyas” olarak niteleyen Bekai, iki ülke arasındaki analizlerin mevcut gerçeklerle bağdaşması gerektiğini vurguladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki dış politika gelişmelerini ve bölgesel güvenlik konularını değerlendirdi.
Toplantıda Türkiye ile ilişkilere ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarına geniş yer ayıran Bekai, ABD ile yürütülen mutabakat süreçleri ve nükleer program hakkındaki soruları da yanıtladı.
“Hakan Fidan’ın kıyaslaması hayret verici ve yanlıştır”
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’a yönelik iddiaları ve İran’ın eylemlerini İsrail rejiminin adımlarıyla kıyaslaması hakkındaki soru üzerine Bekai, bu değerlendirmeyi sert bir şekilde eleştirdi. Sözcü Bekai, şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Fidan gibi bir şahsiyetin böyle yersiz bir kıyaslama yapması hayret vericidir. Kendisi de çok iyi bilmektedir ki İsrail rejimi doğası gereği yayılmacıdır ve Türkiye dahil tüm bölgeye zarar verme arayışındadır. Böyle tuhaf bir kıyaslamaya nasıl ulaştıkları bizim için bir soru işaretidir.”
İran’ın bölgede hiçbir vekil gücü olmadığını, bölgedeki tek vekil yapının İsrail rejimi olduğunu savunan Bekai, “Türkiyeli dostlarımızdan analizlerini mevcut gerçeklerle uyumlu hale getirmelerini ve İsrail rejiminin suistimaline hizmet edecek analizleri tekrarlamaktan kaçınmalarını istiyoruz” dedi.
Fidan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “İran’ın bölgedeki vekilleri olan Hizbullah ve Hamas ile mücadeleye” değinmişti.
Fidan, “Her ulusun egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün tamamen tanındığı bir duruma geri dönmemiz gerekiyor. İran uzun süredir bu ülkelerde vekiller bulundurarak önleyici bir güvenlik politikası yürüttüğünü iddia ediyor, tıpkı İsraillilerin güvenliklerinin bir parçası olarak bölgenin geri kalanını işgal etmesi gibi” demişti.
“İslamabad Mutabakatı kriz aşamasına girmiştir”
İslamabad Mutabakatı’nın geleceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Bekai, “Bu mutabakatın bir kriz aşamasına girdiğinden hiçbir şüphe yoktur” dedi.
İran’ın her müzakereye ciddiyet ve titizlikle girdiğini, bir anlaşmaya varıldığında ise taahhütlerini iyi niyetle yerine getirdiğini belirten Sözcü, karşı tarafı sözünde durmamakla suçladı.
Bekai, “Anlaşmayı bozma konusunda o kadar sabırsız davrandılar ki, Hürmüz Boğazı ile ilgili beşinci maddede yer alan bir aylık sürenin dahi tamamlanmasına izin vermediler. İlk günlerden itibaren caymaya başladılar. Mutabakat zaptının 14 maddesini göz önüne alırsak, Amerikalılar bu kısa süre zarfında mutabakatın farklı unsurlarını parçaladılar. Biz başından beri ‘taahhüde karşı taahhüt’ dedik. Karşı taraf taahhütlerini yerine getirdiği sürece biz de taahhütlerimize bağlı kalacağız” şeklinde konuştu.
“UAEA’nın hasar gören tesislere erişim talebini reddediyoruz”
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi’nin, denetçilerin İran’a dönmesi ve hasar gören nükleer tesisleri ziyaret etmesi yönündeki talebi sorulan Bekai, bu soruya net bir şekilde “Hayır” yanıtını verdi ve talebin kabul edilmeyeceğini açıkladı.
Nükleer tesislerin yeniden inşasına ilişkin uydu görüntüleri hakkındaki raporlara da değinen Bekai, bu yöndeki uydu görüntülerini henüz görmediğini ve bu nedenle bir yorumda bulunamayacağını belirtti.
“Hürmüz Boğazı’nın ABD tarafından tehdit edilmesine izin vermeyiz”
Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliği ve ABD’nin 20 gemiye askeri eskort sağladığı yönündeki iddiaları değerlendiren Bekai, bölge dışı güçlerin varlığına karşı çıktı.
Bölge güvenliğinin ancak yabancı müdahalesi olmadan, bölge ülkelerinin kendi aralarındaki istişare mekanizmalarıyla sağlanabileceğini belirten Bekai, ABD askeri varlığının bölgede güvensizliğe yol açtığını ifade etti.
Sözcü, “Hürmüz Boğazı’nın İran’ın çıkarlarına yönelik bir tehdit alanına dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Seyrüsefer güvenliği için dürüstçe çaba gösterdik ancak süreci baltalayan taraf ABD oldu. Gemi eskortu iddiaları, ABD’nin bölgedeki müdahaleci ve saldırgan politikalarının devam ettiğini göstermektedir” dedi.
Mutabakat zaptının beşinci maddesinin yorumlanmasına ilişkin ise Bekai, metnin açık olduğunu ve yoruma yer bırakmadığını söyledi.
Boğazın yönetiminin İran’da olması ve Umman ile istişare içinde yürütülmesinin, İran’ın çıkarlarının korunması amacıyla metne eklendiğini kaydeden Bekai, ABD’nin bölge ülkelerini kışkırtarak paralel yollar oluşturmaya çalıştığını, bunun da hem çevre sorunlarına yol açtığını hem de deniz güvenliğini riske attığını belirtti.
“Üç Avrupa ülkesinin bildirisi hükümsüzdür”
Fransa, Almanya ve İngiltere tarafından yayımlanan ortak bildiriye değinen Bekai, bu bildirinin hiçbir geçerliliği olmadığını ve Avrupa ülkelerinin gerçekleri çarpıtmaya çalıştığını kaydetti.
Bölgede ve dünyada yaşanan zararların kaynağının ABD ve İsrail rejiminin eylemleri olduğunu ifade eden Bekai, bu tür açıklamaların çözüme katkı sunmayacağını dile getirdi.
Fransa Dışişleri Bakanı’nın iddialarına da değinen Bekai, Fransız yetkililerin kendilerini ilgilendirmeyen konularda rol kapmaya çalışmaktan vazgeçmeleri gerektiğini söyledi.
“Afganistan ile işbirliğini tanıma şartına bağlamadık”
Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Yardımcısı Celalzade’nin Afganistan ziyaretine ilişkin bilgi veren Bekai, görüşmelerin konsolosluk işleri ve halklar arası ilişkiler çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.
İran ile Afganistan arasında 900 kilometreyi aşan ortak sınır bulunduğunu, çok sayıda Afgan göçmenin İran’da yaşadığını ve geniş ticari ilişkilerin mevcut olduğunu belirten Bekai, “Afganistan yönetimini resmi olarak tanıma konusunu, iki ülkenin çıkarları için gerekli olan işbirliklerine şart koşmadık. Tanıma süreci hukuki bir prosedürdür ve zamanı geldiğinde bu konuda karar verilecektir” dedi.
“Lübnan adına karar vermiyoruz”
İran’ın Lübnan ve Umman’ın iç işlerine müdahale ettiği yönündeki iddiaları reddeden Bekai, “Biz kimse adına karar vermiyoruz. Lübnan’ın adının mutabakat zaptında yer alması, İran’ın uluslararası güvenliği koruma konusundaki sorumluluk bilincini göstermektedir. Biz metnin birinci maddesinde Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması gerektiğini vurguladık, bu bir karar alma meselesi değildir; karar Lübnan halkına aittir” diye konuştu.
Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki uluslararası baskılara da değinen Bekai, Lübnan halkının direnişin silahının egemenliklerini korumadaki değerini en iyi bilen kesim olduğunu ve bu konudaki kararı yine Lübnan halkının vereceğini ifade etti.
“Trump’ın iddiaları yalandır”
ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın nükleer müzakerelerde İran’ın tavrına ilişkin iddialarını yalanlayan Bekai, “Yalan söylemek ABD’nin davranış kalıbı ve bağımlılığı haline gelmiştir. Cumartesi günü Maskat’ta yapılan görüşmeler yalnızca Hürmüz Boğazı üzerine odaklanmıştı. Umman’ın arabuluculuğuyla gemilerin güvenli geçişini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalıştık ancak Umman üzerindeki baskılar nedeniyle bu sonuca ulaşılamadı” dedi.
Trump’a yönelik suikast iddialarının ise hiçbir zaman müzakere masasında yer almadığını ekledi.
“Lindsey Graham’ın ölümü özgür insanları üzmeyecektir”
ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın ölümü hakkında gelen bir soru üzerine Bekai, “Azrail adildir. Hayat felsefesini tecavüz, savaş ve terör üzerine kurmuş, soykırımın en büyük destekçisi olmakla övünmüş bir figür için bölge halklarının yas tutması beklenemez. Bu saldırgan senatörün ölümü, hiçbir özgür insanın kalbini acıtmayacaktır” yorumunda bulundu.
Ortadoğu
ABD İran’da iki su pompa istasyonunu vurdu

ABD ordusunun İran’ın Huzistan ve Buşehr vilayetlerindeki sivil su altyapısına yönelik düzenlediği saldırılarda bir kişi hayatını kaybetti, dört kişi yaralandı. Harg Adası’na su tedarikinde kesintiye yol açan saldırıyı “savaş suçu” olarak nitelendiren İranlı yetkililer sivil altyapının hedef alınmasına tepki gösterdi. Devrim Muhafızları Ordusu ise saldırıya misilleme olarak Bahreyn ve Umman’daki ABD askeri hedeflerinin vurulduğunu duyurdu.
ABD ordusu, İran’ın güneybatısında yer alan Huzistan ile güneyindeki Buşehr vilayetlerinde sivil su altyapısını hedef alan hava saldırıları gerçekleştirdi.
Yerel yetkililerin açıklamalarına göre iki su pompa istasyonunun hedef alındığı saldırılar, bölgedeki tarımsal faaliyetleri aksatırken Harg Adası’na yönelik su tedarikinde de geçici kesintilerin yaşanmasına yol açtı.
Huzistan vilayetinden bir yetkili, ABD’ye ait askeri mühimmatın Mahşehr kentindeki bir tarımsal sulama pompa istasyonuna isabet ettiğini bildirdi.
Yetkili, patlama sonucunda istasyonda görevli bir kişinin hayatını kaybettiğini, dört kişinin ise yaralandığını açıkladı.
Huzistan Su ve Elektrik Kurumu Genel Müdürü Abbas Sadriyanfer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Mahşehr ile Hendican kentleri arasındaki Hendican bölgesinde faaliyet gösteren RMD drenaj pompa istasyonunun pazartesi günü sabahın erken saatlerinde “Amerikan-Siyonist düşman” tarafından vurulduğunu kaydetti.
Sadriyanfer, saldırı sırasında tesiste görev yapan Zohre ve Cerrahi Sulama Şebekesi İşletme Şirketi çalışanı Şakir Muhsini’nin yaşamını yitirdiğini, yaralanan bir diğer personelin ise hastanede tedavi altına alındığını ifade etti.
Söz konusu tesisin bölgedeki tarımsal atık suların tahliyesi ve idaresinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Sadriyanfer, sulama ve drenaj şebekelerinin verimliliğinin korunması için istasyonun kesintisiz çalışmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.
“Sivil altyapının vurulması açık bir savaş suçudur”
İran Su Endüstrisi Sözcüsü İsa Bozorgzade, Hendican’daki RMD drenaj pompa istasyonuna düzenlenen saldırının doğrudan halkın yaşamına, sağlığına ve geçim kaynaklarına yönelik bir tehdit oluşturduğunu belirtti.
Bozorgzade, “Su, tüm uluslararası belgelerde ve hukuk kurallarında olduğu gibi Doğu ve İran kültürü ile medeniyetinde de kutsal bir yere sahiptir. Suya saldırmak, insanların temel haklarına saldırmaktır” ifadelerini kullandı. Su sektörüne hizmet veren bir emekçinin hayatını kaybetmesinin saldırının niteliğini açıkça ortaya koyduğunu söyleyen Sözcü, bu eylemin sadece sivil altyapıyı değil, doğrudan halka hizmet götüren sivilleri hedef aldığını vurguladı.
Saldırıyı “düşünce ve eylemde çaresizliğin bir göstergesi” olarak nitelendiren Bozorgzade, “Düşman su tesislerini hedef aldığında aslında kendi acziyetini sergiliyor. Bu davranış ne onurlu bir eylem ne de askeri bir başarıdır; sadece kötülüğün dışa vurumudur” diye konuştu.
Bozorgzade, saldırının tesisteki faaliyetleri tamamen durdurmayı amaçladığını, ancak su sektörü çalışanlarının hasarı en aza indirmek ve durumu kontrol altına almak için sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun bir çalışma yürüttüğünü aktardı. Su tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının açık bir savaş suçu teşkil ettiğini savunan Sözcü, uluslararası toplumun ve sorumlu kuruluşların bu saldırılara karşı sessiz kalmayarak faillerin hesap vermesini sağlaması gerektiğini dile getirdi.
Diğer yandan İranlı yetkililer, pazartesi sabahı erken saatlerde Huzistan vilayetine bağlı Ahvaz, Omidiye, Mahşehr, Behbehan, Dezful, Endimeşk, Abadan ve Şadegan çevresindeki çok sayıda noktanın da ABD mühimmatlarıyla hedef alındığını açıkladı.
Bölgelerdeki hasar tespit çalışmalarının devam ettiği bildirilirken, İran medyası Ahvaz’ın dış kesimlerindeki iki ayrı noktanın daha vurulduğunu aktardı. Bununla birlikte, Ahvaz Uluslararası Havalimanı’nın hedef alındığına yönelik iddialar ise resmi kaynaklarca yalanlandı.
Devrim Muhafızları misilleme operasyonlarını açıkladı
Su pompa istasyonuna yönelik saldırıların ardından yazılı bir açıklama yayımlayan Devrim Muhafızları Ordusu, düzenlenen operasyonlara misilleme olarak Bahreyn’de bulunan ABD askeri altyapısının hedef alındığını duyurdu. Açıklamada ayrıca Umman’da konuşlu FPS tipi uzun menzilli hava gözetleme radarı ile bir deniz gözetleme radarının imha edildiği bilgisine yer verildi.
Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Sevgili ve dirençli İran halkı, Silahlı Kuvvetler’deki evlatlarınızın kararlı ve güçlü operasyonları, çocuk katili ABD ordusunu çaresizliğe sürükledi. Amerikalı saldırganlar, son saldırılarında Mahşehr ilçesindeki tarımsal su pompasını hedef alarak halk düşmanı karakterlerini bir kez daha gösterdi.”
Açıklamanın devamında, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerinin Bahreyn’in Cufeyr bölgesindeki ABD askeri tesislerini hedef aldığı belirtilerek, “Cufeyr’de alevler yükselirken, kahraman Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetlerindeki cesur evlatlarınız, misilleme operasyonunun beşinci aşamasında güçlü füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla Umman Sultanlığı’ndaki FPS uzun menzilli hava gözetleme radarını ve deniz gözetleme radarını da vurup imha etti” denildi.
Geçen ay da binlerce kişi susuz kalmıştı
Su altyapısına yönelik gerçekleştirilen bu son saldırılar, ABD’nin geçen ay Hürmüzgan vilayetine bağlı Sirik ilçesindeki su tesislerini hedef almasının ardından kaydedildi.
Kavurucu yaz sıcaklarının yaşandığı o dönemde düzenlenen saldırılar nedeniyle bölgedeki 20 binden fazla kişinin içme suyuna erişiminin kesildiği bildirilmişti. Söz konusu operasyonlarda Kuhestek kasabası ile Bemani bölgesindeki 10 köyün su dağıtım şebekesi büyük hasar görmüştü.
İki ülke arasındaki askeri hareketlilik, İran donanmasının Hürmüz Boğazı’nda Tahran ile Washington arasında daha önce imzalanan mutabakat zaptını ihlal ettiği belirtilen gemi geçişlerini engellemesinin ardından yeniden tırmanışa geçti. Yaşanan bu gelişmelerin ve ABD’nin bölgedeki askeri tahkimatını artırmasının ardından İranlı yetkililer, Hürmüz Boğazı’nın tüm transit geçişlere kapatıldığını duyurdu.
Ortadoğu
İran saldırısından kurtulan ABD’li askerlerden komutanlara suçlama

ABD’nin İran ile girdiği çatışmanın ikinci gününde Kuveyt’teki limanda konuşlu birliğe düzenlenen ve altı askerin ölümüyle sonuçlanan İHA saldırısına ilişkin iç soruşturma tamamlanma aşamasına geldi. Saldırıdan kurtulan askerler, komutanları istihbaratı göz ardı etmekle suçluyor. Soruşturmanın ise herhangi bir disiplin cezası öngörmediği belirtiliyor.
İran’ın insansız hava aracıyla (İHA) Kuveyt’teki Şuaibe Limanı’nda yer alan ABD üssüne düzenlediği saldırıdan kurtulmayı başaran Amerikalı askerler, komutanlarını ihanetle ve olası saldırı uyarılarını kulak ardı etmekle suçluyor.
The Washington Post gazetesinin askeri kaynaklara ve iç soruşturmaya aşina kişilere dayandırdığı haberine göre, askeri yetkililer saldırı öncesinde gelen kritik istihbarat verilerini dikkate almadı.
Saldırının, ABD ile İran arasında başlayan çatışmaların ikinci günü olan 1 Mart’ta düzenlendiği belirtildi. ABD Kara Kuvvetleri 103’üncü Lojistik Destek Komutanlığı bünyesinde görev yapan altı askerin hayatını kaybettiği, onlarca askerin ise yaralandığı aktarıldı.
Haber kaynakları, bu saldırıyı çatışma sürecinde Amerikan ordusunun tek seferde en çok kayıp verdiği olaylardan biri olarak nitelendiriyor.
“Limandaki güvenlik açıkları biliniyordu”
Gazeteye konuşan askeri personel, Şuaibe Limanı’nın İran için olası bir hedef olduğunu gösteren istihbarat raporlarının komuta kademesi tarafından göz ardı edildiğini ileri sürdü.
Askerler, tesisin İHA saldırılarına karşı korumasız olması sebebiyle personelin buraya yerleştirilmemesi yönünde tavsiyeler yapıldığını ancak bu uyarıların dinlenmediğini ifade etti.
Görüşlerine başvurulan bazı kaynaklar, saldırı sırasında Tugay Generali Clint Barnes’ın sergilediği tutumu da eleştirdi. İddialara göre Barnes, patlamanın ardından binadan çıkarak sığınağa yönelirken, çok sayıda asker içeride kaldı.
Yaralıların tahliyesi ve kurtarma çalışmaları ise binada kalan diğer subaylar ve erler tarafından gerçekleştirildi.
Saldırı sırasında hedef alınan binada olan Binbaşı Steven Ramsbott, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Eğer bu hatalardan ders çıkarmazsak ve hepimiz aynı yalana inanmaya devam edersek, gelecekte başka bir birlik de aynı durumu yaşayacak ve kendisini bizim düştüğümüz koşulların içinde bulacak” dedi.
Soruşturmada komutanlara ceza öngörülmüyor
ABD ordusu, askerlerin yönelttiği somut suçlamalar hakkında açıklama yapmaktan kaçınırken, komuta kademesinin kararlarını ve sahada attığı adımları savunarak bu kararların gerekçeli olduğunu bildirdi.
The Washington Post’un ulaştığı bilgilere göre, olayla ilgili başlatılan askeri iç soruşturma son aşamaya geldi.
Soruşturmanın ön raporunda, birliğin Şuaibe Limanı’na yerleştirilmesi veya saldırı sonrasındaki tıbbi yardım sürecinin yönetilmesi hususunda komutanlara yönelik herhangi bir kişisel sorumluluk yüklenmediği ve disiplin cezası uygulanmasının tavsiye edilmediği aktarıldı.
Saldırı sabah saatlerinde hazırlıksız yakaladı
CNN’in haberine göre, Şuaibe Limanı’nda taktik operasyon merkezi olarak kullanılan üç bölmeli treylere yönelik saldırı 1 Mart sabahı erken saatlerde düzenlendi. Saldırının ani gerçekleşmesi sebebiyle askeri personelin tahliye edilmeye veya sığınağa geçmeye fırsat bulamadığı kaydedildi.
Vurulan binada patlamanın ardından saatlerce yangın çıktığı, şok dalgasının duvarları yıktığı ve yapısal unsurların iskeletten ayrıldığı belirtildi.
Olayın ertesi günü ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın misilleme saldırılarında altı Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonu 28 Şubat 2026 tarihinde başlamıştı.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor












