Amerika
ABD, Çin’deki bazı yatırımları yasaklayacak

ABD Başkanı Joe Biden, ABD’li özel sermaye ve girişim sermayesi şirketlerinin Çin’deki belirli yatırımlarını açıklamalarını da zorunlu kılacak bir kararname imzalamayı planlıyor.
Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre, kararnamenin üç teknoloji sektöründeki doğrudan yatırımları kapsaması bekleniyor: yarı iletkenler, kuantum bilişim ve yapay zeka. Bu teknolojilerin bazı türlerine yatırım yapılmasını yasaklarken, Çin’de iş yapan Amerikalıların üç yüksek teknoloji sektöründeki yatırımlar hakkında ABD hükümetini daha geniş bir şekilde bilgilendirmesini gerektirecek.
Kararname hakkında bilgi sahibi olan kişilere göre, bu kuralları ihlal eden yatırımcılar para cezasına çarptırılabilir ve hisselerini elden çıkarmaya zorlanabilir. Yeni kuralları uygulamaya koymadan önce Biden yönetiminin bu kurallarla ilgili geri bildirimleri kabul edeceği söyleniyor.
Söz konusu kişilere göre bu kuralların gelecekteki işlemler için geçerli olması ve Çin hisse senetleri ve tahvillerine yapılan portföy yatırımlarını kapsamaması bekleniyor.
Yapay zekayı ayrıştırma sorunu
ABD’nin Çin’deki yatırımları, jeopolitik rekabetin yoğunlaşmasıyla birlikte son yıllarda yavaşladı. Rhodium Group’a göre, ABD’nin Çin’e yaptığı doğrudan yatırım geçen yıl 8,2 milyar dolarla son 20 yılın en düşük seviyesine inerken, ABD’nin girişim sermayesi yatırımı da geçen yıl 1,3 milyar dolarla son 10 yılın en düşük seviyesine indi.
Bu yatırımların ne kadarının hedeflenen sektörlere gittiği belli değil. Georgetown Üniversitesi araştırmacıları tarafından hazırlanan bir rapor, ABD’li yatırımcıların 2015-2021 yılları arasında Çinli yapay zeka şirketlerinde 401 işlem gerçekleştirdiğini ve bu süre zarfında yalnızca Amerikalı yatırımcılardan gelen yatırımların 7,45 milyar dolar olduğunu ortaya koydu.
Görüşmelere aşina olan kişilere göre, Biden yönetimi yetkilileri, başkanlık emrini hazırlarken, öncelikle ulusal güvenlik riski oluşturan yapay zeka biçimlerini, günlük ticari amaçlar için yaygın olarak kullanılan diğerlerinden nasıl ayırt edecekleri konusunda kararsızlığa düştüler.
Özel sermaye şirketleri Çin’den çıkıyor
Yeni sermaye kontrolleri, yayınlanmalarından önce bile ABD’li yatırımcıların davranışlarını yeniden şekillendirmeye başladı. Girişim sermayesi fonu Sequoia Capital, Washington’daki ısrarlı incelemelerin ardından bu yılın başlarında Çin’deki işlerini ana şirketten ayırdı. Diğer firmalar da yeni kuralları beklerken Çin’deki işlemlerini yavaşlattı ya da durdurdu. Washington’daki lobiler, Biden yönetiminin bir yıldan fazla bir süredir üzerinde çalıştığı kuralların kapsamını daraltmaya çalışıyor.
Müzakerelere aşina olan kişilere göre, Biden yönetimi içinde, Hazine ve Ticaret departmanlarından yetkililer başarılı bir şekilde başkanlık emrinin kapsamını sınırlamaya çalıştılar. Tarihsel olarak Çin’e yapılan ABD yatırımlarını kısıtlamak yerine daha fazla yatırım yapılmasını savunan Hazine yetkilileri, uygulanması zor olabilecek bir dizi kural yaratmaktan endişe ediyordu. Ayrıca Hazine yetkilileri, ABD’den giden birçok yatırım akışını korumak istediler ve kuralların özellikle ulusal güvenlik açısından hassas teknolojilere yönelik olması için baskı yaptılar.
ABD ayrıca Avrupa ve Asya’daki müttefiklerini de Çin’e yatırımı kısıtlamak için benzer adımlar atmaya zorluyor ve firmaların parayı örneğin Londra ya da Tokyo üzerinden yönlendirmesini engellemeyi umuyor.
Amerika’nın lobi faaliyetlerinin ardından ilkbaharda G7, sermaye kontrollerinin ‘ihracat ve gelen yatırımlar üzerindeki mevcut hedefli kontrol araçlarını tamamlamak için önemli olabileceği’ konusunda anlaşmıştı. Avrupa Komisyonu da AB’nin yurt dışındaki yatırımlara kısıtlamalar getirmesini önermişti.
Çin’in getirisi azaldı
Öte yandan WSJ, geçen hafta özel sermaye şirketlerinin Çin’i ‘sırtlarındaki yük’ olarak görmeye başladıklarını yazmıştı.
Veri sağlayıcısı Preqin’in verilerine göre, sermayesinin en az yarısı Çin’e yatırılmış olan dolar bazlı özel sermaye fonları, 2023’ün ilk yarısında geçen yıla göre yaklaşık %89 düşüşle sadece 1,4 milyar dolar topladı. Küresel özel sermaye fonları aynı dönemde %15 civarında düşüş gösterdi.
ABD’nin yükselttiği faiz oranlarının, tüm dünyadaki ‘kolay para’ dönemini kapatmasına ek olarak, ağırlıklı olarak Çin’e yatırım yapan özel sermaye şirketleri, ülkenin tökezleyen ekonomik toparlanması, borsa değerlemelerindeki düşüş ve uluslararası yatırımcıların Çin varlıklarına para ayırma konusunda artan isteksizliği gibi bir dizi başka engelle de karşı karşıya.
Özel sermaye şirketleri şu modele göre işliyor: Şirket, kurumlardan para toplar ve birkaç yıl içinde çok daha değerli hale geleceğine inandıkları şirketlerden hisse satın alır. Bu şirketler halka açıldığında veya satın alındığında ya da hisselerini başka alıcılara satarak kârını toplar. Çin’deki son teknoloji patlaması sırasında bu neredeyse kesinlikle kazandıran bir stratejiydi ama artık böyle bir şey söz konusu değil.
Çinli internet şirketleri, özel sermaye fonları için kazançlı bir bahis olmuş ve ülkede elde ettikleri kazançların büyük bir bölümünü oluşturmuştu. Fakat 2020’nin sonlarında başlayan hükümet öncülüğündeki sektör baskısının ardından, birçok şirketin değerlemeleri önemli ölçüde düştü.
Veri-analitik firması Burgiss’in tahminlerine göre, 2022 yılında risk sermayesi fonları da dahil olmak üzere Çin özel sermaye fonlarının yıllık ortalama getirisi eksi %5,6 oldu. Bu oran, geçen yıl küresel ortalamadan daha iyi olmasına rağmen, 2008’deki küresel mali krizden bu yana en düşük seviyeydi.
Amerika
“ICE, ABD tarihinin en büyük sol karşıtı izleme operasyonlarından birini yürütüyor”

Hukukçulara göre, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE), ABD tarihinde görülmemiş düzeyde bir “sol karşıtı” izleme operasyonu yürütüyor.
WIRED’da yer alan habere göre avukatlar, federal komplo suçlamalarıyla karşı karşıya kalan Minnesota sakinleri adına, ICE tarafından Minnesota ve ötesindeki solcu sosyal hareketlere karşı yürütülen, geniş kapsamlı ve muhtemelen anayasaya aykırı bir casusluk operasyonuna dair kanıtlar elde etti.
Gündemi meşgul eden “Minnesota 15” davası, federal fonlar ve yeni personel ile donanmış İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS), artık Başkan Donald Trump’ın muhalefete karşı başlıca aracı olduğunu ve 11 Eylül sonrası elde edilen güçlü soruşturma yetkilerini, topluluklarını örgütleyen sıradan Amerikalılara karşı kullandığını açıkça ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre, 1960’lar ve 1970’lerde federal hükümetin Yeni Sol ve savaş karşıtı harekete karşı yürüttüğü isyan bastırma operasyonlarından bu yana ABD’de bu ölçekte bir olay görülmemişti.
Bu davalarda delil toplama süreci sırasında ortaya çıkan belgeler arasında onlarca rapor, ses kaydı transkripti, e-posta, ele geçirilen Signal sohbetleri, fotoğraflar, veritabanı sorguları ve daha fazlası yer alıyor.
Bu belgeler, tartışmalı 7 Numaralı Ulusal Güvenlik Başkanlık Memorandumu (NSPM 7) ile yetkilendirilen ve “Project Whipple Shield” ile “Operation Puppet Master” isimleri altında yürütülen iç terör soruşturmalarının iç işleyişini ortaya koyuyor.
Geçen yılın Eylül ayında Charlie Kirk’ün suikastının ardından yayınlanan NSPM 7, federal kolluk kuvvetlerine, yönetimin politikalarını eleştiren ve “Hıristiyanlık karşıtı” fikirleri savunan örgüt ve kişilere karşı mevcut her türlü aracı kullanma talimatı veriyor.
Bu belgenin yetki verdiği soruşturmaların tam kapsamı ve boyutu hâlâ bilinmiyor.
Minnesota 15’in savunma avukatları, bu davanın Trump yönetiminin göçmenlik politikalarına karşı çıkanları hedef alan, ülke çapında yürütülen daha geniş kapsamlı bir gözetim operasyonundan kaynaklandığını iddia ediyor.
Davaya bakan avukatlardan biri, DHS tarafından yürütülen bu kampanyayı, 1950’lerden 1970’lerin başlarına kadar ırk adaleti, sivil haklar ve savaş karşıtı hareketleri anayasaya aykırı bir şekilde gözetleyen, içlerine sızan ve şantaj uygulayan FBI’ın kötü şöhretli Karşı İstihbarat Programı (COINTELPRO) ile karşılaştırıyor.
Dosyaları inceleyen üç eski kolluk görevlisi de bu görüşe katılıyor ve WIRED’e, bu davanın, yönetimin Aralık 2025’te Minnesota’yı işgal etmesinden çok önce başlayan daha geniş çaplı bir istihbarat toplama operasyonunun neredeyse kesin olarak bir parçası olduğunu belirtiyor.
DHS’nin gözetleme programının ortaya çıkarılmasına ilişkin davada sunulan karşılıklı dilekçeler, ICE’ın iki biriminden biri olan İç Güvenlik Soruşturmaları (HSI) personelinin, ciddi cezai soruşturmalar için ayrılmış finansman mekanizmalarını ve soruşturma araçlarını başka amaçlarla kullanarak bunları yurt içi muhaliflere yönelttiğini ortaya koyuyor.
Minnesota 15 davasının finansmanını sağlayan HSI’nin gizli operasyonu “Operation Keyhole”, 2008 yılına kadar uzanıyor.
Haziran 2026 itibarıyla, bu program Minneapolis–Saint Paul bölgesinde devam eden yarım düzine gizli soruşturmayı finanse ediyordu.
Aralarında 11 gizli ajan da olmak üzere, Beyaz Saray’ın askeri nitelikli göçmenlik denetim operasyonlarının ön saflarında görev yapmış, ülke çapındaki özel birimlerden gelen yaklaşık 120 HSI ajanı bu vakaya atandı.
Bu ajanlar, genellikle kara para aklama ve terör soruşturmalarıyla sınırlı olan Reaper insansız hava araçlarının kullanımı ve Vatanseverlik Yasası (Patriot Act) araçları da dahil olmak üzere son derece müdahaleci gözetim teknikleri kullandılar.
Gizli ajanlar ayrıca, bir mahkeme kararını açıkça ihlal ederek kiliselere sızdılar.
Minnesota 15 iddianamesi, geçen kış gerçekleştirilen “Operation Metro Surge” sırasında cemaat tepki ağlarına karşı sert önlemler alınması için Trump yönetiminin Adalet Bakanlığı’ndan “büyük ve gürültülü hareket etmesini” talep etmesinden kaynaklanıyor.
Twin Cities’deki (yani Minneapolis ve St. Paul’deki) aktivistler, şifreli Signal grupları, kendi geliştirdikleri araç veritabanları ve merkezi bir sevk sistemi kullanarak DHS ajanlarını ve araçlarını izlemek üzere gönüllüler organize ettiler.
Eyalet savcıları, bunun göçmenlik uygulamalarını engellemek, federal ajanları yasadışı olarak tespit edip takip etmek ve hatta onlara saldırmak amacıyla kurulan bir komplo olduğunu iddia ediyorlar.
Savunma avukatları, Minnesota 15’e yöneltilen ağır suçlamaların, sanıkların iddia edilen davranışlarıyla uyuşmadığını belirtiyor.
Sanık Isaac Sant’ı temsil eden Kevin Riach, “Komplo kurmakla suçlanan ve bunun üzerine bir konuşma turuna çıkan bir müvekkilim ilk kez oluyor”, diyor.
Minneapolis 15’in iddianamesine yol açan “Operation Puppet Master”nun kapsamını ortaya koyan bir ICE iç belgesi, şu notla sona eriyor: “Bu dava, CUC Op Keyhole kapsamında da kabul edilmiştir.”
Savcılara göre, “Operation Keyhole”, HSI’nın Saint Paul ofisi tarafından Minnesota, Kuzey ve Güney Dakota, Iowa ve Nebraska’yı kapsayan bir bölgede “gizli faaliyetler”e (özellikle ekipman alımları ve personel masraflarına) finansman sağlamak amacıyla oluşturulan uzun soluklu bir program.
Program, Aralık 2008’de başladığından bu yana “uyuşturucu kaçakçılığı, çocuklara yönelik cinsel istismar, mali soruşturmalar ve silahların yayılmasının önlenmesi” alanlarında en az 77 soruşturmaya finansman sağladı.
2008 tarihli bir DHS iç el kitabına göre “CUC” kısaltması öneki, “Sertifikalı Gizli Operasyonlar” (Certified Undercover Operations) anlamına geliyor.
Bu, açıkça tanımlanmış denetim mekanizmaları, prosedürleri ve raporlama gerekliliklerine sahip resmi bir tanımlama.
Operation Keyhole’un parametreleri, Adalet Bakanlığı (DOJ) ve DHS’nin üst düzey yetkililerinden oluşan bir komite tarafından her altı ayda bir gözden geçirilir.
En son Haziran 2026’da yenilendiğinde, Keyhole, Şubat ayında DHS ajanlarına ve diğer federal çalışanlara yönelik saldırı, taciz ve kişisel bilgilerin ifşa edilmesi iddialarını araştırmak üzere başlatılan ve Minnesota 15 iddianamesinin temelini oluşturan “Project Whipple Shield” dahil olmak üzere altı aktif soruşturmaya fon sağlamıştı.
“Operation Keyhole” kapsamında görev yapan en az 11 gizli ajan, Twin Cities’deki ICE karşıtı aktivistlerin arasına sızarak dövüş sanatları ve “haklarını bil” eğitimlerine, yürüyüşlere, genel grevlere ve topluluk toplantılarına katıldı.
Ayrıca, olası gizli ICE araçlarını tespit etmek ve aktivistleri bu araçları Twin Cities genelinde takip etmeleri için görevlendirmek amacıyla aktivistlerin iletişim ağına da sızdılar.
Signal üzerinden yürütülen çeşitli aktivist grup sohbetlerine girerek, bu sohbetlerin içeriğini analiz ve nihayetinde iddianameye dahil edilmek üzere diğer HSI meslektaşlarına ilettiler.
Soruşturma kapsamında Seattle, Michigan, Chicago ve New York City gibi uzak yerlerdeki aktivist konferansları gözetim altına alındı.
HSI ekipleri, toplantı mekanlarının otoparkında park etmiş veya aktivistleri taşıyan her aracın fotoğrafını çekti ve plaka numaralarını kaydetti.
Ayrıca, Gümrük ve Sınır Koruma Birimi’ne ait silahsız Reaper insansız hava araçlarından, Twin Cities bölgesinde dolaşan aktivistlerin görüntülerine de rastlanıyor.
Gizli ajanlar, sanıkların hem dijital ortamda hem de yüz yüze olarak soruşturulmasına ve gözetlenmesine katılan, 50’den fazla HSI ajanından oluşan çok daha geniş bir grubun parçasıydı.
Bu grubun içinde HSI’nın pek bilinmeyen Özel Operasyonlar Grubu’ndan en az iki düzine ajan da yer alıyordu.
Karmaşık mali suçlar, uyuşturucu kartelleri soruşturmaları, insan kaçakçılığı ve organize suçlar konusunda onlarca yıllık deneyime sahip federal ajanlar, “Minnesota 15” soruşturmasına dahil edildi.
Eski DHS avukatı ve terörle mücadele uzmanı olan ve şu anda NAACP Hukuki Savunma Fonu’nda çalışan hukukçu Spencer Reynolds şunları söyledi:
“Bu operasyon hiçbir şekilde Minnesota ile sınırlı görünmüyor. Sokaklarda görev yapan ekiplerde gördüğümüz gibi, Greg Bovino’nun önderliğinde CBP ve Sınır Devriyesi özel kuvvet birimlerinin ülke çapında geniş çaplı baskınlar düzenlemesi, bu kapı kırma operasyonlarıyla paralel olarak işleyen istihbarat ve gizli soruşturma mekanizması.”
11 Eylül sonrası federal kolluk kuvvetlerinin sert bir eleştirmeni haline gelmeden önce yıllarca gizli görevde iç terör davalarında çalışan emekli FBI ajanı Mike German, Minnesota 15 davasını, federal kolluk kuvvetlerinin solcu sosyal hareketleri bastırma konusundaki uzun geçmişine benzetiyor.
Buna, Vietnam Savaşı sırasında yabancı etkilerin kanıtlarını bulmak amacıyla savaş karşıtı hareketi gözetleyen CIA’in MH/Chaos Operasyonu da dahil. Aradaki farklardan biri ise olayın muazzam ölçeği: Bu seferki çok daha büyük.
Eski CIA ajanı Frank Rafalko’nun 2011 yılında yayımlanan kitabına göre, Yeni Sol ve Vietnam Savaşı karşıtı hareket üzerinde şüphelenilen yabancı etkilerle ilgili CIA’nın gizli soruşturmasında, en yoğun döneminde 42 ajan görev almıştı.
Mahkeme kayıtları, yalnızca Minnesota 15 davasında 119 HSI ajanının görev yaptığını gösteriyor.
German’a göre, günümüzde en önemli fark, federal yetkililerin elinde bulunan muazzam veri havuzu.
HSI, soruşturma kapsamındaki kişileri tespit etmek için, banka havalelerinin, PayPal geri ödemelerinin ve diğer finansal işlemlerin incelenmesi; web sitesi trafiğinin adli dijital analizi; ele geçirilen 15 terabaytlık Signal sohbetleri; ve ticari bir veri aracısından elde edilen bilgiler dahil olmak üzere son derece müdahaleci önlemler uyguladı.
Yerel bir aktivistin, geliştiricilere yönelik bir kamu bulut platformu olan Fly.io’da bulunan bir plaka arama aracını, sızdırılmış bir Signal sohbetine yüklemesinin ardından, HSI ajanları, ticari bir aracıdan satın alınan verilerin yanı sıra web sitesinin DNS sorgularını ve Stripe verilerini inceledi.
Bu sayede HSI, SSH oturum günlüklerine, giden bağlantı kayıtlarına, Fly.io hesabının kayıt IP adresine ve hiç ödeme gerçekleştirilmemiş bir hesaba ait Stripe kart parmak izine erişim sağladı.
Ajanlar, bu bilgileri Minnesota DVS kayıtları ve Thomson-Reuters CLEAR platformundan elde edilen ticari verilerle birleştirerek sürücü belgesi numarası, Sosyal Güvenlik numarası özeti, yıllara ait adres geçmişi, telefon numaraları, mülk kayıtları ve ortak kayıtlı araçları tespit ettiler.
WIRED’in incelediği, Los Angeles ve Arizona’da görev yapan birkaç HSI ajanı arasında geçen e-postalar, bu soruşturmalar kapsamında bir dizi kaydın teslim edildiğini ortaya koyuyor.
Bunlar arasında, Minnesota’da görevli kıdemli bir HSI ajanının, “bu kayıtların saklandığı her yerde” dosyalanması amacıyla Los Angeles’ta görevli bir meslektaşına gönderdiği, SEIU (Hizmet İşçileri Uluslararası Sendikası) ile ilgili bazı kayıtlar da bulunuyor.
Komplo soruşturmasında görev alan diğer ajanlar da son dönemde gündeme gelen bazı olaylara karışmışlar.
Örneğin HSI Özel Operasyon Grubu (SOG) ekibinin “ekip lideri” Tim Gerber, bir ICE ajanının papazlık yaptığı Minneapolis’teki bir kilisede düzenlenen protesto hakkında haber yapan eski CNN sunucusu Don Lemon’a yönelik soruşturmayı yönetti.
SOG’dan meslektaşı Yue Her ise, 2025 yılında Renee Good’un katili olan ICE Özel Müdahale Ekibi ajanı Johnathan Ross’un, yakalamaya çalıştığı bir adamın arabası tarafından sürüklendiği olayın yerinde bulunmuştu.
Amerika
Dev petrol anlaşmasına uzman engeli: Venezuela sahada mühendis arıyor

Venezuela enerji sektörünün yöneticileri, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Caracas yönetiminin petrol üretimini artırma hedefine rağmen, sektörü ayağa kaldıracak nitelikli iş gücünü bulmakta ciddi zorluklar yaşandığı uyarısında bulunuyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre, sahalarda üretimi yeniden canlandırma çabaları derin bir uzman eksikliğine çarpıyor.
Teksas Latin Amerika Petrol Girişimcileri Derneği Başkanı Alejandro Teran, günlük 3 milyon varil üretim seviyesine ulaşabilmek için hem işten ayrılan personelin bir bölümünün geri getirilmesi hem de yeni çalışanların eğitilmesi gerektiğini vurguladı.
Teran, özellikle orta ve alt teknik kademelerde çok sert bir personel açığı yaşandığını dile getirdi.
Gazetenin verilerine göre, Hugo Chávez ve Nicolás Maduro dönemlerinde binlerce petrol sektörü çalışanı Venezuela’yı terk etti.
Ülkeden ayrılan 8 milyon göçmenin içinde petrol emekçileri önemli bir yer tutarken, bu çalışanların birçoğu Kolombiya, Kanada ve ABD’ye yerleşti.
Teran’ın paylaştığı verilere göre, şu anda ABD’de 4 bin 800 Venezuelalı petrol ve doğalgaz mühendisi, İsrail’in petrol ve doğalgaz sanayisinde ise 2 bin 500 Venezuelalı kaynak ustası çalışıyor. Ücret uçurumu da göçü tetikleyen temel etkenler arasında yer alıyor.
Venezuela devlet petrol şirketi PDVSA bünyesindeki mühendisler ayda yaklaşık 200 dolar taban maaş alırken, ülkedeki özel şirketlerde bu rakam 2 bin ila 3 bin dolara çıkıyor; ABD’de ise ortalama aylık maaş 5 bin doları buluyor.
Danışman Gualberto Bello, başka sektörlerden iş gücü transfer etmenin ya da yapay zekaya bel bağlamanın bu açığı kapatamayacağını savunuyor.
Bello durumu, “Kasaya bira dizmekle ham petrolü yüksek basınç altında borulardan taşımak aynı şey değil. Sahada denetim yapacak, bakım ve onarımı üstlenecek, boru hattı döşeyecek ve kaynak yapacak yetişmiş insanlara ihtiyaç var” sözleriyle açıklıyor.
Akademide petrol mühendisliğine ilgi dibe vurdu
İş gücü krizinin eğitim ayağında da tablo pek iç açıcı görünmüyor.
Venezuela Merkez Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Julio Molina, geçen ay mezun olan 52 mühendisten yalnızca dördünün petrol ve doğalgaz alanında uzmanlaştığını duyurdu.
Molina, buna karşın söz konusu bölümde şu anda 125 öğrencinin eğitim gördüğü bilgisini verdi.
ABD, ağustos ayı sonunda Venezuela ile ülkenin 65 milyar varili aşkın petrol rezervinin Amerikan denetimine geçmesini öngören bir anlaşma imzalamıştı.
Trump bu mutabakatı dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması olarak niteledi.
Beyaz Saray ile Venezuela yönetimi arasındaki bu uzlaşma, ABD’nin doğrudan North American Blue Energy Partners adlı özel şirketten hisse almasını kapsıyor.
Bu şirkete, Venezuela’nın toplam rezervlerinin beşte birine denk gelen ve yaklaşık 65 milyar varillik petrol barındıran 17 sahada 100 yıllık işletme hakkı verilecek.
Öte yandan Venezuela devlet şirketi Petróleos de Venezuela S.A.’nın (PDVSA) Arama ve Üretimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Pinto Salazar, 24 Ekim’de yaptığı açıklamada, ülkedeki ham petrol üretim seviyesinin günlük 1,252 milyon varile ulaştığını kaydetti.
Amerika
ABD’deki nükleer laboratuvarda yangın: Radyoaktif sızıntı yaşandı

ABD Enerji Bakanlığına bağlı Savannah River Ulusal Laboratuvarı’nda çıkan yangın, zemin seviyesinde filtrelenmemiş radyoaktif madde salımına yol açtı. Yerel saatle 17.39’da başlayan ve dört saati aşkın süren acil durum boyunca tesis çevresindeki hava, nehir ve demiryolu trafiği kısıtlandı.
ABD’nin Güney Karolina eyaletinde, Enerji Bakanlığına bağlı nükleer tesisin arazisinde yer alan Savannah River Ulusal Laboratuvarı’nda yangın çıktı ve çevreye radyoaktif madde yayıldı.
Laboratuvarın tek bir odasında başlayan yangın söndürüldü ve etkilenen binanın dışında herhangi bir radyoaktif kirlenme tespit edilmedi.
WRDW/WAGT televizyon kanalının aktardığı bilgilendirme notunda, olay sırasında “zemin seviyesinde filtrelenmemiş radyoaktif madde salımı” yaşandığı belirtildi.
Savannah River tesisinin resmi X hesabından yapılan paylaşımda, olay yerine acil müdahale ekiplerinin sevk edildiği bildirildi.
İlk duyuruda “Şu an itibarıyla Savannah River arazisinin sınırları dışında herhangi bir etki izi yok” ifadesi kullanıldı. Yönetim, yangının çıkış nedenini açıklamazken ayrıntıları daha sonra paylaşacağını duyurdu.
Tesis çevresinde hava, nehir ve demiryolu trafiği kısıtlandı
Yangın nedeniyle 28 Ekim günü yerel saatle 17.39’da (Moskova saatiyle 29 Ekim 00.39’da) tesis genelinde acil durum ilan edildi. Önlem olarak yerleşkeye girişler kapatıldı; tesis yakınlarındaki demiryolu, nehir ve hava trafiğine kısıtlama getirildi.
Olaydan etkilenen bölgelerde çalışan ancak acil müdahale çalışmalarında görev almayan personele sığınaklarda kalmaları talimatı verildi.
Tesis yönetimi ilerleyen saatlerde X üzerinden yeni bir açıklama yaparak, yerel saatle 21.45’te (Moskova saatiyle 29 Ekim 04.45’te) acil durumun kaldırıldığını bildirdi. Koruyucu tedbirler sona erdirildi ve yerleşkeye girişler yeniden açıldı.
Nükleer silah üretiminden radyoaktif eşekarısı yuvasına
Savannah River tesisi, 1950’lerin başında başta plütonyum-239 ve trityum olmak üzere nükleer silah malzemeleri üretmek amacıyla inşa edildi.
Yerleşke bugün de Amerikan nükleer cephaneliğinin desteklenmesinde rol oynamayı sürdürüyor.
ABD Enerji Bakanlığının verilerine göre tesis işletmelerinde, nükleer silahlarda kullanılan radyoaktif hidrojen izotopu trityum çıkarılıyor, işleniyor ve zenginleştiriliyor. Radyoaktif atıkların ve ihtiyaç fazlası nükleer maddelerin yönetimi de tesisin diğer görevleri arasında yer alıyor.
Tesis, Temmuz 2025’te ilginç bir olayla daha gündeme gelmişti. Yerleşke arazisindeki sıvı nükleer atık tanklarının yakınında radyoaktif bir eşekarısı yuvası tespit edilmiş, yuvadaki radyoaktif kirlilik seviyesinin izin verilen sınırın on katından fazla olduğu anlaşılmıştı.
Yuva yerinden sökülerek radyoaktif atık olarak bertaraf edildi. Enerji Bakanlığı raporunda bu durum arazideki kalıntı kirlilikle ilişkilendirildi; bakanlık açıklamasına göre çalışanlar ve bölge halkı için herhangi bir tehdit oluşmadı.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi4 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi6 gün önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi
Dünya Basını1 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı











