Bizi Takip Edin

Ortadoğu

FBI’ın ‘Şirin’ soruşturması Netanyahu’ya mesaj mı?

Yayınlanma

FBI, ABD vatandaşı Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile cinayetini soruşturacak. İsrail’in tepki gösterdiği soruşturma, Netanyahu liderliğindeki olası İsrail hükümetinin Biden hükümeti ile ilişkileri açısından ele alınıyor. 

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), aynı zamanda Amerikan vatandaşı olan Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile’nin öldürülmesiyle ilgili soruşturma başlattı. ABD Adalet Bakanlığı, işgal altındaki Batı Şeria’da 11 Mayıs’ta öldürülen El Cezire muhabiri Ebu Akile’nin ölümüyle ilgili FBI’ın başlattığı soruşturma konusunda İsrail Adalet Bakanlığı’nı bilgilendirdi. Süreç sonunda, olaya dâhil olan İsrail askerlerinin soruşturulması için ABD’nin talepte bulunabileceği belirtildi.

Soruşturma kararı, 20’den fazla ABD’li senatörün, bağımsız bir FBI soruşturması çağrısında bulunan bir ortak mektup imzalamasının ardından geldi. Kararı memnuniyetle karşılayan ABD’li Demokrat Senatör Chris Van Hollen, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Bu, Amerikan vatandaşı ve gazeteci Şirin Ebu Akile’nin vurularak öldürülmesine ilişkin adalet ve hesap verebilirlik arayışında gecikmiş ancak gerekli ve önemli bir adımdır” ifadelerine yer verdi. İsrail lobisinin önemli isimlerinden Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz ise kararı eleştirdi, ona göre Biden yönetimi Netanyahu ve İsrail’i hedef alıyor: “Joe Biden ve yönetimi, İsrail’i ve seçilmiş Başbakanı Benjamin Netanyahu’yu siyasi düşmanlar olarak görüyor ve bu nedenle onlara tüm siyasi düşmanlarına yanıt verdikleri gibi yanıt veriyorlar: FBI’ı üzerine salarak.

İsrail tepkili Filistin memnun

Soruşturma haberi, İsrail’de şok etkisi yarattı. İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, Twitter hesabından yaptığı soruşturma kararını “ciddi bir hata” olarak değerlendirdi ve “ABD’ye, herhangi bir dış soruşturmayla iş birliği yapmayacağımızı ve İsrail’in iç işlerine herhangi bir müdahaleye izin vermeyeceğimizi açıkça belirttim” dedi. İsrail Başbakanı Yair Lapid de her ne kadar dost olursa olsun FBI ya da başka bir yabancı ülke kuruluşunun İsrail askerlerini sorgulamasına izin vermeyeceklerini söyledi ve “Güçlü protestomuz Amerikalılara iletildi” ifadesini kullandı.

Filistin Dışişleri Bakanlığı ise karardan memnun: “Bu karar, geç alınmış olsa da, İsrail tarafından ciddi bir soruşturma yapılmadığı, İsrail’in bunu formalite olarak gördüğü ve suçluları ve katilleri örtbas etme girişimi olarak kullandığına dair Amerikan tarafında kanaat oluştuğunu yansıtıyor.

Ne olmuştu?

El Cezire’nin deneyimli saha muhabiri Ebu Akile, 11 Mayıs’ta İsrail güçlerinin Batı Şeria’da bulunan Cenin kentindeki mülteci kampına düzenlediği baskını takip ettiği sırada, İsrail askerlerinin açtığı ateşle öldürülmüştü. Ebu Akile’nin yanında bulunan gazeteci Ali es-Sumudi de sırtından yaralanmıştı. Ebu Akile’nin, görevini yaptığı sırada üzerinde “basın” yazılı çelik yelek giydiği halde İsrail askerleri tarafından gerçek mermiyle vurularak öldürülmesi tepkilere neden olmuştu. Çok sayıda uluslararası kurumun soruşturma ve incelemelerinin vardığı sonuç, Ebu Akile’nin İsrail askerleri tarafından hedef alınarak öldürüldüğünü ortaya koymuştu. Olayda sorumluluğunu defalarca inkâr eden ve Filistinli silahlı grupları sorumlu tutan İsrail ordusu, uluslararası tepkilerin ardından, 5 Eylül’de yayınladığı nihai raporunda, Ebu Akile’nin “yanlışlıkla İsrail ordusunun ateşiyle öldürülmüş olma olasılığının yüksek olduğunu” duyurmuştu.

İsrail aşırı sağı ve Demokratlar

İsrail’de yapılan seçimlerinden sonra eski İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya hükümet kurma görevi verilmesinin hemen ardından ABD’den bu adımın gelmesi dikkat çekti. Netanyahu’nun koalisyon kurmaya hazırlandığı Itimar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich’e kritik bakanlıkların kuvvetle muhtemel verilme ihtimali, bu isimlerin katı ve şekilci Arap karşıtlığı nedeniyle Batı “demokrasilerini” tedirgin ediyor. İsrail medyasının bildirdiğine göre, ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Smotrich’i savunma bakanı olarak atamaması için Netanyahu’ya baskı yapıyor. Bu bağlamda FBI soruşturmasıyla ilgili İsrail basındaki genel kanı Kongredeki Demokratların baskısı sonucu kararın alındığı yönünde. Öte yandan Demokrat Parti ile İsrail arasındaki ilişkilerde yaşanacak değişimleri ortaya koyduğu ve iki ülke ilişkilerinin tarihinde bir dönüm noktası olduğu değerlendirmesi yapılıyor.

UCM’deki soruşturmayı nasıl etkileyecek?

Jerusalem Post’un istihbarat, terörizm ve hukuk analisti Yonah Jeremy Bob, kaleme aldığı “Ben-Gvir etkisi daha göreve gelmeden İsrail’e zarar mı veriyor?” başlıklı analizinde FBI’nın açtığı soruşturmanın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) görülmekte olan “İsrail’de işlenen savaş suçları” soruşturmasına olası etkilerini ele aldı. UCM’nin eski Başsavcısı Fatou Bensouda, İsrailli yetkililerin Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te işlediği iddia edilen savaş suçlarıyla ilgili soruşturma açtıklarını Mart 2021’de duyurmuştu. Ancak Bensouda’nın koltuğunu Haziran 2021’de Karim Khan’a devrettikten sonra soruşturmada somut bir adım atılmadı. Yonah Jeremy Bob analizinde, İsrail yerel mahkemelerinin herhangi bir savaş suçu iddiasını savsakladığının ortaya çıkmasının UCM Başsavcısının elini güçlendireceğine dikkat çekti. Çünkü UCM, “bir kişi bir suç için iki kez yargılanmaz” ilkesi gereği suçun failinin, uyruğunda olduğu devletin yargılamasına tabi olması durumunda dava açamıyor. Ancak “çökmüş olan yargı sistemi gibi” gibi bazı boşluklar UCM’ye yargı yetkisi veriyor.

Bu noktada Jeremy Bob, “İsrail’in en güçlü müttefiki ABD bile İsraillilere karşı kendi soruşturmasını başlatmaya hazırsa ve İsrail Savunma Kuvvetleri’nin yürüttüğü soruşturmanın yetersiz olduğunu ilan ederse, UCM’yi daha geniş çerçevede İsrail hukuk sisteminin yetersiz olduğu sonucuna varmaktan ne alıkoyabilir” diyor.

Biden’ın tehdit yöntemi’

Hiçbir şüpheli ve doğrudan kanıt olmadan, ki İsrail kanıtları paylaşmayacağını çoktan duyurdu, FBI’ın yürütebileceği soruşturma oldukça sınırlı. Bob, Biden’ın daha üst düzey İsrailli bir askeri suçlayarak ikili ilişkileri büyük bir krize sokmayı hedeflediğini düşünmüyor. Biden’ı bu adımı atmaya sevk eden tek ihtimal, Bob’a göre Itamar Ben-Gvir etkisi: “ABD’nin FBI soruşturması duyurusu, Amerikalı yetkililerin, Netanyahu’yu Ben-Gvir ve Betzalel Smotrich’i kilit güvenlik görevlerine atamamaları konusunda uyardıkları bildirildikten kısa bir süre sonra geldi. Örtülü bir tehdit yok: Biden yönetimi, bu adamlardan hiçbiriyle Savunma Bakanı veya Kamu Güvenliği Bakanı olarak çalışmayacaklarını açıkça belirtti. (…) Ek olarak, Demokratların en az bir kanadı (İsrail’e karşı) soruşturma için kampanya yürütüyor ve ABD’deki ara seçimler de artık sona erdi, yani, İsrail’le yeni bir mücadelenin ABD’ye büyük bir seçim maliyeti olmayacak. Bu, Biden yönetiminin Netanyahu’yu Ben-Gvir’e gerçek bir güç verirse ne kadar kötü şeyler alabileceği konusunda tehdit etme yolu olabilir.

İsrail yönetimine atılmış tokat’

Konu, Jerusalem Post’un editöryal başyazısında da ele alındı. Başyazıda, İsrail’in Ebu Akile cinayetiyle ilgili yürüttüğü, bazılarında ABD’nin de dahil soruşturmaların sonuçlarının Washington ile paylaşıldığına dikkat çekildi: “FBI’ın tamamlanan soruşturmalar dışında bir sonuca varacağına inanmak zor. Bununla birlikte, İsrail; Yair Lapid liderliğindeki hükümet ile Benjamin Netanyahu liderliğinde kurulması beklenen yeni hükümete geçiş yaparken başlatılan soruşturma, Kudüs’ün (Batı Kudüs kastediliyor) suratına atılmış bir tokattır.

Cinayete kurban giden bir Amerikan vatandaşının ölümünün soruşturulmasını anlayışla karşılasalar da söz konusu ülkenin İsrail olması Jerusalem Post editörlerini üzmüş ve şaşkına uğratmışa benziyor: “Washington’un hukukun üstünlüğüne saygı duyduğunu bildiği ve bağımsız, güvenilir bir yargıya sahip İsrail gibi ABD’nin yakın bir müttefiki söz konusu olduğunda bu tür soruşturmalar norm değildir. Arkadaş arkadaşa böyle davranmaz ve Amerikalı müttefiklerimizi şiddetle kararlarını yeniden gözden geçirmeye davet ediyoruz.

İsrail basınına göre, ABD, Savunma ve İç Güvenlik Bakanlıklarına atanmaları halinde Smotrich veya Ben-Gvir ile ilişki kuramayacağını Netanyahu’ya iletti.

İşgal iç meseleymiş gibi…’

İsrail basınında şaşkınlık ve kızgınlık hâkim olsa da ABD’ye hak vermeyenler de yok değil. Bunların başında da sol eğilimli görüşleriyle öne çıkan İsrail’in en eski günlük gazetesi Haaretz geliyor. Haaretz, “Ordu kendini soruşturursa” başlıklı editöryal başyazısında cinayetle ilgili İsrail’in yürüttüğü soruşturmayı ve sonuçlarını eleştiriyor. İsrail Ordusu’nun iç soruşturmasında Ebu Akile’nin İsrail askerinin silahından çıkan kurşunla öldürülmüş olabileceği ihtimalini kabul etmesinin bile dört ay aldığına dikkat çekiliyor. Ayrıca bu yarı örtük kabulün bile BM dahil bir dizi kuruluşun yürüttüğü soruşturma sonuçlarından sonra geldiğine işaret edilen başyazıda, “Soruşturma İsrail Ordusu yerine bağımsız İsrail yargısınca yürütülse sonuçlarının belki daha kabul edilebilir” olacağına işaret ediliyor. Bu bağlamda, kurulması beklenen yeni İsrail hükümetinin yargıyı kontrol altına alma planının yürürlüğe girmesi durumunda İsrail’in iç işlerine “müdahale” taleplerinin daha da güçleneceğine dikkat çekiliyor.

Başyazı, FBI’nın soruşturma kararının İsrail’e karşı sert bir duruş talep eden Demokratların baskısına bağlamanın yanlış olduğu görüşünde: “Bunun yerine İsrail, ABD de dahil olmak üzere dünyanın İsrail’de olup bitenlere daha sert bakmaya başladığını içselleştirmeye başlasa iyi olur. Uluslararası toplumun -sanki 50 yılı aşkın bir süredir başka bir ülkenin işgali İsrail’in kendi iç meselesiymiş gibi- ‘İsrail’in iç işlerine’ müdahale etmeyeceği ihtimali gücünü kaybediyor.

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’de teknoloji sektörü altı ayda yüzde 30 küçülebilir

Yayınlanma

İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi Hedva Ber, güçlü şekelin teknoloji faaliyetlerini yurt dışına itmesi nedeniyle yüksek teknoloji sektörünün altı ay içinde yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebileceği uyarısında bulundu. Kudüs’teki Eli Hurvitz Konferansı’nda konuşan Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron ise enflasyon beklentilerindeki düşüşle birlikte daha hızlı faiz indirimlerine açık olduklarının sinyalini verdi.

İsrail Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron, Kudüs’te düzenlenen Eli Hurvitz Ekonomi ve Toplum Konferansı’nda yaptığı açıklamada, “Enflasyon beklentileri gerileyip hedef aralığın alt sınırına yaklaştıkça, bu durum daha genişleyici bir para politikasının daha hızlı bir tempoda uygulanmasını haklı kılmaktadır” dedi.

Yaron’un salı günü gerçekleştirdiği bu konuşma, Merkez Bankası Başkanı’nın para politikasını gevşetmeye ve faiz oranlarını önceden tahmin edilenden daha erken düşürmeye yönelik daha açık bir tutum benimsediğinin işareti olarak değerlendirildi.

Yaron’un verdiği bilgilere göre, ekonomik görünümdeki bu değişim son birkaç gün içinde meydana geldi.

İsrail’de yayın yapan ekonomi gazetesi Calcalist’in aktardığına göre Yaron, “Son faiz kararından bu yana, İran ile bir anlaşmaya varılması yönündeki beklentiler arttı. Bu beklentiler enerji fiyatlarında sert bir düşüşe yol açtı. Aynı zamanda İsrail’in risk primi düşmeye devam etti, şekel daha da güçlendi ve bu gelişmeler enflasyon beklentilerini geriletti” ifadelerini kullandı.

İsrail Merkez Bankası Başkanı, perakende sektöründeki rekabetin hâlâ yetersiz olmasına rağmen, yaşanan bu gelişmelerin kümülatif etkisinin enflasyonun düşmesine kesinlikle katkıda bulunabileceğini ve bu durumun gerileyen enflasyon beklentilerine de yansıdığını sözlerine ekledi.

Konuşmasında yüksek faiz oranlarının mevcut durumda ekonomik büyümenin önündeki temel engel olmadığını yineleyen Yaron, İsrail ekonomisinde bir kredi sıkışıklığı yaşandığına dair hiçbir işaret bulunmadığını savundu.

Yaron, büyümenin önündeki birincil kısıtlayıcı unsur olarak iş gücü açığına işaret etti.

Şekelin değer kazanmasına da değinen Yaron, bu değer artışının büyük bir kısmının İsrail Merkez Bankası’nın kontrolü dışında olduğunu ileri sürdü.

Yaron, “Şekelin güçlenmesi üç faktörden kaynaklanıyor: İsrail’in risk primindeki düşüş, ABD hisse senedi piyasalarının performansı ile bunun kurumsal yatırımcılar üzerindeki etkisi ve ABD dolarının küresel ölçekte zayıflaması. Bunlar öncelikle finansal faktörlerdir” dedi.

Yaron ayrıca ithalat engelleri, İsrail’deki yüksek emeklilik tasarruf oranları ve İsrail devlet tahvillerine yatırımı teşvik eden vergi avantajları dahil olmak üzere para birimini destekleyen bazı yapısal faktörlere de değindi.

Aynı zamanda ihracatçılar üzerindeki baskıyı da kabul eden Yaron, “İhracatçılar üzerindeki etkiyi anlıyoruz. Bunu hafife almıyoruz. Bu konu üzerinde önemle duruyoruz” şeklinde konuştu.

Yaron’un selefi Profesör Karnit Flug da döviz kuru konusuna değinerek Merkez Bankası’nın pozisyonunu savundu.

Flug, “Döviz kuru, faiz oranlarına karşı özellikle hassas değil. Geçmişte İsrail Merkez Bankası, değer artışının keskin ve hızlı olduğu dönemlerde müdahale ediyordu ancak bugünkü uluslararası atmosfer bu tür müdahaleleri çok daha az destekler nitelikte. Temel çözüm, ithalat engellerinin kaldırılması ve ithalatın artırılmasıdır; bu durum şekelin zayıflamasına yardımcı olacaktır” dedi.

Teknoloji sektöründe küçülme uyarısı

Konferans boyunca öne çıkan temel temalardan biri, İsrail para biriminin gücü ve bunun ekonomi üzerindeki etkileri oldu.

İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi ve şu anda fintech şirketi eToro’nun Genel Müdür Yardımcısı olan Dr. Hedva Ber, teknoloji sektörü için ciddi sonuçlar doğabileceği konusunda uyardı.

Ber, “Altı ay içinde, İsrail’in yüksek teknoloji sektörü yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebilir. Tüm parasal ve mali politika seçeneklerini inceleyecek acil bir görev gücü kurulmazsa, sektörün daha fazlasının İsrail’den ayrıldığını göreceğiz. Bir kısmı zaten bugün ayrılıyor. Yüksek teknoloji şirketlerinin alternatifleri var ve İsrail ekonomisinin lokomotifi başka yerlere doğru hareket etmeye başlıyor” dedi.

Konferanstaki diğer konuşmacılar da doğrudan Merkez Bankası Başkanı’na faiz indirimlerini hızlandırma çağrısında bulundu.

Yatırım Kuruluşları Birliği Başkanı Avukat Nimrod Sapir, “Ekonomik koşullar bir faiz indirimini haklı çıkarıyor. Bu adım atıldıktan sonra ek önlemleri inceleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Yaron’un yaptığı açıklamalar, önceki aylara kıyasla daha yumuşak bir tona işaret ederken, İsrail Merkez Bankası’nın faiz indirimi için koşulların giderek olgunlaştığına inandığını gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English