Avrupa
Avrupa çapında çiftçi isyanı büyüyor

Almanya’da başlayan çiftçi eylemleri Avrupa’nın dört bir yanına yayılmış durumda. Başta Fransa olmak üzere Polonya ve Romanya’da da öfkeli çiftçiler sokakları dolduruyor.
Fransa’da çiftçiler geçen haftadan bu yana traktörleriyle ana yolları kapatıyor. Enflasyonla mücadele kapsamında düşen gelirler, üçüncü ülkelerden gelen rekabet ve çiftçileri topraklarını fiilen çalışmaktan alıkoyan karmaşık regülasyonlar öfkeyi artırıyor.
Sadece Fransa’da değil, AB’de de çiftçiler, siyasi liderleri ‘kırsal yaşamla bağlantısızlıklarından’ dolayı suçluyor ve çevre yanlısı mevzuatın köylülerin günlük gerçekleriyle çeliştiğini iddia ediyor.
Çiftçi örgütleri, yeni göreve başlayan başbakan Gabriel Attal’ın, ünlü Uluslararası Tarım Fuarı’nın Paris’te başlamasından bir ay önce Brüksel’de de harekete geçmesini talep ederek Fransız hükümetine baskıyı artırıyor.
Fransa Tarım Bakanı Marc Fesneau, Le Monde’da yer alan habere göre, “Öfkenin kaynağını duymalı ve anlamalıyız,” dedi ve hafta sonuna kadar bir dizi duyuru yapmaya kararlı olduğunu da sözlerine ekledi.
Fransız muhafazakâr ve Les Républicains (LR) AP milletvekili François-Xavier Bellamy, Le Figaro’daki bir yazısında, Avrupa Komisyonu’nun ‘küçülme’ [degrowth] gündemini, üretimin düşmesi kaçınılmaz olan çevresel kaygılarla lekelenmiş olarak eleştirdi.
Sağcı Rassemblement National (Ulusal Birlik – RN) adayı Jordan Bardella ise hafta sonu yaptığı açıklamada, “Burası Macron’un Avrupa’sı,” dedi. RN lideri, balıkçılık endüstrisi çalışanları da sokaklara çıkmaya başlarken Macron hükümetine karşı öfkenin birleşmesi çağrısında bulundu.
2022 tarihli bir araştırmaya göre, Fransız çiftçilerin %25’i 2022 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda Marine Le Pen’e oy vermişti.
Avrupa’da sokağa çıkan çiftçiler ‘sağcı’ mı?
Anaakım medyada Alman, Fransız ve Belçikalı ‘aşırı sağ’ın çiftçileri kullandığına ilişkin iddialar dolaşsa da, Politico’nun konuştuğu çiftçiler çoğunlukla kendilerini ‘apolitik’ olarak tanımlıyorlar.
Güney Hérault bölgesinden 58 yaşındaki bir çiftçi olan Jean-François Chaperon, partisi ne olursa olsun ‘herkesle konuştuklarını’ söylüyor.
Belçika’nın Flanders bölgesinden 25 yaşındaki bir çiftçi Wout van Looveren, kendisini ‘siyasi olarak evsiz’ hissettiğini söyledi ve “Haklarımız için gelen tek bir siyasi parti yok,” dedi.
Ardennes bölgesinden Fransız çiftçi Laqueue ise hangi politikacıların sorumlu olduğunun önemli olmadığını, çünkü ‘kararları verenlerin onlar değil, teknokratlar olduğunu’ savundu.
Bazı radikal eylemlerin sağ ile bağlantılı ‘Kırsal Koordinasyon’ örgütü ile bağlantılı olduğu iddia edilse de otoyol kesme eylemi yapan çiftçiler bu örgütle bağlarının olmadığını ve hareketin ‘sendikaların ötesine geçmesini istediklerini’ söylüyorlar. Örneğin Agen kentindeki fırıncılar da yüksek enerji maliyetlerini protesto için çiftçilere katılma kararı aldılar.
Fransa’da hedef yeni ‘Sarı Yelekliler’ hareketi
Öte yandan Fransa’daki çiftçiler, tarımsal yakıt üzerindeki regülasyonları ve vergileri azaltmak için harekete geçmesini talep ediyorlar.
Kamyoncular ve sağlık çalışanları da dahil olmak üzere diğer Fransız işçilerin de eylemlerine katılmasını isteyen çiftçiler, 2018’de Fransa’yı sarsan kitlesel Sarı Yelekliler protestoları gibi bir hareket başlatmayı hedefliyorlar.
Bir ankete göre çiftçilerin protestoları, Fransa halkının yüzde 82’si tarafından destekleniyor. Her 10 kişiden yedisi çiftçilerin anayolları blkarbon emisyonu
oke etmesini desteklediğini ve polis müdahalesine karşı çıkacağını söyledi.
Macron, çiftçilere taviz peşinde
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Marine Le Pen ve RN’den gelen baskıyı da hesaba katarak, haziran ayındaki AP seçimleri öncesinde çiftçileri ‘yatıştırmak’ için harekete geçti.
Cumhurbaşkanının, AP seçimleri öncesinde liberal partisi için çiftçi yanlısı bir lider adayı düşündüğü öne sürülüyor. Macron, desteğini göstererek, çiftçi protestolarını etkilemeye çalışan RN ve diğer sağ partilerden gelen meydan okumayı da savuşturmayı umuyor.
Bu ayın başlarında Macron, çiftçilere ‘daha çevre dostu’ uygulamalara geçiş yapmalarına yardımcı olma sözü verdi ve ‘asla çözümsüz bırakılmamalarını’ sağlayacağını söyledi.
Polonya’da ‘yeşil dönüşüm’ ve Ukrayna tahılı birincil gündem
Protestoların düzenlendiği der ülkede çiftçilerin öfkesi ortak olsa da tetikleyen temalar farklılık gösteriyor.
Örneğin Polonya’da traktörleri ile yollara düşen çiftçilerin ana gündemi, ‘yeşil dönüşüm’ ve Ukrayna’dan gelen ucuz gıda ürünleri.
Avrupa Yeşil Mutabakatı, yerel tarıma zarar veren AB politikaları ve Ukrayna’dan gelen gıdalara yönelik protestolar nedeniyle Polonya Tarım Bakan Yardımcısı Stefan Krajewski, çiftçilerin Varşova’yı değil Brüksel’i hedeflediğini söyleyebiliyor.
Polonyalı çiftçilerin talepleri arasında, Ukrayna gıda ürünlerinin Polonya pazarına akın etmesini önlemek için Ukrayna ile ticaret kısıtlamalarının eski haline getirilmesi yer alıyor. Protestocular, işlerini kısıtladığını düşündükleri Avrupa Yeşil Mutabakatı önlemlerine de karşı çıkıyorlar.
Krajewski, Ortak Tarım Politikasının (CAP) Polonyalı çiftçiler üzerinde çok fazla baskı oluşturmaması için yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Bir başka Bakan Yardımcısı Michał Kołodziejczak da çarşamba sabahı özel RMF FM radyosuna verdiği demeçte, “AB politikası çıkmaza girdi,” dedi ve Polonyalı çiftçilerin taleplerinin doğru olduğunu da sözlerine ekledi. Ona göre, AB genelinde ‘mantar gibi çoğalan’ protestolar Brüksel’e bir uyarı.
Kołodziejczak, “Yeşil Mutabakat ve eko-planlar da dahil olmak üzere mevcut düzenlemeler yeniden müzakere edilmezse, Avrupa’daki öfkenin daha da büyük olabileceğinden şüpheleniyorum,” ifadelerini kullandı.
Yeşil Mutabakat’a köylü isyanı
Polonya Meyve Yetiştiricileri Birliği başkanı Mirosław Maliszewski, Polonyalı çiftçilerin Yeşil Mutabakat’a karşı itirazları ile ilgili olarak, Polonya’da meyve üretim sektöründe yaygın olarak kullanılan bazı bitki koruma ürünlerinin mutabakatın dışında tutulduğunu hatırlattı.
Aynı zamanda Polonya Halk Partisi’nden milletvekili olan ve geniş iktidar koalisyonuna mensup olan Maliszewski, “Bu, meyve üretiminin kârlılığını ve rekabet gücünü sınıyor,” dedi.
Gübre ile ilgili kısıtlamaların sonuçları hakkında, meyve bahçelerinin genellikle sürekli gübreleme gerektiren hafif topraklarda kurulduğunu söyledi. Maliszewski, gübre kullanımının azalmasının verimi düşüreceği ve üretimin kârlılığını önemli ölçüde etkileyeceği konusunda ısrar etti.
Benzer endişeler, Mazovia’nın orta bölgesinden bir elma yetiştiricisi tarafından da dile getirildi ve Euractiv’e Yeşil Mutabakat’ın olumsuz sonuçlarının sadece tarım sektörünü değil, tüm ülkeyi doğrudan etkileyeceğini söyledi.
İsmini vermek istemeyen üretici, “Bitki koruma ürünleri ve gübre kullanımının azaltılması, üretim maliyetlerinin artmasına ve daha yüksek gıda fiyatlarına dönüşmesine neden olacak,” dedi.
Yetiştirici, bunun bir sonucu olarak, yurtdışından daha ucuz, daha düşük kaliteli tarımsal gıda ürünleri ithalat etmeye başlayacaklarını savundu.
Brüksel’in ‘karbon emisyonlarını azaltma’ hamlesine ret
Protestolar, büyük ölçüde, tüketicilere evde yetiştirilen gıda tedarik etmek yerine ‘karbon emisyonlarını azaltmaya ve biyolojik çeşitliliği korumaya’ öncelik veren politika yapıcılardan duyulan memnuniyetsizlikten kaynaklanıyor.
Çiftçiler, AB’nin ‘tarladan çatala’ stratejisine ve enflasyon ve daha aşırı iklim koşullarıyla mücadele ederken bile ithalata karşı rekabet güçlerine zarar verdiğini söyledikleri diğer düzenlemelere özellikle kızgınlar.
Financial Times’ın haberine göre, çarşamba günü Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu önündeki bir protestoda İrlanda Çiftçi İttifakı’ndan Ana Mahe, “Çok fazla inancımız yok,” dedi.
Gösteri, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán tarafından desteklenen ve siyasi direktörü Balazs Orbán’ın başkanlık ettiği bir düşünce kuruluşu olan MCC Brussels tarafından düzenlendi. Mahe, “Avrupa’da bir çiftçi ittifakı oluşturmak için buradayız,” dedi. İrlanda’da sığırların itlaf edilmesine yönelik bir karar, hayvancıların büyük öfkesini çekmişti.
Eleştirilerin odağındaki Komisyon planı: CAP
Avrupa Komisyonu verilerine göre tarım, 2022’de AB’nin gayri safi yurtiçi hasılasına yüzde 1,4 katkıda bulundu, fakat sektör, çoğu doğu ve güney Avrupa’da olmak üzere yaklaşık 8,7 milyon kişiyi istihdam ediyor.
AB’nin çiftçiler için bir sübvansiyon çerçevesi olan 387 milyar avroluk Ortak Tarım Politikası (CAP), birliğin 2021-27 ortak bütçesinin yaklaşık üçte birini oluşturuyor.
Almanya’nın Bavyera eyaletindeki Eisenheim’dan bir çiftçi olan Claus Hochrein, sübvansiyon kesintisinin bardağı taşıran son damla olduğunu, fakat gübre ve böcek ilacı kullanımına ilişkin daha katı AB kuralları gibi artan bürokrasinin de bir sorun olduğunu söyledi.
CAP kapsamında dile getirilen ‘tarladan çatala’ stratejisinin, ‘doğayı ve gezegeni koruma’ bahanesi altında çiftçilerin elde ettiği tarımsal gelirleri azalttığı düşünülüyor.
Avrupa
ASML şu anda Avrupa’da çip üretim makineleri satmıyor

Şirketin küresel halkla ilişkiler sorumlusu Frank Heemskerk’e göre, ASML şu anda Avrupa’da hiçbir çip üretim makinesi satmıyor.
Heemskerk, ABD, Çin ve Hindistan’ın kendi yerli yarı iletken endüstrilerini geliştirmek için büyük yatırımlar yaparken Avrupa’nın geride kalma riskiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyarıda bulundu.
Yönetici, “Avrupa’da hiç satış yapmıyoruz. Bunun nedeni, Avrupa’nın yatırım yapmaması ve burada hiçbir çip fabrikasının inşa edilmemesi,” dedi.
ASML yetkilisine göre, ABD, Çin ve Hindistan, şirketi kendi ülkelerinde faaliyetlerini genişletmesi için ikna etmeye çalışıyor.
ASML, küresel yarı iletken tedarik zincirinde kilit bir rol oynuyor. Şirket, en yeni nesil çipleri üretebilen gelişmiş litografi makinelerinin tek üreticisidir.
Avrupa Birliği, COVID-19 pandemisi sırasında yaşanan küresel yarı iletken kıtlığının ardından 2023 yılında yürürlüğe giren Çipler Yasası’nın revizyonu üzerinde çalışıyor.
Bu yasa, Avrupa’nın küresel çip üretimindeki payını artırmayı amaçlıyor.
Fakat şu ana kadar bu yasa, Avrupa’da yeni yarı iletken fabrikalarının inşasını teşvik etme konusunda pek bir etki yaratmadı.
Avrupa Sayıştayı geçen yıl, AB’nin 2030 yılına kadar Avrupa’nın küresel çip pazarındaki payını ikiye katlama hedefine ulaşmasının pek olası olmadığı sonucuna vardı.
Taiwan Semiconductor Manufacturing Company (TSMC) ve Samsung Electronics gibi müşteriler, bu makineleri kullanarak silikon çiplerin üzerine karmaşık transistör desenleri basıyor.
Bu nedenle ASML’nin teknolojisi, yapay zekanın küresel gelişiminde hayati bir rol oynuyor.
ASML ve Brüksel, Avrupa’nın küresel teknoloji sektöründeki konumunu güçlendirmenin, tedarik zincirlerini daha dayanıklı hale getirmenin ve yarı iletkenlere olan talebi artırmanın yollarını arıyor.
Avrupa
Alman gazeteci Braunberger, yeni “merkez sağ” istedi

Almanya’nın en önemli gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung’un (faz) baş editörlerinden Gerald Braunberger, ülke için yeni bir “merkez sağ” çağrısı yaptı.
Braunberger’e göre “geleneksel bürgerliche” partileri artık enkaz halinde. Bürgerliche Almancada “burjuva” anlamına geldiği gibi “sivil”, “orta sınıf”, “yurttaş” veya “sıradan halk” gibi anlamlara da geliyor. Almanya için Alternatif (AfD), CDU ve FDP gibi geleneksel “bürgerliche” partilerinin yerini aldığını uzun süredir propaganda ediyor.
Zaten gazeteci de 1953 ile 1990 yılları arasındaki federal seçimlerde, CDU/CSU ve FDP’nin, oyların toplamda yüzde 50’sinden fazlasını aldığını hatırlatıyor.
Oysa güncel anketlere göre, eski “merkez sağ” bloğu, anket kurumları arasında ortalama yüzde 25 civarında bir oy oranına sahip ve bu oran düşüş eğiliminde.
“Ilımlı sol” ise bu çöküşten yararlanamadı. Aksine, Mecklenburg-Batı Pomeranya gibi istisnalar dışında, SPD de keskin bir düşüş eğiliminde.
Braunberger’e göre on yıllardır Federal Cumhuriyeti şekillendiren partiler için artık sorun bir ölüm-kalım meselesi haline geldi.
Yazara göre bu partiler, “bir zamanlar prestijli olan ama uzun zamandır itibarını yitirmiş markalara” benziyor.
Braunberger, AfD’yi kastederek şöyle devam ediyor:
“Bunun yerine, kendini merkez sağ olarak tanımlayan giderek artan sayıda seçmen, sağ popülizm ile aşırı sağ arasında gidip gelen, Rusya yanlısı bir partiye oy veriyor.”
CDU/CSU, FDP ve hatta SPD’nin, özellikle çalışan kesim arasında (hem çalışanlar hem de serbest meslek sahipleri) önemli bir destek kaybıyla karşı karşıya olduğunu hatırlatan Alman gazeteci, bu kesimin büyük bir kısmının “muhafazakâr partilere geçtiğine” işaret ediyor.
CDU/CSU ve SPD seçmenleri arasında emeklilerin oranı arttığının altını çizen Braunberger, dolayısıyla bu partilerin politikalarının gitgide “ekonomiden daha fazla kopuk” olarak algılandığını savunuyor.
Braunberger’e göre “çalışan kesimi” kaybeden bir parti, yaşlanan bir nüfusta bile uzun vadede ülkeyi de kaybedecektir.
Başka ülkelerde de seçmenlerin yerleşik partileri iç güvenlik ve eğitim gibi temel devlet işlevlerinde başarısız olmakla ve net bir vizyon ya da ilke olmaksızın müdahale eden ekonomi ve maliye politikaları yoluyla, çoğunlukla ekonomiden kopuk olan kalan tabanlarının çıkarları doğrultusunda dar çıkarlar peşinde koşmakla suçladığına işaret eden yazar, “Eski nesil arasında yaygın olan, yerleşik partilerin bir şekilde geri dönüş yapacağına dair umut, çağımızdaki değişim dinamiklerini hafife alıyor ve saygın partilerin değişime olan istekliliğini abartıyor,” iddiasında bulunuyor.
Yazara göre bu nedenle Almanya’nın, “demokrasi ve Batı ile uyum” gibi devletin temellerine dayanan, “sosyal piyasa ekonomisine bağlı” bir gündemi savunan ve böylece seçmenlere bir gelecek vizyonu sunabilecek yeni bir muhafazakâr partiye ihtiyacı var.
Braunberger, yeni partiyi şöyle tarif ediyor:
“Bu parti, temel sorumluluklarını yerine getiren güçlü, yetkin ve verimli bir devleti savunmalı, fakat aynı zamanda halkın sivil özgürlükleri adına devletin aşırı düzenleme ve paternalizmden çoktan geri çekilmesi gerektiğini savunmalıdır. Teknolojik ilerlemeyi Alman ekonomisini modernize etmek için bir fırsat olarak görmeli ve devletin kamu yararını ilerletmek için yeterli miktarda borçlanmasının yeterli olduğu şeklindeki eski inançtan uzaklaşmalı.”
Alman gazeteciye göre kamu maliyesini sağlamlaştırırken aynı zamanda vergi ve harç indirimleri için alan yaratmak amacıyla, yeni bir parti devlet harcamalarını kısmaktan çekinmemeli.
Bunun herkese hoş gelmeyeceğini kabul eden gazeteci, bununla birlikte “popülistlerin hayallerine bir karşı ağırlık” oluşturulabileceğine ve siyasi düzen tarafından uzun süredir değersiz görüldüğünü hisseden emekçilere bir vizyon sunabileceğine inanıyor.
“Devlet çıkarları gereği zayıf bir koalisyon ortağı” ile kurulan koalisyonda fazlasıyla uzlaşmacı bir tutum sergileyen CDU/CSU’nun artık böyle bir programı inandırıcı bir şekilde temsil edemeyeceğini düşünen Braunberger, “Bir zamanlar en büyük güçlerinden biri olan iktisadi uzmanlığı, Merkel döneminden itibaren, sırf yönetmek uğruna yönetmenin kurbanı olarak çoktan feda edilmiştir. Partinin ekonomik kanadı kağıt üzerinde hâlâ var olsa da, sandıkta artık varlığını sürdürememektedir. Friedrich Merz, Ludwig Erhard’dan alıntı yapıyor ama partisinden kim onu inançla destekliyor?” diye soruyor.
Yazar, “can çekişen” Hür Demokratlar (FDP) için seçim gecelerindeki tek sorunun ise “uzun zamandır oyların yüzde beşinden azını alan bağımsız bir küçük parti olarak kayıtlara geçip geçmeyeceği” veya “diğerleri” sütunundaki diğer “minik partilerle” birlikte “şerefsizce ortadan kaybolup” kaybolmayacağı olduğunu savunuyor.
Braunberger’e göre yeni bir liderlik ve taze bir imaja sahip yeni bir parti aracılığıyla siyasi merkezin yeniden inşası zaman alacak.
Ayrıca, özellikle de bu parti, yerleşik partilerden gelen siyasi geçmişi olan kişilerin toplanma yeri haline gelirse, başarısının garantisi de olmaz.
Yine de yazara göre bu girişimde bulunulmalı. Çünkü ona göre, “İşler son zamanlarda olduğu gibi devam edemez; bu, ülkenin çıkarına değil.”
Braunberger, para politikası ve ekonomi alanlarında çok sayıda yayının editörü ve yazarı. Ayrıca 2024 yılında, Alman “ordoliberalizminin” dünyaya arğmağını Ludwig Erhard adına verilen Ekonomi Gazeteciliği Ödülü’nü aldı.
Avrupa
Almanya, AB bütçesinde derin kesintiler istemeye devam ediyor

Almanya, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’yı, Brüksel’in harcamalarını finanse etmek üzere yeni AB vergileri için destek toplamaya çalışırken “gerçeklikle bağını kopardığı” gerekçesiyle suçladı.
Almanya’nın AB işlerinden sorumlu bakanı Günther Krichbaum, AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesinde birkaç yüz milyar avroluk kesinti yapılması yönündeki Berlin’in taleplerinin değişmediğini vurguladı.
Üç ay sürecek yoğun müzakereler ve zirveler öncesinde kilit görüşmeler için Brüksel’e gelen Krichbaum, mücadeleci tavrını sürdürdü ve Friedrich Merz’in Hıristiyan Demokrat Partisi’nin (CDU) yaşadığı bir dizi yenilginin müzakereleri engellemeyeceğini vurguladı.
Yetkili, “Alman hükümeti istikrarlıdır ve öyle kalacaktır. Diğer Avrupa ülkelerinde ya da ötesinde endişelenmeye kesinlikle gerek yok,” dedi.
Krichbaum, 2028-2034 dönemi için artırılmış uzun vadeli bütçeyi finanse etmek üzere yeni ‘kendi kaynaklar’ ya da vergiler bulunması yönündeki geniş destek gören Costa’nın çağrılarını “pek de yararlı değil” olarak eleştirdi.
Krichbaum, “İnsan Costa’nın gerçeklikle bağını koparıp kopardığını merak ediyor,” dedi ama daha fazla ayrıntı vermedi.
Kriechbaum, Almanya’nınki gibi ulusal bütçelerin “muazzam bir baskı” altında olması nedeniyle, harcamalar ve ulusal katkı payları konusunda daha fazla gerçekçiliğe ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Bütçe anlaşmasını sonuçlandırmaktan nihai olarak sorumlu olan Costa, yeni “kendi kaynakları”nın olmaması durumunda üye devletlerden daha yüksek katkı payları talep edilmesi gerekeceğini defalarca savundu.
Önerilen AB çapındaki vergilerin yıllık yaklaşık 66 milyar avro gelir getirmesi bekleniyor ve bu önerilerin oybirliğiyle onaylanması gerekiyor.
Şu anda üye devletler, tütün, şirketler, karbon emisyonları ve elektronik atıklara yönelik vergileri içeren Avrupa Komisyonu’nun beş önerisinden hiçbirini ortaklaşa desteklememişti ama sonuncusu en önde gelen seçenek olarak öne çıkmıştı.
AB bütçesine en büyük katkıyı sağlayan Almanya, uzun süredir yaklaşık %20’ye varan ciddi kesintiler talep ederken, ulusal katkı paylarının artırılmasını reddediyor ve şirketlere yönelik vergiyi şiddetle kınıyor.
Yeni bir vergi uygulamaya konulmazsa, ülkeler ulusal katkı paylarını artırma konusunda temkinli davrandıkları için 2028-2034 dönemi bütçesinin önemli ölçüde küçülmesi muhtemel.
AB işlerinden sorumlu İrlandalı bakan Thomas Byrne, başkentler için kabul edilebilir bir çözüm bulmayı hedefleyen AB vergileriyle ilgili “teknik çalışmaların” devam ettiğini söyledi.
AB Konseyi’nin dönüşümlü başkanlığını yürüten İrlanda, liderlerin Ekim ortasında bir araya gelmesine kadar güncellenmiş bir bütçe önerisi sunmaya hazırlanıyor.
Costa’nın, Ekim ayındaki liderler zirvesinin ardından bütçe müzakerelerini devralması bekleniyor. Kasım ve Aralık aylarında da ek zirveler planlanıyor.
Portekizli eski başbakan, müzakereleri rayından çıkarabilecek Fransa, Polonya, İtalya ve İspanya’daki seçimlerin yer aldığı yoğun seçim takvimi öncesinde yıl sonuna kadar bir anlaşmaya varmak istiyor.
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Avrupa1 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Rusya1 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Asya2 hafta önceYatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor










