Bizi Takip Edin

Avrupa

İngiliz istihbaratı, Ukraynalı neo-Nazi örgütün kurulmasına nasıl öncülük etti?

Yayınlanma

İngiliz araştırmacı gazeteci Kit Klarenberg, Active Measures adlı blogunda yayımladığı haberinde, Birleşik Krallık istihbaratının ‘Centuria’ adlı Ukraynalı neo-Nazi örgütün kurulmasına destek olduğunu belirtti.

Klarenberg, haberinde şu ifadelere yer verdi:

“Şubat ayının ortalarında Berlin’de çıkan Junge Welt gazetesi, aşırı şiddet yanlısı Ukraynalı bir neo-Nazi örgüt olan Centuria’nın, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana Almanya’nın altı kentinde nasıl güçlendiğini ve faaliyetlerini Avrupa’ya yayarak halkları ve hükümetleri kendi korkunç dünya görüşlerini benimsemeleri için etkilemeye çalıştığını ortaya çıkardı. Rahatsız edici bir şekilde, Kiev’de Centuria adı altında büyük siyasi ve toplumsal emelleri olan tek faşist militanlar onlar değil. Göreceğimiz üzere, Centuria’nın İngiliz istihbaratının büyüttüğü korkunç bir çocuk olduğuna dair güçlü emareler var.

İkinci Centuria’nın faaliyetleri George Washington Üniversitesi Avrupa, Rusya ve Avrasya Çalışmaları Enstitüsü’nün (IERES) ayrıntılı bir raporunda özetlendi. Raporda, örgütün ana çekirdeğinin subaylardan oluşan ve kendini ‘Avrupalı gelenekçi’ olarak tanımlayan bir tarikat olduğu, amaçlarının ise ülke ordusunu sağcı ideolojik çizgide yeniden şekillendirmek ve Avrupa halklarının ‘kültürel ve etnik kimliğini’ ‘Brüksel’in politikacı ve bürokratlarına’ karşı savunmak olduğu” belirtiliyor: “[Centuria] ‘Avrupa sağ güçlerinin konsolide edildiği ve milli gelenekçiliğin Avrupa halkları için disipline edici ideolojik temel olarak tesis edildiği’ bir gelecek öngörür.”

IERES, Centuria’nın askeri kanadının 2018 yılında Kiev’in ‘önde gelen askeri eğitim kurumu ve Batı’nın ülkeye askeri yardımında önemli bir merkez’ olan Ukrayna’nın Hetman Petro Sahaydaçnıy Ulusal Ordu Akademisi’nde (NAA) eğitime başladığını bildirdi. Örgütün pek çok mensubu burada İngiliz, Kanadalı ve Amerikalı özel kuvvetler subaylarıyla birlikte Batılı askeri kurumlar tarafından eğitildi. Buna karşılık örgüt üyeleri de Batılı askeri eğitim merkezlerine seyahat ederek neo-Nazizmi her adımda yaydılar.

Her iki ‘Centuria’ ve kötü şöhretli neo-Nazi Azov Taburu’nun mensupları arasında önemli ölçüde örtüşme var. Mart 2018’de, Azov’un utanmaz neo-Nazizm’ine ilişkin büyük tartışmalar, ABD Kongresi’nin 2014’ten bu yana Ukrayna Ulusal Muhafızlarına resmi olarak entegre edilmiş olan Azov’a ‘silah, eğitim veya diğer yardımların’ sağlanmasını yasaklamasına neden oldu. Ancak aktivistler ve bazı milletvekilleri, o zamandan beri Beyaz Saray yetkililerini Azov’u terör örgütü olarak tanımlamaya çağırsa da yetkililer bunu yapmayı sürekli olarak reddetti. Hiçbir Batılı devlet de Kiev’den faşist hareketi silahlı kuvvetlerinden temizlemesini ya da Azov ile ilişkisini kesmesini talep etmedi.

Centuria, aslında yasal engelleri aşmak ve Azov Taburu’nun doğrudan desteklenmesiyle ilgili kamuoyu tepkisinden kaçınmak amacıyla kurulmuş olabilir. Eylül 2014’te neo-Naziler, The Guardian tarafından ‘Ukrayna’nın en büyük silahı’ ve ‘en büyük tehdidi’ olarak tanımlanmıştı. Bir diğer tamamlayıcı açıklama ise Centuria’nın Batı destekli Maydan aktivistlerinin yaygın olarak benimsediği aşırı milliyetçi politika ve bakış açılarını evrenselleştirmeyi ve aşırı sağcı görüşlerini Ukrayna’nın genel nüfusu arasında yaygınlaştırmayı amaçladığı.

Sonuçta, Ukraynalı faşistlerin Maydan’ın ön saflarındaki üstünlüğü seçim başarısına ve sonrasında resmi siyasi güce dönüşmedi. Bu durum, protestoların ve AB ve NATO üyeliğinin Ukrayna vatandaşları arasında çoğunluk desteğine sahip olmadığını gösteren güncel anket verilerine atıfta bulunan 12 Şubat 2014 tarihli Washington Post haberinde tam olarak öngörülmüştü. Esasında, genel nüfusun önemli bir kısmı tarafından içgüdüsel olarak karşı çıkılıyordu.

Bu düşmanlığın temel motivasyonlarından biri, ‘Rusya karşıtı söylemlerin ve Batı Ukrayna milliyetçiliğinin ikonografisinin Ukraynalı çoğunluk arasında iyi karşılanmamasıydı’. O dönemde ülke nüfusunun neredeyse yarısı, ‘200 yılı aşkın bir süredir Rusya ile güçlü bir şekilde özdeşleşmiş bir bölge olan ülkenin güney ve doğusunda ikamet ediyordu ve bu Ukrayna vatandaşlarının neredeyse tamamı Rusya karşıtı söylem ve semboller nedeniyle yabancılaşmış durumdaydı’.

Gizli İngiliz parmağı mı?

Centuria’nın uğursuz misyonunu kimin ya da neyin tertip ettiği net değil. Yine de örgütün faşist dogmasını Avrupa’ya ihraç etmeden önce Kiev ordusunu ‘reforme etme’ çabasında, uzun süredir NATO ve İngiliz hükümeti savunma danışmanı olan Chris Donnelly’nin kötü niyetli büyük tasarımlarında hissedilir yankılar var. Bu gazeteci, Donnelly’nin, İngiltere’nin Sovyetler Birliği’nin dağılmasında merkezi rol oynayan aşırı milliyetçi, anti-komünistlerle birlikte Ukrayna’daki vekalet savaşına yaptığı en önemli katkının gizli liderliğini defalarca ifşa etmişti.

Moskova güçleri, Ukrayna’ya girmeden çok önce Donnelly, Batı’nın halihazırda Rusya ile savaş halinde olduğu, ancak siyasetçilerin, uzmanların, iş insanlarının ve vatandaşların bunu bilmediği yönündeki şahsi görüşünü hem kamuoyu önünde hem de özel olarak dile getirdi. 2017’de Avrupa ve Kuzey Amerika’daki devlet yetkililerini ve vatandaşları ‘bir savaş durumunda barış zamanı zihniyetiyle başa çıkmaya çalıştıkları’ için kınamıştı: “Liderlerimizi -politikacılar, şirket CEO’ları ve yönetim kurulları, hatta generallerimiz- doğal olarak barış zamanı ortamında parlama yeteneklerine göre seçtik. Sonuç olarak şu anda başımız belada.”

Nihayetinde Donnelly, savunma harcamalarının artırılması, zorunlu askerliğin yeniden getirilmesi ve Rusya’ya karşı düşmanca bir tutum benimsenmesi gibi ‘insanları uyandırmaya ve bir yanıt talep etmeye’ (Azov ideolojisinin Batı ordularında yaygınlaşmasının kesinlikle ilerleteceği hedefler) çalıştı. Demokratik yollarla seçilmiş Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in ABD destekli devrilmesini izleyen haftalarda Donnelly, milliyetçi Maydan lideri Anatoli Hritsenko’ya Rusya’ya karşı tırmandırıcı ‘askeri önlemler’ konusunda özel danışmanlık yapıyordu.

Bu saldırılar arasında Sivastopol limanının mayınlanması, Kırım’da Rusya’ya ait MiG savaş uçaklarının imha edilmesi ve anti-uydu silahlarının devreye sokulması yer alıyordu. Bu saldırılardan herhangi biri gerçekleştirildiği takdirde Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetikleyebilirdi. Ukrayna ordusunda eski bir albay olan Hritsenko, ABD ordusundan kapsamlı bir eğitim aldı ve aynı zamanda Kiev’de ABD tarafından düzenlenen 2004 Turuncu Devrimi’nde merkezi bir rol oynadı. Daha sonra Ukrayna’nın Batı destekli Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko döneminde savunma bakanı olarak atandı.

Kamuoyundaki yoğun muhalefete rağmen konumunu NATO üyeliğini agresif bir şekilde sürdürmek için kullandı. Hritsenko’nun, ABD ulusal güvenlik kurumlarının Sovyet sonrası NATO genişleme çabalarında tavsiyelerine güvendiği Donnelly ile bağlantısı bu dönemde kurulmuş olabilir. Hritsenko’nun, ayrıca Maydan’ın ilk dönemlerinde, 30 Kasım 2013’te muhalefetin son derece önemli bir ayak oyunu hakkında içeriden bilgi sahibi olduğu anlaşılıyor. Faşist paramiliter Sağ Sektör’ün polise saldırmasına göz yumulması, Kiev’deki kamusal alanlardan göstericilerin temizlenmesi için bir ‘dağıtma emri’ çıkarılmasına neden oldu.

Protestocular ve güvenlik güçleri arasında sabah saat 4’te şiddetli çatışmalar yaşandı. Hritsenko’ya göre Maydan liderleri dağıtma emrinden haberdardı ancak göstericileri uyarmadı. Olaylar, o sırada olay yerinde bulunan Inter TV ekipleri tarafından kaydedildi ve kanal tarafından barışçıl öğrenci aktivistlere yönelik sebepsiz şiddet olarak yanlış bir şekilde aktarıldı. Bu durum ertesi gün Kiev genelinde ayaklanmalara yol açtı.

Tesadüfe bakın ki, dağıtma emri Inter TV’nin ortak sahibi olan hükümet bakanı Serhi Liyovoçkin tarafından verildi. Yanukoviç’in yönetimindeki bazı yetkililer, bu emri vermek ve denetlemekten ve protestoculara karşı uygulanan diğer ağır taktiklerden dolayı Maydan sonrasında kovuşturmaya uğradı. Yargılanmayanların çoğu da Ukrayna’dan kaçtı. Yine de Liyovoçkin Kiev’de rahatsız edilmeden kaldı.

Maydan darbesinin tamamlanmasını takip eden aylarda, Institute for Statecraft’ın internet sitesinde yayımlanan bir makalesinde Donnelly, Moskova’ya yönelik çok sayıda ‘yıkıcı karşıtı önlem’ alınmasını savunuyordu. Bunlar arasında ‘iktisadi boykot, diplomatik ilişkilerin kesilmesi’ ve ‘propaganda ve karşı propaganda, tarafsızlar üzerinde baskı’ yer alıyordu. Amaç, Rusya ile ‘İngiltere ve Batı’nın kazanabileceği’ ‘eski usul bir silahlı çatışma’ yaratmaktı.

Şu anda Ukrayna’nın doğu bozkırında bu korkunç projenin çözülüşüne gerçek zamanlı olarak şahit oluyoruz. Kiev’in tamamen çöküşü çok uzakta olamaz. O gün geldiğinde, Centuria tüm Avrupa’da pusuya yatmış, bunun gerçekleşmesine izin veren halklara ve hükümetlere intikamını vermeye hazır bekliyor olacak.”

Avrupa

İran savaşı Belçika’yı Rus LNG’sine tamamen bağımlı hale getirdi

Yayınlanma

Basra Körfezi’nden LNG tedarikinin kesilmesi, Belçika’yı uzun vadeli sözleşmeler kapsamında temmuz ayında yalnızca Rusya’dan sıvılaştırılmış doğalgaz ithal ederken buldu. Bloomberg verilerine göre Belçika geçen ay yaklaşık 400 bin ton Rus LNG’si aldı ve diğer kaynaklardan alım yapmadı.

Basra Körfezi’nden sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedarikinin durması ve bunun Avrupa’da gaz fiyatlarını yükseltmesi, Belçika’yı temmuz ayında Rusya’dan LNG ithalatına tamamen bağımlı hale getirdi.

Çoğu AB ülkesi geçen ay LNG alımlarından kaçınırken, Belçika uzun vadeli sözleşmeler çerçevesinde Rus gazı almaya devam etti.

Bloomberg’in aktardığı gemi takip verilerine göre, Belçika’nın temmuz ayındaki Rus LNG ithalatı yaklaşık 400 bin ton olarak gerçekleşti.

Bu miktar, nisan ayında Rusya’dan alınan 600 bin tonluk sevkiyat hariç tutulduğunda, yılın diğer aylarındaki alım düzeyleriyle aynı seviyede kaydedildi.

Diğer AB ülkelerinin aylık LNG alımları 2026 yılında 500 bin ila 600 bin ton arasında değişse de bu rakamlar mayıs ayından itibaren belirgin biçimde düşüş gösterdi. Belçika temmuz ayında başka hiçbir ülkeden LNG satın almadı; yalnızca Norveç ve Birleşik Krallık’tan boru hatları üzerinden doğalgaz tedariki sağladı.

Fiyatlar 60 avroya fırladı

Ortadoğu’daki savaş başlamadan önce AB ülkeleri, LNG ihtiyaçlarının nispeten küçük bir bölümünü Katar’dan (yüzde 8’e kadar), büyük kısmını ise ABD’den (yüzde 60’a yakın) karşılıyordu. Savaş öncesinde uzun aylar boyunca megavat saat başına 30 avro civarında seyreden doğalgaz fiyatları, sonrasında iki katına çıktı.

Nisan ayında İran ile ABD arasındaki çatışmaların aktif aşamasının sona ermesinin ardından 40-50 avro bandında dalgalanan fiyatlar, temmuz ayında yeniden 60 avro seviyesine yükseldi. Pazartesi günü Hollanda TTF vadeli işlem sözleşmeleri megavat saat başına 58 avro (1000 metreküp başına 704 dolar) seviyesinden işlem gördü.

Fiyatlardaki bu yeni sıçrama nedeniyle yurt dışından LNG tedarik eden AB ülkeleri, kısa vadeli sözleşmeler kapsamındaki alımlarını sert biçimde azalttı ya da tamamen durdurdu. AB üyeleri, Rus enerji kaynaklarından kademeli vazgeçme planı doğrultusunda nisan ayından bu yana Rusya’dan kısa vadeli LNG satın alamıyor. Uzun vadeli sözleşmeler kapsamındaki alımların ise 2027 yılında sona ermesi öngörülüyor.

Avrupa’nın Rus LNG faturası 6 milyar avro

Alman kâr amacı gütmeyen kuruluşu Urgewald’ın verilerine göre, Avrupa 2026’nın ilk yarısında bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 16 daha fazla Rus LNG’si ithal etti ve bunun için yaklaşık 6 milyar avro ödedi.

Büyük LNG ithalat terminallerine sahip olan Fransa, Belçika ve İspanya, gelen gazın diğer ülkelere dağıtıldığı noktalar olarak geleneksel biçimde en fazla alım yapan ülkeler listesinin başında yer aldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Ford ve Dacia Romanya’daki fabrikaları elektrik krizi nedeniyle durdurdu

Yayınlanma

Ford ve Dacia, Romanya’daki fabrikalarında üretimi 19 Ağustos’a kadar durdurarak ülkedeki elektrik şebekesindeki yükü yaklaşık 200 megavat azalttı. Başbakan Ilie Bolojan, Reuters’a yaptığı açıklamada kararın enerji sistemindeki açık nedeniyle alındığını duyurdu. Şiddetli kuraklık ve Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin düşmesi, ülkenin ağustos ayı boyunca ulusal enerji olağanüstü haline girmesine neden oldu.

Otomotiv devleri Ford ve Renault’nun yan kuruluşu Dacia, Romanya’daki fabrikalarında üretimi 19 Ağustos’a kadar tamamen durdurdu. Karar, ülkede yaşanan elektrik enerjisi açığı karşısında ulusal şebeke üzerindeki baskıyı hafifletmek amacıyla alındı.

Başbakan Ilie Bolojan, konuya ilişkin açıklamasını Reuters haber ajansına yaptı.

Şirketlerin bu adımı, Romanya’nın elektrik tüketimini yaklaşık 200 megavat düşürdü. Bolojan, diğer büyük sanayi işletmelerinin de şebekeyi rahatlatmak için enerji kullanımını gönüllü olarak azaltmayı planladığını belirtti.

Kuraklık nükleer santrali vurdu

Elektrik tedarikinde yaşanan aksaklıkların temelinde şiddetli kuraklık ve Tuna Nehri’ndeki su seviyesindeki düşüş yatıyor. Rumen devlet şirketi Nuclearelectrica, soğutma sistemi için yeterli su bulunamadığı gerekçesiyle Çernavodă Nükleer Santrali’nin iki reaktöründen birini daha önce devre dışı bırakmıştı.

Yetkililer, nehir akışının bir kısmını faal durumdaki diğer enerji bloğuna yönlendirmek üzere çalışmalara başladı.

Romanya hükümeti, ağustos ayı boyunca geçerli olmak üzere ülke genelinde enerjide olağanüstü hal ilan etti.

Başkent Bükreş, komşu ülkelerden elektrik ithalatını artırmak için görüşmelere başlasa da uluslararası iletim hatlarının kapasitesi ve bölgedeki yüksek talep, tedarik imkanlarını sınırlıyor.

ABD’nin en büyük otomobil üreticilerinden Ford Motor Company, 1903 yılında Henry Ford tarafından kuruldu ve merkezi Michigan eyaletinin Dearborn kentinde.

Ford ve Lincoln markaları altında binek otomobil, SUV, kamyonet ve ticari araç üreten şirket, Ford Credit birimi aracılığıyla finansal hizmetler de sağlıyor.

Rumen otomobil markası Dacia ise 1968 yılında Romanya’da kuruldu. Fransız Renault Grubu, şirketi 1999 yılında satın aldı ve markayı 2004’te Logan modeliyle uluslararası pazarda yeniden lanse etti.

Uygun fiyatlı araçlar üreten Dacia’nın ana pazarları Avrupa ve Akdeniz ülkeleri olarak öne çıkıyor.

Ford, Romanya’daki Automobile Craiova tesisinin kontrolünü 2007 yılında devraldı. Şirket, tesise 675 milyon avro yatırım yapmayı ve yıllık üretim kapasitesini 300 bin otomobil ile aynı sayıda motor seviyesine çıkarmayı hedeflemişti.

Fabrikada daha sonra Avrupa pazarı için Ford EcoSport crossover modelinin üretimine başlandı.

2017 yılında Rus tedarikçiler Ford Sollers, tesise parça sevkiyatına başlarken, o dönemde sahanın yıllık üretim kapasitesi yaklaşık 300 bin otomobil olarak değerlendiriliyordu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Burnham, küçük göçmen teknelerine karşı “tavizsiz” olacak

Yayınlanma

Andy Burnham, on binlerce göçmenin İspanya’nın Ceuta bölgesine girmesinin ardından küçük tekneyle geçişlerin önlenmesinde “tavizsiz” olacağına söz verdi.

Britanya Başbakanı, insan kaçakçılığı çeteleriyle mücadele için mültecilere yönelik “güvenli güzergâhlar”ın gerekli olduğunu savundu.

Dover’a yaptığı ziyaret sırasında konuşan Burnham, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’ten, geçen hafta İspanya’nın Kuzey Afrika’daki Ceuta bölgesine giren tahmini 50.000 kişinin yaklaşık %98’inin şu anda Fas’a geri gönderildiğine dair güvence aldığını söyledi.

Ne var ki, bu durum acil sorunu “büyük ölçüde” çözmüş olsa da, “Elbette Schengen bölgesi ve bu bölgeyle olan ilişkilerimiz konusunda daha geniş kapsamlı bir mesele var,” diyen Başbakan, bu konularda AB ile “düzenli bir diyalog içinde olmak istediğini” ekledi.

Güvenli güzergâhların gerekliliğini vurgulayarak bu konudaki tartışmanın tonunu değiştirmek isteyip istemediği sorulduğunda, Birleşik Krallık’ın “bu konuyu siyasi malzeme olarak kullanmak yerine sorunu ele alması” ve halkı rahatlatacak değişiklikler yapması gerektiğini söyledi:

“Halk, sınırın kontrolsüz gibi görünmesinden hoşlanmıyor. Bu kontrolü yeniden sağlamamız gerekiyor, fakat aynı zamanda gerçekten desteğe ihtiyacı olan kişilere de destek sunmamız gerekiyor. Mesele, yaklaşımı tamamen değiştirmekle ilgili ve bu konuya yönelik çok farklı bir yaklaşımın temel taşlarını yavaş ama emin adımlarla yerine koyuyoruz.”

Geçen çarşamba, bu yılın şu ana kadar Manş Denizi’ni küçük teknelerle geçenler açısından en yoğun gün oldu ve 752 kişi Birleşik Krallık’a ulaştı.

Resmi geçici rakamlara göre, bu yılın başından bu yana 14.526 kişi Birleşik Krallık’a giriş yaptı. 

Bu rakam, geçen yılın aynı döneminde kaydedilen sayının (25.436) %43 altında ve 2024’ün aynı dönemine (16.903) kıyasla %14 daha düşük.

“İlerleme kaydediliyor ancak rehavete kapılmıyoruz,” diyen Burnham, organize göç suçlarıyla mücadele eden Ulusal Suç Ajansı memurlarının sayısının 2025 yılının başından bu yana 376’dan neredeyse 800’e çıkarak iki katından fazla arttığını belirtti.

İspanya’ya göç dalgası, İtalya’da “Schengen” tepkisini yükseltti

Pazar günü açıklanan son rakamlara göre, Burnham’ın başbakan olmasından bu yana 2.000’den fazla kişi küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçti.

İçişleri Bakanlığı verilerine göre cumartesi günü dört tekneyle 326 kişi geldi; böylece 20 Temmuz’da Keir Starmer’ın yerine geçmesinden bu yana bu sayı 2.057’ye ulaştı.

Geçen yılın aynı döneminde ise 1.962 geçiş gerçekleşmişti.

Stratford’daki Ulusal Suç Ajansı genel merkezine yaptığı ayrı bir ziyarette İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, küçük tekneyle geçişlerin önlenmesine yönelik hükümetin çalışmalarının “meyvesini vermeye” başladığını söyledi.

Bakan, süresiz oturma izni almaya hak kazanma süresini beş yıldan 10 yıla çıkarmak da dahil olmak üzere önerilen göçmenlik önlemleri konusunda İşçi Partisi saflarında şiddetli bir muhalefetle karşı karşıya kaldı.

Fakat Mahmood, “Manş Denizi’nde insanları teknelere çeken itici faktörleri ele almak için” reformun gerekli olduğunu belirterek, “Hesaplamayı değiştirmek istiyorum. Öncelikle tekneye binip binmeme konusunda fikirlerini değiştirmelerini istiyorum,” dedi.

Mahmood, on binlerce kişinin sığınma başvuruları işleme alınmadan Fas’a geri gönderildiği Ceuta’ya yönelik akına İspanya’nın verdiği yanıtın kopyalanması yönündeki çağrıları reddetti.

Bu, Fas ile İspanya’nın kara sınırı paylaşması ve aralarında bir anlaşma olması nedeniyle mümkün olmuştu.

Mahmood, insan kaçakçılığı ve Manş Denizi’nin ortak sularının durumu “birçok açıdan daha karmaşık” hale getirdiğini söyledi.

Ceuta’ya ulaşmaya çalışırken en az 72 kişi hayatını kaybetti; bunlardan bazıları boğulurken, diğerleri sınır çitine tırmanmaya çalışırken ezilerek öldü.

Sánchez, bu büyük akını “İspanya’nın toprak bütünlüğüne bir ihlal” olarak nitelendirdi.

Perşembe gününden itibaren sadece 24 saat içinde gerçekleşen bu insan akını, 85.000 nüfuslu şehri alt üst etti, Madrid için bir siyasi kriz tetikledi ve bazı AB ülkelerinden öfkeli tepkilere yol açtı.

Bu tepkiler arasında İspanya’nın Schengen serbest dolaşım bölgesinden askıya alınması çağrıları da yer aldı.

Cumartesi günü İspanyol polisi, başkalarının sınırı aşmasını önlemek için Fas sınırı açıklarında 500 metre uzunluğunda bir yüzen bariyer kurdu. 

Fakat İspanya’nın sol hükümeti, İspanya’da yaşayan yaklaşık 500.000 göçmeni yasallaştırma planına zaten öfkeli olan sağ ve merkez sağ yönetimlerin ve muhalefetin baskısı altında kalmaya devam ediyor.

AB bakanları salı günü acil görüşmeler düzenlemeye karar verdiler. 22 AB ülkesinin liderleri, kontrolsüz sınır geçişlerinin daha da artmasını önleme gereğini gerekçe göstererek acil bir müdahale talep ettiler.

Zirve, Cumartesi günü AB üye devletlerini temsil eden yetkililer ile Frontex sınır ajansı uzmanlarının katıldığı “ciddi” bir toplantı sırasında çağrıldı.

AB liderleri, blok içindeki bölünmeleri gidermeye ve göç konusunda tek bir yaklaşımı yeniden tesis etmeye çalışıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English