Dünya Basını
Fico suikastından çıkarılan dersler

Çevirmenin notu: Slovakya Başbakanı Robert Fico’ya yönelik suikast girişiminde pek çok şaibe var. Yine de Ukrayna’da Kiev’i eleştirenlerin yer aldığı “vurulacaklar” listeleri pek gündemde yer işgal etmiyor. Fico da bir süredir bu listelerde yer aldığından, Batı medyasının suikast girişimiyle ilgili olarak, Ukrayna yanlısı bir aktivistin açıkça erişilebilen vurulacaklar listelerinde yer alan bir ismi hedef aldığına işaret etmemesi dikkate değer. Batılı düşünce kuruluşları ve mecraların tam da bu listeleri hazırlayanlarla olan yakın bağları, durumu izah etmeye yetiyor.
Suikast yoluyla “dezenformasyonla mücadele”: Fico’ya yönelik saldırıdan çıkarılan dersler
24 Mayıs 2024
Tetiği kim çekmiş olursa olsun, 15 Mayıs’ta Slovakya Başbakanı Robert Fico’ya yönelik suikast girişimi ülkenin kendi iç meselesi değil. Acilen cevaplanması gereken stratejik sorular şunlar: Saldırıyı kim tertip etti? Emri kim verdi? Cui bono?
Bu kritik konulara dair soruşturmalar, Ukrayna Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin (CCD) Robert Fico’yu en azından 2022’nin nisan ayından beri susturulması gereken düşmanlar listesinde tuttuğu hakikatini dikkate almalı. O dönemde muhalif bir figür olan Fico, aynı yılın 9 Nisan’ında kötü şöhretli CCD tarafından alenen “enformasyon teröristi” olarak yaftalandı ve “en azından son sekiz yıldır” Rusya propagandasına hizmet etmekle suçlandı. CCD, Temmuz 2022’de sözüm ona “Kremlin propagandacılarının” merkezi bir listesini ilk kez kamuoyuna açıkladığında, listede Fico’nun adı da yer alıyordu.

CCD bağlantısını soruşturmak, bu acil stratejik soruların cevaplarının yattığı daha büyük bir aygıtı gözler önüne seriyor. CCD, Ukrayna hükümetinin ana “enformasyon savaşı” birimi olup, Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’in Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi bünyesinde faaliyet gösteriyor ve hedeflerin isimlerini Ukrayna güvenlik aygıtına ve ülkenin “uluslararası ortaklarına” iletmekle görevli. Birim, Ukrayna’nın ulusal kahramanı ve Hitler’in müttefiki Stepan Bandera’nın (1909-1959) gururlu savunucuları olan fanatik neo-Nazilerden oluşuyor. Bununla birlikte, CCD sadece bir Ukrayna’yla sınırlı değil. Mart 2021’deki kuruluşundan bu yana CCD, ABD ve Birleşik Krallık hükümetleri, NATO ve AB tarafından finanse ediliyor ve yönetiliyor.
Temmuz 2022’de CCD, “düşmanlar” listesini ilk kez yayımladığında, listedeki isimlerin neredeyse yarısı ya Schiller Enstitüsü yöneticileri ya da enstitünün düzenlediği bir veya daha fazla konferansa katılmış isimlerdi. Schiller Enstitüsü’nün kurucusu Helga Zepp-LaRouche haklı çıktı, ki EIR, öncesinde “Kiev’in ‘enformasyon terörü listesi’: ‘Küresel NATO’ barış savunucularına saldırı talimatı verdi,” başlıklı bir dosya hazırlamıştı. Bu dosyada CCD’nin uluslararası kontrolü ve amacı belgelendi. 2 Eylül 2022’de yayımlanan dosyada, ABD Kongresi de dahil olmak üzere “hızlı ve kararlı uluslararası önlemler” alınması talep edildi. Bu önlemler, CCD’yi ve arkasındaki yapıyı etkisiz hale getirmek için tüm uluslararası finansman ve desteğin kesilmesini, hedef aldığı kişilerin hayatlarını korumayı ve Batı’da düşünce ve ifade özgürlüğünü, özellikle barışı teşvik etmeyi yeniden sağlamayı içeriyordu.
Bu olmadı ve Slovakya Başbakanı Fico, hastanede yaşam mücadelesi veriyor. Ukrayna Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Washington ve Londra tarafından himaye edilmekle kalmadı, aşağıda daha detaylı olarak izah edeceğimiz üzere, CCD ile çalışan NATO tarafları şimdi Ukrayna’daki çoklu kamu ve özel “dezenformasyonla mücadele” teşkilatlanma modelinin Avrupa’nın geri kalanında —ve daha sonra ABD’de— acilen tekrarlanması gerektiği konusunda ısrar ediyorlar. Bu teşkilatlanmalar, Anglo-Amerikan Rusya’yı [ve ardından Çin’i] parçalama girişiminin muhaliflerini tespit etmek ve bu muhalifleri şu ya da bu şekilde susturmak için koordineli bir şekilde çalışıyor.
Diğer Avrupalı liderler de bu operasyonun hedefinde. Fico’nun CCD tarafından ilk kez alenen hedef alınmasından kısa bir süre önce Macaristan Başbakanı Viktor Orbán da barışı savunmak gibi aynı “suçla” itham edilmişti. CCD, 7 Nisan 2022’de “uzmanlarının” Orbán’ın Rusya’ya karşı savaş sürecine katılmayı reddetmesini “analiz etmek” üzere bir araya geldiğini bildirdi. Bu haberden bir gün önce, 6 Nisan’da Orbán “Rusyaı savaş suçlularının suç ortağı” olarak yaftalandı ve Ukrayna’da Mirotvorets [“barışsever”] adlı neo-Naziler tarafından saldırı gerektiğinde “Mirotvorets gönüllülerini” ve “kolluk kuvvetleri ile istihbarat kurumlarına” bilgilendirmek üzere tutulan kamuya açık veri tabanına eklendi. O zamandan beri CCD, Orbán’ı “Kremlin yanlısı dezenformasyon sisteminin AB’yi ‘sarsmak’ için kullandığı ana silah” olarak nitelendirdi ve defalarca başka biçimlerde karaladı.
Ancak Orbán hedef alınan isimler ve hükümetler arasında sadece en görünür olanı. Araştırmacılar “dezenformasyonla mücadelenin” aynı zamanda Slovakya, Macaristan, Gürcistan, Sırbistan, Bulgaristan, Slovenya, Moldova ve diğer pek çok ülkede renkli devrimleri ve rejim değişikliğini teşvik etmek üzere ABD Dışişleri Bakanlığı ve diğer Amerikan devlet kurumları tarafından finanse edilen STK’ların çoğunun resmi olarak belirtilen misyonu olduğunu belirtiyor. Bu aynı zamanda, yine ABD ve İngiliz hükümetleri tarafından finanse edilen, CCD çevresinde konuşlanmış Ukraynalı “karşı dezenformasyon” vurucu timlerinin toplamının belirtilen misyonu.
Şunu açıklığa kavuşturalım: STK’ların öncülüğündeki istikrarsızlaştırma aygıtı ve “karşı dezenformasyon” vurucu timleri ABD, Birleşik Krallık ve AB tarafından finanse edilen tek bir operasyon. Her biri diğerinin harekete geçmesi için gerekli koşulları yaratıyor. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olivér Várhelyi, 23 Mayıs’ta Gürcistan Başbakanı İrakli Kobahidze ile yaptığı telefon görüşmesinde “Slovakya’daki son trajik hadisenin”, yabancı hükümetlerden önemli miktarda fon alan bu tür STK’ların yabancı acenta olarak kayıt altına alınmasını zorunlu kılan yeni yasayı uygulamakta ısrar etmesi halinde Gürcistan’da neler olabileceğinin bir örneği olduğunu “hatırlattığını” yüzsüzce itiraf ettiğinde bu husus şok edici bir şekilde netleşti.
AB Komiseri, Başbakan Kobahidze’nin basına yaptığı açıklamada “bir AB komiserinden” “korkunç bir tehdit” aldığını söylemesiyle bunu kamuoyuna açıklamak zorunda kaldı. Kobahidze, “Robert Fico’ya yönelik suikast girişimiyle olan paralellik bize Gürcistan’a kaos getirmek için her şeyi yapabilecek Küresel Savaş Partisi gibi son derece tehlikeli bir güçle karşı karşıya olduğumuzu hatırlatıyor,” dedi.
EIR şunu savunuyor: Ukrayna’daki bu “dezenformasyon karşıtı” muharebe harekâtı ve onu yaratan Anglo-Amerikan, AB-NATO savaş partisi aygıtı, NATO-Ukrayna listelerindeki yüzlerce Avrupalı ve Amerikalı siyasi, askeri ve sivil lider “Fico’ya yapılan muamelenin” aynısıyla karşı karşıya kalmadan önce sona erdirilmeli.
Bu çabayı ilerletmek için EIR, NATO’nun Ukrayna’daki sözüm ona “dezenformasyonla mücadele” aygıtına ilişkin daha önce hazırladığı çığır açıcı dosyayı güncelleyerek, uluslararası soruşturmacılar için bir rehber olarak aşağıdaki yol haritasını sunuyor. Buna, Ukrayna’daki “dezenformasyonla mücadele” aygıtının her Avrupa ülkesinde nasıl kopyalanması gerektiği ve Batı’nın Ukrayna’daki hedef listesi aygıtının bir diğer kilit aktörü olan Molfar-OSINT adlı “özel” istihbarat biriminin ayrıntılı bir profili olmak üzere iki yeni unsur eklendi.
Stratejik ortam
Fico’nun, Orbán ile birlikte Rusya’yı ezmek adına tüm Avrupa’yı militarize etme çabalarının önünde bir engel olarak görüldüğü kimse için sır değil. Fico, 30 Eylül 2023 seçimleri için yürüttüğü kampanya sırasında Londra merkezli The Telegraph’a şunları söylemişti:
“Ukraynalıların ve Rusyalıların sonuçsuz bir on yıl daha birbirlerini öldürmelerine olanak sunmaktansa on yıl boyunca barış müzakereleri yapmak ve askeri operasyonları durdurmak daha iyidir.”
Böylelikle partisi seçimi kazandı ve 25 Ekim’de başbakan olarak yaptığı yemin töreni konuşmasında Fico, Slovakya’nın gelecekte Ukrayna’ya yalnızca sivil ve insani yardım göndereceğini ve askeri yardımın sona ereceğini duyurdu.
Başbakan olarak, diğerlerini de bu politikanın nereye varacağını düşünmeye çağırdı. Ocak 2024’te Ukraynalı mevkidaşı Denis Şmigal ile yaptığı görüşmeden önce Slovak radyo istasyonu RTVS’ye verdiği demeçte, Şmigal’a Slovakya’nın Ukrayna’nın NATO başvurusunu veto edeceğini ve engelleyeceğini söyleyeceğini belirterek “Zira bu tam olarak Üçüncü Dünya Savaşı’nın başlangıcıdır, ötesi değil,” dedi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO birliklerini Ukrayna’ya gönderme yönündeki skandal teklifini ilk ifşa eden Fico olmuştu. Gözle görülür bir şekilde rahatsız olan Fico, Macron’un 26 Şubat’ta Paris’te düzenlediği Ukrayna konulu özel Avrupa zirvesine gitmeden önce basına yaptığı açıklamada, toplantıdan önce dolaşıma sokulan “gizli bir belgenin” “bazı NATO ve AB üyesi ülkelerin Ukrayna’ya çift taraflı olarak asker göndermeyi düşündüğünü” gösterdiğini dile getirdi. Bunun “insanın tüylerini diken diken eden” bir fikir olduğunu yüksek sesle dile getirdi. Zirveden ayrılırken tartışmalara hâkim olan “bütünüyle kavgacı atmosferi” kınadı ve bu sırada “bir barış planı hakkında tek bir kelime bile edilmediğini” ifade etti.
Anglo-Amerikan basınının önde gelen yayın organları Fico’nun suikasta uğramak üzere olduğu haberini, CCD’nin ona yönelik karalamalarıyla neredeyse aynı şekilde verdi. Hem “muhafazakâr” hem de “liberal” İngiliz basınının verdiği mesaj, Fico’nun NATO’nun savaşına karşı çıkarak ülkeyi “kutuplaştırmakla” hak ettiğini bulduğu yönündeydi. Hiç kimse bir sonraki nefeste Orbán’ın adını anma fırsatını kaçırmadı.
The Telegraph’ın 15 Mayıs tarihli manşeti “Slovak Başbakan Robert Fico ülkesini nasıl Rusya’nın tek müttefiklerinden birine dönüştürdü?” başlığını taşıyordu. Makalede, “çarşamba günü vurulan Slovakya Başbakanı, geçtiğimiz eylül ayındaki seçim zaferinden bu yana Batı yanlısı değerlerden Rusya’ya artan bir sempatiye geçiş yaptı. […] Ukrayna’nın işgal edilmesinden bu yana, Macaristan’ın giderek daha fazla Putin yanlısı olan lideri Viktor Orbán’a çok daha fazla yaklaştı,” denildi. The Guardian aynı gün “çarşamba günü vurulan deneyimli siyasetçi, Viktor Orbán’ın hayranıydı ve iktidarda kalmak için giderek daha aşırı tutumlar aldı,” diye yazdı. Guardian makalesine “‘Trump’tan ödünç alıyor’: Slovakya’nın popülist lideri Robert Fico’nun yükselişi,” şeklinde kışkırtıcı bir başlık attı.
Anglo-Amerikan gazeteleri genel olarak Fico ve Orbán’ı birleşik bir Avrupa’da “çatlak” sesler olarak göstermeye çalıştı. Times of London, “Avrupa Parlamentosu seçimlerine sadece haftalar kala Amerika, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ndeki yeni hükümetlerin Slovakya ve Macaristan’ı tekrar bir araya getirerek NATO’nun temmuz ayında Washington’da yapılacak 75. yıldönümü zirvesinde bir tür siyasi birlik oluşturmasını umuyor,” diye yazdı. Fakat Times daha temkinli davranıyor ve kapsamlı bir AB-NATO deklarasyonu söz konusu olduğunda bazı ülkelerde görülen “vetoculuğa” işaret ediyor. Slovakya ve Macaristan’ın yanı sıra Gürcistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Moldova endişe merkezleri olarak gösteriliyor. Times, Fico’nun vurulmasıyla birlikte “savaşın başladığını” duyuruyor.
Pek çok güvenlik ve istihbarat uzmanı bu işin nereye varacağı konusunda giderek daha fazla endişeli. Çifte standart politikası tüm dünya için bu kadar açık hale geldikçe, tüm Batı sisteminin meşruiyeti sorgulanmaya başlıyor. Ve tarih, meşruiyetini yitiren bir sistemin hızla sona erdiğini ispat ediyor.
CCD nedir? Kime karşı sorumludur?
EIR’nin 2022’deki “Kiev’in ‘enformasyon terörü listesi’: ‘Küresel NATO’ barış savunucularına saldırı talimatı verdi,” başlıklı dosyasına göre CCD;
- ABD ve Birleşik Krallık hükümetleri, NATO ve AB bürokrasisinin tamamen sahip olduğu, ABD Dışişleri Bakanlığı, Birleşik Krallık istihbaratı ve NATO tarafından finanse edilen ve her hareketi yakinen teşvik edilen bir oluşumdur;
- Şu ya da bu şekilde susturulmak üzere saldırıya uğrayacak uluslararası şahsiyetlerin listesini hazırlamakla görevlendirilmiştir. Kiev’e daha fazla silah tedarik etmek yerine Ukrayna-Rusya ihtilafını diplomatik yollarla sona erdirmeyi önerenler, Ukrayna’nın Rusya’yı stratejik bir yenilgiye uğratmayı başarıp başaramayacağını sorgulayanlar ve hatta bunu yapmaya kalkışmanın muhtemelen küresel bir nükleer savaşa ve insan türünün sonuna yol açacağı endişesini dile getirenler hedef alınıyor;
- “Enformasyon terörünün” uluslararası bir “insanlığa karşı suç” olarak sınıflandırılması çağrısında bulunur. Enformasyon terörü, Rusya’nın yok edilmesi gerektiği tezinden sapma olarak tanımlanır. Bu listede yer alan isimler “enformasyon teröristleri” ve “savaş suçluları” olarak suçlanabilecek, yargılanabilecek ve cezalandırılabilecektir, ayrıca:
- Derlediği listeleri Ukrayna istihbarat teşkilatı SBU’ya, Mirotvorets’e ve Ukrayna’nın müttefik ve ortaklarına ileterek bu isimler karşı fiziksel saldırı ve suikast gibi karşı tedbirler alınmasını sağlar.
2014 yılında neo-Nazi Yevromaydan darbesinin aktivistleri tarafından kurulan Mirotvorets, yurt içinde ve yurt dışında “düşmanları” tanımlaması ve ardından bu “düşmanlardan” biri bombalı araç saldırıları ve açık sokak suikastları da dahil olmak üzere “tasfiye edildikten” sonraki övünmeleriyle biliniyor. Ukrayna’daki çok sayıdaki vurulacaklar listeleri arasında en iyi bilineni budur, zira CCD ve Ukrayna’daki Anglo-Amerikan savaş partisi tarafından tutulan ve birbiriyle örtüşen vurulacaklar listelerinin aksine, BM İnsan Hakları Komisyonu (2017) ve Alman Dışişleri Bakanlığı (2018) gibi uluslararası kurumlar ölümcül operasyonlarının soruşturulması çağrısında bulunmuş ve Fransız Mültecileri ve Vatansız Kişileri Koruma Kurumu (OFPRA) Dokümantasyon ve Soruşturma Dairesi, 2018 yılında Mirotvorets Operasyonu hakkında 11 sayfalık bir rapor yayımlamıştı.
EIR’nin 2022 tarihli dosyası, İngiliz ve Amerikan hükümetlerinin Ukrayna’daki tüm “siber güvenlik” aygıtının inşası, eğitimi ve yönlendirilmesindeki rolüne ilişkin gerekli genel bakışı sunuyor. Karşı dezenformasyon operasyonları ve vurulacaklar listeleri bu aygıt tarafından denetleniyor. İngiliz Hükümeti İletişim Merkezi (GCHQ) ve istihbarat kurumları, bu tür siber operasyonların “beyni” olarak bilinirken [örneğin Dürüstlük Girişimi (Integrity Initiative), İngiliz ordusunun 77. Tugayı, vs], “kas gücünü” sağlayanlar her zamanki gibi Amerikalılar. NATO’nun Ukrayna’daki dezenformasyon aygıtının önde gelen kamusal yüzleri, ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve uluslararası güvenlik ve lojistikle ilgilenen ABD merkezli bir Anglo-Amerikan “quango”su[1] olan Sivil Araştırma ve Geliştirme Vakfı-Global (CRDF-Global) olmaya devam ediyor. Aşağıda tanımladığımız Molfar-OSINT de her iki kuruluş tarafından destekleniyor [CRDF-Global’in Ukrayna’nın ulusal siber güvenlik stratejisinin geliştirilmesindeki merkezi rolü hakkındaki özete bakınız].
Hedef listelerinin tek elde toplanması, genişletilmiş bir savaşa hazırlık
8 Şubat 2024 tarihinde Ukrayna Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (CCD), yeni başkanı Teğmen Andrey Kovalenko’nun, Londra merkezli The Independent gazetesindeki destekçileri tarafından “Ukrayna’nın en büyük özel istihbarat teşkilatı” olarak tanımlanan açık kaynaklı istihbarat kurumu Molfar-OSINT’in CEO’su Artyom Starosyek ile bir iş birliği anlaşması imzaladığını duyurdu. CCD’nin açıklamasına göre, iki kuruluş güçlerini birleştirmeye karar verdi, zira “dezenformasyonla mücadeleyi güçlendirmek için” devlet yetkililerinin sivil toplumla birlikte çalışmasının önemini kabul ettiler. Aynı gün Molfar, aralarında ABD Senatörü Rand Paul’un da bulunduğu 28 ismi kamuoyuna açık “Rusya propagandacıları” listesine ekledi [Eke bakınız].

9 Şubat’ta, USAID’in “karşı dezenformasyon” operasyonları ağının bir parçası olan VoxUkraine’in “doğruluk kontrol” projesi VoxCheck, faaliyetleri “tehlike” arz eden 26 “Batılı uzmandan” oluşan bir “Rusya yanlısı dezenformasyon uygulayıcıları şebekesini” tespit ettiğini iddia eden bir akış şemasıyla birlikte bir makale yayımladı. Bu sözde “şebekede” adı geçen uzmanların her birine, VoxCheck ve CCD’nin ortak bir projesi tarafından Ekim ve Kasım 2023’te Ukraynaca olarak hazırlanan 26 videoluk bir seride ayrı ayrı işaret edilmişti. İngilizce olarak 9 Şubat’ta yayımlanan makalede, CCD/VoxCheck ekibinin Batı’da ve Ukrayna’da seslerini “kısmak” amacıyla bu isimler arasındaki sözüm ona “ilişkileri” ortaya çıkardığı iddia ediliyor.
VoxCheck, Molfar-OSINT ve CCD tarafından hedef alınan isimlerin listeleri ciddi ölçüde örtüşüyor. Bu üç listede yer alan pek çok kişi aynı zamanda Mirotvorets’in vurulacaklar listesinde de yer alıyor. Schiller Enstitüsü’nün kurucusu Helga Zepp-LaRouche, Enstitü’nün diğer bazı önde gelenleri gibi bu listelerin tamamında belirgin bir şekilde yer alıyor.

Savaş politikasının yabancı muhaliflerine karşı çeşitli Ukrayna güçlerinin merkezileşmesinin, NATO’nun Rusya ile kaçınılmaz olarak gördüğü savaşa hazırlık olarak Avrupa toplumunun ve hükümetlerinin artan militarize edilmesiyle aynı zamanda gerçekleşmesi dikkat çekici. Bu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO ülkelerinin Ukrayna’ya “çift taraflı” olarak asker göndermesi teklifinin Slovakya Başbakanı Fico’nun “tüylerini diken diken ettiği” dönem.
Aynı dönemde, 7 ve 8 Şubat 2024 tarihlerinde Ukrayna’da “tüm bu çetenin” katıldığı 2024 Birinci Uluslararası Kiev Siber Dayanıklılık Forumu gerçekleştirildi. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı’na göre forum, Ukrayna Siber Güvenlik Ulusal Koordinasyon Merkezi [aynı zamanda Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi’ne bağlı] ve CRDF-Global tarafından ortaklaşa başlatıldı. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, Ukrayna istihbarat teşkilatı SBU ve savunma ve dijital dönüşüm bakanlıkları tarafından ortaklaşa organize edildi ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından “desteklendi”, yani finanse edildi.
Yüksek kalibreli uluslararası konuşmacılar arasında şunlar vardı:
- NATO İş birliği Siber Savunma Mükemmeliyet Merkezi (CCDCOE) Direktörü Mart Noorma;
- ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği (CISA) Direktörü Jen Easterly ve yardımcısı, Dışişleri Bakanlığı’nın “siber elçisi” Nathaniel Fick;
- Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası Dış Eylem Servisi Direktörü Joanneke Balfoort ve;
- Avrupa Birliği Siber Güvenlik Ajansı (ENISA) İcra Direktörü Juhan Lepassaar.
Forumun gündeminde NATO’nun Ukrayna’daki siber güvenlik pilot projesinin Avrupa’nın geri kalanına ve daha sonra diğer ülkelere genişletilmesi yoluyla siber savaş alanındaki uluslararası çabaların pekiştirilmesi vardı. Davetiyede “Ukrayna’nın dünyanın ilk siber savaşındaki eşsiz deneyimi” ve “OSINT araçları yardımıyla dezenformasyonla mücadele” konularının ana başlıklar arasında yer alacağı duyuruldu. Molfar’dan Starosyek, ikinci konuyla ilgili bir panelin konuşmacılarından biriydi. Bir CCD yetkilisi de başka bir panelde konuştu.
NATO’dan Noorma, forum için hazırlanan raporun [“Siber Savaş Siperlerinde On Yıl”] giriş kısmında dünyanın “tarihin son derece önemli bir noktasında” olduğunu ve “Ukrayna’nın siber çatışma konusundaki benzersiz deneyiminin küresel savunma stratejileri için paha biçilmez bilgiler sunduğunu” belirtti: “Bir iş birliği merkezi olan bu forum önemli ölçüde CCDCOE’nun [NATO] katkılarıyla şekillenmiştir”.
Zar zor gizlenen saldırı planları tartışıldı. SBU’nun siber güvenlik dairesi başkanı İlya Vityuk, “siber yöntemlerle toplanan bilgilerin SBU’nun ‘savaş suçlularını ortadan kaldırmak’ gibi benzersiz özel operasyonlar yürütmesine nasıl yardımcı olduğu” hakkında agresif bir şekilde konuştu. Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Başkan Yardımcısı Sergey Demedyuk, “yeni bir uluslararası çatışma ve siber direniş düzeninin” dünya çapında “siber korumayı” uygulamak için uluslararası “ortak müdahale ekipleri” gerektirdiğini vurguladı.
Vaka çalışması: Almanya
CCD’nin nisan ayının başında Almanya’da gerçekleştirilen operasyonlarından biri, devam eden operasyonlara bir örnek teşkil ediyor. CCD, 8 Nisan 2024 tarihinde, Almanya’da yürütüldüğü iddia edilen “geniş çaplı bir Rusya dezenformasyon kampanyası” hakkında yeni bir “analitik rapor” yayımladı. EIR’in o tarihte bildirdiği üzere CCD raporu, “Helga Zepp-LaRouche liderliğindeki Schiller Enstitüsü’nün Rusya propagandası ile tutarlı anlatıları teşvik eden bir platform olduğunu tespit ettiğini” ve “anlatılarının” “sözde barış kampını” desteklediğini iddia etti. Aynı derecede zayıf gerekçelerle CCD, ZDF, Berliner Zeitung ve Anti-Spiegel’in yanı sıra Thomas Röper, Kim Dotcom, Alina Lipp ve Armin Körper gibi gazeteci ve blog yazarlarını da Rusya’nın hedefleri doğrultusunda çalıştıkları iddiasıyla yaftaladı.
Hemen ertesi gün (!), 9 ve 10 Nisan tarihlerinde CCD, raporunu “medya okuryazarlığı ve ‘dezenformasyonla mücadeleden’ sorumlu hükümet temsilcilerine sunmak üzere AB Ukrayna Danışma Misyonunun desteğiyle Federal Almanya Cumhuriyeti’ne bir ekip gönderdi. “Alman İçişleri Bakanlığı ve Federal Yurttaşlık Eğitimi Ajansı temsilcileriyle bir araya gelen heyet, Alman enformasyon alanında Ukrayna’ya ilişkin ‘dezenformasyonla mücadele’ konusunda daha fazla ortak çalışma yapılması konusunu görüştü. Bilginin izlenmesi ve analizine yönelik uluslararası standartlar ile dezenformasyon ve zararlı enformasyon etkisine karşı mücadelede hukuki destek ele alındı”.
“Mevcut tehditlere yanıt verme hızını arttırmaya ve düşmanca bilgi etkilerine karşı ortak mekanizmalar geliştirmeye yardımcı olacak” operasyonel düzeyde istişareler yapılması kararlaştırıldı. Tüm bunlara CCD’nin kendisi tarafından 17 Nisan 2024 tarihinde internet sitesinde “etkinlikler” başlığı altında yer verildi.
NATO, Ukrayna’nın hedef listelerini Avrupa için bir model olarak sunuyor
CCD’nin bu tür hamleleri tam da NATO tarafından teşvik edilen eylem türü. Ocak 2024’te Avrupa Hibrit Tehditlerle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi (kısaca Hybrid COE) “Ukrayna Rus dezenformasyonuyla nasıl mücadele ediyor: Arı kovanına karşı mamut,” başlıklı özel bir rapor yayımladı. Rapor, Hybrid COE’nin Hibrit Etki İlgi Grubu Direktör Yardımcısı Jakub Kalenský ve ABD Atlantik Konseyi Dijital Adli Araştırma Laboratuvarı’ndan (DFRLab) Roman Osadçuk tarafından ortaklaşa kaleme alındı ve Avrupalı ve Amerikalı “dezenformasyonla mücadele uzmanlarına” Ukrayna’nın yaklaşımını incelemeleri ve taklit etmeleri için ilham vermeyi amaçlıyor.
Hybrid COE iddia ettiği üzere “özerk” bir kuruluş değil. Merkezi Letonya’nın Riga kentinde ve “NATO Stratejik Komutanlıkları ile işlevsel ilişkiler sürdüren [ve] ayrıca muharebe geliştirme ajandasını destekleyen faaliyetler yoluyla NATO’nun muharebe konseptinin uygulanmasına yardımcı olan” 29 “NATO tarafından akredite edilmiş Mükemmeliyet Merkezinden” biri.
Başka bir deyişle Hybrid COE, NATO’nun savaş makinesinin bir kolu.
Ocak ayındaki rapor, “Batı’nın eşsiz Ukrayna deneyiminden öğrenebileceği on ders” içeriyor. Hükümet veya sivil toplumda çalışan yirmi Ukraynalı “enformasyon savaşçısı” ile görüşüldü [raporda çoğunun ismi geçiyor]. Mirotvorets’in vurulacaklar listesiyle bağlantısı olduğu bilinen ünlü neo-Nazi, eski içişleri bakanlığı danışmanı ve bakan yardımcısı Anton Geraşçenko da dahil olmak üzere CCD ve Ukrayna istihbaratıyla “çeşitli görüşmeler” yapıldı.
Rapora göre Ukrayna’dan çıkarılması gereken ilk ve en önemli ders, herkesin ve her iletişimin mümkün olduğunca çok sayıda kurum tarafından izlenmesi ve tespit edilen her türlü “dezenformasyon” üzerine harekete geçilmesi gerektiği. Raporda “barış zamanında bile kapsamlı gözetim” savunuluyor ve Batılı uzmanların Ukrayna’nın ne yaptığını anlamadığı, “tereddüt etmek yerine harekete geçmek gerektiği” uyarısında bulunuluyor.
6. ders anahtar niteliğinde. Kör bir başlık taşıyor: “Cezalandırıcı tedbirler şarttır”.
“Dezenformasyonla mücadele” sadece farklı bir politika lehine tartışanları “hedef göstermek ve utandırmaktan” ibaret değil. Ukrayna, “faaliyetlerini cezalandırma ve caydırma çabalarının” dezenformasyonla mücadelede muhtemelen “en önemli” çalışma olduğunu gösteriyor. İster hükümet ister sivil olsun, “görüşülen her bir isim”, 2014 darbesinden bu yana birbirini izleyen Ukrayna hükümetlerinin, “doğrudan Rusya devletine ait olmayan ancak yine de aynı mesajları yayanlar da dahil olmak üzere” giderek daha fazla sayıda televizyon kanalını, internet sitesini, sosyal medya kanalını ve muhabiri yasaklama kararını güçlü bir şekilde destekledi. CCD, “Rusya propagandasını güçlendiren uluslararası etkileyicilerin bir listesini” derliyor.
10. derse göre “Batı, Ukrayna’nın son yıllarda yaptığını yapmalı”. Batı, Rus dezenformasyon ve propaganda kanallarına ve “bunları kendi ülkelerinde yaymalarına yardımcı olan bilerek ya da bilmeyerek çalışan casuslara” karşı agresif tedbirler almalı.
Ukraynalı “enformasyon savaşçıları” Ukrayna’yı “enformasyon alanında” desteklemek üzere Ramstein Grubu olarak bilinen Ukrayna Savunma Temas Grubu’nu örnek alan bir “enformasyon Ramstein’ı” kurulmasını talep ediyorlar [Bu fikrin halihazırda Brüksel ile görüşüldüğü bildiriliyor]. “Rusya’nın etki ajanlarına” yönelik soruşturmalara ihtiyaç olduğunu, “dezenformasyonu bir silah olarak kullanan ya da kullanmaya teşebbüs eden herkesi ifşa etmek” gerektiğini iddia ediyorlar. Önerdikleri bir diğer tedbir ise “önde gelen Rusya propagandacıları” için “özel bir ceza mahkemesi” kurulması.
Rapor, Avrupa ve ABD’ye yönelik mesajı özetliyor: Ukrayna’nın izinden gitmenin ve “kötücül etkinin” tüm kanallarını kapatmak için uzun bir süre boyunca “ciddi kaynaklar” kullanmanın ve bunu Rusya ile olası bir savaştan çok sonra yapmaya hazırlanmanın zamanı geldi. Ne kadar erken, o kadar iyi.
Ekler
I. Molfar-OSINT nedir? Özetleyici bir profil
Molfar-OSINT, Ukrayna ile Rusya arasındaki ihtilafa barışçıl bir çözüm bulunması çağrısında bulunan veya NATO’nun bu ihtilafı desteklemesine karşı çıkan Batı’daki önde gelen isimleri karşı özel ve kamuya açık hedef listeleri tutan bir Anglo-Amerikan “açık kaynak istihbarat” (OSINT) yapılanması. Ukrayna’da faaliyet gösteriyor ancak merkezi Londra’da bulunuyor. Molfar-OSINT, yukarıda bahsi geçen diğer suikast timlerine kıyasla, Batı müesses nizamına derinlemesine yerleşmiş olmasıyla öne çıkıyor.
Yabancı “ortakların” listesi şunları içeriyor:
- İngiliz monarşisinin önde gelen savunma düşünce kuruluşu olan Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI);
- USAID ve CRDF-Global, USAID’in Molfar ile seminerler düzenlemesi ve CRDF-Global’in Molfar’ın Ukraynalı kamu görevlilerini ve Ukrayna istihbarat teşkilatı SBU’yu OSINT yöntemleri konusunda eğitmesi için ödeme yapması ve;
- European Endowment for Democracy (EED), adını ABD’deki meşhur National Endowment for Democracy’den alan ve AB Komisyonu ile AB üye ülkeleri tarafından finanse edilen bir kuruluş. Bu kuruluş 2013 yılında, skandal derecesinde Anglofil olan Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski’nin girişimiyle kuruldu.
Molfar’ın internet sitesinde müşterileri ve istihbarat raporlarının alıcıları olarak Batı’daki ana akım medyanın en seçkin isimleri listeleniyor: The Times of London, Reuters, The Economist, Financial Times, The Guardian, The Wall Street Journal, The New York Times, PBS, CNN, Foreign Policy, Newsweek, Forbes, Deutsche Welle, Kanadalı Globe and Mail ve İsrail’deki iş dünyası gazetesi Globes bunlardan birkaçı.
Molfar’ın CEO’su Starosyek Ukraynalı yayın kuruluşu Detector Media’ya yaptığı açıklamada, Molfar’ın savaş araştırmalarını Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşla ilgili güvenilir bir kaynak olarak yayımlayan ilk medya kuruluşunun Times of London olduğunu söyledi. Molfar’a göre Times’ın 22 Mart 2022 tarihli makalesinde bahsettiği “operasyonel soruşturma” aslında “dünyanın en saygın yayınlarından biri” olan thetimes.co.uk tarafından yaptırılmıştı [Times, Molfar’a Amerikalı araştırmacı gazeteci Max Blumenthal’in Ukrayna’nın savaş propagandasını çürüten bir makalesini çürütmesi için başvurmuştu].
Avrupa medya dergisi The Fix, Molfar’ın “kuruluş tarafından sağlanan bilgilere dayanarak Ukrayna hakkında yazılar yayımlayan dünyanın dört bir yanından yaklaşık bin gazeteciden oluşan bir tabana sahip olduğunu” bildiriyor. Gazetecilerin çoğu kuruluşun raporlarını kendi materyalleri için kaynak olarak kullanıyor. “Ancak medya kuruluşlarıyla ortak araştırmalar da yapılıyor”. Bir örnek: Molfar-OSINT raporuna atıfta bulunan 16 Ocak 2024 tarihli bir makalede Newsweek, “Ukrayna’daki savaşı yakından analiz eden Molfar’ın düzenli olarak savaş hakkında uydu fotoğraflarının yanı sıra derinlemesine raporlar sunduğunu” belirtmişti.
II. Şahısların ve askeri tesislerin hedef alınması
Molfar’ın internet sitesi, CCD gibi ekibinin de Ukrayna’daki sıkı Banderacı ve neo-Nazi aygıtının bir parçası olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, 2014 yılında Azak Taburu olarak kurulan ve aynı yıl Ukrayna İçişleri Bakanlığı bünyesine dahil edilen, açıkça neo-Nazi olan örgütün “yüksek motivasyonlu vatanseverler” olarak savunulduğu iki gönderide açıkça görülüyor. Ağustos 2022 tarihli bir yazıda küstahça “Azak neden terörist değil kahramandır?” deniyor; benzer bir yazıda ise Azak’ın kendini neo-Nazi olarak gururla tanımlamasına dikkat çeken herkes “Rusya propagandacısı” olarak nitelendiriliyor [Daha fazla arka plan için EIR’nin “Ukrayna’daki İngiliz imparatorluk projesi: Şiddetli darbe, faşist aksiyomlar” başlıklı makalesine bakınız].
Molfar, müfettişlerinin bazı soruşturmalarında Mirotvorets’in vurulacaklar listesini başlangıç noktası olarak kullandıklarını gizlemiyor [örneğin Herson’daki “hain” hikayesi].
Şubat 2022’den bu yana Molfar’ın savaşla ilgili askeri soruşturmaları çalışmalarının ana odağı haline geldi. Kendi ifadesine göre Molfar, Ukrayna devlet ve askeri kurumlarının yanı sıra Batılı medya ve istihbarat kurumları tarafından da soruşturmalar yürütmek üzere görevlendiriliyor. Foreign Policy’nin 2 Mart 2023 tarihli sayısında askeri hedeflere ulaşmadaki “öncü rolü” ile ilgili olarak Molfar’ın “Ukrayna istihbaratına ayda ortalama 15 eyleme geçirilebilir istihbarat raporu sağladığını iddia ettiği” belirtiliyor. Batı medya ağındaki diğer makalelerde olduğu gibi bu makalede de Molfar, Ukrayna ordusunun Rusya içinde ve yeni topraklarında saldırması için net hedefler geliştirmede mükemmel olarak tasvir ediliyor.
Buna paralel olarak Molfar, sözüm ona “Ukrayna’nın düşmanlarına” karşı hedef listeleri oluşturuyor. Hedefleri ve aileleri, nerede yaşadıkları, kimlerle sosyalleştikleri vs. hakkında kişisel bilgiler derliyor ve bunların sadece bir kısmını yayımlıyor.
Bugüne dek bu türden on bir liste yayımlandı. Bu listeler Rusya’daki güvenlik personelinin [FSB, GRU, vs.] listelerinden, ülkenin stratejik bombardıman uçaklarının üslendiği Saratov civarındaki Engels-2 hava üssünden uçan Rusyalı pilotların listelerine, “‘Şahid’ ve ‘Lancet’ insansız hava araçlarının üretiminde yer alan şahısların listesine” ve Rusya’ya karşı yaptırımları ihlal eden anlaşmalarda “muhtemelen” aracı olarak hizmet ettiği iddia edilen dünya çapındaki şirketlere kadar uzanıyor.
Molfar’ın Ukrayna’nın düşmanlarından hazırladığı bir diğer liste ise Ukrayna Ortodoks Kilisesinin üst düzey din adamlarından oluşuyor. Bu kilisenin yasaklanması çağrısında bulunurken, X hesabında paylaştığı, bu kilisenin dövülmüş bir din adamının fotoğrafı, başka yöntemlerin de kullanılacağını gösteriyor. Molfar CEO’su Starosyek, Detector Media’ya yaptığı açıklamada “İnsanlara intikam umudu veriyoruz,” dedi. Ukraynalılar suçluların “yakın gelecekte her şeyin bedelini ödeyeceklerini görüyorlar,” diye övündü.
III. “Yabancı propagandacılar”
On bir listeden biri “Rusya Federasyonu terör rejiminin yabancı propagandacıları” iddiasını içeriyor. Molfar’ın kamuya açık “Yabancı Rusya propagandacıları sicili”, aralarında Devlet Başkanları Luiz Inácio Lula da Silva [Brezilya] ve Cyril Ramaphosa [Güney Afrika], Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, Amerikalı senatörler Rand Paul ve U. Thomas Massie’nin de bulunduğu 153 önde gelen siyasetçi, gazeteci, iş insanı ve analisti listeliyor. Thomas Massie, Almanya vatandaşı ve Schiller Enstitüsü’nün kurucusu Helga Zepp-LaRouche, eski Slovakya Başbakanı Jan Carnogursky, Amerikalı gazeteciler Tucker Carlson, Jimmy Dore ve Max Blumenthal, eski BM silah denetçisi Scott Ritter ve 27 yıl CIA için çalışmış analist Ray McGovern ve diğerleri. Bu isimlerden 73’ü çeşitli gruplar halinde sadece 2024’e dahil edildi [Tam liste için bakınız].
Molfar, “Bizim işimiz, delilleri kullanmak ve yetkililerin dikkatini bu isimlerin faaliyetlerine çekmek,” diyor. Liste İngilizce olarak hazırlandı ve “yabancı Rusya propagandacılarının” çoğunun geldiği AB, ABD, Kanada veya diğer Batılı ülkelerin “yetkili makamlarına” iletilecek. Molfar, “uluslararası toplumun onların [güya propagandacıların] faaliyetlerine uygun şekilde yanıt vermediğinden” şikâyet ediyor ve yazılana göre, “kamu görevinden alınmalarını, yaptırım uygulanmasını ve suçlara kişisel katılımlarının soruşturulmasını” gerektiriyor.
Molfar, ayrıca hedefleri hakkındaki iftiraları geniş medya ağına da iletiyor. İngiliz Morning Star gazetesi 28 Temmuz 2022 tarihli bir haberinde muhabirinin “toplu e-posta” olarak gönderilen ve Max Blumenthal’in Kremlin tarafından finanse edildiği iddiasına ilişkin arka plan bilgilerini içeren bir basın bülteni aldığını açıkladı.
Molfar’ın 9 Şubat 2024’te Tucker Carlson’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği mülakata cevaben yaptığı Telegram paylaşımı, örgütün daha da kötü niyetli bir hedef peşinde olduğunu gösterdi: Tucker Carlson’ın çocuklarının fotoğraflarına ve kişisel bilgilerine bağlantılar yayımlandı.
Yeni hedefler geliştirilme aşamasında. 23 Şubat 2024’te Molfar, o dönemde Ukrayna’dan buğday ithalatına karşı başlatılan Polonyalı kamyoncu ablukasının liderlerinden Rafal Mekler ve mensubu olduğu Konfederacja partisine karşı bir başyazı yayımladı. Makalede, “Rafal Mekler ve Konfederacja partisinin çok sayıda üyesi Mirotvorets listesine çoktan dahil edildi,” deniyor. Meklar ve Konfederacja partisi, Hitler’in Waffen SS’lerinde görev yapan Ukraynalı kendini “milliyetçi” ilan edenler tarafından Volin’de Polonyalılara karşı gerçekleştirilen katliamı dünyaya hatırlatmaya cesaret ettikleri için “nefret vaizleri” olarak tasvir ediliyor.
Molfar bununla da kalmadı. Meklar’ın eşi ve çocuklarının isimlerinin yanı sıra özgeçmişi ve adresi de internet sitesinde yayımlanmakla kalmadı, bu profili Polonya basınına da göndererek onu Rusya casusu olmakla suçladı. Meklar kendisini savundu ve Polonya televizyon kanalı MN’ye şunları söyledi: “Benim ya da diğer siyasetçilerin yürüttüğü siyasi faaliyetler benim tek alanımdır. Ailemi baskı aracı olarak kullanmak terörist bir harekettir […] Çocuklarımın hangi okullara gittikleri, hangi ödülleri kimden aldıkları da dahil olmak üzere tüm detaylarını vermek tam bir barbarlıktır”.
[1] Yarı-otonom hükümet dışı örgüt. (ç.n.)
Dünya Basını
Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.
Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.
Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.
Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.
Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”
Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.
Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.
Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.
Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”
“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”
Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.
Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.
“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”
Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.
Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”
“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”
Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.
Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.
Dünya Basını
ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan

ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek; ortak planlama, ortak üretim ve ortak caydırıcılık gerektiriyor.
David Santoro, Nikkei Asia
David Santoro, merkezi Hawaii’de bulunan Pacific Forum’un başkanı ve CEO’sudur. Kuruluş, Hint-Pasifik bölgesinde ABD ile müttefiklerinin caydırıcılığını güçlendirmek amacıyla kamu ve özel sektör temsilcileri arasında diyaloğu kolaylaştıran yıllık Honolulu Defense Forum’u düzenlemektedir.
***
ABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan
Guam açıklarında kısa süre önce gerçekleştirilen Valiant Shield tatbikatları sırasında hedef alınan bir gemi Filipin Denizi’nin sularına gömülürken Pasifik genelinde sessiz bir zaferin yankısı duyuldu. ABD kuvvetleri ile bir Japon denizaltısı arasındaki kusursuz ve gerçek zamanlı hedef takibi sayesinde gerçekleştirilen saldırı, yalnızca bir ateş gücü gösterisi değildi. Aynı zamanda, dünyanın en vazgeçilmez ittifaklarından biri hâline gelen savunma ortaklığının ulaştığı düzeyi ortaya koyuyordu.
ABD-Japonya ittifakı onlarca yıl boyunca “kalkan ve mızrak” şeklindeki bir iş bölümüne dayanıyordu. Japonya Öz Savunma Kuvvetleri ana adaların savunma kalkanı görevini üstlenirken, ABD kuvvetleri taarruz mızrağını kullanıyordu. Ancak çok sayıda kriz noktasının aynı anda ortaya çıkmasıyla bu çerçeve değişmeye başladı. Özellikle Başbakan Sanae Takaichi döneminde Tokyo tarihî bir yön değişikliğine giderek savunma bütçesini gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2’sine doğru hızla artırdı, savunma ihracatına ilişkin düzenlemeleri gevşetti ve uzun menzilli karşı saldırı kabiliyetleri edinmeye başladı.
Bu değişim temel bir gerçeği ortaya koyuyor: ABD ile Japonya’nın güvenliği artık birbirine sıkı biçimde bağlı. Japonya, giderek daha düşmanca hâle gelen bir bölgede ayakta kalabilmek için ABD’nin savunma şemsiyesine güveniyor. ABD ise Tokyo’daki dayanak noktası olmadan güç yansıtamaz, müttefiklerini savunamaz ve özgür ve açık bir Hint-Pasifik düzenini sürdüremez.
İki ülkenin tam anlamıyla sağlam bir caydırıcılık oluşturabilmesi için artık altı adım atması gerekiyor.
İlk olarak, Japonya’da konuşlandırılacak kalıcı ve birleşik bir müşterek görev kuvveti kurulmalıdır. Modern çatışmalar bunu zorunlu kılıyor. Hipersonik silahlar, siber savaş veya elektronik karıştırmadan kaynaklanan tehditler, perde arkasında yürütülecek koordinasyona zaman bırakmıyor. Bu nedenle ittifak, Japonya’nın yeni Müşterek Harekât Komutanlığı ile ABD’nin Japonya’daki Kuvvetlerini birleştirerek müşterek kuvvet harekât karargâhına dönüştürmelidir. Bu komutanlık ayrıca pasif savunmadan taarruzi bir duruşa geçmeli; ABD Siber Komutanlığı’nın “ileri savunma” operasyonlarını, Japonya’nın gelişmekte olan Aktif Siber Savunma yetkisiyle uyumlu hâle getirerek bir çatışma başlamadan önce yabancı ağlar içindeki düşman yazılımlarını etkisizleştirmelidir.
İkinci olarak ittifak, Japonya’nın yerli savunma sanayisinin kapasitesi ve dayanıklılığı üzerine inşa edilmelidir. ABD’nin sanayi altyapısı tedarik kısıtlarıyla karşı karşıyayken ittifak, Japonya topraklarında ortak üretimi artırmak için Savunma Sanayii İşbirliği, Tedarik ve İdame Forumu’ndan yararlanmalıdır. İlk aşamada üretim, Patriot ve SM-3 füzelerinin ötesine taşınarak taarruz amaçlı Gelişmiş Orta Menzilli Havadan Havaya Füzeleri ve “işbirlikçi muharip hava araçları” olarak adlandırılan insansız hava araçlarını da kapsamalıdır. İttifak ayrıca ABD’nin hedefleme kapasitesini Japonya’nın karşı saldırı yetenekleriyle birleştiren ve fırlatma platformlarını ateş açmadan önce vurmayı amaçlayan “okçuyu vur” stratejileri aracılığıyla entegre bir hava ve füze savunma sistemine yönelmelidir. Dahası, ilk saldırıdan sağ çıkabilmek için eski üsler güçlendirilmeli ve güneybatıdaki Ryukyu Adaları boyunca dağınık, çift kullanımlı limanlara ortak yakıt ve mühimmat önceden konuşlandırılmalıdır.
Üçüncü olarak Pentagon, Japonya’nın dünya standartlarındaki tersanelerini ABD Donanması’nın lojistik sistemine entegre etmelidir. Yıpranmış veya savaşta hasar görmüş ABD savaş gemilerinin bakım için binlerce kilometre uzaktaki ABD ana karasına geri gönderilmesi ciddi bir zafiyet yaratıyor. Japonya’daki özel tersanelerin ABD savaş gemilerinin bölgede bakım ve onarımını yapmasına izin verilmesi, müttefik kuvvetleri harekâta hazır tutacak ve ön cephedeki varlıklarını artıracaktır. Bu adım aynı zamanda kapasitesini aşmış ve iş yükü birikmiş ABD tersaneleri üzerindeki baskıyı da azaltacaktır. Bunun işleyebilmesi için Washington, ABD’de ana limana bağlı gemilerin yurt dışında onarılmasını sınırlayan eski yasal kısıtlamaları kalıcı olarak ortadan kaldırmalıdır.
Dördüncü olarak, rakipler nükleer cephaneliklerini genişletirken ABD’nin güvenlik garantisi yeniden sağlam bir zemine oturtulmalıdır. Genişletilmiş Caydırıcılık Diyaloğu kapsamında, hızlı gelişen ve çok alanlı tırmanma senaryolarını canlandıran giderek daha karmaşık masa başı tatbikatları yapılmalı; böylece Washington ve Tokyo’daki karar alıcıların tam bir uyum içinde hareket etmesi sağlanmalıdır. Bu ikili çekirdek daha geniş bir ağa da bağlanmalı; Güney Kore ile ortak bir cephenin temelini oluşturmalı, Japonya’nın AUKUS’un ikinci ayağındaki teknoloji paylaşımına katılımını genişletmeli ve ABD-Japonya-Filipinler deniz cephesini sağlamlaştırmalıdır.
Beşinci olarak askerî hazırlık, güçlü bir ekonomik güvenlik çerçevesiyle desteklenmelidir. İttifak, kritik mineraller, yarı iletkenler ve yapay zekâ ile kuantum bilişim gibi ileri düzey çift kullanımlı teknolojiler için güvenli ve entegre tedarik zincirlerini birlikte geliştirmelidir. Bu sektörlerde risklerin azaltılması, ortakları yıkıcı ticaret uygulamalarından ve uzun süreli bir savunma sürecinde kararlılığı aşındırmayı amaçlayan silahlaştırılmış karşılıklı bağımlılıktan koruyacaktır.
Son olarak ittifak, uzun vadeli düşünme kültürünü kurumsallaştırmalıdır. Washington ile Tokyo arasındaki bugünkü uyum, yeni ve öngörülemeyen sınamalar ortaya çıktığında iki başkentin aynı çizgide kalacağının garantisi değildir. Caydırıcılık birden fazla kuşağı kapsayan bir proje olduğundan ittifak, yeni nesil stratejistleri ve saha uygulayıcılarını yetiştirmelidir. Bugünden stratejik diyalog mekanizmalarının kurulması, ikili burs programlarının ve ortak simülasyon merkezlerinin genişletilmesi, geleceğin insan kaynağının yarının askerî donanım kapasitesine denk olmasını sağlayacaktır.
ABD-Japonya ittifakı, eşitler arasında daha dengeli bir ortaklığa dönüşüyor. Tokyo artık küçük ortak değil, bölgesel güvenliğin mimarlarından biridir. Washington ve Tokyo bu ilave adımları kalıcı hâle getirerek Hint-Pasifik’te saldırganlığın maliyetini göze alınamayacak kadar yükseltecektir.
Dünya Basını
Glazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2

Putin’in eski ekonomi danışmanı, meşhur Rus iktisatçı Sergey Glazyev’in Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenlerini ele aldığı yazı dizini Hazal Yalın iki bölüm halinde çevirdi. İkinci bölüm:
Glazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Şunu da belirtmek gerek: dost-olmayan ülkelerdeki toplum bilincinde, Dostoyevski’den Danilevski’ye ve Prohanov’a ve Naroçnitskaya’ya[1] kadar, insan ruhunu ve Rusya ile Avrupa arasındaki karşılıklı ilişkilerin tarihini en iyi bilenlerimizin teşhis koymaya çalıştığı tuhaf bir patolojiyle de karşılaşıyoruz. Belki de, açıklaması ancak Bilimler Akademisi’nden Fomenko’nun tarihi rekonstrüksiyonlarında veya Klyosov’un[2] DNA-soykütüğünde bulunabilecek türden, batı Avrupa’nın son derece derin arketipleriyle karşı karşıyayızdır. Ancak, nedenlerin açıklanmasından bağımsız olarak, Anglosaksonların ve Katoliklerin örtük rusofobisi, Rusya’yı ezme fırsatı gördükleri her defasında kendisini ortaya koyar. Bu nedenle, siyasi ilişkilerin en yüksek seviyesinde bizi aldatmaya çalışmalarına şaşırmamak gerekir. Bu makale dizisinin daha önceki bölümlerinde gösterilmiş olduğu gibi, yalan, Anglosaksonların en sevgili silahıdır ve onun yardımıyla düşmanlarının davranışlarını, hatta reflekslerini yönlendirecek derecede manipüle ederler. Ayrıca bizi bile isteyen yanılgıya sevk ettiklerini de kabul etmek gerekir; çünkü bize baktıklarında bilinçaltında, yok etmeyi arzuladıkları bir tehdit görürler. Batı ülkelerinde toplum bilincinin bu hususiyeti ve iktidardaki elitin niyetlerini dikkate almak gerekir; bu elitin her temsilcisi koynunda hep bir taş saklar ve cezasız kalacağını hissettiği anda bu taşı indirmeye hazırdır. Dört yıldır kendi menfaatleri ve zevkleri için bunu yapıyorlar, Ukrayna’da kendi yetiştirdikleri Rus-düşmanı nazi rejimine para yağdırıyor, silahlandırıyor, navigasyon sağlıyor, Rus nüfusuna karşı soykırım için teşvik ediyorlar.
Ne yazık ki bu analizden çıkan sonuçlar iç açıcı değildir. Hibrit dünya savaşı, objektif nedenlerinin aşınmasına rağmen, esas itibariyle, dost-olmayan ülkelerin iktidardaki elitlerinin zayıflık olarak algıladığı bizim itidalimiz yüzünden devam ediyor. Kendi halklarının objektif menfaatlerine aykırı olarak Ukrayna çatışmasına yaptıkları harcamaları artırıyorlar ve militarizasyon siyaseti yoluna da girmiş bulunuyorlar. Bunlarla aklıselimle ve uluslararası hukuka dayanarak anlaşmaya çalışma girişimleri yararsız olmakla kalmıyor, bunlara bizi manipüle etme ve bir sonraki darbeyi indirmek için durumumuzu zayıflatmak amacıyla yanılgıya sürükleme fırsatı da veriyor. Demek ki savaşın devam etmesinin temel nedeni, bizim barışı ve uluslararası hukukun yeniden tesisini hedeflememiz, düşman tarafından bizi aldatma ve kapitülasyona zorlama fırsatı olarak algılanan uzlaşma arayışlarına hazır oluşumuzdur. NATO stratejistleri ve onların Ukraynalı kuklaları ceza görmeyeceklerinden eminler ve artık kırmızı çizgileri aşmaktan korkmuyorlar. Bunları, Rusya halkına karşı işlenen suçlara hak ettikleri cevabı vermeden durdurmak mümkün değil. Bizim yumuşaklığımız ve anlaşma çabalarına hazır oluşumuz, batı ülkelerinin liderlerini, bize karşı son Ukraynalıya varıncaya kadar, ölenlerin yerini de dünyanın dört bir yanından toplanan paralı askerlerle doldurarak savaşmak için kışkırtıyor. Bu savaşın mantığı giderek daha sert bir hale geliyor: ya onlar Rusya’yı yok edecekler, ya da biz onları ezeceğiz. Bunu ne kadar geç yaparsak kayıplarımız o kadar büyük olacak. Bu yüzden, düşman, Rusya’ya karşı işlediği her bir suç için asla geri adım atılmadan cezalandırılmalıdır.
Bu cezalar neler olabilir? Örnek olarak İran’ın Amerikan-İsrail saldırganlığına “göze göz dişe diş” prensibine göre verdiği cevap gösterilebilir. Bu seçenekte, dost-olmayan ülkelerde üretilen ve bize karşı kullanılan her dron ve füze saldırısına karşılık onların askeri ve altyapı tesisleri vurulmalıdır. Rusya’ya ait her batırılan yahut el konulan tankere karşılık da simetrik cevap verilerek AB’ye enerji kaynakları ithalatı bloke edilmelidir. Elbette, korsanlık ve terörizm bizim yolumuz değildir, bunlar bizim geleneksel değerlerimizle bağdaşmaz. Ama Anglosaksonların neandertal bilinçaltı, öyle görünüyor ki, sadece bu tür arkaik etkileşim yöntemlerinden anlıyor.
Diğer bir örneği de İsrail ve ABD gösteriyorlar: karar alma merkezlerinin ve düşman elebaşılarının yok edilmesi. Bu seçenekte, Rusya’ya düşman bütün güçlerin liderleri, uyruklarına bakılmaksızın, vurma menzilimize girer girmez hedef alınmalıdır. Bu meyanda kendimizi aldatmamalıyız; esas karar alma merkezleri Ukrayna sınırlarının dışındadır. Almanya’daki meşum Amerikan askeri varlığı, esas olarak, Ukrayna silahlı kuvvetlerinin hedeflerini tayin eden ve operasyonel eylemlerini yöneten bilişimcilerden oluşmaktadır. Batıda eğitilmiş Ukraynalı gazeteciler, yabancı küratörlerin rehberliği altında, Ukrayna’nın toplumsal bilincinde Ruslara karşı nefreti körüklüyorlar; terörize edilmiş öğretmenler ise NATO ülkelerinde yazılmış ders kitapları ve müfredat kılavuzları doğrultusunda Rus düşmanlığını büyütüyorlar. Bize karşı savaşı planlayan ve yönlendiren inanmış rusofoblar ile zorla seferber edilmiş, ahmaklaştırılmış, korkutulmuş ve boğazlanmaya gönderilmiş Rus insanlarının oluşturduğu dağınık sürüye karşı farklı tutumlar takınmak gerek. İnsan kendisine vuran değneği değil onu idare eden kafayı ısırmalı.
Üçüncü seçenek, düşmanın enformasyon teknolojileri ve iletişim sistemlerindeki üstünlüğünü nötralize etmek için elimizdeki etkili silahların kullanılmasıdır. Bu, karadaki ve deniz dibindeki iletişim hatlarının kesilmesini, veri merkezlerinin çalışmasının tahrip edilmesini, düşmanın uçan istihbarat ve keşif cihazlarının ülke menşeine bakılmaksızın vurma menzilimizde imha edilmesini, düşmanın telekomünikasyonunun temelini teşkil eden meşum Starlink grubu da dahil olmak üzere uydu bağlantılarının devre dışı bırakılmasını içerebilir. Amerikalı ve Britanyalı hedef belirleyicilerden, planlamacılardan ve analistlerden yoksun kalacak Ukrayna silahlı kuvvetleri kör olacak ve sistematik muharebe harekatı düzenleme kabiliyetini kaybedecektir. Bunun için gerekli silahlar tam olarak konvansiyonel olmayabilir. Ama ABD, füzeleri ve dronları Rusya’yı vurmak için yönlendirmek üzere kendi kozmik sistemlerini zaten sunuyor ve böylelikle, uluslararası yükümlülüklerini ihlal ederek, bize karşı askeri eylemler için uzayı da fiilen kullanıyor.
Burada, kimi pervasız kafaların ve keza uzmanlarımız ve medya grupları arasındaki herkes tarafından bilinen batı nüfuzu ajanlarının boyuna çağrısını yapıp durdukları, Ukrayna topraklarındaki hedeflerin vurulması için nükleer silahların kullanılması seçeneğini mülahaza ediyor değiliz. Belki de bu provokasyonlar, düşmanın Ukrayna’ya benzer imha vasıtaları yahut bunların üretilmesi için teknolojiler sağlamasını haklı çıkarmak için yapılıyordur. Ukrayna topraklarında nükleer enerji tesisleri bulunduğunu ve bunun için de yeterince kalifiye mühendisler ve bilim insanlarının çalışmakta olduğunu unutmayalım. Belli ki Rus Dünyasının düşmanları, bu dünyanın nükleer bir iç savaşta yok olması için can atıyorlar.
NATO’nun içeriden çökertilmesi ve AB ülkelerinde aklıselim sahibi, sorumlu ve kendi devletlerinin milli menfaatlerini savunan insanların iktidara getirilmesi seçeneğini mülahaza ediyor da değiliz. Başka ülkelerin iç işlerine müdahale, uluslararası hukuk tarafından engellenir. Ancak müdahalesizlik de, birçok sosyalizm-sonrası ülkede ve bir dizi post-Sovyet cumhuriyetinde yeterince açıklıkla görüldüğü gibi, taraftarlarımıza karşı baskı ve Rus nüfununa karşı soykırıma yol açıyor. Bu yolu seçerken, AB ve NATO’da milli egemenliğe sahip hiçbir devlet olmadığını akılda tutmak gerekir. Bunların Avrupalı üyelerini, Amerikan istihbaratının ve ABD’den kontrol edilen medyanın manipüle ettiği sorumsuz bir Avrupa bürokrasisi yönetiyor. “Derin devletin” iktidar organlarını ezme stratejisine devam ettiği ABD dahil batı ülkelerinin iktidardaki elitlerinin çekirdeğini teşkil eden büyük sermaye ve mali oligarşiden ise bahsetmeye bile gerek yok.
Bu makalenin başına dönersek, küresel ekonomik ve teknolojik yapıların barışçıl yer değiştirmesi umutlarının gerçekleşmediğini kabul etmeliyiz. Bugün artık son bulmakta olan yüzyıllık sistemik sermaye birikim döngüsü boyunca dominant olmuş bir ülkenin iktidardaki eliti, tıpkı daha önce olduğu gibi, bir dünya savaşı başlattı. Bu savaş, tıpkı geçtiğimiz yüzyıl 1930’lardaki büyük depresyon veya 1970 ve 1980’lerdeki resesyon dönemlerinde olduğu gibi, yeni teknolojik yapının üretiminin ve bu temelde ekonominin modernizasyonunun hızlandırılmış gelişmesi karşısında ekonomik aktivitedeki düşüşün üstesinden gelinmesinin vasıtası olarak hizmet ediyor.
Öyle görünüyor ki batı ülkelerindeki liberal-demokratik yönetim modeli, yeni bir uzun ekonomik dalgaya binmek üzere yeni bir teknolojik yapıya geçiş için kaynakların mobilizasyonunu savaş-dışı yollarla sağlamayı başaramıyor. Bizse her halükarda bu noktadan yola çıkmalıyız ve bir yanda dünya ekonomisindeki yapısal değişikliklerin objektif yasalarının, diğer yanda ise bize karşı NATO’da birleşmiş olan batı ülkelerinin yeni bir savaşına yol açmış bulunan sübjektif sosyal ve psikoloji faktörlerin karşılıklı çatışan etkileşimini tespit etmeliyiz.
Yürütülen para-kredi siyasetinin neden olduğu teknolojik geri kalmışlığımızı da hesaba katarsak, bu savaşta zamanın bizden yana olduğunu düşünmek saflık olur. Yeni teknolojik yapıya geçmek için en uygun dönemi kaçırmış bulunuyoruz; enerji kaynakları ve diğer hammadde emtiasından elde edilen ve bir trilyon doların üzerindeki kısmı dost-olmayan ülkelerde kalan süper kârı da bunun için kullanamadık. Onlar şimdiden bu yapının yükseliş fazına girdiler ve bize karşı savaşı da yeni teknolojileri geliştirmek, bunlara olan talebi teşvik etmek için kullanıyorlar. Bize karşı savaşın her bir günü, bu savaşın başlıca kundaklayıcılarının (ABD ve NATO yönetimin gerçek siyasetini yönlendiren bilişimci teknokratlar) kudretini artırıyor. Batı ülkelerinin gücünün bize karşı savaşta tükeneceğini sanmak yanlıştır. AB’de geleneksel sektörlerin ve eski üretimlerin durumu kötüleşiyor, ancak Amerikan bilişim devleri bu savaştan kazanç sağlıyor.
Yürütülmekte olan para-kredi siyaseti çerçevesinde ülkede bulunan kaynakların zafere erişmek için seferber edilmesi mümkün değildir; bunun sonucu, dış ticari ilişkilerimizde eşitsizlik de büyüyor. Parça ve teçhizat ithalatı için gitgide daha çok ödeme yapmak gerekiyor. Reel sektörden mali sektöre sermaye çıkışı artıyor, yurtdışına sermaye ihracı da devam ediyor. Bunun sonucu olarak yatırım aktivitesi düşüyor ve teknolojik geri kalmışlık büyüyor, bilimsel-teknik potansiyelimiz değersizleşiyor. Hiçbir şekilde mazur görülemeyecek sert ve ilkel para-kredi siyaseti yüzünden iş faaliyetlerinin bloke edilmesi, savunma kabiliyetimizi de olumsuz etkiliyor.
Dost olmayan ülkelerin iktidardaki elitinde, Ukrayna’da yürütülen savaşın onları güçlendirdiği bizi ise yıprattığı görüşü hasıl oluyor. Bu da onların saldırganlığını körüklüyor. Bu saldırganlığı söndürmek için, öncelikle, yukarıda söylendiği gibi, Rusya’ya karşı savaş suçlarında ve Ukrayna’daki Rus nüfusunun soykırımında suçluları cezalandırmak şarttır. Ve ikincisi, yeni küresel ekonomik düzen kurumlarını esas alarak çağdaş bir yönetim sistemini kurmak yoluyla yeni teknolojik yapı temelinde ileri bir ekonomik kalkınma siyasetine geçmek gereklidir. Bu konuda, serinin diğer makalelerinde birçok şey söylenmişti.
Ama diğer taraftan, İran körfezindeki savaşın yol açtığı enerji krizinin halihazırdaki devasa türev balonunu ve dolara dayalı mali sistemin çöküşünü tetikleyeceği umuduyla hiçbir şeyi değiştirmeyebiliriz de. Bunun nasıl olacağını dizinin diğer bölümlerinde ele alacağız. Ama bu “devekuşu pozisyonu”, Rus Dünyasını kurtarmak için zaruri olan ve önerdiğimiz ileri ekonomik kalkınma stratejisine geçmeden mümkün olamayacak zaferi kazanmamıza izin vermeyecek.
[1] Dostoyevski, malum. İgor Danilevski, tarihçi (1953 doğumlu); Aleksandr Prohanov tarihçi ve yazar (1938 doğumlu); Nataliya Naroçnitskaya tarihçi (1948 doğumlu).
[2] Anatoliy Fomenko, 1945 doğumlu; Anatoliy Klyosov (1946 doğumlu).
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü










