Bizi Takip Edin

Asya

Çin, 2035’te ABD ve Rusya’nın nükleer gücüne ulaşabilir

Yayınlanma

Çin’in önümüzdeki yıllarda askeri harcamalarını artırarak 2035’te ABD ve Rusya’nın nükleer gücüne ulaşması bekleniyor. İktisadi ve demografik zorluklara rağmen, Çin’in sürdürülebilir büyüme potansiyeli ve küresel etkisi artmaya devam edecek.

Önümüzdeki yıllarda Çin, askeri harcamalarını artırarak üçüncü nükleer süper güç olma yolunda ilerlemeye devam edecek.

Pekin, 2035 yılına kadar Rusya ve ABD’nin stratejik nükleer cephanelik seviyesine ulaşabilir. Bu sonuç, Rusya Bilimler Akademisi Çin ve Modern Asya Enstitüsü tarafından hazırlanan Çin-2049: Fütürolojik Analiz başlıklı raporda yer alıyor. Rapor, bu hafta içinde geniş bir kitleye sunulacak.

Raporda, önde gelen Rus Çin uzmanları, Çin’in 2049 yılına kadar ekonomik ve dış politika alanındaki gelişim trendlerini analiz ederek, Pekin’in küresel arenadaki yerinin nasıl evrilebileceğini ve mevcut perspektifler ışığında Rusya için en uygun stratejinin ne olabileceğini ele alıyor.

Raporun yazarları, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı olan 2049’u, hem mevcut eğilimlerin geleceğe dair genel yönelimleri gösterebileceği kadar yakın, hem de bu yönelimler hakkında çok yönlü tartışmalar yapılabilecek kadar uzak bir tarih olarak belirlediklerini ifade ediyor.

Ekonomik zorluklar

Çin, birkaç yıldır resmi olarak ABD’nin ardından dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumunda. Raporda, bu Asya ülkesinin iktisadi gelişiminin önündeki iç ve dış zorluklar ele alınıyor.

İç zorluklar arasında, iç tüketim tabanının zayıflığı ve büyüme hızının yavaşlığı yer alıyor (son yıllarda Çin’in GSYİH’sindeki bireysel tüketim payı yüzde 40 ila 45 civarında, örneğin Brezilya veya Hindistan’da bu oran yüzde 60’a yakın).

Çin’in iktisadi gelişimini zorlaştıran ikinci sorun ise demografik yapı. Hızlı yaşlanan nüfus, düşük doğum oranı ve çalışma çağındaki nüfusun azalması, ülkenin ekonomik büyümesini engelleyen faktörler olarak öne çıkıyor. Ayrıca, doğal kaynakların sınırlılığı, bölgesel dengesizlikler (Çin’in sahil bölgeleri ile iç ve batı bölgeleri arasındaki gelişmişlik farkının yanı sıra, güney ve kuzey eyaletleri arasında da bir ayrışma belirginleşiyor) ve temel araştırmalar alanındaki gerilik, ekonomik büyümeyi yavaşlatan diğer etkenler.

Bu tabloya, dış zorluklar da ekleniyor: Küreselleşmenin gerilemesi, uluslararası ticarette korumacılık eğilimlerinin artması ve Batı’nın Çin’i teknolojik olarak izole etme çabaları, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a gelmesiyle daha da güçlenecek.

Ancak raporun yazarları, “İç sorunlara ve Çin’i sınırlama yönündeki artan dış baskıya rağmen, Çin ekonomisi hala büyük bir direnç ve sürdürülebilir büyüme potansiyeli taşıyor,” sonucuna varıyor.

Kommersant gazetesinin aktardığına göre yazarlar, Çin ekonomisinin muhtemelen yeni bir seviyeye ulaşarak “yüksek kaliteli kalkınma” modeline geçebileceğini belirtiyor. Çin yönetiminin planlarına göre, 2049 yılına kadar ülke, “Çin tarzı modernizasyonu” tamamlayarak “zengin, güçlü, demokratik, medeni, uyumlu bir sosyalist güç” haline gelecek.

Daha yüksek, daha uzak, daha güçlü

Çin’in savunma alanındaki yeteneklerinin önümüzdeki yıllarda artmaya devam edeceği öngörülüyor. Uzmanlara göre, Çin, şu anda “yüksek seviyeli stratejik caydırıcılık sistemi” oluşturma politikası izleyerek, on yıl içinde üçüncü nükleer süper güç olarak tam anlamıyla konumunu sağlamlaştıracak.

Pekin, kıtalararası balistik füze cephaneliğini en az üç temel tipte (DF-31, DF-41, DF-5) ve giderek daha modern modifikasyonlarla genişletmeye devam edecek.

Raporda, “Bu tür silahların geliştirilmesi, Çin’in nükleer cephaneliğini önemli ölçüde ve hızla artırma planlarına işaret ediyor. Bu durum, Çin’in 2035 yılına kadar Rusya ve ABD’nin stratejik nükleer cephanelik seviyesine ulaşmasını mümkün kılabilir. Bu tarihte Çin’in yaklaşık 1500 nükleer savaş başlığına sahip olacağı tahmin ediliyor,” deniyor.

Çin’in okyanus filosundaki hızlı gelişim sayesinde, şu anda yeni savaş gemilerini hizmete alma konusunda lider olan ülke, küresel çıkarlarını güç kullanarak koruma konusunda daha büyük imkanlara kavuşacak.

Uzmanlar, 2049 yılına kadar Çin Donanması’nın ABD Donanması ile karşılaştırılabilir bir savaş potansiyeline ulaşabileceğine inanıyor.

Ayrıca, Çin yönetimi, dünyanın çeşitli bölgelerinde sürekli bir varlık sağlamaya odaklanacak: “Şu anda Çin, yalnızca Cibuti’de bir yabancı askeri üsse sahip, ancak gelecekte Batı Afrika kıyılarında ve Orta Doğu’da Çin üslerinin ortaya çıkması beklenebilir.”

Bununla birlikte, Çin’in gelecekteki yabancı askeri varlığının boyutlarının, ABD’nin mevcut küresel askeri varlığı ile karşılaştırılabilir olması pek mümkün değil.

Son olarak, önümüzdeki çeyrek yüzyılda Çin, yapay zeka, lazer ve elektromanyetik silahlar ile hipersonik teknolojiler gibi gelecek vaat eden askeri teknoloji alanlarında liderlik peşinde koşacak. Uzay ise Pekin ile Washington arasındaki rekabetin ana alanı olmaya devam edecek.

Çin’in dünyadaki yeri ve Rusya’nın seçenekleri

Raporda, Çin’in 21. yüzyılın ortalarında küresel arenada nasıl bir tutum sergileyeceğine dair en önemli sonuçlardan biri, ülkenin ekonomik istikrarı dış politikasının temel unsuru olarak görmeye devam edeceği ve başarılı ekonomik büyümenin uluslararası etkisinin temel dayanağı olacağı yönünde.

Aynı zamanda Pekin, kendisini Küresel Güney’in lideri olarak görüyor ve bu bölgedeki etkisini, iktisadi teşviklerin yanı sıra yaptırımlar yoluyla baskı politikası uygulayarak genişletmeyi planlıyor.

Çin ve ABD arasındaki “dünyanın en önemli ilişkisine” gelince, yazarlar, Pekin ile Washington arasındaki rekabetin devam edeceğini, ancak yüzyılın ortalarında bile tam bir kopuş yaşanmayacağını belirtiyor.

Bunun nedeni, Çin’in esnek davranmaya devam ederek açık çatışmalardan kaçınması ve uzlaşma arayışı içinde olması, ancak aynı zamanda Batı kampındaki çelişkileri kendi lehine kullanmaktan da vazgeçmemesi.

Moskova ile ilişkilerde ise Pekin, “stratejik esneklik ve ileri görüşlülüğü koruyarak, Rusya’yı bir müttefik olarak tanıyacak ve kuzey sınırındaki güvenliğe büyük önem verecek.” Bununla birlikte, Pekin, Moskova’ya karşı aşırı derecede bağlayıcı taahhütlerden kaçınacak.

Özellikle, son birkaç yıldır uzmanların ve medyanın gündeminde olan iki ülke arasında resmi bir askeri ittifak oluşturulması, ancak büyük çaplı bir savaş durumunda mümkün olabilir.

Rus Çin uzmanları, önümüzdeki yıllarda Çin’in hangi gelişim senaryosunun en olası ve Rusya için en faydalı olacağına dair bir tahminde de bulunuyor.

Bu konudaki sonuç şu: En muhtemel senaryo, Çin ile Batı arasında kontrollü bir rekabetin sürmesi olacak. Bu bağlamda Rusya, Batı’dan gelen tehditleri bertaraf etmek için Pekin ile kapsamlı işbirliğini derinleştirmeli, aynı zamanda diğer Batı-dışı güç merkezleriyle etkileşimi aktif olarak geliştirmelidir.

Raporda, “Çok taraflı diplomasiye yönelik tutarlı bir politika ve küresel girişimlere katılım, izolasyondan kaçınmaya ve devam eden rekabet koşullarında egemenliği güçlendirmeye yardımcı olabilir. Bu tür bir strateji, Rusya için genel olarak en uygun seçenek olacaktır,” deniyor.

Öte yandan, Çin’in zayıflaması ve Batı’nın güçlenmesi, ya da Çin’in ABD ve müttefiklerini açık ara geride bırakması (birinci senaryo uzmanlara göre en az olası, ikincisinin olasılığı ise biraz daha yüksek), Rusya’nın çıkarlarına uygun değil.

Raporda, “Çin’de yaşanacak bir kriz, hem Rus ekonomisi hem de güvenliği için ciddi sorunlar yaratırken, Çin’in zayıflaması, Rusya’nın güçlenen Batı karşısında önemli bir destekten mahrum kalmasına neden olabilir,” ifadeleri yer alıyor.

İkinci senaryonun gerçekleşmesi ise Rusya için hem fırsatlar hem de sorunlar yaratacak.

Raporda, “Çin’in tek küresel lider olarak nasıl davranacağı tam olarak belli değil. Çin yönetiminin açıklamalarına göre, küresel sistemde hegemonya kurma planları yok. Ancak ülkenin elitleri arasında milliyetçi eğilimler de mevcut ve bu eğilimler, ülkeye duyulan gurur arttıkça daha da güçlenebilir. Bu durum, Çin’in komşularıyla, Rusya da dahil olmak üzere, ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Bu koşullarda, Rusya’nın dış politikada tek taraflı olarak Pekin’e bel bağlama eğilimi, tek taraflı bir bağımlılığa dönüşebilir,” uyarısı yapılıyor.

Asya

Güney Kore’den Ukrayna’ya Kuzey Koreli esirler için özür ültimatomu

Yayınlanma

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e nakledildiğini açıklayan Ukrayna’nın gizlilik anlaşmasını ihlal ettiğini belirterek Kiev yönetimini resmi özür dilemeye çağırdı. Ukrayna tarafının anlaşmayı inkar ettiğini belirten Lee, olguların kabul edilmemesi halinde karşı adımlar atılacağını duyurdu.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e teslim edildiğini kamuoyuna duyurarak gizlilik mutabakatını ihlal ettiğini belirtti.

Lee, Kiev yönetiminin olguları kabul etmemesi ve kamuoyu önünde özür dilememesi halinde ülkesinin karşı adımlar atacağını açıkladı.

X hesabı üzerinden açıklamada bulunan Lee, esirlerin iadesi sürecinde Ukrayna tarafının gizlilik talep ettiğini, Seul’ün de bilgilerin açıklanmaması yönünde anlaşmaya vardığını kaydetti. Lee, Ukrayna’nın bu mutabakatı tek taraflı olarak bozduğunu ifade etti.

“Ukrayna bizi yalancı durumuna düşürdü”

Gelişmeler karşısında nezaket çerçevesinde üzüntülerini ilettiklerini belirten Güney Kore Devlet Başkanı, Ukrayna tarafının varılan mutabakatı inkar ederek kendisini yalancı durumuna düşürdüğünü savundu.

Lee, Seul’ün anlaşmanın kabul edilmesini ve özür dilenmesini istemesi üzerine Kiev’in Kuzey ve Güney Kore arasında kaçınılmaz bir çatışma senaryosundan söz ettiğini ve “Kore Yarımadası’nda savaşı kışkırtmaya çalıştığını” öne sürdü.

Lee, açıklamasında “Ukrayna’nın eylemlerinden ciddi üzüntü duyuyoruz. Olguları kabul etmeyi ve kamuoyu önünde özür dilemeyi reddetmeyi sürdürürlerse yeni adımlar atacağız. Bu, Kore Cumhuriyeti vatandaşlarının ve devletinin onur meselesidir, görmezden gelemeyiz” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy esir teslimini BM kürsüsünden duyurdu

Tartışma, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin 23 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayla başladı. Zelenskiy, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli askeri esiri Güney Kore’ye teslim ettiğini açıkladı. Lee Jae-myung bu açıklamaya sosyal medya üzerinden tepki göstererek, Ukrayna’yı gizlilik anlaşmasını çiğnemekle suçlamış ve durumu “utanç verici” olarak nitelendirmişti.

Buna karşılık Ukrayna Devlet Başkanlığı Danışmanı Dmitro Litvin, Seul ile Kiev arasında esir takasına ya da teslimine ilişkin herhangi bir gizlilik anlaşması bulunmadığını ileri sürdü. Reuters’ın aktardığına göre, bu açıklamanın ardından Güney Kore Dışişleri Bakanlığı 28 Eylül’de Ukrayna’nın Maslahatgüzarı Andriy Veşkin’i bakanlığa çağırarak diplomatik protesto iletti.

Moskova esir transferine ilişkin bilgisinin olmadığını belirtti

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Kuzey Koreli savaş esirlerinin teslimine dair ellerinde bir bilgi olmadığını açıkladı. Esir konusunun Rusya Savunma Bakanlığı ve istihbarat servislerinin yetkisinde olduğunu aktaran Peskov, istihbarat kanalları üzerinden temasların sürdüğünü kaydetti.

Rusya ile Kuzey Kore, Ukrayna ordusunun Ağustos 2024 başında sınır bölgelerine girdiği dönemde Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamıştı. Kuzey Kore birlikleri Kursk bölgesindeki çatışmalarda yer alırken Rusya Genelkurmay Başkanlığı, bölge topraklarının 2025 ilkbaharında Ukrayna ordusundan tamamen temizlendiğini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor

Yayınlanma

Çin, eriyen iç stoklarını takviye etmek için ekim ayı rafine akaryakıt ihracatını askıya alarak küresel arz sıkıntısını büyüttü. Ülkedeki motorin ve gaz yağı açığı 20 milyon varile ulaşırken, yakıt fiyatları yüzde 70 tırmanan ABD acil rezervlerden 40 milyon varil ham petrol çıkarıyor.

Çin, eriyen yerel rezervlerini yeniden doldurabilmek amacıyla ekim ayı boyunca yapılması planlanan rafine akaryakıt ihracatını askıya aldı.

ABD’nin İran ile girdiği savaşın küresel enerji arzını sarstığı günlerde hayata geçen uygulama, dünya genelindeki yakıt tedarik açığını daha da derinleştirme riski taşıyor.

Yetkililer, ülkedeki bir haftalık ulusal tatilin başında büyük rafinerilere Hong Kong ve Makao hariç hiçbir dış pazara sevkiyat izni verilmeyeceğini bildirdi.

Reuters’a konuşan sektör kaynakları, 7 Ekim sonrasında yurt dışına yakıt çıkışına yeniden onay verilip verilmeyeceğinin rafinerilerin üretim hızına ve iç depolardaki doluluk oranına göre netleşeceğini aktardı.

Batı Asya’dan ham petrol akışının savaş nedeniyle kesintiye uğraması üzerine Pekin yönetimi ilk olarak mart ayında ihracata sınırlama getirmiş, temmuz ayında ise motorin, benzin ve jet yakıtı satışlarını aylık izin şartına bağlamıştı.

Oxford Enerji Araştırmaları Enstitüsü bünyesindeki Çin enerji araştırmaları biriminin yöneticisi Michal Meidan, hükümetin temel hedefinin iç pazardaki arzı güvenceye almak olduğunu vurgulayarak, “Uluslararası piyasalar ikinci planda kalıyor” değerlendirmesini yaptı.

İhracat vizesi için ticari rezervlerin savaş öncesindeki seviyelere ulaşması şart koşuluyor.

Enerji veri analitiği kuruluşu Kpler’in verilerine dikkat çeken analist Zameer Yusof, mevcut motorin ve gaz yağı envanterinin savaş öncesi döneme göre 20 milyon varil geride kaldığını, benzin açığının ise yaklaşık 9 milyon varil düzeyinde seyrettiğini kaydetti.

Pekin’in muslukları kapatması, Washington ile Avrupalı müttefikleri arasındaki enerji gerilimini de su yüzüne çıkardı.

Washington yönetimi, acil durum rezervlerini piyasaya sürmemeleri halinde Almanya ve Fransa’ya sağladığı motorin sevkiyatını durdurma uyarısı yaptı. Avrupalı bir yetkili, ABD’nin Avrupa Birliği’nden altı aylık süre zarfında 120 milyon varil motorini dolaşıma sokmasını talep ettiğini ifade etti.

Gelişmeleri değerlendiren ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Batı Asya kaynaklı motorin kaybının telafi edilmeye çalışıldığını ancak Çin’den gelen ihracat kanalının da kapandığını kaydetti.

İran savaşının patlak vermesinden bu yana ABD iç pazarında motorin fiyatları yüzde 70, benzin fiyatları ise yüzde 50 civarında yükseldi.

Yaklaşan Kongre ara seçimleri öncesinde artan yakıt maliyetlerini dizginlemeye odaklanan Beyaz Saray, kendi acil durum kaynaklarını devreye sokuyor.

ABD Enerji Bakanlığı, enerji firmalarına ödünç verilmek üzere Stratejik Petrol Rezervinden 40 milyon varil ham petrolün daha kullanıma açılacağını duyurdu.

Daha önce 1982’den bu yana en düşük düzeyine gerileyen ABD rezervleri, bu son tahsisatla birlikte yasalarda tanımlanan asgari güvenlik sınırının altına inecek.

Okumaya Devam Et

Asya

Japon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı

Yayınlanma

Çin’in en üst düzey diplomatı, Tokyo’ya tarihten ders çıkarma çağrısı yaptı. Görüşme, ikili ilişkilerin kasım ayında bozulmasından bu yana bir Japon heyetinin Çin’de en üst düzeyde kabul edildiği temas oldu.

Çin’in en üst düzey diplomatı Wang Yi, 50 kişilik şirket yöneticileri heyetine başkanlık eden Japonya’nın eski Dışişleri Bakanı Takeshi Iwaya ile pazartesi günü Pekin’de bir araya geldi. Görüşme, yaklaşık bir yıldır Çin’i ziyaret eden bir Japon heyetinin Pekin’de bu düzeyde kabul edildiği en üst düzey temas oldu.

Çin Dışişleri Bakanlığının görüşmeye ilişkin açıklamasına göre Wang, gelecek yıl diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yıl dönümü öncesinde ikili ilişkilerin “ciddi bir durumla” karşı karşıya olduğunu ve “henüz normalleşmediğini” söyledi.

Wang, “Savaş sonrası ‘barış anayasasına’ meydan okuyan ya da savaş dönemindeki saldırganlık tarihini yeniden yazmaya çalışan bir ülke, dünyayla yüzleşemez; geleceğe ise hiç açılamaz” dedi.

Wang, Tokyo’ya ülke yönetiminin Tayvan konusundaki “hatalı söz ve eylemlerini” mümkün olan en kısa sürede düzeltme çağrısında bulundu.

Çinli diplomat ayrıca Japonya’nın, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Japon savaş suçlularını yargılamak üzere Müttefikler tarafından kurulan Tokyo Mahkemelerinin 80. yıl dönümünde tarihten ders çıkarması gerektiğini söyledi.

Wang, iktidardaki Çin Komünist Partisinin 24 üyeli Politbürosunda yer alıyor ve Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Dış İlişkiler Komisyonu Ofisi Direktörlüğü görevini yürütüyor. Iwaya ise Shigeru Ishiba hükümetinde dışişleri bakanlığı yaptığı dönemde, Aralık 2024’te Pekin’i ziyaret etmişti.

Japon heyetinin Pekin’e gelişi, geçen hafta Washington’da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yapılan zirvenin hemen ardından gerçekleşti. İki lider görüşmede, ülkelerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya’ya karşı kurduğu savaş dönemi ittifakına övgüde bulundu.

Tokyo, Pekin ile Washington arasındaki ilişkilerde istikrar yönünde ortaya çıkan işaretleri kaygıyla izliyor. Bu gelişmelerin ardından Trump ile Japonya Başbakanı Sanae Takaichi arasında cumartesi günü 20 dakikalık bir telefon görüşmesi yapıldı. Trump görüşmede, Washington’daki temasları hakkında Takaichi’ye bilgi verdi.

Iwaya’nın Japonya Uluslararası Ticaretin Teşviki Derneği (JAPIT) Başkanı sıfatıyla gerçekleştirdiği ziyaret, Takaichi’nin geçen yıl Tayvan konusunda yaptığı açıklamalarla başlayan uzun süreli ikili çıkmazın aşılmasına yönelik çabaların bir parçası.

Takaichi, kasım ayında Japon parlamentosunda yaptığı açıklamada, Tayvan’a ilişkin olası bir krizin Japonya açısından “ülkenin varlığını tehdit eden bir durum” oluşturabileceğini ve bunun Tokyo’ya kolektif meşru müdafaa kapsamında karşılık verme imkânı sağlayabileceğini savunmuştu.

Takaichi’nin açıklamalarının yol açtığı siyasi gerilim, Pekin ile Tokyo arasındaki resmi bakanlık düzeyindeki temasların aniden kesilmesine neden oldu.

Japonya ayrıca son yayımladığı savunma beyaz kitabında Çin’i tehdit olarak nitelendirerek, “kapsamlı ulusal gücü büyütme” çağrısı yaptı.

İlişkilerdeki soğukluğun boyutu temmuz ayında bir kez daha görüldü. Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, Manila’da düzenlenen ASEAN bağlantılı toplantıların oturum aralarında Wang ile kısa bir görüşme yaptığını açıkladı. Pekin ise hızla buna karşılık vererek böyle bir temasın gerçekleştiğini kesin bir dille reddetti.

Resmi kanalların tıkanması üzerine Japon iş çevreleri ile parlamenter gruplar, iletişim kanallarını açık tutmak için devreye girdi.

Mevcut JAPIT heyetinin ziyareti aslında haziran ayında yapılacaktı. Ancak örgütün uzun yıllar başkanlığını yürüten eski Dışişleri Bakanı Yohei Kono’nun ölümü nedeniyle ziyaret ertelendi. Kono, geçen yıl benzer bir ticaret heyeti kapsamında Pekin’e gitmiş ve Çin Başbakanı Li Qiang ile görüşmüştü.

Pazartesi günkü görüşmelerde Iwaya da mevcut ilişkilerin “endişe verici” olduğunu kabul etti. Iwaya, JAPIT’in Kono’nun mirasını sürdüreceğini ve ilişkileri Çin-Japonya ilişkilerinin temelini oluşturan dört siyasi belgenin ilkelerine yeniden döndürmek için çalışacağını söyledi.

Bu görüşme, son dönemde Japon iş dünyası ve yasama organı temsilcilerinden oluşan çeşitli heyetlerin Pekin’e gerçekleştirdiği ziyaretlerin devamı niteliğinde.

Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Hua Chunying, haziran ayında dört kişilik geçici bir JAPIT heyetini kabul etmişti. Çin Komünist Partisi Uluslararası İlişkiler Departmanı Başkan Yardımcısı Lu Kang ise ağustos ayı sonunda farklı partilerden genç Japon parlamenterlerden oluşan bir heyetle görüşmüştü.

Eylül ortasında ise Japonya-Çin Dostluk Parlamenterler Birliği’nden genç milletvekillerinden oluşan başka bir heyet, Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Liu Bin tarafından kabul edildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English