Bizi Takip Edin

Diplomasi

Grönland gerilimi büyüyor

Yayınlanma

Üst düzey Avrupalı yetkililerin Financial Times’a (FT) aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile yaptığı “hararetli” telefon görüşmesinde Grönland’ı ele geçirme kararlılığında ciddi olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı geçen hafta Frederiksen ile 45 dakika telefonda görüşmüştü. Beyaz Saray görüşme hakkında yorum yapmadı ama Frederiksen, Danimarka krallığının özerk bir parçası olan Arktik adasının satılık olmadığını vurguladığını ve Amerika’nın buraya “büyük ilgi” duyduğunu belirttiğini söylemişti.

Görüşme hakkında bilgilendirilen beş mevcut ve eski üst düzey Avrupalı yetkili görüşmenin “çok kötü geçtiğini” söyledi.

Danimarka başbakanının askeri üsler ve madenlerin işletilmesi konusunda daha fazla işbirliği teklifine rağmen adanın satılık olmadığı yönündeki yorumlarının ardından Trump’ın “agresif ve çatışmacı” bir tutum sergilediğini de sözlerine eklediler.

Bu kişilerden biri görüşmeyi “korkunç” olarak nitelendirirken, bir diğeri ise, “Çok sertti. Soğuk bir duş gibiydi. Önceleri bunu ciddiye almak zordu. Ama artık ciddi ve potansiyel olarak çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum,” dedi.

NATO müttefikleri arasındaki kriz derinleşiyor

Pek çok Avrupalı yetkili, Trump’ın Grönland’ı “ulusal güvenlik” gerekçesiyle kontrol etmek istediğine dair yorumlarının, NATO toprakları üzerinde daha fazla nüfuz kazanmak için bir pazarlık manevrası olduğunu ummuştu.

Fakat Frederiksen ile yapılan görüşme bu umutları yıktı ve NATO müttefikleri arasındaki dış politika krizini derinleştirdi.

Görüşme hakkında bilgi sahibi bir kişi, “Niyet çok açıktı. Bunu istiyorlar. Danimarkalılar şimdi kriz modundalar,” dedi. Bir başkası da Danimarkalıların bu durum karşısında “tamamen çılgına dönmüş durumda” olduğunu söyledi.

Eski bir Danimarkalı yetkili, “Çok sert bir konuşmaydı. Danimarka’ya karşı hedefli gümrük vergileri gibi özel önlemler almakla tehdit etti,” dedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü, “Çin ve Rusya Arktik bölgesinde önemli yatırımlar yaparken Başkan Trump Grönland’ın emniyet ve güvenliğinin ABD için önemli olduğunu açıkça ifade etmiştir. Başkan sadece ABD’nin Kuzey Kutbundaki çıkarlarını korumakla kalmayıp aynı zamanda her iki ulusun da karşılıklı refahını sağlamak için Grönland ile birlikte çalışmaya kararlıdır,” ifadelerini kullandı.

Frederiksen geçtiğimiz hafta Novo Nordisk ve Carlsberg gibi büyük Danimarka şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle bir toplantı yaparak Trump’ın ülkesine yönelik potansiyel gümrük vergileri de dahil olmak üzere tehditlerini görüştü.

Trump görüşmesinin yapıldığı gün Danimarka’nın TV2 kanalına verdiği demeçte, “Grönland ve çevresinde büyük bir ilgi olduğuna şüphe yok. Bugün yaptığım görüşmeye dayanarak, kamuoyundaki tartışmalarda duyduğumuzdan daha az olması gerektiğine inanmak için hiçbir neden yok,” demişti.

Trump, Danimarka’nın savunma adımıyla alay etti

Öte yandan Trump, Danimarka’nın Grönland’ı iki ekstra köpekli kızak da dahil olmak üzere ek devriyelerle savunma girişimleriyle alay ederken, Amerika’nın stratejik açıdan kritik öneme sahip Arktik adasının kontrolünü ele geçireceği konusunda bir kez daha ısrar etti.

Danimarka Savunma Bakanı, Grönland’ı korumak için yeterince çaba sarf etmediklerini kabul ederek iki yeni denetim gemisi, iki insansız hava aracı ve iki köpekli kızak devriyesi için 1,5 milyar dolar harcamayı planladığını açıklamıştı.

Trump bu hafta sonu Air Force One’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Grönland’ı alacaklarına inandığını söylerken, bunun “dünyanın özgürlüğü ile ilgili” olduğunu savundu.

“Bunun Amerika Birleşik Devletleri ile bir ilgisi yok, sadece özgürlüğü sağlayabilecek olan biziz,” diyen Trump, Danimarka’nın adaya koruma sağlayamadığını, iki hafta önce bölgeye iki köpekli kızak koyup “bunun koruma olduğunu düşündüklerini” savundu.

Danimarka’nın Grönland’daki askeri varlığı şu anda sadece 75 kişiden oluşan bir Arktik Komutanlığı ve dört gemi, bir gözetleme uçağı ve birkaç köpekli kızak devriyesinden oluşan ekipmanla sınırlı.

Trump, ABD’nin adayı kontrol etme çabaları hakkında ise, “Danimarka’nın bu konuda ne gibi bir iddiası olduğunu gerçekten bilmiyorum, fakat bunun gerçekleşmesine izin vermemeleri çok düşmanca bir hareket olur,” dedi.

AB, Grönland’a Avrupalı askerlerin konuşlandırılmasından yana

Bütün bunlara ek olarak AB’den de Grönland gerilimine dair ilk ciddi açıklama geldi.

AB Askeri Komitesi Başkanı Grönland’da AB üyesi ülkelerden askerlerin konuşlandırılmasından yana olduğunu söyledi.

Avusturyalı General Robert Brieger, Trump yönetiminin Danimarka’ya ait olan adanın kontrolünü ele geçirme çabalarına cevaben hafta sonunda yaptığı açıklamada böyle bir önlemin “güçlü bir sinyal olacağını” söyledi.

Avusturyalı generale göre, Grönlan’da AB askerlerinin konuşlandırılmasını düşünmek “çok mantıklı”.

Brieger, “Bu güçlü bir sinyal gönderir ve bölgede istikrara katkıda bulunabilir,” iddiasında bulundu.

AB’nin Grönland’daki ilgisi henüz somut sonuçlar doğurmadı

Esas olarak adanın güneyindeki Narsaq köyü yakınlarında bulunan devasa nadir toprak rezervlerinin şu anda olağanüstü öneme sahip olduğu düşünülüyor. Kringlerne yatağının yılda yaklaşık 3.000 ton nadir toprak ürettiği söyleniyor ki bu da Avrupa’daki yıllık talebin yaklaşık yüzde 60’ına tekabül ediyor.

Narsaq yakınlarında bulunan ikinci yatak Kvanefjeld ise daha da yüksek verim vaat ediyor. “Açık ocak madenciliğinde” yıllık 3 milyon tonluk bir üretimden bahsediliyor.

Güncel haberlerin de doğruladığı üzere, Çinli şirketlerin Grönland’da hammadde çıkarma ve altyapı inşasına yatırım yapma girişimleri son yıllarda Danimarka ve ABD tarafından engellenmiş durumda.

AB bir süredir bölgede kaynak çıkarma işine girmeye çalışıyor. Kasım 2023’te Grönland ile bir hammadde ortaklığı başlatıldı. Aslında Çin’in Yeni İpek Yoluna rakip bir proje olarak başlatılan Global Gateway, gerekli ve pahalı altyapıyı inşa etmek için kullanılacaktı.

Fakat AB planlarının somutlaştırılması gecikiyor. Özellikle Kvanefjeld bölgesindeki yataklar söz konusu olduğunda, burada büyük miktarlarda uranyum da tespit edilmiş olması engel teşkil ediyor.

Sömürgecilik döneminden kalma öfke

ABD’nin hamlesinin bir yandan da adadaki Danimarka karşıtı öfkeyi serbest bırakmayı hedeflediği de görülüyor. Grönlandılar, Danimarka’dan gelen yerleşimcilerin yarattığı yıkıma dair anılarını anlatmaya devam ediyorlar.

Örneğin bir zamanlar yoğun bir Arktik balıkçı köyü olan Qoornoq, 1950-70’lerde “modernleşme” hamlesi olarak nitelendirilen süreçte, sakinleri Danimarkalı sömürge yöneticileri tarafından zorla büyük şehirlerdeki apartman bloklarına yerleştirilen Grönland’daki düzinelerce geleneksel İnuit yerleşiminden biri.

Şimdi pek çok Grönlandlı için bu ahşap hayalet kasabalar, sömürgeciliğin acı deneyimlerinin bir kanıtı ve bir gün bağımsızlığa kavuşma hedefinin hatırlatıcısı olarak duruyor.

Babası Grönland’ın kuzeyindeki bir köyden zorla göç ettirilen eski bakan Vittus Qujaukitsoq Financial Times‘a (FT) verdiği demeçte, “Bu bizim için hâlâ acı verici bir geçmiş ve belki de Danimarka’ya karşı bu kadar güçlü bir antipati duymamızın nedenlerinden biri,” dedi.

Qujaukitsoq’un babasının ve ailesinin 1953 yılında yaşadıkları Uummannaq köyünden tehcir edilmesi, o dönemde bölgede büyük bir ABD hava üssünün kurulmasıyla da tetiklenmişti. Babası evini kaybettiği için Danimarka’ya dava açmıştı.

Qujaukitsoq, Grönlandlıların “kibir ve insanlara yapılan muamele nedeniyle” Danimarka’ya hala kızgın olduklarını söyledi. Şimdi Grönland’ın sömürgeci geçmişinden sıyrılması ve kendi yoluna gitmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın oğlu Donald Trump Jr, bu ay adayı ziyaret etmişti. Genç Trump Grönlandlıların “ırkçılığa” maruz kaldığından bahsettiğinde Qujaukitsoq bunun kendisinde yankı bulduğunu söyledi.

Buna rağmen, 1950’lerde on binlerce ABD askeri Pituffik Uzay Üssünü inşa etmek üzere Grönland’ın kuzeydoğusuna geldiğinde, 300 nüfuslu uzak Uummannaq köyü için bir şok olmuştu.

Köylüler daha sonra 150 km kuzeye, daha da acımasız bir iklime taşınmak zorunda kaldılar ve burada sıfırdan yeni bir yerleşim kurmak zorunda kaldılar.

ABD’nin en kuzeydeki askeri tesisi olan ve yılın dörtte üçünde buzla kapalı kalan üs, füze uyarı sistemleri ve uzay gözetimi için kritik önemini korumakta ve Grönland’ın ABD güvenliği için stratejik önemini ortaya koyuyor.

Büyürken atalarının yaşadıklarını dinleyen Qujaukitsoq, İkinci Dünya Savaşı sırasında Grönland’daki 30 kadar ABD askeri tesisinin çevreye verdiği zararı gidermek üzere fon sağlamak için de hükümette kampanya yürüttü.

Ama Naleraq partisinin lideri Pele Broberg, bundan ABD’nin değil Danimarka’nın sorumlu olduğunu ve Grönlandlıların ABD varlığının genişlediğini görmekten mutlu olacaklarını söyledi.

Broberg, “Eğer doğu sahilimizde 30 yeni üs inşa etmek istiyorlarsa, buyursunlar etsinler,” dedi. Qujaukitsoq da, ABD’nin “tıpkı son 83 yıldır yaptığı gibi” Grönlandlıları koruduğunun bir gerçek olduğunu ileri sürdü ve “Öyleyse bu ABD karşıtı hissiyatın anlamı ne?” diye sordu.

Grönland, Çin’e bağımlılığın ilacı mı?

Öte yandan bazı uzmanlar, Grönland’ın kaynaklarının kapsamlı bir şekilde işletilmesinin bile AB ve ABD’yi Çin’e olan bağımlılıklarından kurtarmayacağına dikkat çekiyor.

Berlin merkezli Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) tarafından ekim ayında yayınlanan bir çalışmaya göre Avustralya, Kanada, Brezilya, Hindistan ve hatta ABD’de büyük nadir toprak yatakları bulunuyor.

SWP’ye göre NATO ülkelerinin şu anda nadir topraklar için Çin’den gelen tedariklere bağımlı olması, “yatakların eksikliğinden” değil, Çin’in “işleme konusundaki hakimiyetinden” kaynaklanıyor.

SWP, Batılı şirketlerin bugüne kadar “pahalı ve çevreye zarar veren işlemlerden” kaçındıklarını ve hammaddeleri işlenmek üzere Çin’e teslim ettiklerini belirtiyor.

Pekin’in nadir toprak arzı üzerindeki etkisi “teknolojiler, üretim kapasiteleri, değer zincirleri, ihracat kotaları ve fiyatlar üzerindeki kontrole” dayanıyor.

Arktik’te Çin-Rusya ortaklığı endişesi

Hammadde sorunlarının yanı sıra, Kuzey Kutbundaki buzların erimesi, her zaman donmuş ve bu nedenle geçit vermeyen yeni deniz yollarını açtığı için büyük jeostratejik öneme sahip.

Bu durum gelecekte muhtemelen Atlantik’ten Grönland’ın batısına ve Kanada’nın kuzeyinden ve Bering Boğazı üzerinden Pasifik’e uzanan Kuzeybatı Geçidi ve Arktik Okyanusu boyunca uzanan deniz yolları için geçerli olacak.

Pasifik’ten Bering Boğazı yoluyla Rusya’nın kuzeyinden Norveç Denizine ve Atlantik’e açılan Kuzeydoğu Geçidi halihazırda en azından bazı zamanlarda kullanılıyor.

Çin’in stratejik planlamasında Kutup İpek Yolu olarak adlandırılan Kuzeydoğu Geçidi, Güney Çin Denizi ve Hint Okyanusu üzerinden Akdeniz’e uzanan Deniz İpek Yolundan daha kısa olmakla kalmıyor, aynı zamanda bu yolun aksine, sadece ABD tarafından güçlükle engellenebiliyor. Örneğin Deniz İpek Yolundaki Malakka Boğazı, Çin açısından dış engellemelere daha açık bulunuyor.

Önemi nedeniyle Moskova ve Pekin, Nisan 2023’te Rusya’nın kuzeyindeki güzergah boyunca Rus Sınır Muhafızları ile Çin Sahil Güvenliği arasında işbirliği yapılması konusunda anlaşmıştı.

Grönland, Kuzey Atlantik’e giden tüm bu deniz yollarının ağzının kontrolünde önemli bir rol oynamaktadır. Bu durum özellikle Rus Kuzey Filosuna ait savaş gemilerinin Atlantik’e girebilmeleri için geçmeleri gereken GIUK boşluğu (Grönland, İzlanda, Birleşik Krallık) olarak adlandırılan bölge için geçerli.

Almanya’nın Arktik’teki faaliyetleri artıyor

Kuzey Kutbunun artan jeostratejik önemi karşısında yine SWP, geçtiğimiz ekim ayında, Trident Juncture, Nordic Response ve Rapid Viking gibi büyük ölçekli manevralar da dahil olmak üzere halihazırda uzak kuzeyde tatbikatlara katılan Alman Silahlı Kuvvetlerinin (Bundeswehr) “hırs düzeyini Kuzey Kutbuna doğru genişletmesi” tavsiyesinde bulundu.

Bundeswehr, Ağustos 2020’de yedi mayın avlama botundaki 400 denizcinin Kuzey Kutup Dairesinin ötesindeki Kiel’den Norveç kıyısındaki Narvik’e gittiği bir tatbikatla ulusal düzeyde halihazırda yapmıştı.

SWP’ye göre Almanya, “müttefik donanmalarla birlikte Arktik bölgesinde daha aktif olmalı”; “mevcudiyet ve tatbikatlar istikrarlı hale getirilmeli ve genişletilmeli.”

Diplomasi

Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Yayınlanma

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.


Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.

Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.

Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.

Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.

Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.

Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.

Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.

İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.

Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.

Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.

Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.

Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.

Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.

Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.

Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.

Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.

Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.

Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.

Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.

‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.

Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.

Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.

East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB ve Kanada, kapsamlı yeni bir ortaklık anlaşmasını duyuracak

Yayınlanma

AB ve Kanada, dijital ticaret engellerinin kaldırılmasından Ukrayna’ya ortak destek verilmesine ve orman yangınlarıyla mücadelede yatırım yapılmasına kadar uzanan kapsamlı yeni bir ortaklığı duyuracak.

29 Ekim’de başlayacak olan zirveye hazırlık amacıyla AB büyükelçilerine dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen, iki tarafça yayınlanacak ortak bildiri taslağında, “Dünya, benzeri görülmemiş jeopolitik zorlukların yanı sıra ticaret, enerji, teknoloji, iklim ve kaynaklar alanındaki zorluklarla birlikte hızla değişiyor,” ifadesi yer alıyor.

AB ve Kanada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret savaşının yarattığı etkilerle boğuşurken stratejik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu ay Kanada’yı AB’ye ortak üye olarak davet etmeyi önerdi.

Bu öneri, Trump’ın derhal gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmasına yol açtı.

Taslak belgede, “Kanada ve AB, benzersiz ticaret erişimimiz, ortak değerlerimiz ve birbirini tamamlayan iktisadi güçlerimiz sayesinde daha derin ve daha entegre bir ilişki kurabilir,” deniyor.

Taraflar, Montreal’de düzenlenecek zirvede, kritik maden projelerine yönelik yatırımları hızlandırmak, tedarik zincirlerini güçlendirmek ve “piyasa dalgalanmalarını ve jeopolitik etkileri” hafifletmek amacıyla kritik kaynakları stoklamak da dahil olmak üzere tedarik güvenliğini artırmak istediklerini açıklamayı planlıyor:

“Stratejilerimizi ve standartlarımızı uyumlu hale getirecek, endüstrilerimizi birbirine bağlayacak ve hedeflerimizi halklarımız için en yüksek getiriyi sağlayacak sektörlere odaklayacağız. Buna, sıvılaştırılmış doğal gazdan hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerjiye kadar, dünyanın büyük bir kısmının ihtiyaç duyduğu düşük karbonlu, güvenilir enerjinin geliştirilmesi de dahil.”

Ottawa ve Brüksel ayrıca, 2030 yılında Kanada ve Avrupa’da orman yangınlarıyla mücadele için kullanıma hazır olacak 50 adet De Havilland su bombardıman uçağının ortak satın alımını da duyuracak.

Von der Leyen, 15 Eylül’deki Birliğin Durumu konuşmasında, “Gönüllü olarak güçlerimizi birleştiriyoruz… Bir teknoloji ittifakı kuracağız. Savunma sanayi üslerimizi entegre edeceğiz. Kuzey Kutbu’nu amiral gemisi niteliğinde bir ortak proje haline getireceğiz. Enerji, kritik mineraller ve piller üzerinde çalışacağız. Yapay zeka, kuantum, siber ve iktisadi güvenlik alanlarında da işbirliği yapacağız,” demişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avrupalı şirketlerden AB-ASEAN ticaret paktı çağrısı

Yayınlanma

Avrupalı şirketler, Avrupa Birliği’nin geçen hafta Filipinler ile yaptığı anlaşmada sağlanan ilerlemenin ardından ASEAN ile bölgeden bölgeye kapsamlı bir ticaret paktı yapılması çağrısında bulunuyor. Brüksel ise ticari ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışıyor.

Avrupa Birliği’nin ayrıca Tayland ile yürüttüğü ticaret anlaşması müzakerelerini bu yılın sonuna kadar sonuçlandırması bekleniyor. Görüşmelerin 10. turu salı gününe kadar sürüyor. AB’nin bölgede halihazırda Singapur, Endonezya ve Vietnam ile ticaret anlaşmaları bulunuyor; Malezya ile de müzakereler devam ediyor.

Ancak şirketler, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ve ABD ile rekabet ortamında AB’nin daha ileri giderek ASEAN’ın tamamıyla blok düzeyinde bir anlaşma yapmasını istiyor.

AB-ASEAN İş Konseyi İcra Direktörü Chris Humphrey, “Güneydoğu Asya, Avrupalı şirketleri güvenilir yatırımcılar olarak görüyor ancak bu şirketler Amerikan ve Çin hükümetlerinin tüm siyasi ve mali ağırlığıyla rekabet ediyor,” dedi.

Humphrey, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada ikili anlaşmaların nihai hedef olmaması gerektiğini belirterek, Avrupalı şirketlerin özellikle enerji, sağlık, dijital hizmetler ve finansal hizmetler alanlarında uzun süredir bölgeden bölgeye bir ticaret anlaşması çağrısı yaptığını söyledi.

İş konseyinin eylül başında 150 Avrupalı iş dünyası yöneticisiyle gerçekleştirdiği ankette katılımcıların yalnızca yüzde 18’i AB’nin ASEAN ile yeterince angaje olduğunu düşündüğünü söyledi. Humphrey, Ticaret Komiseri Maros Sefcovic ile AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas’ın ziyaretleri dışında üst düzey temasların hâlâ sınırlı kaldığını belirtti.

Sözde insan hakları ile çevre ve gıda güvenliği standartlarına ilişkin kaygılar, iki blok arasındaki müzakereleri uzun süredir zorlaştırıyor. Örneğin AB’nin Endonezya ile yürüttüğü görüşmelerde ormansızlaşma meselesi yıllarca önemli bir anlaşmazlık konusu oldu. Taraflar ancak geçen yıl kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalayabildi.

Benzer şekilde AB ile Bangkok arasındaki ticaret müzakereleri, başladıktan bir yıl sonra, 2014’te Tayland ordusunun darbeyle iktidarı ele geçirmesi üzerine askıya alındı. Görüşmeler 2023’te resmen yeniden başlatıldı. Analistler yakın zamanda bir anlaşmaya varılmasının önünde büyük bir engel görmediklerini söylese de Tayland’ın ton balığı ve deniz ürünleri balıkçılığındaki çalışma standartları Avrupa sektöründe kaygı yaratıyor.

Bölgeden bölgeye düzeydeki müzakereler ise ilk kez 2007’de başlatılmış, Myanmar’daki askeri darbe nedeniyle 2009’da karşılıklı mutabakatla durdurulmuştu.

Brüksel Özgür Üniversitesi ve KU Leuven’de öğretim görevlisi Camille Nessel, “ASEAN, mevcut jeopolitik tartışmaların ima ettiğinden çok daha uzun süredir bir öncelik,” dedi.

Singapur’daki ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Joanne Lin de tarafların beklentilerindeki uyumsuzluğun ilişkileri sınırladığını belirtti. Lin’e göre AB, ticaret yoluyla iş gücü, çevre, sürdürülebilirlik, insan hakları ve düzenlemeler alanlarında reformları teşvik etmeyi umuyor.

Lin, “Ancak ASEAN, AB’nin daha pratik bir ortak olmasını ister,” dedi. İşbirliği alanları arasında yeşil dönüşüm, enerji bağlantıları, dijital ticaret, dirençli tedarik zincirleri ve sürdürülebilir altyapıyı örnek gösterdi.

Ancak koşullar değişti. Son birkaç yılda jeopolitik rekabet ve gerilimler belirgin biçimde arttı. Büyük Avrupa ekonomilerinin büyümekte zorlandığı bir dönemde AB, Çin ve ABD arasında sıkışmış hissediyor. Analistlere göre bu ortamda Sefcovic daha pragmatik bir yaklaşım benimseyebilir ve coğrafi olarak daha uzak olsalar bile müttefiklerle işbirliği arayışına girebilir.

ASEAN ülkeleri açısından ise komşular arasındaki rekabet, tarafları uzlaşmaya yönelterek ticaret anlaşmalarının sonuçlandırılmasını hızlandırmış olabilir.

Nessel, “Vietnam AB ile bir anlaşma yaptıktan sonra bu durum Endonezya ve Filipinler açısından önem kazandı,” dedi. “Bu ülkeler birçok aynı sektörde rekabet ediyor ve tercihli erişim, rekabet dengesini değiştiriyor” diye ekledi.

AB-Filipinler anlaşması, tarım-gıda ürünleri, makineler ve beyaz eşya dahil olmak üzere ticarete konu malların yüzde 94’ündeki tarifeleri kaldıracak. Ayrıca Filipinler’in kamu ihaleleri pazarı ilk kez yabancı şirketlere açılacak.

Sefcovic, “Anlaşma her büyüklükteki işletme için gerçek fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda dayanıklılığın stratejik bir öncelik haline geldiği bir dönemde daha güçlü ve çeşitlendirilmiş bir tedarik zinciri sağlıyor” dedi.

Resmi verilere göre AB, geçen yıl Filipinler’in dördüncü büyük ticaret ortağıydı ve ülkenin toplam mal ticaretinin yüzde 8,3’ünü oluşturdu. İki taraf arasındaki mal ticaretinin hacmi 17,6 milyar avro, yani yaklaşık 19,9 milyar dolar seviyesindeydi.

Bu tekil ticaret anlaşmaları, iki bloğu sonunda daha kapsamlı bir anlaşmaya doğru taşıyabilir.

Bir AB sözcüsü, “ASEAN’ın tek tek üyeleriyle oluşturulan bu ikili serbest ticaret anlaşmaları ağı, ortak uzun vadeli hedefimiz olmaya devam eden nihai bölgeden bölgeye serbest ticaret anlaşmasına giden yolda yapı taşları işlevi görebilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English