Ortadoğu
Suriye İnsan Hakları Takip Komitesi, mezhepçi katliamlara dair nihai raporunu yayımladı

İskandinav İnsan Hakları Enstitüsü Başkanı Dr. Heysem Menna liderliğindeki Suriye İnsan Hakları Takip Komitesi, Suriye’nin sahil bölgelerinde ve civarında Alevi sivillere yönelik sistematik katliamları ve mezhepçi temizlik uygulamalarını belgeleyen nihai raporunu yayımladı. Rapor, yeni yönetimin kontrolündeki bölgelerde işlenen vahşi cinayetleri, tehcir uygulamalarını ve yağma suçlarını detaylandırıyor.
İskandinav İnsan Hakları Enstitüsü’nün başkanlığını yürüten hukukçu ve Suriyeli muhalif aktivist Dr. Heysem Menna liderliğindeki Suriye İnsan Hakları Takip Komitesi, Suriye’nin sahil kentleri Lazkiye ve Tartus’un yanı sıra Humus ve Hama vilayetlerinde Alevi sivillere yönelik işlenen ağır insan hakları ihlallerini ve katliamları belgeleyen nihai raporunu yayımladı.
22 Nisan tarihli rapor, 8 Aralık’ta Beşar Esad hükümetinin düşmesinin ardından bölgede kontrolü ele alan yeni yönetimin uyguladığı sistematik şiddet ve ayrımcılık politikalarına dikkat çekiyor.
Sistematik şiddet ve ayrımcılık
Rapor, Suriye sahil bölgelerinde sivillere yönelik yaygın şiddetin sistematik bir model izlediğini ortaya koyuyor.
Belgelenen ihlaller arasında saha infazları, işkence, tehcir, mülk yağmalama ve yıkım ile keyfi işten çıkarmalar yer alıyor. Özellikle Alevi toplumuna mensup belirli bir nüfus grubunun hedef alındığı vurgulanıyor.
Komite raporunda, bu ihlallere hükümet güçleri, güvenlik unsurları, yerli silahlı unsurlar ve yeni askeri komutanlığa bağlı yabancı silahlı grupların karıştığı belirtildi.
Görgü tanığı ifadeleri, cesetlerin gömülmesinin engellenmesi, evlere el konulması ve sivillerin alenen aşağılanması gibi vakaların belgelendiğini gösteriyor. Bu eylemlerin, belirli gruplara mezhepçi saiklerle zarar verme yönünde açık bir niyet taşıdığı ifade ediliyor.
Rapora göre, bazı dini merciilerden yayılan nefret söylemi ve cihat çağrıları ile bazı medya kuruluşlarının Alevi toplumuna karşı yürüttüğü yayınlar, mezhepçi kışkırtmayı tırmandırarak toplumsal ayrışmayı derinleştirmede temel bir faktör oldu.
Suriye İnsan Hakları Takip Komitesi: Sahil bölgesinde soykırım işlendi
HTŞ yönetiminin politikaları: Ayrımcılık ve etnik temizlik
8 Aralık’ta ülkede kontrolü ele alan Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğindeki yeni yönetim, “düşman yaratma” politikasını dini ve mezhepçi temelde benimsedi. Rapor, yeni yönetimin, eski hükümete mensup olduğu düşünülen şahıslara yönelik “kan temizliği” adı altında keyfi işten çıkarmalar ve tutuklamalar başlattığını, özellikle Alevi memurların hedef alındığını belirtiyor. Kamu sektöründeki çalışanların yüzde 28’inden fazlasının işten çıkarıldığı, bu sayının ilgili bakanlıklar tarafından da doğrulandığı aktarılıyor.
Yeni yönetim, eski güvenlik ve ordu mensuplarını da hedef aldı. Rapor, yaklaşık 13 bin eski asker ve subayın tutuklandığına dair kesinleşmiş bilgiler olduğunu, bunların akıbetinin bilinmediğini belirtiyor. Irak ve Lübnan’a kaçan eski askerlerin de yeni yönetime teslim edildiği ve akıbetlerinin belirsiz olduğu ifade ediliyor.
Sahil bölgelerinde vahşetin boyutları
Rapor, 7 Mart’tan tarihinden itibaren Suriye sahilinde yaşanan katliamları detaylandırıyor. Ceble civarındaki el-Daliye köyünde başlayan olaylar, güvenlik güçlerinin bir genci alıkoyma girişimi sırasında halkın direnmesiyle çatışmaya dönüştü. Çatışmaların ardından güvenlik güçleri ve onlara bağlı gruplar, el-Daliye ve çevresindeki köylere rastgele topçu ateşi açtı.
El-Muhtariye köyünde 7 Mart’ta yaşanan katliamda, aralarında kadın, çocuk ve yaşlıların da bulunduğu 128’den fazla sivilin öldürüldüğü belgelendi. Görgü tanığı ifadeleri ve videolar, yaralıların sürünmeye zorlandığını, hayvan sesleri çıkarmaya mecbur bırakıldığını ve ardından infaz edildiğini gösteriyor. Cesetlerin günlerce sokaklarda kaldığı, ailelerin cenazeleri gömmesinin engellendiği belirtiliyor.
El-Şeer köyünde yaşananlarda ise sivillerin demir zincirler ve çivili sopalarla işkence gördüğü, aşağılandığı ve soğukkanlılıkla öldürüldüğü aktarılıyor. Bu köyde 65 sivilin hayatını kaybettiği, evlerin yakıldığı ve yağmalandığı ifade ediliyor.
Barabişbo köyünde yine 7 Mart’ta yaşanan saldırıda 44 sivilin öldürüldüğü, evlerin ve mülklerin yakılıp yıkıldığı, tarım arazilerinin yağmalandığı belirtiliyor. El-Şalfatiye köyünde 37 sivilin öldürüldüğü, evlerin ve iş yerlerinin yağmalandığı, el-Datur mahallesinde ise 65 sivilin öldürüldüğü, 13 kişinin gözaltına kaybedildiği ve cesetlerin günlerce sokaklarda kaldığı rapor ediliyor.
El-Kardaha civarındaki köylerde (Kubbu el-Avamiye, Ayn el-Arus, Beni İsa) ve Banyas civarındaki köylerde (Barmaya, Askalebe, el-Hattaniye, Fneytek, el-Meydan, Hammam Vasıl) da benzer katliamlar yaşandığı, evlerin yakıldığı, mülklerin yağmalandığı ve sivillerin hedef alındığı rapor ediliyor. El-Rasafa köyünde 7 Mart’ta yaşanan saldırıda 33 sivilin öldürüldüğü, evlerin ve iş yerlerinin yağmalandığı, hayvanların çalındığı belirtiliyor.
Raporun hukuki analiz bölümünde, Suriye sahilinde yaşanan katliamların ve sistematik Alevi sivillerin hedef alınmasının, 1948 Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde tanımlanan soykırım ve insanlığa karşı suçlar kapsamına girebileceği ifade ediliyor. Bu eylemlerin sadece doğrudan cinayetleri değil, aynı zamanda Alevi toplumunun kültürel ve dini kimliğini silmeye yönelik sistematik uygulamaları da içerdiği vurgulanıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Suriye üzerinde doğrudan yargı yetkisi olmasa da, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin konuyu UCM’ye sevk etmesi durumunda yargılama yapılabileceği hatırlatılıyor. Ayrıca, bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan evrensel yargı yetkisi ilkesi kapsamında, bu suçları işleyenlerin kendi toprakları dışında da yargılanabileceği belirtiliyor.
Kimler sorumlu?
Rapor, katliamlarda ve ihlallerde rol oynayan başlıca yerli ve yabancı aktörleri belirliyor. Yerli sorumlular arasında, Esad hükümetinin düşmesinin ardından askeri operasyonları yöneten ve daha sonra sahil bölgelerine yayılan Ortak Askeri Operasyonlar Odası’nın üst düzey komutanları yer alıyor.
Bunların başında HTŞ lideri Ahmed eş-Şaraa (Ebu Muhammed el-Colani) geliyor. Ayrıca, Suriye Milli Ordusu (SMO) bünyesindeki Hamza Tümeni (Seyfeddin Polat liderliğinde) ve Sultan Süleyman Şah Tümeni (Muhammed el-Casim liderliğinde) gibi gruplar ile yeni yönetime bağlı sivil ve askeri unsurlar da sorumlu tutuluyor.
Yabancı militanlar da katliamlarda aktif rol aldı. Raporda, Afgan, Çeçen, Özbek, Uygur, Türk, Faslı, Azerbaycanlı, Arnavut, Pakistanlı ve çeşitli Avrupa ülkelerinden gelen militanların bu ihlallere karıştığı belirtiliyor.
Yeni yönetimin, katliamların ardından bir soruşturma komitesi kurduğu, ancak bu komitenin bağımsızlık, şeffaflık ve uzmanlık açısından yetersiz olduğu, mağdur temsilcilerini içermediği ve yetkilerinin sınırlı olduğu eleştirisi getiriliyor. Uluslararası toplumun ve ilgili ülkelerin (özellikle Astana sürecinin garantörleri Rusya ve Türkiye) bu vahşet karşısındaki sessizliği veya yetersiz tepkisi de raporda eleştirilen bir diğer nokta.
Katliamlardan kaçanlar Lübnan’a sığındı
Katliamlar, bölgede büyük bir insani krize yol açtı. Rapor, binlerce Alevi sivilin evlerini terk ederek Lübnan’a sığındığını, burada zorlu koşullarda yaşadıklarını belirtiyor. Lübnan’daki sivil ve insan hakları örgütlerinin verilerine göre, Lübnan’da kayıtlı Suriyeli mülteci sayısı 31 bin civarında, kayıt dışı olanlarla birlikte bu sayının daha yüksek olduğu tahmin ediliyor. Humeymim’deki Rus üssüne sığınan yaklaşık 10 bin sivilin de evlerine güvenli dönüşlerinin sağlanması gerektiği vurgulanıyor.
Rapor, kadınların kaçırılması ve cinsel saldırı vakalarına da dikkat çekiyor. Bu eylemlerin, IŞİD ve Nusra Cephesi gibi Selefi cihatçı grupların ideolojileriyle bağlantılı olduğu, kadınların “ganimet” olarak görüldüğü belirtiliyor. Kaçırılan kadınların bir kısmının fidye karşılığı serbest bırakıldığı, ancak bazılarının akıbetinin hala bilinmediği ifade ediliyor.
Çocukların da kaçırıldığı ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi psikolojik sorunlar yaşadığı, yetersiz beslenme ve sağlık hizmetlerine erişimde zorluk çektikleri belirtiliyor.
Adalet çağrısı
Suriye İnsan Hakları Takip Komitesi, raporunda bir dizi acil çağrıda bulunuyor:
— Sistematik ihlallerden sorumlu tüm kişilerin, eski veya yeni rejimden olsun, hesap vermesi için yürütme organından tamamen bağımsız, üst düzey bir geçiş dönemi adaleti organı kurulması.
— Suriye halkının mezhepsel, etnik veya siyasi kökenine bakılmaksızın tam korunmasının sağlanması.
— Suriye sahilinde, Humus ve Hama kırsalında işlenen insanlığa karşı suçları soruşturmak için bağımsız bir uluslararası soruşturma komitesi kurulması.
— Soykırım veya mezhepçi etnik temizliği kışkırtan veya bu eylemlere karışan kişi ve kuruluşlara karşı sert uluslararası yaptırımlar uygulanması.
— Mağdurlara ve ailelerine adil tazminat ödenmesi ve yerinden edilenlerin evlerine güvenli ve gönüllü dönüş hakkının sağlanması.
— Uluslararası ve insani yardım kuruluşlarının Lübnan’daki Suriyelilere karşı sorumluluklarını yerine getirmesi.
— Azınlıklara, özellikle Alevilere yönelik katliamların tekrarlanmasını önlemek için Suriye topraklarının tamamında kalıcı uluslararası izleme komiteleri oluşturulması.
— Suriye sahil bölgelerinin insani afet bölgesi ilan edilmesi ve Birleşmiş Milletler’in acil ve sürdürülebilir müdahalesinin sağlanması.
— Bağımsız medya ve insan hakları örgütlerinin etkilenen bölgelere girerek suçları belgelemesine ve durumu tarafsız bir şekilde aktarmasına izin verilmesi.
Rapor, uluslararası toplumun bu ağır ihlaller karşısındaki sessizliğinin cezasızlık ortamını pekiştirdiğini ve Suriye’de barış ve adaletin geleceğini tehlikeye attığını vurguluyor.
Bu tavsiyelerin acilen uygulanmasının sadece hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda bu tür suçların gelecekte tekrarlanmasını önlemek ve hukukun üstünlüğüne dayalı, eşit vatandaşlığa sahip bir devlet inşa etmek için ahlaki bir yükümlülük olduğu belirtiliyor.
16 Şubat 2025’te kurulan Suriye İnsan Hakları ve İnsani Yardım Takip Komitesi, Suriye içinden ve dışından 13 insan hakları ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla oluşturulmuş olup yaklaşık 60 insan hakları aktivistini bünyesinde barındırıyor.
Ortadoğu
Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.
Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.
Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.
İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.
Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.
Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.
İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.
Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.
Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.
İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.
Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.
Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.
Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor












