Bizi Takip Edin

Avrupa

Von der Leyen 2 trilyon avroluk AB bütçesini açıkladı

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, rekor kıran bir uzun vadeli bütçe planı sunarak 2028-2034 bütçesinin 2 trilyon avro olacağını açıkladı. 

Von der Leyen’in dün Brüksel’de açıkladığı üzere, 2028-2034 yılları için AB bütçesi (Çok Yıllı Mali Çerçeve) yaklaşık 2 trilyon avroya ulaşacak. Bu rakam, AB’nin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 1,26’sını oluşturuyor ve Brüksel’in 2021-2027 yılları için ayırdığı GSYİH’nin yüzde 1,1’inden önemli ölçüde fazla.

Avrupa Komisyonu Başkanı çarşamba öğleden sonra yaptığı açıklamada, “Bu bütçe daha stratejik, daha esnek ve daha şeffaf. Tepki verme kapasitemize ve bağımsızlığımıza daha fazla yatırım yapıyoruz,” dedi.

Leyen’in planı, bütçenin yapısını üç ana sütun üzerinde yeniden şekillendiriyor: 865 milyar avro tarım, balıkçılık, uyum ve sosyal politika için; 410 milyar avro araştırma ve inovasyon dahil rekabetçilik için; 200 milyar avro dış eylemler için, bunun 100 milyar avrosu Ukrayna’ya ayrıldı.

Üye devletlerin doğrudan katkıları bütçenin çoğunu karşılayacak olsa da, von der Leyen, Brüksel’in kendi başına ek gelir elde edebilmesi için elektrikli atıklar, tütün ve büyük şirketlerin gelirleri üzerinde AB çapında yeni vergiler getirilmesini de öngörüyor.

Ana plan, AB’nin merkezi harcamalarını üç ana bütçe kaleminde birleştirmek. Bu, Komisyonun krizlere ve çatışmalara daha hızlı yanıt vermesini, fakat aynı zamanda “hukukun üstünlüğü” gibi başlıklar altında üye ülkeleri daha önce olduğundan daha fazla kontrol etmesini sağlayacak.

Komisyon ayrıca, iddialı bir küresel politika için bir “Küresel Avrupa Fonu” kurmayı planlıyor.

AB bütçesinin yapısını kökten değiştirme planları, Avrupa Komisyonu’nun gelecekte “daha esnek ve etkili” bir şekilde hareket edebilmek ve aynı zamanda dış politika faaliyetleri ve üye ülkelerin savunma kapasitelerinin iyileştirilmesi için daha fazla fon ayırmak istemesi ile açıklanıyor.

Tarım ve uyum fonları birleştiriliyor

Komisyonun açıklamasına göre, harcamaların yaklaşık yüzde 90’ı genellikle çok yıllı mali çerçevede sabitlendi. Çok yıllı mali çerçeve, AB’nin yedi yıllık harcamalarını belirler; bu uzun süre, her yıl uzun bütçe müzakerelerine girmek zorunda kalmamak için seçilmişti.

Brüksel’e göre, gelecekte bu çerçeve, kriz veya savaş durumunda Komisyonun daha kapsamlı kaynaklardan yararlanabileceği şekilde tasarlanmalı ve bu amaçla, mevcut bütçe yapısının değiştirilmesi gerekecek.

Bu yapı, harcamaların yaklaşık üçte birini çiftçilere, diğer üçte birini ise bölgelere ayırıyordu. Bölgelere ayrılan payın resmi amacı, AB’nin yoksul bölgelerindeki yaşam standardını daha müreffeh bölgelerin seviyesine getirmekti. Ayrıca, farklı amaçlara yönelik çok sayıda küçük AB programı da vardı.

Şimdi çiftçilere verilen sübvansiyonları kapsayan Ortak Tarım Politikası (CAP) ve uyum fonlarının birleştiriliyor ve ayrı varlıklar olmaktan çıkarak, her ikisi de toplam 865 milyar avro değerindeki birinci ayak olan Ulusal ve Bölgesel Ortaklıklar altında gruplandırılacak.

İki bütçe kalemi, CAP ve uyum fonlarının tahsisatların %60’ından fazlasını oluşturduğu mevcut bütçeye kıyasla önemli ölçüde küçültülmüş görünüyor.

Şimdi yeni bir yaklaşım planlanıyor. Bu yaklaşıma göre, çiftçilere ve bölgelere ayrılan fonlar, “Avrupa sosyal modeli ve yaşam kalitesi” adlı daha önce var olmayan bir bütçe kaleminde birleştirilecek. 

‘Yoksul’ güney ile ‘zengin’ kuzey arasındaki gerilim yükselecek

Çarşamba günü, öğleden sonraya kadar süren ve planlanandan çok daha uzun süren Komisyon toplantısında açıkça çelişkili bilgiler sızdırıldıktan sonra, bu bütçenin kesin hacmiyle ilgili çeşitli rakamlar dolaştı.

Son bilgilere göre, Ursula von der Leyen’in 2 trilyon avroya çıkarmak istediği toplam bütçenin neredeyse yarısı olan 865 milyar avro bu bütçe kalemine ayrıldı.

Geçmişten farklı olarak, bu para doğrudan üye ülkelere aktarılacak ve üye ülkeler de Komisyon ile “ulusal ve bölgesel ortaklık anlaşmaları” imzalayacak. Bu anlaşmalarda üye ülkeler harcamaları için hedefler belirleyecek ve ‘reformlar’ yapmayı taahhüt edecek.

Derin kesinti, tarım sektöründen gelebilecek herhangi bir tepkiyi endişeyle izleyen güney ülkeleri ile daha zengin üye ülkelerle arasındaki uçurumu kapatmak için uyum politikasına bağımlı olan doğu ülkeleri arasında şiddetli bir tartışmaya sahne olacak.

Aynı zamanda, bu azalma, iklim eylemi, savunma, güvenlik, araştırma, inovasyon ve ileri teknolojiler gibi günümüzün önceliklerine daha fazla odaklanılması gerektiğini sürekli olarak savunan batı ve kuzey ülkeleri tarafından da memnuniyetle karşılanacak.

Açıklamaya göre, bu reformlar özellikle “hukukun üstünlüğünün” korunmasıyla ilgili olabilir. AB, bu söylem altında, Macaristan’daki Viktor Orbán gibi çelişkiye düştüğü hükümetleri yıllardır “disipline ediyor.”

Brüksel’in kontrolü artıyor

Çiftçiler ve bölgeler için ayrılan devasa fonun yanı sıra, Avrupa Komisyonu yeni bir bütçe kalemi planlıyor: Avrupa Rekabetçilik Fonu (ECF).

Bu fon, daha önce bağımsız olan bir düzineden fazla programı bir araya getirecek. Komisyon, resmi olarak “karmaşıklığı” ve “bürokrasiyi” azaltmak istediğini söylüyor.

En azından başlangıçta, ECF’nin denetiminin Komisyona devredilmesi planlanıyordu. Bu, Komisyona fonları kendi takdirine göre kullanma ve örneğin yeni krizler ve çatışmalar durumunda daha etkili bir şekilde dağıtma konusunda daha fazla esneklik sağlayacaktı.

Çarşamba günü, başlangıçta planlanandan biraz daha az olan 410 milyar avroluk bir rakam dolaşıyordu. Fakat ECF, özellikle Avrupa Parlamentosu’ndan (AP), tarım ve bölgesel bütçelerde olduğu gibi, söz hakkı ve dolayısıyla yetkisinden mahrum bırakıldığını düşünenlerden, ciddi eleştirilere maruz kaldı.

“Küresel Avrupa Fonu” AB dışı ülkeleri AB’ye bağlayacak

Bu iki bütçe kalemine ek olarak, Avrupa Komisyonu’nun bütçe planında şu anda “Küresel Avrupa Fonu” olarak adlandırılan üçüncü bir kalem daha bulunuyor.

Bu fon, AB dışındaki ülkeleri etkileyen programları bir araya getirmek amacıyla oluşturuldu. Bu sayede Komisyon, AB’nin küresel etki politikası için fonları eskisinden daha hedefli bir şekilde kullanabilecektir.

Küresel Avrupa Fonu’nun programları bölgelere göre sıkı bir şekilde ayrılacak ve ön açıklamalara göre bu, “kalkınma işbirliğini AB dış politikasının bir aracı olarak kullanmayı” çok daha kolay hale getirecek.

Küresel Avrupa Fonu’nun büyüklüğü dün yaklaşık 200 milyar avro olarak açıklandı. Resmi bütçeye ek olarak, von der Leyen’in yaklaşık 100 milyar avro ile donatmak istediği bir Ukrayna fonu da planlanıyor.

Alman iş dünyasından vergi protestoları

AB harcamalarının yeniden yapılandırılması, gelirlerin yeniden yapılandırılmasıyla birlikte gerçekleşiyor. Bu rakam da öncekinden daha yüksek, çünkü 2028’den itibaren her yıl 25 ila 30 milyar avro arasında borç geri ödemesi yapılacak.

Von der Leyen, Trump yönetiminin temel çıkarlarını göz önünde bulundurmak için ABD’li dijital devlerden alınabilecek olası yeni bir dijital vergiden elde edilecek geliri kullanma planını çoktan rafa kaldırdı. Bunun yerine, kullanılmayan elektronik atıklara vergi uygulamak ve ulusal tütün vergilerinden bir pay almak istiyor.

Ayrıca, yıllık geliri 100 milyon avronun üzerinde olan AB merkezli şirketler için bir vergi planlanıyor. Bu, özellikle etkilenen şirketlerin büyük bir kısmının (bazı tahminlere göre yüzde 40’a varan) Almanya’da yerleşik olması nedeniyle, Alman iş dünyasından şimdiden güçlü protestolara neden oluyor.

Gözlemciler, bütçe taslağının en az iki yıl boyunca AB’de ciddi anlaşmazlıklara yol açacağını ve halihazırda var olan farklılıkları daha da artıracağını tahmin ediyor.

Avrupa

Avrupa’daki orman yangınları 3,1 milyar avro hasara yol açtı

Yayınlanma

Financial Times, Fransa, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Romanya’yı etkileyen orman yangınları ile aşırı sıcakların 2026 yangın sezonunun ilk iki ayında 3,1 milyar avro ekonomik kayba neden olduğunu bildirdi. Gazete, bu rakamın yanan alanların eski haline getirilmesi maliyetini yansıttığını ve nihai hasarın çok daha yüksek olacağını belirtti.

Financial Times (FT), Fransa, İspanya ve Avrupa’nın diğer bölgelerini etkisi altına alan orman yangınları ile aşırı sıcakların, 2026 yılı yangın sezonunun ilk iki ayında 3,1 milyar avroluk ekonomik kayba neden olduğunu bildirdi.

Gazete, Avro Bölgesi’nde en çok etkilenen beş ülke olan Fransa, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Romanya’daki olağanüstü yüksek sıcaklıklar ile orman yangınlarının yol açtığı hasarı hesapladı.

FT, 3,1 milyar avroluk rakamın yanan alanların önceki durumlarına getirilmesi için gereken restorasyon maliyetine ilişkin bir tahmin olduğunu belirtti.

Elde edilen rakam, Avrupa Komisyonu’nun metodolojisine dayanıyor ve Fransız hükümetinin hesaplamalarıyla örtüşüyor; ancak Avrupa Komisyonu’nun tüm AB için yıllık ortalama hasarı 2,5 milyar avro olarak öngören tahmininden farklılık gösteriyor. Yayında, nihai hasar tespitinin çok daha yüksek çıkacağı ifade edildi.

Fransa’nın savunma ve havacılık sanayisinin merkezi konumundaki Gironde bölgesinde çıkan yangınlar, jet motoru üreticisi Safran, havacılık şirketi Dassault Aviation ve roket üreticisi ArianeGroup gibi şirketleri üretimi durdurmaya ve personeli tahliye etmeye zorladı.

Kuraklık nükleer santralleri ve nehir taşımacılığını vurdu

FT, kuraklığın yarattığı ekonomik sonuçlara da dikkat çekti. Romanya’da Temmuz ayı sonunda Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin rekor düzeyde düşmesi nedeniyle Çernavoda Nükleer Santrali’nin birinci ünitesi devreden çıkarıldı.

Macaristan’da ise 2 Ağustos’ta Tuna’nın sığlaşması sebebiyle ülkenin tek nükleer santrali olan Paks tamamen durduruldu.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, enerji sistemi üzerindeki büyük yük nedeniyle halkın “en kritik beş günü” yaşayacağı uyarısında bulundu.

Yayında ayrıca kuraklığın Ren Nehri’ndeki su seviyesini de düşürdüğü belirtildi. Tuna’daki sığlaşmayla birlikte bu durum, mal tedarikinde aksamalara ve üretimde kesintilere yol açtı.

Avrupa iklim servisi Copernicus’un verilerine göre Haziran 2026, Batı Avrupa’da kayıt tutulan en sıcak haziran ayı oldu.

Robert Koch Enstitüsü’nün tahminlerine göre, 2026’nın başından bu yana Almanya’da aşırı sıcaklar 5 bin 120 kişinin ölümüne neden oldu; ölümlerin çoğu Haziran sonuna rastladı. Bu bilgileri Reuters aktardı.

Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 30 Temmuz itibarıyla derlediği verilere göre, yıl başından bu yana Avrupa Birliği ülkelerinde 434 bin 976 hektar alan yandı.

Bu rakam, geçen yılın aynı dönemindeki 346 bin 836 hektarlık yanmış alan miktarının üzerinde.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sadiq Khan, Palantir’i “ihale kurallarına uymamak” ile suçladı

Yayınlanma

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan adına çalışan avukatlar, başkent polisinin, Palantir ile işbirliğinde ihale kurallarını ihlal ettiğini iddia etti.

Teknoloji şirketi, Khan’ın belediye başkan yardımcısının, yapay zeka ve veri analizi hizmeti sağlanması amacıyla Metropolitan Polisi ile yapılan 50 milyon sterlinlik sözleşmeyi onaylamayı reddetmesinin ardından, haziran ayında Yüksek Mahkeme’de Belediye Başkanı’nın Polislik ve Suçla Mücadele Ofisi aleyhine dava açtı.

Palantir, belediye başkanının sözcüsüne atfedilen ve şirketin belirtilmeyen “değerleri ve etik ilkeleri”ne atıfta bulunan açıklamaları gerekçe göstererek, Khan’ın ofisinin sözleşmeyi hukuka aykırı ve “mantıksız” bir şekilde engellediğini iddia ediyor.

Palantir’in Birleşik Krallık CEO’su Louis Mosley, Khan’ın kararının siyaseti Londralıların güvenliğinin üstünde tuttuğunu savunurken, Metropolitan Polis Komiseri Mark Rowley ise polis teşkilatının Palantir teknolojisine erişememesinin, teşkilatın bütçesindeki kesintilerin etkisini daha da kötüleştireceğini belirtti.

Geçen perşembe günü sunulan ve POLITICO tarafından incelenen duruşma öncesi savunma beyanında, belediyenin polis departmanı MOPAC’ın avukatları Palantir’in iddiasının “haksız olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini” belirterek, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün “hukuka aykırı bir ihale süreci yürüttüğünü” savundu.

Açıklamada, Londra Emniyet Müdürlüğü ile Palantir’in 2025 yılında teknolojinin bir pilot uygulamasını tasarladıkları ve böylece tutarın, MOPAC onayı gerektirecek 500.000 sterlinlik eşiğin altında kalmasının sağlandığı belirtildi.

Khan’ın emniyet ve suçla mücadele alanından sorumlu belediye başkan yardımcısının liderliğindeki MOPAC, Londra Emniyet Müdürlüğü’nü denetliyor.

Açıklamaya göre, söz konusu pilot projenin Nisan 2026’da sona ermesinden önce, Londra Emniyet Müdürlüğü ve Palantir, pilot projenin süresini uzatmak üzere Palantir’e çok daha büyük bir sözleşmeyi doğrudan vermek üzere görüşmelere başladı.

Açıklamada, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün “her aşamada” daha büyük sözleşmeyi Palantir’e verme niyetinde olduğu belirtilirken, bu yaklaşımın şirket tarafından “desteklendiği/teşvik edildiği/yardımcı olunduğu” da eklendi.

Khan’ın avukatları, bunun kasıtlı bir “Palantir stratejisi”ni yansıttığını savunuyor. Bu stratejiye göre şirket, genellikle pilot proje olarak adlandırılan düşük maliyetli kamu sözleşmelerine, “etkili ve şeffaf rekabet ve/veya ihale kanunu gerekliliklerinden kaçınmak niyetiyle, amacı ve/veya etkisiyle” giriyor ve ardından kamu kurumunu “etkili ve şeffaf bir rekabet yürütmeden ve/veya ihale kanununa uymadan” daha fazla sözleşme vermeye “etkilemeye” çalışıyor.

Açıklamada ayrıca, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün ihale stratejisi için MOPAC’tan onay almayı kasıtlı olarak kaçındığı ve Palantir dışındaki firmaların da yarışta olduğu izlenimini vermek amacıyla MOPAC’a defalarca “yanıltıcı ve/veya tutarsız” bilgiler sağladığı belirtiliyor.

Açıklamada, bu faktörlerin yetkililerin Khan’ın yardımcısına sözleşmenin paranın karşılığını verdiğini bildirememelerine neden olduğu ifade ediliyor.

Bir Palantir sözcüsü, savunma açıklamasını “yanlış” olarak nitelendirdi ve açıklamanın hem pilot uygulamanın sonuçlarını hem de hükümetin dış kaynak kullanımı kılavuzunu göz ardı ettiğini söyledi.

Met, devam eden dava hakkında yorum yapmayı reddetti. Dava dilekçesinde taraf olarak adı geçmemekle birlikte, davaya bir cevap sunduğunu doğruladı.

Davanın 2027 yılının Ocak ayında mahkemeye taşınması bekleniyor.

MOPAC, Met Polisi ile işbirliği yaparak, Palantir’in de teklif verebileceği, talep gören yapay zeka ve veri yetenekleri için rekabetçi bir ihale tasarlayacağını açıkladı.

Bu arada Met Polisi, teşkilat içindeki suistimalleri tespit etmek için Palantir’in yazılımını kullanan önceki pilot uygulamayı uzattı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

Yayınlanma

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.

Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.

German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.

Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.

Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.

Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.

ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.

Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.

Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.

Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.

Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.

Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.

Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.

İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.

Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.

Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı

Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.

Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.

Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.

B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.

Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.

Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.

Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.

Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.

Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20

Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü

Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.

Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.

Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.

F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.

Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.

Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.

İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.

Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.

Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.

Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.

Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir

Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.

Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.

Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.

Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.

2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.

Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.

Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.

Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.

Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.

Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak

Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.

Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.

Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.

Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.

Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.

Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.

Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English