Diplomasi
AB-ABD tarife anlaşmasında işler karıştı

AB temsilcilerinin ABD ile vardıkları gümrük vergileri anlaşmasına Kıta’dan tepkiler yükselirken, Avrupa Komisyonu “anlaşma yasal olarak bağlayıcı değil” iddiasında bulundu.
Komisyonun salı günü yayınladığı açıklamaya göre, anlaşma “yasal olarak bağlayıcı olmayan” bir “siyasi mutabakat” niteliğinde.
Nitekim Washington ve Brüksel, gümrük vergisi anlaşmasının içeriğine ilişkin kendi versiyonlarını da yayınladı ve bu versiyonlar önemli konularda önemli farklılıklar içeriyor.
Öte yandan anlaşmanın, AB’den ABD’ye yapılan ihracatın çoğuna yüzde 15 gümrük vergisi uygulanmasını öngördüğü, ABD’nin ise AB pazarına gümrüksüz erişim hakkına sahip olacağı tartışmasız.
Pazartesi günü Fransız hükümeti yetkilileri, anlaşmanın AB’nin ABD’ye “boyun eğmesi” anlamına geldiğini açıklamıştı. Paris, AB’nin “iktisadi güç” iddiasını sürdürmek istiyorsa, anlaşmanın direnç gösterilmeden kabul edilmemesi gerektiğini savundu.
Anlaşma, Alman otomotiv endüstrisinin çıkarlarını göz önünde bulundurduğu için Alman hükümeti tarafından desteklendi. Endüstri derin bir krizde ve önemli ABD pazarında risk almaya gücü yok.
“Savunmacı” müzakere stratejisi, Alman hükümeti tarafından sistematik olarak desteklendi. Örneğin Fransa, başından beri daha çatışmacı bir yaklaşım izlenmesini savunmuş, karşı gümrük vergileri uygulanmasını talep etmiş ve ABD’nin Avrupa’daki teknoloji şirketlerine karşı sert önlemler alınacağı tehdidinde bulunmuştu.
Almanya ise gerilimin azaltılmasından yana tavır almıştı. Şansölye Friedrich Merz’in haziran ayı başında Alman iş dünyası temsilcileriyle yaptığı görüşmede, Beyaz Saray ziyaretinde “Trump’a ticaret akışlarını açıkladığını” söylediği belirtiliyor.
Merz, Alman otomobil üreticilerinin ABD’ye ihraç ettikleri araçların sayısının, Almanya’nın ABD’den ithal ettikleri araçların sayısıyla aynı olduğunu belirtmişti.
Öte yananda Merz, ancak geçen hafta ortasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığı görüşmede biraz daha sert bir tavır almayı kabul etmişti; fakat o noktada “anlaşmanın içeriğini uzun süredir bildiği” söyleniyor.
Brüksel ve Washington’dan çelişkili açıklamalar
Dün (29 Temmuz Salı), anlaşmanın son anda gerçekten çökebileceği endişeleri ortaya çıkmaya başladı.
Washington, von der Leyen’in gıda standartları ve dijital konular gibi konularda çok önemli tavizler verdiğini iddia ederken, AB bunu kategorik olarak yalanladı.
Ayrıca Komisyon, “27 Temmuz 2025 tarihli siyasi anlaşmanın yasal olarak bağlayıcı olmadığını” ve yakın gelecekte yeni müzakerelerin yapılacağını açıkladı.
Örneğin Komisyon, Washington’un çelik ve alüminyum için “kota sistemi” kurmayı taahhüt ettiğini ve bu sistemde sınırlı miktarda metalin Donald Trump’ın yüzde 50’lik gümrük vergisinin altında kalacağını açıkladı.
Fakat Beyaz Saray’ın bilgi notunda bu iddia yalanlandı ve “Çelik, alüminyum ve bakır üzerindeki sektörel gümrük vergileri değişmeyecek… AB yüzde 50’yi ödemeye devam edecek ve taraflar bu ürünlerin tedarik zincirlerinin güvence altına alınmasını görüşecek,” denildi.
Bu çelişki üzerine baskı gören AB ticaret sözcüsü Olof Gill, gazetecileri Komisyonun basın açıklamasına yönlendirdi. Bu açıklamada ise tam tersi belirtiliyor ve “AB ve ABD, AB ihracatına yönelik gümrük vergisi oranlarını tarihi seviyelere indirerek, mevcut yüzde 50’lik gümrük vergilerini kaldıracak,” deniyor.
İlaçlar konusunda da karışıklık var. Gill, AB’nin ilaç ihracatının, ABD’nin önümüzdeki haftalarda 232. madde soruşturmasını tamamladıktan sonra sadece yüzde 15’lik bir vergiye tabi olacağını düşündüğünü söyledi. Fakat ABD’nin açıklamasında soruşturmayla ilgili herhangi bir gecikmeden bahsedilmedi.
Gill, tüm konuların ABD-AB ortak bildirisinde açıklığa kavuşacağını ve bloğun “bu bildirinin çok yakında yayınlanmasını umduğunu” söyledi.
Yine de Brüksel en kötüsüne hazırlanıyor gibi görünüyor. Komisyon, ortak bildiriye varılana kadar ABD mallarına yönelik 93 milyar avroluk misilleme paketini geri çekmeyeceğini açıkladı.
Uçak, otomobil ve gıda ürünlerini kapsayan önlemler 7 Ağustos’ta yürürlüğe girecek ve müzakerecilere çatışmayı önlemek için çok kısa bir süre tanınacak.
Almanya, otomotivde kriz nedeniyle ABD’ye boyun eğdi
German Foreign Policy’ye göre Almanya’nın tutumu, derin bir kriz içinde olan Alman otomotiv endüstrisinin çıkarlarına dayanıyordu. Bu krizin en önemli nedenlerinden biri, elektrikli arabalara geçişte geç kalınması ve bir zamanlar lider olduğu önemli Çin pazarındaki payını kaybetmesiydi.
Örneğin, ilkbaharda Mercedes ve BMW, satış ve kârlarında önemli düşüşler bildirdi; ilk çeyrekte satışlar sırasıyla yüzde 7 ve 7,8 azalırken, kârlar sırasıyla yüzde 43 ve 26,4 düştü.
Volkswagen ise geçen hafta, satışların nispeten istikrarlı olmasına rağmen, 2025’in ilk yarısında kârının yüzde 38’den fazla düştüğünü ve bu düşüşün üst üste üçüncü yarıyılda gerçekleştiğini açıkladı.
Uzun süredir kapsamlı işten çıkarmalar planlanıyor. Volkswagen Grubu’nun ana markası olan VW’de, 130.000 kişilik işgücünün neredeyse dörtte biri 2030 yılına kadar işten çıkarılacak.
Audi, 2029 sonuna kadar Almanya’daki işgücünü yaklaşık 7.500 kişi azaltmayı planlıyor. Haberlere göre Mercedes de 20.000 kişiye kadar işten çıkarmayı düşünüyor.
Otomotiv tedarikçisi ZF ise 2028 sonuna kadar 14.000 kişiye kadar işten çıkarmayı planlıyor.
Otomotiv sektörü ihracata bağımlı
Bu durumda Alman hükümeti, Alman otomotiv endüstrisini istikrara kavuşturmayı bir öncelik haline getirdi.
Sektör, ihracata büyük ölçüde bağımlı: Geçen yıl Almanya’da üretilen tüm binek araçların yüzde 78,2’si (3,18 milyondan fazla araç) yurt dışına satıldı.
Fakat Alman üreticiler son yıllarda bazı ciddi aksilikler yaşadı. Örneğin, bir zamanlar Alman araçlarının en büyük alıcısı olan Birleşik Krallık’a otomobil ihracatı, Brexit’in ardından AB’nin bu ülkeye misilleme önlemleri uygulaması nedeniyle azaldı.
Alman üreticiler 2019’da Birleşik Krallık’a 593.000 adet otomobil satarken, bu rakam 2024’te sadece 390.000 adede geriledi.
Çin’e yapılan ihracat geçen yıl yaklaşık yüzde 17 düştü; 2025’in ilk beş ayında Çin’e otomobil ve otomobil parçası ihracatı ise yaklaşık yüzde 36 azaldı.
Bunun nedeni, Çin’de yerli markaların elektrikli otomobillerinin giderek daha fazla satın alınmasıdır. Alman endüstrisi, 2024 yılında Almanya’dan 448.000 otomobil satılan en büyük satış pazarı olan ABD’de daha fazla düşüşü kaldıramayacak durumda.
2025 yılının ilk yarısında VW, ABD’deki müşterilerine yüzde 27,5’lik gümrük vergilerini yansıtmamak ve ABD’deki pazar payını kaybetmemek için 1,3 milyar avro kaybetti.
Alman otomotiv lobisi hâlâ endişeli
Buna göre, özellikle Alman otomotiv endüstrisi, ABD’ye karşı gümrük vergisi uygulamaması için baskı yapmıştı.
Bir yandan, Trump’ın hiçbir koşulda ABD gümrük vergilerini artırmaya teşvik edilmemesi gerektiği, çünkü bunun Alman endüstrisi için yıkıcı sonuçlar doğurabileceği savunuluyordu.
Öte yandan, Alman Otomotiv Endüstrisi Birliği (VDA) Başkanı Hildegard Müller, ABD’den yapılan ithalata karşı gümrük vergilerinin, Alman otomotiv şirketlerinin ABD’deki tesislerinde üretilen ve oradan AB’ye ihraç edilen otomobilleri de etkileyeceğini belirtti.
Bu rakamlar önemsiz değil: Müller, “ABD’den AB’ye yapılan otomobil ihracatının yaklaşık üçte ikisi Alman üreticilerden geliyor,” diyor.
Müller’e göre AB’nin ABD’den gelen otomotiv ürünlerine uygulayacağı herhangi bir karşı gümrük vergisi, Alman üreticilere her yüzde bir gümrük vergisi için yılda yaklaşık 100 milyon avroya mal olacaktı.
Berlin-Paris gerilimi su yüzüne çıktı
Merz bu baskıyı dikkate alınca Fransa ile ciddi anlaşmazlıklar başladı.
Fransa Başbakanı François Bayrou pazartesi günü, Avrupa Komisyonu tarafından da “başarısız bir şekilde” müzakere edilen anlaşmanın, AB’nin ABD’ye “boyun eğmesi” anlamına geldiğini söyledi.
Paris’te hükümet ve muhalefet mensuplarından da benzer açıklamalar geldi. Dış Ticaret Bakanı Laurent Saint-Martin pazartesi günü bir adım daha ileri giderek, müzakerelerin sonucunu olduğu gibi bırakmaya şiddetle karşı olduğunu, aksi takdirde AB’nin artık “iktisadi” olarak kabul edilemeyeceğini açıkladı ve “Son söz henüz söylenmedi,” dedi.
Alman sanayisinin ABD’ye taşınma eğilimi güçlenebilir
Pazar günü Berlin’in Alman otomotiv endüstrisini desteklemek için onayladığı gümrük vergisi anlaşmasının, otomobil fabrikalarının Almanya’dan ABD’ye taşınmasını teşvik edeceği iddiaları ise giderek daha yaygın hale geliyor.
Center Automotive Research’ten otomotiv uzmanı Ferdinand Dudenhöffer’e göre, anlaşma uygulanırsa, Mercedes’in E-Serisi veya BMW’nin 5 Serisi gibi büyük hacimli modellerin artık Almanya’da değil, ABD’de üretilmesi daha kârlı olabilir.
Çünkü von der Leyen ve Trump’ın kararlaştırdığı kurallara göre, ABD’den Avrupa’ya yapılan ihracatta gümrük vergisi ödenmeyecek.
Mercedes ve BMW bu modellerin üretimini ABD’de merkezileştirirse, tek bir yerden her iki tarafa da gümrüksüz olarak tedarik edebilirler ve bu, şirketler için mantıklı ve kârlı olacak.
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak







