Bizi Takip Edin

Diplomasi

Siyasal İslam konulu forum Abu Dabi’de gerçekleştirildi

Yayınlanma

TRENDS ev sahipliğinde Abu Dabi’de düzenlenen “Aşırılıkçı İdeolojiyle Mücadele” temalı forum “kapsamlı yol haritası” çağrısıyla sona erdi.

Harici’nin medya partnerlerinden olduğu etkinlikte, uzmanlar ideoloji güdümlü şiddetin ortak kalıplarına dikkat çekti; kapsamlı bir yol haritası ve vatandaşlık değerlerinin güçlendirilmesi çağrısı yaptı.

Abu Dabi – 16 Eylül 2025 — TRENDS Araştırma ve Danışmanlık Merkezi’nin “Bilgiyle, birlikte aşırılığa karşı” temasıyla Fairmont Bab Al Bahr Oteli’nde düzenlediği 5. Siyasal İslam Yıllık Forumu, ideoloji güdümlü şiddetin “ortak şiddet kalıpları”nı ele aldı. Foruma BAE, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Fransa, İtalya, Hindistan, Endonezya, Portekiz, Polonya, Mısır ve Ürdün’den üst düzey yetkililer, akademisyenler ve araştırmacılar katıldı.

Birleşik Krallık eski Savunma Bakanı Sir Liam Fox, Fransız Senatör Nathalie Goulet forumda konuşma yapan üst düzey isimler arasındaydı.

Katılımcılar, aşırılıkla mücadelenin güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmaması; entelektüel, toplumsal ve kültürel boyutları da kapsayan çok katmanlı bir yaklaşım gerektirdiğini vurguladı. Demokratik değerlerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, gerçek mağduriyetlerin ideolojik istismardan ayrıştırılması, gençlere liderlik ve inovasyon için sivil kanallar açılması ve eğitim kurumlarının siyasallaşmış dindarlığın etkisinden korunması forumun öne çıkan önerileri arasında yer aldı.

Açılışta konuşan TRENDS CEO’su Dr. Muhammed Abdullah Al-Ali, çeşitli aşırıcı akımlar arasında örtük kesişimleri gösteren “yeni entelektüel haritalar”a ihtiyaç bulunduğunu belirterek, dijital çağda örgütlerin propaganda ve istihdam mekanizmalarını çözmeden kalıcı sonuç alınamayacağını ifade etti. Al-Ali, nefret söylemini dağıtmanın ötesine geçip “bu söylemleri mümkün kılan yanılsamaları”nın deşifre edilmesi çağrısı yaptı.

Dr. Al-Ali, ideolojinin tebliğci söylemi şiddet projeleriyle birleştirme kapasitesini gösteren bir örnek olarak Müslüman Kardeşler’e işaret etti; Müslüman Kardeşler’in dijital devrimden yararlanarak çevrimiçi platformlar üzerinden taraftar devşirdiklerini belirtti. Aşırılıkla mücadelenin, nefret söylemini dağıtmanın ötesine geçerek bu tür grupların yeni kuşakları çekmesini mümkün kılan yanılsamaları da ortadan kaldıracak; entelektüel ve siyasi uzmanlık ile ittifakları bir araya getiren küresel bir yol haritası gerektirdiği konusunda uyardı. Sözlerini, ideolojik şiddet yerine birlikte yaşam ve insanlık anlatılarının başlatılacağı bir platforma dönüşmesi için akademik araştırma, kamu politikası, teknoloji ve siyasi iradeyi bütünleştiren kolektif çabalara çağrıda bulunarak tamamladı.

Muhammed Bin Zayid Beşeri Bilimler Üniversitesi (MBZUH), aşırılıkçı ideolojiyle mücadelede ölçülebilir katkılarından dolayı “TRENDS Aşırılıkçı İdeolojiyle Mücadele Küresel Ödülü”nün ilk kazananı oldu. TRENDS Bilimsel ve Akademik Konseyi üyesi Prof. Radvan es-Seyyid, üniversitenin ılımlılık, vatandaşlık ve diyalog değerlerini yaygınlaştırmadaki rolüne dikkat çekti.

Forum tartışmaları boyunca konuşmacılar, farklı aşırılıkçı hareketler arasında kapalı dünya görüşü, biz-onlar ayrımı, lider kültü, komplo söylemi ve şiddeti meşrulaştıran anlatılar gibi benzer zihinsel ve davranışsal yapılar bulunduğunu vurguladı. Dr. Halife Mubarek ez-Zaheri (MBZUH), bu hareketlerin ulusal çerçeveleri reddeden, ittifaklar-dezenformasyon-şiddet sarmalına yaslanan bir strateji izlediğini anlattı.

Sir Liam Fox, “dini aşırıcı” ifadesinin yanıltıcı olduğuna dikkat çekerek, “dini araçsallaştıran siyasal aktörler”le karşı karşıya olunduğunu söyledi; Popper’ın Hoşgörü Paradoksuna atıfla hoşgörü kisvesi altında hoşgörüsüzlüğün yayılmasına müsamaha gösterilmemesi gerektiğini vurguladı. Senatör Nathalie Goulet ise politik İslam ile aşırı sağ arasındaki şiddet ve finansman ortaklıklarına değinerek, şeffaf olmayan fon akışları, hayır kurumlarının kötüye kullanımı ve kripto varlıklara dikkat çekti.

Dijital alanın rolü öne çıkarılarak hükümetler, sivil toplum ve teknoloji şirketleri arasında işbirliği ile çevrim içi aşırılıkçı içeriklere karşı farkındalık kampanyaları yürütülmesi, çoğulculuk ve vatandaşlık temalı alternatif anlatıların güçlendirilmesi istendi. Ayrıca, ideolojik şiddete karışan devlet veya örgüt tüm aktörlerin uluslararası hukuk karşısında hesap vermesi, erken uyarı ağları kurulması ve eski aşırılık yanlılarına yönelik rehabilitasyon programlarının yaygınlaştırılması önerildi.

Oturumlardan öne çıkanlar

ABD West Point bünyesindeki CTC Sentinel Genel Yayın Yönetmeni Paul Cruickshank moderatörlüğünde gerçekleştirilen yüksek düzeyli oturumda, Fiyaz Mughal (Faith Matters) aşırılığın gerçek mağduriyetler ile kimlik krizlerinin birleşiminden beslendiğini; sosyal medyanın yankı odaları yaratarak radikalleşmeyi hızlandırdığını anlattı. H.E. Dherar Belhoul Al Falasi (Al-Majlis Group) ise bazı yapıların boykot kampanyaları üzerinden öğrencileri belirli ağlara yönlendirmeye çalıştığını, böylece eğitim sektöründe nüfuz ve finansman oluşturduklarını kaydetti.

Birinci oturumda; Prof. Alessandro Ferrari (Insubria), demokrasinin düşmanlarıyla mücadelede özgürlükleri koruyan bir araç olarak “militan demokrasi” kavramını sundu. Prof. Radvan es-Seyyid, tarihe yeni bir okuma gerektiğini ve modern ulus-devletin aşırılıkla mücadelede zorunlu çerçeve olduğunu vurguladı. Dr. Vael Salih, farklı akımların ortak duygusal seferberlik, ikili dünya algısı ve sembolik şiddet pratiklerine dikkat çekti. Prof. Patrice Brodeur (Montreal) siyasal-dini-eğitsel-toplumsal bütüncül işbirliğinin şart olduğunu, Dr. Orla Lynch (Cork) ise katılım motivasyonlarına odaklanılması gerektiğini belirtti.

İkinci oturumda; Spasimir Domaradzki (Varşova) Orta ve Doğu Avrupa deneyimlerinden hareketle aşırılığın fikri temellerinin sökümünü, Muhammed Halfan es-Savafi ideolojik aşırılığın milliyetçilik ve neo-Nazizm dahil geniş bir yelpazeye yayıldığını anlattı. Meşari el-Taydi (Asharq Al-Awsat) kaynak araştırmalarının sistematikleştirilmesi çağrısı yaptı. Dr. Anne Speckhard (ICSV) terörün “ölümcül kokteyli”ni grup-ideoloji-toplumsal destek-bireysel motivasyon olarak tanımlayarak, şiddete geçişi tetikleyenin “grup” dinamiği olduğunu vurguladı. Aimen Dean (BK) ise katılım motivasyonlarının pratik okumasına ilişkin yöntemler paylaştı.

Üçüncü oturumda; Dr. José Pedro Zúquete (Lizbon) Avrupa’da kimlik hareketleri ile İslamcı gruplar arasında “karşılıklı radikalleşme” olgusunu inceledi. İmam Muhammed Tevhidi, kutsal metinlerin şiddete meşruiyet için suistimal edilmesine karşı dini liderlikte sorumluluk çağrısı yaptı. Prof. Yon Machmudi (Endonezya), “sert güç” (hukuk-güvenlik) ile “yumuşak güç” (deradikalizasyon-eğitim-toplum güçlendirme) bileşimini önerdi. Dr. Orla Lynch ikinci kez söz alarak eski üyelerin deneyimlerinden hedef kitleye erişim stratejileri çıkarılabileceğini söyledi.

Dördüncü oturumda; Omar el-Beşir et-Turabi (Al-Mesbar) aşırılıkçı düşüncenin “tedarik zinciri”ni; eğitim ve hayır faaliyetleri üzerinden kurulan sosyal tabanı anlattı. Abdullah bin Bijad el-Uteybi aşırılığın tarihsel sürekliliğine dikkat çekti. Hamad el-Husani (TRENDS) bazı yapıların dine, devlete ve topluma bileşik tehdit oluşturduğunu belirtti. Osama el-Delil (El-Ahram) kavramsal netlik için “siyasallaştırılmış din değil, İslamileştirilmiş siyasi suçluluk” terimini önerdi. Em. Tümg. Salih el-Muayta (Ürdün) ise barışçıl düşünce ile şiddetin ayrıştırıldığı bölgesel bir strateji çağrısı yaptı.

Forumun genel sonuç bildirisine göre, dini platformlar ve hayır çalışmaları için etik ilkeler/şartname hazırlanması, eğitimde eleştirel düşünmenin güçlendirilmesi, gençler için sivil liderlik kanallarının açılması ve dijital erken uyarı-izleme ağlarının kurulması yol haritasının temel sütunlarını oluşturuyor. Bu kapsamda, medya-akademi-kamu politikası-teknoloji işbirliğiyle çoğulcu vatandaşlığı güçlendiren alternatif anlatıların yaygınlaştırılması öne çıkıyor.

Etkinlik, Muhammed Bin Zayid Beşeri Bilimler Üniversitesi ve BAE Siber Güvenlik Konseyi iş birliğiyle; The National, Sky News Arabia, Al-Ain News, Harici Medya, Aletihad Haber Merkezi ve Al-Khaleej’in medya desteğiyle gerçekleştirildi.

Harici Medya kurucusu Tunç Akkoç ve gazeteci Sarp Sinan Hacır etkinliğe Türkiye’den katıldı.

TRENDS Hakkında
2014’te Abu Dabi’de kurulan TRENDS Araştırma ve Danışmanlık, bağımsız bir düşünce kuruluşudur. Küresel ortaklarla yürüttüğü araştırma programları, yayınlar ve düzenli etkinliklerle bölgesel ve uluslararası düzeyde etki üretmeyi amaçlar.

Diplomasi

G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

Yayınlanma

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.

“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.

Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.

Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.

Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.

Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.

Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.

Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.

On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.

Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.

Greer şöyle konuştu:

“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.

Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.

ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya. 

Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.

Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.

Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.

Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.

Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.

Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).

Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor. 

Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.

CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.

Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.

Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.

İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.

Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.

Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.

Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.

Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.

Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.

Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.

İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.

17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.

Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.

Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.

Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.

South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.

14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.

Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

Yayınlanma

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.

POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.

Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.

Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.

Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.

Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.

Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.

Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.

Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.

NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”

Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.

Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.

Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:

“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”

NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.

Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.

Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.

Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.

Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.

“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English