Avrupa
14 NATO ülkesinden nükleer tatbikat

Almanya dahil 14 NATO ülkesi, bugün (24 Ekim) bu yılki “Steadfast Noon” nükleer savaş tatbikatını tamamlıyor.
Her yıl ekim ayında gerçekleştirilen “Steadfast Noon” tatbikatı, Avrupa’da depolanan ABD nükleer silahlarıyla olası bir saldırıyı simüle ediyor. Taşıyıcı veya fırlatma uçağı olarak Alman Hava Kuvvetlerine ait jetler de kullanılabilir.
Avrupa’da nükleer savaşa katılma istekliliğinin artmasının bir göstergesi olarak, bu yıl tatbikata ilk kez yeni NATO ülkeleri Finlandiya ve İsveç katılırken, Danimarka da ilk kez tatbikat için bir üs sağladı.
Alman hükümeti de şu anda Eifel’deki Büchel hava üssünü milyarlarca avro harcayarak yeniden inşa ettiriyor, böylece gelecekte F-35 tipi ABD savaş uçaklarını yeni B61-12 tipi nükleer bombalarla birlikte bu üste konuşlandırabilecek.
Aynı zamanda, ABD’den bağımsız bir Avrupa nükleer kalkanı konusunda tartışmalar devam ediyor. Fransa’nın sağladığı nükleer kalkanın yanı sıra, Alman nükleer silahlarına dayanan bir Alman nükleer kalkanı da tartışılıyor.
Almanya’da 18-24 yaş grubundaki gençlerin çoğunluğu, Bundeswehr’in nükleer silah satın almasını destekliyor.
Amerikan nükleer bombası B61-12’nin provası yapıldı
Tatbikata 14 NATO ülkesinden 70’in üzerinde askeri uçakla yaklaşık 2.000 asker katıldı. Bu sayı, önceki yıllara göre daha fazla.
NATO’ya yeni katılan Finlandiya ve İsveç de ilk kez bu tatbikata katıldı ve F/A-18 Hornet ve Gripen model savaş uçakları gönderdi. Alman ordusu ise Tornado ve Eurofighter model savaş uçaklarıyla tatbikata katıldı.
Raporlara göre, uydu navigasyonu ile yönlendirilen ve bu nedenle öncekilerden çok daha hassas olduğu kabul edilen yeni B61-12 tipi ABD atom bombalarının kullanımı prova edildi.
Bu bombalar aynı zamanda ölçeklenebilir ve farklı patlama etkileriyle kullanılabilir; yani diğerlerinin yanı sıra, taktiksel olarak, sınırlı etkiye sahip, savaş alanı silahı olarak da değerlendirilebilir.
Amerikan Bilim Adamları Federasyonu’na (FAS) göre, B61-12’nin eğitim operasyonlarına dahil edildiği Avrupa’daki ilk hava üssü, 2021 yılında Nijmegen ve Eindhoven arasında bulunan Hollanda’daki Volkel Hava Üssüydü.
İngiltere’ye yeni Amerikan nükleer silahları konuşlandırıldı
Volkel, bu yıl Steadfast Noon’un ana üssüydü. Ayrıca, Volkel’den sadece 60 kilometre uzaklıkta, Belçika’nın en kuzeydoğusunda bulunan Kleine Brogel üssü; Flensburg’un yaklaşık 60 kilometre kuzeyinde bulunan Danimarka’daki Skrydstrup üssü ve Cambridge’in 40 kilometre kuzeydoğusunda bulunan İngiltere’deki Lakenheath üssü de dahil edildi.
Skrydstrup ile ilk kez bir Danimarka hava üssü Steadfast Noon kapsamında kullanıldı. Bu, Danimarka’nın şu anda Rusya’ya karşı daha agresif bir tutum sergilemesi nedeniyle de önemli.
Danimarka 2023 ve 2024 yıllarında, ABD silahlı kuvvetlerinin manevralar kapsamında Tomahawk seyir füzeleri ateşleyebilen Typhon fırlatma rampalarını Bornholm adasında konuşlandırmasına izin vermiş ve ayrıca uzun menzilli hassas silahlar satın alacağını duyurmuştu.
Lakenheath’e ise yaz aylarında ABD nükleer bombalarının getirildiği bildirildi. ABD, Soğuk Savaş döneminde hava üssünde 100’den fazla nükleer silah depolamış ve bunları ancak 2008 yılında geri çekmişti.
Silahlanmaya karşı çıkanlar, Lakenheath hava üssünde tam olarak neler olup bittiğinin açıklığa kavuşturulmasını istiyorlar, fakat şu ana kadar sonuç alamadılar.
Nükleer silah taşıyıcısı olarak F-35
Bu yıl Steadfast Noon tatbikatında yeni olan şey, F-35 tipi ABD savaş jetlerinin çift işlevli olarak kullanılmasıydı.
Bu jetler bir yandan bombaları taşıyan ve atan uçaklar olarak görev yaptılar; raporlara göre bu, Volkel’de konuşlanmış Hollanda F-35 filosu için geçerliydi.
Jetler diğer yandan, bombalarla yüklü uçaklara eşlik ettiler; bu görevi, Steadfast Noon tatbikatına da katılan Danimarka F-35 filosu üstlendi.
F-35, Alman Federal Ordusu tarafından da satın alınacak; Hava Kuvvetleri, çok eski Tornado jetlerinin hizmetten çıkarılmasından sonra Eifel’deki Büchel hava üssünde nükleer katılımı kesintisiz olarak sürdürebilmek için 35 adet alacak.
Yaz aylarında, ABD nükleer bombalarının depolandığı Büchel hava üssünde bunun için gerekli olan tadilatların, başlangıçta planlandığı gibi 700 milyon avroya mal olmayacağı, mevcut duruma göre iki milyar avroya mal olacağı açıklandı.
Ayrıca, Savunma Bakanı Boris Pistorius’un, NATO’nun Bundeswehr’e yönelik şartlarını yerine getirebilmek için 15 adet ek F-35 savaş uçağı satın alınması konusunda ısrarcı olduğu bildirildi ama Almanya Savunma Bakanlığı bu haberi resmi olarak yalanladı.
Fransız kalkanına karşı Alman kalkanı
Nükleer paylaşım eğitimi ve güvenliği sağlanırken, kendi Avrupa nükleer kalkanı oluşturulması veya alternatif olarak bir “Alman bombası” satın alınması konusundaki tartışmalar devam ediyor.
Mevcut duruma göre, bir Avrupa nükleer kalkanı Fransa tarafından sağlanabilir. Paris ve Berlin, 29 Ağustos’ta Bregançon’da düzenlenen son Alman-Fransız Bakanlar Konseyi toplantısının ardından bu konuyla ilgili bir “stratejik diyalog” başlatılacağını duyurmuştu; bu diyalog, Fransız Cumhurbaşkanlığı ve Alman Şansölyelik ofisleri tarafından, her iki tarafın dışişleri ve savunma bakanlıklarının katılımıyla yürütülecekti.
Şimdiye kadar, Almanya’nın Fransız nükleer kuvvetleri üzerinde herhangi bir şekilde söz sahibi olmakta ısrarcı olması nedeniyle bir anlaşmaya varılamadı; Fransa bunu kararlılıkla reddediyor.
Avrupa’yı Fransız nükleer şemsiyesi altına sokma seçeneğinin aksine, bazı Alman uzmanlar, Almanya liderliğinde bağımsız bir Avrupa koruma şemsiyesi hakkında bir tartışma talep ediyor.
Ağustos ayında, Kiel Üniversitesi Güvenlik Politikası Enstitüsü (ISPK) eski direktörü Joachim Krause, öncelikli odak noktasının Almanya’nın bir atom bombası üretme kabiliyetine sahip olup olmadığı sorusu olduğunu açıkladı.
Uzmanlar genellikle teknik olarak herhangi bir zorluk yaşanmayacağına karar veriyorlar. Gronau’daki uranyum zenginleştirme tesisi, Jülich’teki santrifüj üreticisi ETC ve Garching’deki araştırma reaktörü ile gerekli altyapı da mevcut.
Buradaki temel engel, teknik olmaktan çok siyasi: Federal Almanya sadece Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’ndan çıkmakla kalmayıp İki Artı Dört Anlaşmasını da feshetmek zorunda kalacak.
Alman gençliği nükleer bombaya sıcak bakıyor
Öte yandan haziran ayında yapılan bir ankete göre, Almanların sadece yüzde 21’i Federal Almanya Cumhuriyeti’nin nükleer silaha sahip olması gerektiğini savunuyor; yüzde 72 ise buna karşı çıkıyor.
Fakat farklı yaş grupları arasında gerçekten büyük farklılıklar var. Örneğin, 45-54 yaş grubundaki Almanların sadece yüzde 7’si ve 65 yaş ve üstü Almanların yüzde 11’i Almanya’nın nükleer bomba sahibi olmasını destekliyor.
Öte yandan, 18-24 yaş grubundaki Almanların yüzde 54’ü Almanya’nın nükleer silah elde etmesini destekliyor. Bu da, kamuoyunun nükleer silahlanma konusunda da fikir değiştirebileceğini gösteriyor.
Avrupa
Arnavutluk’ta Kushner destekli lüks tatil köyü nedeniyle protestolar büyüyor

Donald Trump’ın damadı Jared Kushner tarafından desteklenen lüks tatil köyü projesine karşı Arnavutluk’ta düzenlenen protestolar şiddetleniyor.
Çarşamba günü binlerce kişi, projenin durdurulması yönündeki taleplerin giderek artması üzerine, üçüncü gün üst üste Tiran sokaklarına döküldü.
Protestoculardan bazıları, korkulan çevre tahribatına dikkat çekmek amacıyla şişme flamingolar sallıyordu.
Protestolar, ülkenin güneyinde de planlanıyor. Akdeniz’in çevresel açıdan en hassas bölgelerinden biri olarak görülen bu bölgede, 1,6 milyar dolarlık kompleksin temel atma çalışmaları kısa süre önce başladı.
The Guardian’ın aktardığına göre ülkenin önde gelen çevre koruma grubu PPNEA’nın genel müdürü Aleksandr Trajce şunları söyledi:
“Başından sonuna kadar şeffaflık tamamen yoktu. İzinlerle ilgili hiçbir kamu istişaresi veya kamu belgesi görmedik; bu nedenle şu anda şunu söylüyoruz: Eğer buldozerleri kaldırırlar, çiti söküp habitatları eski haline getirirlerse, o zaman konuşmaya başlayabiliriz.”
Bu gelişmeyi, ülkesinin “Stalinist bir devletten lüks bir tatil beldesine dönüşüm sürecinde bir dönüm noktası” olarak savunan Başbakan Edi Rama, salı günü çıkmaza bir son vermek amacıyla protestocularla görüşmeyi önerdi.
Öte yandan Rama, “Ben burada olduğum sürece yatırımın durması kesinlikle mümkün değil,” diyerek tavrından da ödün vermedi.
Arnavutluk’un en eski çevre örgütü olan PPNEA, eşsiz biyolojik çeşitlilik ve kültürel mirasa sahip bir bölgenin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarıları ortaya çıkınca alarm verdi.
Bu yılın başlarında Ivanka Trump, bir mimar ekibiyle birlikte ülkeye sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi ve kocasının yatırım şirketi Affinity Partners tarafından geliştirme için ayrılan alanı gezmişti.
Tatil köyü, Arnavutluk’un tek adası olan ıssız Sazan kayalığını değil, onu çevreleyen deniz milli parkındaki sulak alanları ve kıyı habitatlarını da kapsayacak bir alanı kaplamayı amaçlıyor.
BirdLife International’a göre, bu sular Akdeniz foku için son sığınaklardan biri olup, bölge aynı zamanda flamingolar ve Dalmaçya pelikanları dahil olmak üzere 200’den fazla kuş türüne ev sahipliği yapıyor.
Zvërnec köyünün kuzeyinde, Narta lagünü ile deniz arasında yer alan geniş koruma altındaki kıyı arazileri de geliştirme projesi kapsamında yer alıyor.
Trajce, “Arnavutluk’taki koruma altındaki bölgelerde daha önce hiç böyle bir şey görmedik. Bu sadece eşi benzeri görülmemiş bir durum değil; toplumun çıkarları, çevresel faktörler ya da sözleşme izinleri hiçe sayılarak, sadece buldozerlerin giriş yaptığı bir ortamda hukukun üstünlüğü tamamen çökmüş durumda,” dedi.
Zvërnec yakınlarındaki şantiye çevresine beton temelli, üstüne dikenli tel çekilmiş bir çit dikilmeye başlandığında, çiti korumak için özel bir güvenlik şirketi görevlendirildiğinde ve erişim yollarını açmak için ağır makineler antik kumulları ve Akdeniz çam ormanlarını tahrip etmeye başladığında, endişe halkın öfkesine dönüştü.
Trajce, “İşte o zaman yerel halk gerçekten öfkelendi. Orada arazisi olan ya da orada çalışan insanlar birdenbire arazilerine ulaşamaz hale geldi… Bu artık bir çevre meselesi olmanın ötesine geçti. Bu bir vatandaşlık meselesi. Çok daha büyük bir mesele,” dedi.
Bu hafta, Arnavutluk’un özel yolsuzlukla mücadele savcılığı SPAK, koruma alanlarıyla ilgili 2024’te kabul edilen tartışmalı yasal değişikliklere ilişkin bir soruşturma başlattığını duyurdu.
Geliştiriciler, sorumlu bir şekilde ilerleyeceklerini söylüyor.
Kushner’in şirketiyle ortaklaşa planları geliştiren Sazan Real Estate Development LLC’nin başkanı Asher Abehsera, “Odak noktamız sorumlu yönetim, çevrenin iyileştirilmesi, istihdam yaratılması ve yerel topluluklar için uzun vadeli değer yaratılması olmaya devam ediyor. Devam eden kamu ve kurumsal süreçlere saygı duyuyoruz,” dedi.
Geçen yıl Arnavutluk’u 2030 yılına kadar AB’ye sokma vaadiyle dördüncü dönemine seçilen ve Avrupa’nın en yoksul ülkeleri arasında yer alan ülkesine yatırım çekmeye istekli olan Rama da, bu projenin ülkenin el değmemiş kıyı şeridini tehlikeye atmayacağını savunuyor.
1 Haziran’da Arnavutluk parlamentosuna yaptığı açıklamada, müzakerelerin hâlâ devam ettiğini ve nihai teklifin henüz kesinleşmediğini belirtti.
Çarşamba günü yaptığı açıklamada ise, “misafirperverliğimizi ve adil tutumumuzu sürdürmemizin ve hiçbir koşulda yatırımcıların düşmanlıkla karşılandığı bir ülke olarak damgalanmamamızın çok önemli olduğunu” söyledi.
Proje onaylanmadan önce The Guardian’a verdiği röportajda Rama, Kushner’in Arnavutluk’a olan ilgisinin yıllar öncesine, “Trump’ın ABD başkanı olmaya yakın olmadığı ve Beyaz Saray’dan çok hapishaneye girmeye yakın göründüğü” zamanlara dayandığını söylemişti..
Rama, “Bu, Trump ile değil, harika bir projeye sahip Amerikalı bir yatırımcı olan Jared ile ilgiliydi,” ifadelerini kullanmıştı.
Arnavutluk, doğal güzelliği ve uygun fiyatları ile ziyaretçilerin ilgisini giderek daha fazla çekiyor.
Rama’nın destekçileri, bu destinasyonun aşırı turizmin tuzaklarından kaçınmak için lüks yatırımcıları çekme çabasını bir zorunluluk olarak görüyor.
Fakat muhalifler için bu tartışma, hükümete karşı artan hoşnutsuzluğu da besledi. Trajce, “Öfke, Kushner veya Ivanka Trump’a değil, hükümete ve bu konuyu ele alma şekline yönelik,” dedi.
Avrupa
Budapeşte’nin 17 aylık Ukrayna müzakeresi vetosu kalkıyor

Financial Times gazetesinin haberine göre, Macaristan’ın Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerine yönelik 17 aydır uyguladığı yasağı kaldırma kararı AB içinde “hız trenine” benzetildi. Budapeşte, ülkedeki Macar azınlığın haklarının güvence altına alınması şartıyla Kiev ile diyaloğun başlamasını onaylamaya hazır olduğunu bildirdi.
Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre Macaristan, Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerinin büyükelçilerinin dünkü toplantısının sonunda tutumunu ani bir şekilde değiştirdi ve bu durum, 11 gün sonra gerçekleşmesi beklenen ilk faslın açılması için gerekli teknik süreçlerin hızlanmasına yol açtı.
Kaynaklara dayandırılan habere göre, Macaristan’ın Ukrayna’nın AB üyeliğine ilişkin müzakere sürecinin başlamasına yönelik 17 aydır uyguladığı yasağı kaldırma kararı, Avrupa Birliği’nde bir hız trenine benzetildi.
Müzakerelere katılan bir Avrupalı diplomat gazeteye yaptığı açıklamada, “O kadar uzun süre bekledik ki, işte hikaye bir hız trenindeki gibi gelişiyor” ifadelerini kullandı.
Budapeşte, Ukrayna topraklarındaki Macar azınlığa genişletilmiş haklar tanınması şartıyla Kiev ile diyaloğun başlamasını onaylamaya hazır olduğunu ifade etti.
Söz konusu haklar, ek dil, eğitim ve kültür garantilerinin elde edilmesini kapsıyor. Bu garantilerin tartışılması son haftalarda AB temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşti.
Bununla birlikte Macar yönetimi, birliğe kabul edilmede standart prosedürlere uyulması konusundaki ısrarını sürdürüyor. 28 Mayıs’ta NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede Peter Magyar, Budapeşte’nin Ukrayna’ya silah ve askeri teçhizat tedarik etme niyetinde olmadığını bildirdi ve Kiev’in diğer adaylarla aynı gereksinimleri karşılaması gerektiğini düşünerek Avrupa Birliği’ne hızlandırılmış katılımına karşı çıktığını açıkladı.
Macaristan Başbakanı Peter Magyar 3 Haziran sabahı yaptığı açıklamada, Budapeşte’nin Kiev ile Transkarpatya’daki Macar azınlığın haklarının geri verilmesi konusunda bir anlaşmaya vardığını ve bunun Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerinin başlamasının yolunu açabileceğini belirtti.
Başbakan Magyar: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek
Politico gazetesi 2 Haziran’da, Macar makamlarının Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne katılım başvurusunu veto etmeyeceklerinin sinyalini verdiğini yazdı. Mayıs ayında Magyar, Transkarpatya Macarlarının haklarının iade edilmesi de dahil olmak üzere Budapeşte’nin 11 talebinin tamamının Kiev tarafından yerine getirilmesinin, Macaristan’ın Ukrayna’nın AB’ye entegrasyonuna başlamasını onaylaması için zorunlu bir koşul olduğunu söylemişti.
Önceki Macaristan Başbakanı Viktor Orban ise Ukrayna’nın AB üyeliğine karşı çıkarak ülkenin entegrasyona hazır olmadığını ve Kiev’in bloğa katılımının savaşa yol açacağını kaydetmişti.
Haziran 2024’te Lüksemburg’da Ukrayna’nın AB’ye katılımına ilişkin müzakereler resmi olarak başladı. Ancak Kiev o tarihten bu yana hiçbir fasla ilişkin müzakereleri tamamlamadı; bu fasıllardan her birinin açılması veya kapatılması, 27 AB üyesi ülkenin tamamının oybirliğiyle onaylamasını gerektiriyor.
Avrupa
Alman istihbaratı, öğrencileri “aşırı sol”dan korumak için önlem almak istiyor

Alman iç istihbarat kurumu okulları “solcu aşırılıkçılar tarafından ‘Askerlik Karşıtı Okul Grevi’ kampanyasının sürekli olarak araçsallaştırılması” konusunda uyardı.
Federal Anayasa Koruma Teşkilatı (BfV) aynı başlıklı mektubu Brandenburg Eğitim Bakanlığına gönderdi ve mektup junge Welt (jW) tarafından elde edildi.
BfV’nin mektubu daha sonra bakanlık tarafından Elbe ve Oder nehirleri arasındaki onlarca ortaokula iletildi.
Bir basın sözcüsü jW’ye, bakanlığın “diğer makamlardan gelen okullarla ilgili bilgileri iletmekle yükümlü olduğunu” söyledi.
Okul yöneticilerinin “çocukları ve gençleri korumak amacıyla yerel duruma özel değerlendirmeler yapabilmesi” gerektiğini savunan bakanlık, bunun “siyasi bir duruş anlamına gelmediğini” ileri sürdü.
Mektupta BfV, Almanya Marksist-Leninist Partisi’nin (MLPD), Alman Komünist Partisi’nin (DKP) gençlik örgütü olan SDAJ’ın ve Türkiye kökenli MLKP’nin gençlik örgütünün katılımına karşı açıkça uyarıyor.
BfV’ye göre bu tür “dogmatik aşırı solculuk”, orak ve çekiç rozetleri veya kırmızı atkılarla tanınabilir.
Askerlik karşıtı harekete yönelik komünist “sızma”nın kanıtı olarak, CDU’ya bağlı Schüler-Union’un bu harekete ilişkin “algısı”na dair bir makale alıntılanıyor.
Son olarak, istihbarat servisi, Brandenburg Eyalet Güvenlik Yasası’nın 14(1) maddesi uyarınca okul yöneticilerinden öğrencilerini gözetleme konusunda işbirliği yapmalarını istiyor.
Bu hüküm, devlet kurumlarının “kendi inisiyatifleriyle”, “güvenliği tehdit eden” veya devlet karşıtı faaliyetlerden haberdar olmaları halinde istihbarat servisine bilgi vermelerini gerektirir.
Brandenburg Anayasa Koruma Teşkilatı Başkanı Wilfried Peters, Berlin İdare Mahkemesi Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde de anti-komünist inançlarını zaten ortaya koymuştu.
Orada, junge Welt gazetesinin Temmuz 2024’te Anayasa Koruma Teşkilatı raporunda kendisinden bahsedilmesine karşı açtığı davayı, gazetenin Lenin’e olumlu atıfta bulunmasını da gerekçe göstererek reddetmişti.
Peters, Lenin’in “FDGO’ya [Liberal Demokratik Temel Düzen] en şiddetli şekilde karşı koyduğunu” savunmuştu.
Okul Grevi İttifakı istihbarat teşkilatının “aşırılık” suçlamasını kesin bir dille reddetti.
İttifak sözcüsü jW’ye verdiği demeçte, “Aşırı olan tek bir şey var, o da federal hükümetin planları” dedi.
Sözcü, “askerlik ve militarizasyon yoluyla yeni bir savaş hazırlanırken” devletin “öncelikle bu savaşa karşı çıkan örgütlere yöneldiğini” eleştirdi.
Grev ittifakının hedefleri “yeni askere almayı engellemek ve militarizasyona son vermek” olarak ilan ediliyor. Sözcüye göre ittifak, “bu hedefleri samimi bir şekilde destekleyen” herkesle işbirliği yapacak ve yeni bir dünya savaşına karşı “her zaman en kararlı şekilde direnen güçler liberaller ya da sosyal demokratlar değil, komünistler.”
Okul grev ittifakı, kendilerini sindiremeyeceklerini vurguladı. Hedef, “savaş hazırlıklarına son vermek” olmaya devam ediyor.
Bu amaçla, hükümetin 15 Haziran ve civarında aktif ve eski Bundeswehr askerlerinin “başarılarını” kamuoyuna duyurmayı amaçladığı “Ulusal Gaziler Günü”ne karşı bir eylem haftası planlanıyor.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Görüş2 gün önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Ortadoğu1 hafta önceİddia: İran, zenginleştirilmiş uranyumu Çin’e göndermeye razı oldu












