Bizi Takip Edin

Avrupa

14 NATO ülkesinden nükleer tatbikat

Yayınlanma

Almanya dahil 14 NATO ülkesi, bugün (24 Ekim) bu yılki “Steadfast Noon” nükleer savaş tatbikatını tamamlıyor.

Her yıl ekim ayında gerçekleştirilen “Steadfast Noon” tatbikatı, Avrupa’da depolanan ABD nükleer silahlarıyla olası bir saldırıyı simüle ediyor. Taşıyıcı veya fırlatma uçağı olarak Alman Hava Kuvvetlerine ait jetler de kullanılabilir.

Avrupa’da nükleer savaşa katılma istekliliğinin artmasının bir göstergesi olarak, bu yıl tatbikata ilk kez yeni NATO ülkeleri Finlandiya ve İsveç katılırken, Danimarka da ilk kez tatbikat için bir üs sağladı.

Alman hükümeti de şu anda Eifel’deki Büchel hava üssünü milyarlarca avro harcayarak yeniden inşa ettiriyor, böylece gelecekte F-35 tipi ABD savaş uçaklarını yeni B61-12 tipi nükleer bombalarla birlikte bu üste konuşlandırabilecek.

Aynı zamanda, ABD’den bağımsız bir Avrupa nükleer kalkanı konusunda tartışmalar devam ediyor. Fransa’nın sağladığı nükleer kalkanın yanı sıra, Alman nükleer silahlarına dayanan bir Alman nükleer kalkanı da tartışılıyor. 

Almanya’da 18-24 yaş grubundaki gençlerin çoğunluğu, Bundeswehr’in nükleer silah satın almasını destekliyor.

Amerikan nükleer bombası B61-12’nin provası yapıldı

Tatbikata 14 NATO ülkesinden 70’in üzerinde askeri uçakla yaklaşık 2.000 asker katıldı. Bu sayı, önceki yıllara göre daha fazla.

NATO’ya yeni katılan Finlandiya ve İsveç de ilk kez bu tatbikata katıldı ve F/A-18 Hornet ve Gripen model savaş uçakları gönderdi. Alman ordusu ise Tornado ve Eurofighter model savaş uçaklarıyla tatbikata katıldı.

Raporlara göre, uydu navigasyonu ile yönlendirilen ve bu nedenle öncekilerden çok daha hassas olduğu kabul edilen yeni B61-12 tipi ABD atom bombalarının kullanımı prova edildi.

Bu bombalar aynı zamanda ölçeklenebilir ve farklı patlama etkileriyle kullanılabilir; yani diğerlerinin yanı sıra, taktiksel olarak, sınırlı etkiye sahip, savaş alanı silahı olarak da değerlendirilebilir.

Amerikan Bilim Adamları Federasyonu’na (FAS) göre, B61-12’nin eğitim operasyonlarına dahil edildiği Avrupa’daki ilk hava üssü, 2021 yılında Nijmegen ve Eindhoven arasında bulunan Hollanda’daki Volkel Hava Üssüydü.

İngiltere’ye yeni Amerikan nükleer silahları konuşlandırıldı

Volkel, bu yıl Steadfast Noon’un ana üssüydü. Ayrıca, Volkel’den sadece 60 kilometre uzaklıkta, Belçika’nın en kuzeydoğusunda bulunan Kleine Brogel üssü; Flensburg’un yaklaşık 60 kilometre kuzeyinde bulunan Danimarka’daki Skrydstrup üssü ve Cambridge’in 40 kilometre kuzeydoğusunda bulunan İngiltere’deki Lakenheath üssü de dahil edildi.

Skrydstrup ile ilk kez bir Danimarka hava üssü Steadfast Noon kapsamında kullanıldı. Bu, Danimarka’nın şu anda Rusya’ya karşı daha agresif bir tutum sergilemesi nedeniyle de önemli.

Danimarka 2023 ve 2024 yıllarında, ABD silahlı kuvvetlerinin manevralar kapsamında Tomahawk seyir füzeleri ateşleyebilen Typhon fırlatma rampalarını Bornholm adasında konuşlandırmasına izin vermiş ve ayrıca uzun menzilli hassas silahlar satın alacağını duyurmuştu.

Lakenheath’e ise yaz aylarında ABD nükleer bombalarının getirildiği bildirildi. ABD, Soğuk Savaş döneminde hava üssünde 100’den fazla nükleer silah depolamış ve bunları ancak 2008 yılında geri çekmişti. 

Silahlanmaya karşı çıkanlar, Lakenheath hava üssünde tam olarak neler olup bittiğinin açıklığa kavuşturulmasını istiyorlar, fakat şu ana kadar sonuç alamadılar.

Nükleer silah taşıyıcısı olarak F-35

Bu yıl Steadfast Noon tatbikatında yeni olan şey, F-35 tipi ABD savaş jetlerinin çift işlevli olarak kullanılmasıydı.

Bu jetler bir yandan bombaları taşıyan ve atan uçaklar olarak görev yaptılar; raporlara göre bu, Volkel’de konuşlanmış Hollanda F-35 filosu için geçerliydi.

Jetler diğer yandan, bombalarla yüklü uçaklara eşlik ettiler; bu görevi, Steadfast Noon tatbikatına da katılan Danimarka F-35 filosu üstlendi.

F-35, Alman Federal Ordusu tarafından da satın alınacak; Hava Kuvvetleri, çok eski Tornado jetlerinin hizmetten çıkarılmasından sonra Eifel’deki Büchel hava üssünde nükleer katılımı kesintisiz olarak sürdürebilmek için 35 adet alacak.

Yaz aylarında, ABD nükleer bombalarının depolandığı Büchel hava üssünde bunun için gerekli olan tadilatların, başlangıçta planlandığı gibi 700 milyon avroya mal olmayacağı, mevcut duruma göre iki milyar avroya mal olacağı açıklandı.

Ayrıca, Savunma Bakanı Boris Pistorius’un, NATO’nun Bundeswehr’e yönelik şartlarını yerine getirebilmek için 15 adet ek F-35 savaş uçağı satın alınması konusunda ısrarcı olduğu bildirildi ama Almanya Savunma Bakanlığı bu haberi resmi olarak yalanladı.

Fransız kalkanına karşı Alman kalkanı

Nükleer paylaşım eğitimi ve güvenliği sağlanırken, kendi Avrupa nükleer kalkanı oluşturulması veya alternatif olarak bir “Alman bombası” satın alınması konusundaki tartışmalar devam ediyor.

Mevcut duruma göre, bir Avrupa nükleer kalkanı Fransa tarafından sağlanabilir. Paris ve Berlin, 29 Ağustos’ta Bregançon’da düzenlenen son Alman-Fransız Bakanlar Konseyi toplantısının ardından bu konuyla ilgili bir “stratejik diyalog” başlatılacağını duyurmuştu; bu diyalog, Fransız Cumhurbaşkanlığı ve Alman Şansölyelik ofisleri tarafından, her iki tarafın dışişleri ve savunma bakanlıklarının katılımıyla yürütülecekti.

Şimdiye kadar, Almanya’nın Fransız nükleer kuvvetleri üzerinde herhangi bir şekilde söz sahibi olmakta ısrarcı olması nedeniyle bir anlaşmaya varılamadı; Fransa bunu kararlılıkla reddediyor.

Avrupa’yı Fransız nükleer şemsiyesi altına sokma seçeneğinin aksine, bazı Alman uzmanlar, Almanya liderliğinde bağımsız bir Avrupa koruma şemsiyesi hakkında bir tartışma talep ediyor.

Ağustos ayında, Kiel Üniversitesi Güvenlik Politikası Enstitüsü (ISPK) eski direktörü Joachim Krause, öncelikli odak noktasının Almanya’nın bir atom bombası üretme kabiliyetine sahip olup olmadığı sorusu olduğunu açıkladı. 

Uzmanlar genellikle teknik olarak herhangi bir zorluk yaşanmayacağına karar veriyorlar. Gronau’daki uranyum zenginleştirme tesisi, Jülich’teki santrifüj üreticisi ETC ve Garching’deki araştırma reaktörü ile gerekli altyapı da mevcut.

Buradaki temel engel, teknik olmaktan çok siyasi: Federal Almanya sadece Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’ndan çıkmakla kalmayıp İki Artı Dört Anlaşmasını da feshetmek zorunda kalacak.

Alman gençliği nükleer bombaya sıcak bakıyor

Öte yandan haziran ayında yapılan bir ankete göre, Almanların sadece yüzde 21’i Federal Almanya Cumhuriyeti’nin nükleer silaha sahip olması gerektiğini savunuyor; yüzde 72 ise buna karşı çıkıyor. 

Fakat farklı yaş grupları arasında gerçekten büyük farklılıklar var. Örneğin, 45-54 yaş grubundaki Almanların sadece yüzde 7’si ve 65 yaş ve üstü Almanların yüzde 11’i Almanya’nın nükleer bomba sahibi olmasını destekliyor.

Öte yandan, 18-24 yaş grubundaki Almanların yüzde 54’ü Almanya’nın nükleer silah elde etmesini destekliyor. Bu da, kamuoyunun nükleer silahlanma konusunda da fikir değiştirebileceğini gösteriyor.

Avrupa

NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

Yayınlanma

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.

Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.

German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.

Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.

Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.

Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.

ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.

Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.

Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.

Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.

Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.

Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.

Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.

İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.

Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.

Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı

Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.

Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.

Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.

B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.

Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.

Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.

Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.

Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.

Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20

Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü

Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.

Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.

Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.

F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.

Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.

Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.

İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.

Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.

Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.

Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.

Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir

Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.

Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.

Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.

Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.

2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.

Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.

Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.

Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.

Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.

Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak

Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.

Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.

Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.

Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.

Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.

Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.

Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Masonlar genç üye avında: Giriş yaşı 40’ın altına düştü

Yayınlanma

İngiltere’deki masonlar, giderek yaşlanan üye profilini yenilemek amacıyla kapılarını gençlere açtı ve üniversite yapılanmalarına ağırlık verdi. Birleşik Büyük Loca, yürütülen açık kapı günleri ve sosyal medya kampanyaları sayesinde yeni katılanların yüzde 47’sinin 40 yaş altı kişilerden oluştuğunu duyurdu.

İngiliz masonları, üye profilinin hızla yaşlanması üzerine örgütlenme stratejisinde köklü değişikliğe giderek genç nüfusu bünyesine katmak için harekete geçti.

Financial Times gazetesinin haberine göre, geleneksel kapalılığıyla bilinen yapı, toplumla daha açık ilişki kurma yolunu seçti.

İngiltere ve Galler Birleşik Büyük Locası (UGLE) verilerine göre, geçmişte yaklaşık 500 bin olan üye sayısı günümüzde 175 bin seviyesine kadar geriledi.

UGLE Büyük Sekreteri Adrian Marsh, yeni katılımcı kazanımının teşkilatın uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi için temel bir zorunluluk haline geldiğini kaydetti.

Sayıları giderek azalan örgüt, son yıllarda gençlere ulaşmak amacıyla üniversitelerde özel localar kurmaya başladı. Öğrenci oryantasyon dönemlerinde etkinlikler düzenleyen ve halka açık günler ilan eden geleneksel yapı, geçmişte yalnızca üyelere açık olan tarihi binaları ile tören simgelerini ziyarete açtı.

Uygulanan yöntemler sonucunda, organizasyona yeni girenlerin yüzde 47’sini 40 yaş altı bireyler oluşturdu. Bu oran 2020 yılında yüzde 45 seviyesindeydi.

17’nci yüzyıldan bu yana varlığını sürdüren ve dünya genelinde yaklaşık 6 milyon üyesi bulunan yapı, kendisini felsefi, hayırsever ve ilerici bir kardeşlik örgütü olarak tanımlıyor.

Yapı, ana hedeflerini “ahlaki gelişim” ve dünyayı tanıyarak daha iyiye taşıma çabası olarak açıklıyor.

Şeffaflaşma adımlarına karşın, organizasyonun İngiltere’deki devlet kurumları ve ticari ağlar üzerindeki olası nüfuzuna dair tartışmalar sürüyor.

Yürütülen bir araştırmada, Londra Finans Merkezi (City of London) Belediye Meclisi üyelerinin yaklaşık üçte birinin masonik bağlarını beyan ettiği ortaya çıktı.

Süreç içerisinde Londra Emniyet Teşkilatı, olası çıkar çatışmalarının önüne geçmek amacıyla personeline geçmişteki ya da mevcut masonluk bağlarını bildirme zorunluluğu getirdi.

Masonların bu kararı iptal ettirmek için mahkemeye yaptığı başvuru reddedildi.

Glasgow Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren tarihçi Andrew Prescott, genç üye bulma sıkıntısının yaklaşık yarım asırdır devam ettiğini belirtti.

Prescott, modern gençliğin asırlık karmaşık ritüelleri öğrenmek yerine, daha esnek kuralları bulunan kulüpleri tercih ettiğini vurguladı.

The Telegraph gazetesinin ocak ayındaki haberine göre, İngiltere’deki localar üye toplamak amacıyla Facebook ve benzeri sosyal medya platformları üzerinden ilk kez geniş çaplı sponsorlu reklam kampanyaları başlattı.

Country genelindeki birimler, yayınladıkları ilanlarla doğrudan üyelik çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English