Diplomasi
Berlin’de tanıtılan Global Geopolitics, çok kutupluluğa ve değişen küresel düzene ışık tutuyor

Uluslararası akademisyenler ve politika uzmanları, uluslararası ilişkilerin karmaşık dinamiklerini, güç yapılarını ve küresel stratejik eğilimleri mercek altına alan yeni hakemli akademik dergi Global Geopolitics’in tanıtımı için Berlin’de bir araya geldi.
Berlin merkezli Avrasya Topluluğu (Eurasian Society) işbirliğiyle düzenlenen açılış yuvarlak masa toplantısı; Batı’nın tek kutuplu hegemonyasının zayıflaması, bazı konuşmacıların “medeniyet devletleri” olarak tanımladığı yapıların yükselişi ve giderek parçalanan küresel ortamda değer odaklı dış politikaya yönelik farklı yaklaşımların tartışıldığı bir platforma dönüştü.
Değişen dünyada kapsayıcılık taahhüdü
Lansman, derginin Genel Yayın Yönetmeni Efe Can Gürcan’ın “köklü değişim” ve “büyük geçiş” olarak nitelendirdiği bir dönemde gerçekleşti. Queen’s University Belfast ve Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) üyesi Dr. Gürcan, derginin jeopolitik alanındaki tartışmaları genişletme hedefini ortaya koydu.
Açılış konuşmasında “Bugün köklü bir değişim anında buluşuyoruz… ve jeopolitik, gündemimizin ön sıralarında, manşetlerde yeniden yerini alıyor” ifadelerini kullanan Gürcan, jeopolitik meselelere artan ilgiye rağmen “münhasıran jeopolitik çalışmalarına odaklanmış çok az sayıda akademik dergi bulunduğuna” dikkat çekti.
Gürcan, derginin jeopolitik tartışmalarda sıkça görülen geleneksel ikiliklerin ötesine geçmeyi amaçladığını vurguladı. “Jeopolitik genellikle çatışma, dışlama ve rekabet referanslarıyla çerçevelenir” diyen Gürcan, şöyle devam etti: “Bu kısmen doğru olsa da biz çok daha geniş bir yaklaşımı benimsemeyi tercih ediyoruz… Günün sonunda her şey tek bir basit kelimeye dayanıyor: Kapsayıcılık.” Gürcan, bu yaklaşımın üç temel ayağını şöyle sıraladı:
- Coğrafi kapsayıcılık: Sadece Batı, Doğu veya Küresel Güney’den değil, yedi kıtadan akademisyenlerin katkılarını teşvik etmek.
- Disiplinler arası kapsayıcılık: Tarih, sosyoloji ve ekonomi dahil olmak üzere çeşitli disiplinlerden bakış açılarını harmanlamak.
- Analitik kapsayıcılık: Uluslararası İlişkiler (Uİ) teorisinin yanı sıra hem geleneksel hem de eleştirel jeopolitiği entegre etmek; sadece çatışmayı değil, aynı zamanda işbirliğini, bağlantısallığı ve geleneksel olmayan güvenlik sorunlarını da incelemek.

Efecan Gürcan
Gürcan, “Global Geopolitics adındaki ‘küresel’ (global) ifadesi, ‘küreselcilik’ (globalism) anlamında kullanılmıyor” diyerek bunun “bilinçli ve anlamlı bir tercih” olduğunu, herhangi bir siyasi projeyle veya ideolojik ajandayla örtüşmediğini net bir dille ifade etti. “Küresel” ve “jeopolitik” kavramlarının bir araya getirilmesi; derginin akademik titizliğin yanı sıra coğrafi, disipliner ve analitik kapsayıcılığa olan bağlılığının altını çiziyor.
Derginin editöryal altyapısı, bugünün çok kutuplu gerçekliğini yansıtacak şekilde İngiltere, Kanada, Hindistan, Çin, Japonya, Brezilya, Peru ve Türkiye gibi ülkelerden temsilcilerin yer aldığı bir kurulla oluşturuldu. İlk sayı, Ukrayna çatışması, enerji politikaları ve küresel göç gibi konuları ampirik araştırmalarla ele alıyor.
Ahlakçılığın iflası ve “Reelpolitik”in dönüşü
Dr. Gürcan’ın girişinin ardından açılış oturumu, Avrasya Topluluğu Başkanı ve daha önce Alman Dış İlişkiler Konseyi ile çalışmalar yürütmüş deneyimli tarihçi Alexander Rahr tarafından başlatıldı. Rahr, Almanya ve Batı Avrupa’daki mevcut entelektüel iklime yönelik sert bir eleştiri getirerek, “liberal değerlere” saplanıp kalmanın geleneksel diplomatik analizi işlevsiz hale getirdiğini savundu.
Rahr, “Almanya ve diğer bazı Avrupa ülkeleri, analizlerinde ve politikalarında yüzde 100 oranında sözde liberal değerlere odaklanmış durumda; başka hiçbir şeye bakmıyorlar” tespitinde bulundu. Bu ahlaki mutlakçılığın, ancak Batı’nın meydan okunamaz olduğu dönemlerde sürdürülebilir olduğunu belirten Rahr, “Batı’nın birleştiği ve güçlü olduğu geçtiğimiz 25 veya 35 yıl boyunca bu tür bir projeksiyonu sürdürmek mümkündü… Ancak şimdi ciddi bir sorunla karşı karşıyayız” diye konuştu.
Rahr, derginin çıkışını, Avrupa söylemine “Reelpolitik”i yeniden dahil etmek için gerekli bir müdahale olarak çerçeveledi. Alman kamuoyunda farklı seslerin eksikliğinden yakınan Rahr, John Mearsheimer veya Jeffrey Sachs gibi isimlerin hâlâ dikkat çekebildiği Amerika Birleşik Devletleri ile kıyaslandığında Almanya’nın durumunun iç karartıcı olduğunu ima etti.

Rahr’a göre Avrupa için jeopolitik zorunluluk açık: Yükselen güçlere ders vermekten vazgeçip onları anlamaya yönelik bir eksen değişikliği. “Odağı BRICS ülkelerine çevirmek istiyorum” diyen Rahr, “Bu BRICS ülkeleri… dünyada yeni kutuplar olma potansiyeline sahip” değerlendirmesinde bulundu.
Almanya ve Avrupa için bu uluslarla yakınlaşmanın sadece ekonomik bir seçenek değil, bir güvenlik zorunluluğu olduğunu savunan Rahr, “Bu karmaşık çok kutuplu dünyada barışı ve işbirliğini ancak bu şekilde sürdürebiliriz” dedi. Rahr özellikle, Avrupa elitlerinin “çok az, hatta neredeyse hiçbir şey bilmediğini” iddia ettiği “Çin düşüncesi” ve “Hint düşüncesi”ni kavrama gerekliliğine vurgu yaptı.
“Misyoner zihniyeti”nin tehlikeleri
Barış ve Diplomasi Enstitüsü’nden (Institute for Peace and Diplomacy) Washington üyesi Dr. Christopher Mott, “misyoner zihniyetinin tehlikeleri” başlıklı bir konuşma yaptı. Liberal uluslararası düzenin realist bir yapıbozumunu sunan Mott, dünyayı tek bir ideolojik standarda dönüştürme dürtüsünün sonsuz çatışmaya davetiye çıkardığı uyarısında bulundu.
Sözlerine filozof George Santayana’dan bir alıntıyla başlayan Mott, şu ifadeyi paylaştı: “İnsansever, tıpkı misyoner gibi, dost olmaya çalıştığı insanların genellikle uzlaşmaz bir düşmanıdır; çünkü onların kendine has ihtiyaçlarına sempati duyacak kadar hayal gücüne, onlara kendi ihtiyaçlarıymış gibi saygı duyacak kadar alçakgönüllülüğe sahip değildir.”
Sovyetlerin çöküşünü takip eden “tek kutuplu anın” tarihte en fazla 20 yıl süren “anormal bir sapma” olduğunu savunan Mott, Batı başkentlerinde hissedilen şokun, tarihin normali olan çok kutupluluğun geri döndüğünü kabullenememekten kaynaklandığını öne sürdü.

Christopher Mott
“İnsanlık tarihinin yüzde 99’u fiilen çok kutupluydu” diyen Mott, “Evrensel bir insanlık kaderine dair zihni uyuşturan yalanlarla yıkandıktan sonra, yeniden normal olmayı en yapıcı şekilde nasıl öğreneceğiz?” sorusunu yöneltti.
Mott, yükselen düzeni ortak bir yolculuk olarak görme eğilimine karşı uyardı. “Ortak bir siyasi yolculuk yok. Gelecek de en az geçmiş kadar ayrışmış olacak” diyen Mott, zorlama bir uzlaşı yerine, farklı rejim ve ideolojilerin “egemen coğrafi varlıklar” temelinde bir arada yaşadığı “çok merkezliliği” (polycentrism) savundu.
Spinoza ve Hobbes felsefesine atıfta bulunan Mott, “Liberal enternasyonalizm, ahlakın evrensel hakemi olma arayışında… bir zamanlar en büyük varlığının, varoluşun birçok biçimini kabul etmesi olduğunu unuttu” dedi. Avrupalı devletleri, kendilerini dünyanın geri kalanından izole eden evrenselci bir dünya görüşünü ihraç ederek “militan hümanizmin Suudi Arabistan’ı” haline gelmemeleri konusunda uyardı.
Mott’un Kuzey Atlantik için reçetesi, “durumsal realizm”e ve yerel çıkarlara dönüş oldu. Konuşmasını George Washington’ın Veda Hutbesi’ne atıfta bulunarak tamamlayan Mott, kurucu babanın yabancı güçlerle “yapay bağlar” kurmaya karşı uyarısını hatırlattı. Almanya Dışişleri Bakanı’nın değer odaklı diplomasisine gönderme yapan Mott, sözlerini “Baerbockçuluğu reddedin, durumsal realizmi benimseyin” diyerek noktaladı.
“Batı” ve “Küresel Güney” kavramlarının yapıbozumu
Stockholm Güney Asya ve Hint-Pasifik İlişkileri Merkezi Başkanı Profesör Jagannath Panda, odağı Asya ve genel küresel güç dinamiklerinin yapısal boyutuna kaydırdı. Panda, mevcut düzeni tanımlamak için kullanılan terminolojiyi sorgulayarak “Doğu-Batı” ikiliğinin artık ortadan kalktığını öne sürdü.
Son Dünya Ekonomik Forumu’na dair gözlemlerini aktaran Panda, “Davos’ta çok ilginç bulduğum şey, ekonomiden çok… siyasi ekonomi ve siyasi güvenliğin konuşulmasıydı” dedi. Donald Trump ve Justin Trudeau gibi liderlerin konuşmalarının, geleneksel Batı bloğundaki çatlamayı gözler önüne serdiğini belirtti.
“Bugün ‘Batı’ diye bir şey kalmadı” iddiasında bulunan Panda, “Eğer Batı yoksa, Batı ile Doğu arasında bir kavgadan söz edebilir miyiz? Muhtemelen böyle bir kavga da yok” dedi. Bu şüpheciliği “Küresel Kuzey” terimine de genişleten Panda, çıkarların yakınlaşmasının, ülkelerin çoklu ve örtüşen güç tipolojilerinde yer aldığı “rekabetçi bir dünya düzeni” yarattığını savundu.
Panda; çok taraflılığı (ağlar kuran bir süreç), çok kutuplu yapıyı (gücün yapısal tabanı) ve çok kutupluluğu (gücün dağılım aracı) birbirinden ayırdı. Tamamen çok taraflı bir mekanizma olarak işleyen Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (AIIB) aksine, BRICS’in bu üç unsuru birleştiren benzersiz bir varlık olduğunu kaydetti.
Ulusların artan stratejik özerkliğine dikkat çeken Panda, Hindistan ile Avrupa Birliği arasındaki son ticaret müzakerelerine işaret etti. AB liderlerinin Hindistan’ın Cumhuriyet Bayramı’nda ilk kez onur konuğu olmasının, ideolojik uyumdan ziyade karşılıklı ihtiyaçtan doğan “özel bir kimyaya” işaret ettiğini belirten Panda, “Her iki taraf da benzersiz bir şeyden bahsediyor: Stratejik özerklik” dedi.
Panda ayrıca küresel çatışmanın doğasında bir değişim öngörüsünde bulundu. Toprak anlaşmazlıkları devam etse de, “gelecek dönemde küresel siyaseti kaynak siyasetinin şekillendireceği” uyarısında bulundu. Tedarik zincirleri ve hammaddeler üzerindeki kontrolün, geleneksel toprak işgallerinin önüne geçeceği bu yeni arenada Myanmar, Bangladeş, Sri Lanka ve Maldivler gibi kıyı ve koridor ülkelerini kritik aktörler olarak tanımladı.
Kaos imparatorluğu ve enerji savaşları
Kapanış konuşmasını, neoliberalizm eleştirileriyle tanınan İtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi yaptı. Günün en sert değerlendirmesini sunan Fazi, mevcut jeopolitik geçişi “Batı’nın 500 yıllık ekonomik, siyasi ve askeri küresel hegemonyasının sonu” olarak nitelendirdi.
Fazi, Batılı olmayan dünyanın yükselişinin doğal bir evrim olması gerekirken, Batılı elitlerin bunu “varoluşsal bir tehdit” olarak gördüğünü ve politika yapımında bir tür “klinik” deliliğe sürüklendiğini savundu. Fazi, “ABD ve Batılı güçler, çok kutupluluğa geçişi durduramasa bile yavaşlatmak için ellerinden geleni yapıyor” dedi.

Thomas Fazi
Trump yönetiminin dış politikasına dair kışkırtıcı bir analiz sunan Fazi, düzensiz görünen davranışların aslında “kurgulanmış kalıcı kaos” stratejisinin bir parçası olduğunu öne sürdü. Fazi’ye göre Trump rastgele ülkelere saldırmıyor, Çin liderliğindeki sistemin Venezuela ve İran gibi “zayıf halkalarını hedef alıyor.”
“Kaos… Trump’ın stratejisinde, stratejinin bizzat kendisidir” diyen Fazi, bunu daha geniş bir ABD hedefiyle ilişkilendirdi: Enerjinin fiziksel ve finansal akışı üzerindeki kontrolü yeniden tesis etmek. Fazi, Rusya ve İran gibi ülkelerin ABD yargı yetkisi dışında ticaret yapmasıyla hızlanan petrodolar sistemindeki “çözülmenin”, Amerikan hegemonyası için ölümcül bir tehdit oluşturduğunu savundu.
Canlı soru-cevap oturumu: Güç, ticaret ve Avrupa’nın geleceği
Batılı olmayan güçlerin dayanıklılığına ilişkin bir soruya yanıt veren Mott, sadece ulus-devlet olmanın ötesinde derin tarihsel köklere sahip devletlerin daha iyi performans gösterdiğini belirtti.
“Temeli… seçim döngülerinden biraz daha tarihi bir şeye dayanan devletler… işte bunlar öne çıkacak devletlerdir” diyen Mott; Çin, Hindistan ve Etiyopya’yı, kimlikleri tek bir yönetim biçimini aştığı için siyasi fırtınalara göğüs gerebilen güçlerin başlıca örnekleri olarak gösterdi. Arap ulus devletlerinin kırılganlığını Türkiye ve İran’ın tarihsel derinliğiyle kıyaslayan Mott, “İran, gücünün ötesinde etki yaratmasını sağlayan bir süreklilik seviyesine sahip” değerlendirmesinde bulundu.
Rahr bu kavrama bir Avrupa boyutu ekleyerek, Avrupa’nın bir zamanlar sahip olduğu “kültürel birliğin”, “80 yıllık Amerikanlaşma” ile aşındığını savundu. Rahr, Rusya’yı da içermesi gerektiğinde ısrar ettiği bu kültürel hafıza geri kazanılmadan, Avrupa’nın parçalanma veya vassallığa (uydu devlet konumuna) indirgenme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.
Soru-cevap bölümünde gelecek dönemin ekonomik mimarisi de ele alındı. Küresel ekonominin geleceğine dair soruları yanıtlayan panelistler, sınırsız küreselleşme çağının sona erdiği, yerini güvenlikleştirilmiş ticaret ve korumacılığın aldığı konusunda hemfikirdi.
Mott, “Uluslararası serbest ticaretten topyekûn bir uzaklaşma göreceksiniz” öngörüsünde bulundu. “Her şey ulusal güvenlik şartlarıyla meşrulaştırılacak.” Mott, verimliliğin jeopolitik güvenilirlik uğruna feda edildiği “devlet güdümlü tercihli ticaret yöntemlerinin” hakim olacağı bir gelecek tasvir etti.
Batı’da “serbest piyasanın” her zaman bir efsane olduğunu belirten Fazi ise, mevcut değişimin “devlet ve şirket gücünün füzyonunu” temsil ettiğini savundu. Küreselleşmeden bu geri çekilişin, yerel yaşam standartlarını iyileştirmek yerine savunmacı bir dille çerçevelenmesini eleştiren Fazi, “Batılı liderlerin… vatandaşlarımızın hayatlarını iyileştirmek için yatırım yapmaktan bahsettiğini görmüyoruz. Hayır, güvenliği sağlamalıyız ki… düşmanlarımız bize şantaj yapamasın diyorlar” ifadelerini kullandı.
Panda, korumacılığın artmasıyla birlikte ticaret anlaşmazlıklarının karmaşıklığının da artacağını ekledi. AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nı (STA) liberal ekonominin bir zaferi olarak değil, zorunluluktan doğan “uzlaşılmış bir anlaşma” olarak niteleyen Panda, “Avrupa’nın ortaklıklara… ekonomik güvenliğe büyük ihtiyacı var” dedi ve anlaşmanın her iki taraf için de Çin ve ABD’den uzaklaşarak çeşitlenmeyi temsil ettiğini kaydetti.

Jagannath Panda
Tartışma, çok kutuplu sistemde Avrupa’nın rolüne dair bir fikir teatisiyle sona erdi. Sert bir duruş sergileyen Fazi, Avrupa Birliği ve NATO’nun yapısal olarak yeni gerçekliğe uyum sağlama yeteneğinden yoksun olduğunu savundu. Reform umutlarını “illüzyon” olarak nitelendiren Fazi, “Avrupa Birliği tamamen tarih dışı bir gerçeklik… demokrasiyi içi boşaltılmış bir imparatorluk modeli” iddiasında bulundu.
Daha ılımlı bir görüş sunan Panda ise, Avrupa’nın kararsızlığının en büyük zayıflığı olduğunu öne sürdü. ABD’ye bağımlılık yerine bağımsız bir kutup olarak hareket eden bir Avrupa’yı savunan Panda, “Geleceğin ordusuna sahip olmak için… bir karar vermenin zamanı geldi” çağrısında bulundu.
Mott, yükselen düzen için son bir stratejik reçete sundu: Hegemonyanın reddine dayalı bir “modus vivendi” (yaşayış tarzı/geçici uzlaşı). “İstikrarlı bir çok kutuplu düzenin gelecekteki mimarlarını birleştirmesi gereken tek şey, revizyonizmle etkili bir şekilde mücadele etmektir” diyen Mott, tek bir gücün dünyaya hakim olmasını engellemek için tampon görevi gören “dengeleyici güçler” ve “bağlantısızlar ligi”nden oluşan bir sistem tasavvur etti.
Diplomasi
UEFA, FIFA’nın özelleştirilmesi halinde Dünya Kupası’nı boykot edecek

Avrupa futbolunun yönetim organı olan UEFA, FIFA’nın ticari faaliyetlerinin bir kısmını özelleştirmeye yönelik öneriyi kabul etmesi halinde, oybirliğiyle Dünya Kupası’nı boykot etme kararı aldı.
FIFA salı günü, ticari faaliyetlerini özel bir kuruluşa devretmeyi öngören bir öneri yayınladı.
Bu öneride, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın kardeşi Josh Kushner’ın CEO’su olduğu Thrive Capital’in baş yatırımcı olarak adı geçti.
UEFA, yaptığı açıklamada, “Dünya Kupası bir yatırım ürünü olarak değerlendirilemez. Hiçbir kısmı asla özel yatırımcılara devredilmemelidir. Dünya Kupası satılık değildir,” demişti.
Teklifin kabul edilmesi için FIFA’nın 211 üye federasyonunun çoğunluğunun desteği gerekiyor.
Fakat teklif Avrupa genelinde yoğun eleştirilere maruz kaldı. UEFA, yalnızca 55 üye federasyondan oluşuyor.
Açıklamada, “FIFA Dünya Kupası futbola aittir. Her zaman da öyle kalacaktır. Avrupa’nın söz hakkı olduğu sürece, Dünya Kupası asla satılık olmayacaktır,” denildi.
Avrupa Birliği Spor Komiseri Glenn Micallef, X’te yaptığı açıklamada, “UEFA’nın bu açıklamasını memnuniyetle karşılıyorum ve tutumunu tam olarak destekliyorum,” dedi ve “Avrupa futbol federasyonlarının yönetişim konusunda öncülük etmesinden gurur duyduğunu” ekledi.
Çarşamba günü komisyon üyesi, “rekabet hukuku hususları” gerekçesiyle FIFA’nın önerisini soruşturma tehdidinde bulunmuştu.
Kadınlar U-20 Dünya Kupası eylül ayında düzenlenecek ve FIFA planlarından vazgeçmezse, bu turnuva Avrupa futbol federasyonlarının boykotu sonuna kadar sürdürme kararlılığının ilk sınavı olabilir.
Kadınlar ve erkekler U-17 Dünya Kupaları da 2026’nın ilerleyen aylarında düzenlenecek.
En son 2023’te İspanya’nın kazandığı tam kadro Kadınlar Dünya Kupası ise 2027’de Brezilya’da gerçekleştirilecek.
POLITICO Çarşamba günü yayınladığı haberde, Avrupa futbolunun yönetim organındaki bir dizi üst düzey yetkilinin, mevcut görev süresi gelecek yıl sona erecek olan FIFA Başkanı Gianni Infantino’ya karşı Katarlı Nasır el-Halifi’yi aday çıkarmayı planladığını bildirmişti.
Diplomasi
ABD, BAE destekli çip üreticisi GlobalFoundries’e fon sağlayacak

GlobalFoundries, ABD hükümetinin daha verimli yapay zeka veri merkezlerini desteklemek amacıyla silikon fotonik teknolojisinin araştırma ve geliştirme çalışmalarını güçlendirmek üzere çip üreticisine 300 milyon dolarlık bir hibe vereceğini duyurdu.
Bu hibe, Washington’un Çin ile arasındaki küresel rekabette konumunu güçlendirmeye çalıştığı bir dönemde, ABD Başkanı Donald Trump’ın CHIPS Yasası kapsamındaki araştırma fonlarını kritik yarı iletken teknolojilerine yöneltme çabasının bir parçası.
Yönetim daha önce yarı iletken üretim ekipmanları için 150 milyon dolar ve kuantum bilişim için 2 milyar dolar tahsis etmişti.
Silikon fotonik, çipler arasında veri aktarımı için elektrik sinyalleri yerine ışığı kullanır ve bu sayede yapay zeka sistemleri için daha yüksek bant genişliği ve daha düşük güç tüketimi sağlar.
ABD Ticaret Bakanlığı’ndan sağlanan bu fon, veri aktarım hızlarını ve enerji verimliliğini daha da artırmak amacıyla silikon fotoniği yapay zeka işlemcileriyle doğrudan entegre eden bir teknoloji olan “ortak paketlenmiş optik” alanındaki gelişmeleri desteklemeyi de amaçlıyor.
Silikon fotoniği ve gelişmiş optik paketleme tedarik zincirinin büyük bir kısmı şu anda ABD dışında yoğunlaşmış durumda.
Bu alandaki başlıca üreticiler arasında Tayvanlı TSMC ve İsrailli Tower Semiconductor yer alıyor.
Çarşamba günü açıklanan 300 milyon dolarlık fon, GlobalFoundries’e 2024 yılında Malta (New York) ve Burlington’da (Vermont) fabrikalar kurması için tahsis edilen 1,5 milyar dolarlık önceki fonu tamamlayacak.
Teknoloji Direktörü Gregg Bartlett, Reuters’a verdiği demeçte yeni fonun, GlobalFoundries’in halihazırda ürettiği çiplerin yanı sıra optik bileşenlerin üretimi ve paketlenmesi için bu tesislerde kullanılacak yeni malzemeler ve teknikler üzerine yapılacak araştırmalara destek olacağını söyledi.
Bartlett, “Çıplak silikon yonga plakasından başlayarak, ABD’de kalitesi kanıtlanmış ve test edilmiş bir optik modül sevk edebilme yeteneğine sahip, uçtan uca hizmet sunan tek bir şirketin olması, bizim için benzersiz bir yetkinlik olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
GlobalFoundries, veri aktarım hızlarını saniyede 400 gigabite çıkarmayı ve mevcut nesil uygulamalara kıyasla enerji verimliliğini beş katına çıkarmayı hedeflediğini açıkladı.
Abu Dabi varlık fonu Mubadala, GlobalFoundries’in yaklaşık %73’üne sahip. ABD Ticaret Bakanlığı ise ayrı bir anlaşma kapsamında bu çip üreticisinin yaklaşık %1’lik hissesini alacak.
Diplomasi
Kiev’de vurulan İHA fabrikasının ABD’li şirkete ait olduğu bildirildi

Rusya’nın Kiev’de imha ettiğini açıkladığı insansız hava aracı fabrikasının ABD’nin Delaware eyaletinde kayıtlı bir şirkete ait olduğu bildirildi. The Guardian gazetesi, Terminal Autonomy adlı firmanın Rusya topraklarının derinliklerine saldırı düzenlemek amacıyla yüksek hassasiyetli İHA’lar ürettiğini aktardı. Şirket, yapay zeka kontrollü mühimmatların cephede aktif olarak kullanıldığını belirtiyor.
Rusya ordusunun Ukrayna’nın başkenti Kiev’de düzenlediği hava saldırılarında imha edilen insansız hava aracı (İHA) fabrikasının, ABD’nin Delaware eyaletinde kayıtlı bir Amerikan şirketine ait olduğu bildirildi.
The Guardian gazetesinin kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Terminal Autonomy adlı şirket, yönlendirme sistemleri parazit ve sinyal kesicilere karşı korumalı olan ve Rusya topraklarının derinliklerine saldırı düzenlemek amacıyla tasarlanan yüksek hassasiyetli İHA’lar üretiyor.
ABD’de 2023 yılında tescil edilen Terminal Autonomy şirketinin internet sitesinde, firmanın yapay zeka ile kontrol edilen dolanan mühimmatlar ve yüksek hassasiyetli mühimmatlar kullandığı, bunların “ön cephede düşman kuvvetlerine karşı halihazırda aktif biçimde uygulandığı” bilgisi yer alıyor.
Rusya Savunma Bakanlığı tesisin hedef alındığını duyurmuştu
Rusya Savunma Bakanlığı, 26 Temmuz’a bağlanan gece Kiev’in güneybatısında İHA montaj ve depolama alanının vurulduğunu açıklamıştı. Bakanlık, Ukraynalı ve Amerikalı uzmanların katılımıyla bu tesiste aylık bin adede kadar İHA üretimi yapıldığını bildirdi.
Bakanlığın açıklamasında, bu tesiste AQ-400 Scythe (“Kosa”) ve AQ-100 Bayonet (“Ştık”) tipi saldırı İHA’ları ile RQ-100 Scout (“Skaut”) tipi keşif İHA’larının üretildiği kaydedildi.
Aynı gece Kiev’de İHA ve yedek parça üretimi yapan “Smart Intelligent Systems” (“Smart intellidjent sistem”) işletmesinin de vurulduğu aktarıldı. Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna başkenti ile Odessa bölgesindeki Çernomorsk liman altyapı tesislerine grup saldırısı düzenlendiğini duyurdu.
Rusya Savunma Bakanlığı, saldırıların yalnızca Ukrayna’nın askeri ve enerji tesisleri ile bunlarla bağlantılı altyapıya yönelik gerçekleştirildiğini vurguluyor.
Öte yandan Financial Times gazetesi, Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD ve Fransa’nın Rusya topraklarına yönelik İHA saldırılarının planlanmasında Ukrayna’ya istihbarat sağladığını yazmıştı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












