Ortadoğu
Pentagon’un en üst düzey generali İran’a yönelik operasyonun riskleri konusunda uyardı

ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine, İran’a yönelik olası bir askeri harekâtın mühimmat eksikliği ve müttefik desteği yetersizliği nedeniyle Amerikan personeli için ciddi riskler barındırdığı konusunda Beyaz Saray’ı uyardı. Washington Post’un ulaştığı bilgilere göre, mühimmat stoklarındaki azalma ve bölgesel müttefiklerin hava sahası konusundaki çekinceleri, operasyonel planlamayı karmaşıklaştırıyor.
Washington Post’un haberine göre Trump yönetimi İran’a yönelik saldırı seçeneğini değerlendirirken, Pentagon’un en üst düzey generali, kritik mühimmat stoklarındaki açıklar ve müttefik desteğinin eksikliğinin operasyon ile ABD personeli açısından ciddi riskler doğuracağı konusunda Başkan Donald Trump ve diğer yetkililere uyarıda bulundu. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in geçen hafta Beyaz Saray’da Trump ve üst düzey danışmanlarıyla yaptığı toplantıda bu endişelerini dile getirdiği aktarıldı.
Konuya vakıf kaynaklara göre Caine, ABD’nin İsrail’i savunma ve Ukrayna’ya destek faaliyetleri nedeniyle mühimmat stoklarının önemli ölçüde azaldığını, İran’a karşı yürütülecek geniş çaplı bir harekâtın bu nedenle zorluklarla karşılaşacağını vurguladı. Caine’in Beyaz Saray’daki söz konusu toplantıda yaptığı değerlendirmeler daha önce kamuoyuna yansımamıştı.
Orgeneral Caine müttefik desteği eksikliğine dikkat çekti
Pentagon’da bu ay gerçekleştirilen toplantılarda da Caine’in, olası bir İran harekâtının ölçeği, yapısı gereği barındırdığı karmaşıklık ve ABD tarafındaki kayıp ihtimali konusundaki kaygılarını dile getirdiği belirtildi. Konu hakkında bilgi sahibi ve ismini açıklamayan bir kaynağa göre general, müttefik desteğinin eksikliğinin herhangi bir operasyonu daha da zorlaştıracağını ifade etti.
Caine’in ofisinden yapılan açıklamada, başkanın en üst düzey askeri danışmanı olarak görevi gereği “ABD’nin güvenlik kararlarını alan sivil liderlere çeşitli askeri seçenekler ile bunların ikincil değerlendirmelerini, etkilerini ve risklerini sunduğu” belirtildi. Açıklamada ayrıca Caine’in bu seçenekleri gizli şekilde sunduğu kaydedildi. Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly ise Trump’ın “her konuda geniş bir görüş yelpazesini dinlediğini ve ABD ulusal güvenliği için en doğru olanı temel alarak karar verdiğini” söyledi. Kelly, Caine’i “Başkan Trump’ın ulusal güvenlik ekibinin yetenekli ve son derece değerli bir üyesi” olarak tanımladı.
Trump haberdeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtti
Trump, haberin yayımlanmasının ardından sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Caine’in “İran’la savaşa karşı olduğu” yönündeki iddiaların tamamen yanlış olduğunu kaydetti. Trump, generalin İran’la askeri bir çatışma görmek istemeyeceğini ancak böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde bunun “kolay kazanılabilecek bir mücadele olacağı” görüşünde olduğunu ifade etti. Ancak Caine’in değerlendirmeleri hakkında Washington Post’a konuşan kaynaklar, Trump’ın iyimser nitelendirmesiyle çelişen bilgiler paylaştı.
Salı günü Beyaz Saray’da yapılan toplantıya Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, CIA Direktörü John Ratcliffe, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Beyaz Saray danışmanı Stephen Miller’ın da katıldığı bildirildi. Axios tarafından daha önce de aktarılan Caine’in görüşleri, yönetim içinde yüksek güvenilirliğe sahip görülüyor. Bunun nedeni, generalin denetlediği iki büyük harekâtın başarıyla yürütülmesi: Yaz aylarında İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırı ve ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırıldığı operasyon. Caine’in görüşmelerine aşina bir kişi, generalin başkanın alacağı her kararı önceki harekatlarda olduğu gibi destekleyeceğini ve hiçbir seçeneği dışlamış gibi görünmek istemediğini belirtti.
Geniş kapsamlı bir operasyon aylar sürebilir
İran’a yönelik bir harekâtın ölçeği, Trump’ın stratejik hedeflerine bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. İran’ın füze programının etkisiz hale getirilmesi, Irak’tan üç kattan daha büyük bir coğrafyada yüzlerce hedefin vurulmasını gerektirebilir. Eski bir savunma yetkilisine göre bu hedefler arasında mobil füze rampaları, ikmal depoları, hava savunma sistemleri ve silahların taşınmasında kullanılan ulaşım ağları yer alıyor.
Trump’ın kamuoyunda dile getirdiği üzere hedef, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i devirmek olursa; hedef listesi komuta-kontrol merkezleri, güvenlik birimleri ve Hamaney’e bağlı kritik binalar dahil binlerce noktaya genişleyecektir. Eski savunma yetkilisine göre böyle bir operasyon haftalar ya da aylar sürebilir, çok daha fazla mühimmat gerektirebilir ve ABD güçlerini daha yoğun misilleme riskiyle karşı karşıya bırakabilir.
Sınırlı saldırı seçeneği şiddet sarmalı riski taşıyor
ABD yönetimi bölgeye büyük bir saldırı gücü konuşlandırdı. Trump, Washington açısından avantajlı koşullarda İran’ın nükleer programını sınırlandıracak bir anlaşmaya zorlamak amacıyla sınırlı bir saldırı seçeneğini de değerlendirdiğini kabul etti. İran anlaşmaya açık olduğunu belirtse de uranyum zenginleştirme kapasitesini sürdürme gibi konularda görüş ayrılıkları devam ediyor. ABD ve İran müzakerecileri arasındaki görüşmelerin bu hafta Cenevre’de yeniden başlaması planlanıyor.
Görüşmelere aşina bir kaynağa göre bazı ABD’li yetkililer sınırlı bir saldırıya karşı çıkıyor; çünkü bu tür bir adım, bölgede ABD askeri ve diplomatik personeline yönelik İran saldırıları da dahil olmak üzere öngörülemeyen karşılıklı şiddet sarmalını tetikleyebilir. Sınırlı saldırıyı savunanlar, İran’ın önceki ABD ve İsrail saldırılarına verdiği görece düşük yoğunluklu tepkilere ve ABD kayıplarını azaltmayı hedefleyen önceden haber verildiği iddia edilen misillemelere dikkat çekiyor. Ancak karşıt görüştekiler, Trump’ın rejim değişikliği olasılığını açıkça tartışmasının ve İran askeri yapısında muhafazakarların güç kazanmasının daha şiddetli bir yanıtı tetikleyebileceğini vurguluyor. Geçen hafta Trump’la bir araya gelen bazı bölgesel müttefikler de sınırlı bir saldırının İran’ı müzakere masasından uzaklaştırabileceği endişesini taşıyor.
Arap ülkeleri hava sahasını açmaya yanaşmıyor
İran’a yönelik bir saldırı, ABD’nin bölgedeki müttefikleriyle ilişkilerini daha da zorlayabilir. Üst düzey bir Körfez yetkilisi, Arap ülkelerinin Washington’a üslerinin İran’a yönelik bir saldırıda kullanılmasına izin vermeyeceklerini bildirdiklerini söyledi. İran’ın ABD operasyonuna destek veren ülkelere yönelik misilleme tehdidi de Washington’un hava sahasını kullanma izni konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Eski bir Pentagon yetkilisi, müttefik desteğinin eksikliğinin görevi ciddi şekilde karmaşıklaştırdığını belirterek, “Arap ülkeleri hava sahasını açmazsa bunu nasıl yapacağız? Ülke genelinde yüzlerce, belki binlerce hedefi nasıl vuracaksınız?” diye konuştu.
Savunma sistemlerinde stok sorunu yaşanıyor
İran’dan fırlatılan balistik füzelere karşı ABD personelinin savunmasında kritik öneme sahip iki mühimmat olan THAAD ve Patriot hava savunma sistemleri, bölgedeki son askeri operasyonlarda yoğun şekilde kullanıldı. Patriot füzeleri aynı zamanda Ukrayna’nın en çok talep ettiği sistemler arasında yer alıyor. Ancak Savunma Demokrasileri Vakfı Askeri ve Siyasi Güç Merkezi Başkan Yardımcısı Ryan Brobst’e göre ABD, her yıl bu savunma sistemlerinden yalnızca birkaç yüz adet üretebiliyor ve bu miktar ihtiyacın oldukça altında kalıyor.
Donanmanın da standart füzelerinde sınırlı stok bulunuyor. Bölgeye sevk edilen binlerce ABD askerine yönelik riskleri azaltmak için bu füzeler kritik önem taşıyor. Ancak gemiden fırlatılan SM-2, SM-3 ve SM-6 mühimmatları, Kızıldeniz’de İsrail’e mal taşıyan gemileri hedef alan Husilere karşı ve İsrail’in balistik füzelere karşı korunması sırasında hızla tüketildi. American Enterprise Institute kıdemli araştırmacısı Mackenzie Eaglen’a göre bu füzelerin karmaşık üretim süreçleri nedeniyle her birinin yerine yenisinin üretilmesi iki yıl veya daha uzun sürebiliyor.
Eş zamanlı çatışmalar için hazırlık eksikliği vurgulandı
Yakın zamanda Pentagon’dan ayrılan Katherine Thompson, ABD’nin eş zamanlı çatışmaları finanse etmeye ve sürdürmeye hazır olmadığını belirterek, İran’la uzun süreli bir çatışmanın daha yüksek öncelikli çıkarlar açısından ciddi ödünler gerektireceğini ifade etti. ABD, bölgedeki personelini ve İsrail hedeflerini korumak için kuvvet takviyesi yaptı ancak tehlikeli bir denge sürüyor. Eski bir savunma yetkilisine göre İran füze envanterini koruduğu sürece ABD ve İsrail güçlerinin ya gelen saldırıları karşılaması ya da İran’ın fırlatma sahalarını geniş çaplı şekilde imha etmesi gerekecek.
Trump yönetimi değerlendirmelerini sürdürürken, ABD 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu’ya en büyük askeri yığınağını gerçekleştirdi. Pazartesi günü ABD, Lübnan’daki büyükelçiliğinden zorunlu olmayan personel ve aile üyelerinin ayrılmasını istedi. Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, askeri saldırı tehdidine rağmen İran’ın neden ABD taleplerine boyun eğmediğini merak ettiğini belirtti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise sosyal medyada yaptığı açıklamada, “Neden teslim olmadığımızı merak ediyorsunuz? Çünkü biz İranlıyız” yanıtını verdi.
Ortadoğu
Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.
Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.
İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.
Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.
Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.
Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.
Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü
ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.
Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.
Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.
Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.
Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.
Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.
Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.
Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.
Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı
Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.
Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.
Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.
Ancak toplantılarda İran yer almadı.
Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.
Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.
İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası









