Ortadoğu
Pentagon’un en üst düzey generali İran’a yönelik operasyonun riskleri konusunda uyardı

ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine, İran’a yönelik olası bir askeri harekâtın mühimmat eksikliği ve müttefik desteği yetersizliği nedeniyle Amerikan personeli için ciddi riskler barındırdığı konusunda Beyaz Saray’ı uyardı. Washington Post’un ulaştığı bilgilere göre, mühimmat stoklarındaki azalma ve bölgesel müttefiklerin hava sahası konusundaki çekinceleri, operasyonel planlamayı karmaşıklaştırıyor.
Washington Post’un haberine göre Trump yönetimi İran’a yönelik saldırı seçeneğini değerlendirirken, Pentagon’un en üst düzey generali, kritik mühimmat stoklarındaki açıklar ve müttefik desteğinin eksikliğinin operasyon ile ABD personeli açısından ciddi riskler doğuracağı konusunda Başkan Donald Trump ve diğer yetkililere uyarıda bulundu. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in geçen hafta Beyaz Saray’da Trump ve üst düzey danışmanlarıyla yaptığı toplantıda bu endişelerini dile getirdiği aktarıldı.
Konuya vakıf kaynaklara göre Caine, ABD’nin İsrail’i savunma ve Ukrayna’ya destek faaliyetleri nedeniyle mühimmat stoklarının önemli ölçüde azaldığını, İran’a karşı yürütülecek geniş çaplı bir harekâtın bu nedenle zorluklarla karşılaşacağını vurguladı. Caine’in Beyaz Saray’daki söz konusu toplantıda yaptığı değerlendirmeler daha önce kamuoyuna yansımamıştı.
Orgeneral Caine müttefik desteği eksikliğine dikkat çekti
Pentagon’da bu ay gerçekleştirilen toplantılarda da Caine’in, olası bir İran harekâtının ölçeği, yapısı gereği barındırdığı karmaşıklık ve ABD tarafındaki kayıp ihtimali konusundaki kaygılarını dile getirdiği belirtildi. Konu hakkında bilgi sahibi ve ismini açıklamayan bir kaynağa göre general, müttefik desteğinin eksikliğinin herhangi bir operasyonu daha da zorlaştıracağını ifade etti.
Caine’in ofisinden yapılan açıklamada, başkanın en üst düzey askeri danışmanı olarak görevi gereği “ABD’nin güvenlik kararlarını alan sivil liderlere çeşitli askeri seçenekler ile bunların ikincil değerlendirmelerini, etkilerini ve risklerini sunduğu” belirtildi. Açıklamada ayrıca Caine’in bu seçenekleri gizli şekilde sunduğu kaydedildi. Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly ise Trump’ın “her konuda geniş bir görüş yelpazesini dinlediğini ve ABD ulusal güvenliği için en doğru olanı temel alarak karar verdiğini” söyledi. Kelly, Caine’i “Başkan Trump’ın ulusal güvenlik ekibinin yetenekli ve son derece değerli bir üyesi” olarak tanımladı.
Trump haberdeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtti
Trump, haberin yayımlanmasının ardından sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Caine’in “İran’la savaşa karşı olduğu” yönündeki iddiaların tamamen yanlış olduğunu kaydetti. Trump, generalin İran’la askeri bir çatışma görmek istemeyeceğini ancak böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde bunun “kolay kazanılabilecek bir mücadele olacağı” görüşünde olduğunu ifade etti. Ancak Caine’in değerlendirmeleri hakkında Washington Post’a konuşan kaynaklar, Trump’ın iyimser nitelendirmesiyle çelişen bilgiler paylaştı.
Salı günü Beyaz Saray’da yapılan toplantıya Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, CIA Direktörü John Ratcliffe, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Beyaz Saray danışmanı Stephen Miller’ın da katıldığı bildirildi. Axios tarafından daha önce de aktarılan Caine’in görüşleri, yönetim içinde yüksek güvenilirliğe sahip görülüyor. Bunun nedeni, generalin denetlediği iki büyük harekâtın başarıyla yürütülmesi: Yaz aylarında İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırı ve ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırıldığı operasyon. Caine’in görüşmelerine aşina bir kişi, generalin başkanın alacağı her kararı önceki harekatlarda olduğu gibi destekleyeceğini ve hiçbir seçeneği dışlamış gibi görünmek istemediğini belirtti.
Geniş kapsamlı bir operasyon aylar sürebilir
İran’a yönelik bir harekâtın ölçeği, Trump’ın stratejik hedeflerine bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir. İran’ın füze programının etkisiz hale getirilmesi, Irak’tan üç kattan daha büyük bir coğrafyada yüzlerce hedefin vurulmasını gerektirebilir. Eski bir savunma yetkilisine göre bu hedefler arasında mobil füze rampaları, ikmal depoları, hava savunma sistemleri ve silahların taşınmasında kullanılan ulaşım ağları yer alıyor.
Trump’ın kamuoyunda dile getirdiği üzere hedef, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i devirmek olursa; hedef listesi komuta-kontrol merkezleri, güvenlik birimleri ve Hamaney’e bağlı kritik binalar dahil binlerce noktaya genişleyecektir. Eski savunma yetkilisine göre böyle bir operasyon haftalar ya da aylar sürebilir, çok daha fazla mühimmat gerektirebilir ve ABD güçlerini daha yoğun misilleme riskiyle karşı karşıya bırakabilir.
Sınırlı saldırı seçeneği şiddet sarmalı riski taşıyor
ABD yönetimi bölgeye büyük bir saldırı gücü konuşlandırdı. Trump, Washington açısından avantajlı koşullarda İran’ın nükleer programını sınırlandıracak bir anlaşmaya zorlamak amacıyla sınırlı bir saldırı seçeneğini de değerlendirdiğini kabul etti. İran anlaşmaya açık olduğunu belirtse de uranyum zenginleştirme kapasitesini sürdürme gibi konularda görüş ayrılıkları devam ediyor. ABD ve İran müzakerecileri arasındaki görüşmelerin bu hafta Cenevre’de yeniden başlaması planlanıyor.
Görüşmelere aşina bir kaynağa göre bazı ABD’li yetkililer sınırlı bir saldırıya karşı çıkıyor; çünkü bu tür bir adım, bölgede ABD askeri ve diplomatik personeline yönelik İran saldırıları da dahil olmak üzere öngörülemeyen karşılıklı şiddet sarmalını tetikleyebilir. Sınırlı saldırıyı savunanlar, İran’ın önceki ABD ve İsrail saldırılarına verdiği görece düşük yoğunluklu tepkilere ve ABD kayıplarını azaltmayı hedefleyen önceden haber verildiği iddia edilen misillemelere dikkat çekiyor. Ancak karşıt görüştekiler, Trump’ın rejim değişikliği olasılığını açıkça tartışmasının ve İran askeri yapısında muhafazakarların güç kazanmasının daha şiddetli bir yanıtı tetikleyebileceğini vurguluyor. Geçen hafta Trump’la bir araya gelen bazı bölgesel müttefikler de sınırlı bir saldırının İran’ı müzakere masasından uzaklaştırabileceği endişesini taşıyor.
Arap ülkeleri hava sahasını açmaya yanaşmıyor
İran’a yönelik bir saldırı, ABD’nin bölgedeki müttefikleriyle ilişkilerini daha da zorlayabilir. Üst düzey bir Körfez yetkilisi, Arap ülkelerinin Washington’a üslerinin İran’a yönelik bir saldırıda kullanılmasına izin vermeyeceklerini bildirdiklerini söyledi. İran’ın ABD operasyonuna destek veren ülkelere yönelik misilleme tehdidi de Washington’un hava sahasını kullanma izni konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Eski bir Pentagon yetkilisi, müttefik desteğinin eksikliğinin görevi ciddi şekilde karmaşıklaştırdığını belirterek, “Arap ülkeleri hava sahasını açmazsa bunu nasıl yapacağız? Ülke genelinde yüzlerce, belki binlerce hedefi nasıl vuracaksınız?” diye konuştu.
Savunma sistemlerinde stok sorunu yaşanıyor
İran’dan fırlatılan balistik füzelere karşı ABD personelinin savunmasında kritik öneme sahip iki mühimmat olan THAAD ve Patriot hava savunma sistemleri, bölgedeki son askeri operasyonlarda yoğun şekilde kullanıldı. Patriot füzeleri aynı zamanda Ukrayna’nın en çok talep ettiği sistemler arasında yer alıyor. Ancak Savunma Demokrasileri Vakfı Askeri ve Siyasi Güç Merkezi Başkan Yardımcısı Ryan Brobst’e göre ABD, her yıl bu savunma sistemlerinden yalnızca birkaç yüz adet üretebiliyor ve bu miktar ihtiyacın oldukça altında kalıyor.
Donanmanın da standart füzelerinde sınırlı stok bulunuyor. Bölgeye sevk edilen binlerce ABD askerine yönelik riskleri azaltmak için bu füzeler kritik önem taşıyor. Ancak gemiden fırlatılan SM-2, SM-3 ve SM-6 mühimmatları, Kızıldeniz’de İsrail’e mal taşıyan gemileri hedef alan Husilere karşı ve İsrail’in balistik füzelere karşı korunması sırasında hızla tüketildi. American Enterprise Institute kıdemli araştırmacısı Mackenzie Eaglen’a göre bu füzelerin karmaşık üretim süreçleri nedeniyle her birinin yerine yenisinin üretilmesi iki yıl veya daha uzun sürebiliyor.
Eş zamanlı çatışmalar için hazırlık eksikliği vurgulandı
Yakın zamanda Pentagon’dan ayrılan Katherine Thompson, ABD’nin eş zamanlı çatışmaları finanse etmeye ve sürdürmeye hazır olmadığını belirterek, İran’la uzun süreli bir çatışmanın daha yüksek öncelikli çıkarlar açısından ciddi ödünler gerektireceğini ifade etti. ABD, bölgedeki personelini ve İsrail hedeflerini korumak için kuvvet takviyesi yaptı ancak tehlikeli bir denge sürüyor. Eski bir savunma yetkilisine göre İran füze envanterini koruduğu sürece ABD ve İsrail güçlerinin ya gelen saldırıları karşılaması ya da İran’ın fırlatma sahalarını geniş çaplı şekilde imha etmesi gerekecek.
Trump yönetimi değerlendirmelerini sürdürürken, ABD 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu’ya en büyük askeri yığınağını gerçekleştirdi. Pazartesi günü ABD, Lübnan’daki büyükelçiliğinden zorunlu olmayan personel ve aile üyelerinin ayrılmasını istedi. Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, askeri saldırı tehdidine rağmen İran’ın neden ABD taleplerine boyun eğmediğini merak ettiğini belirtti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise sosyal medyada yaptığı açıklamada, “Neden teslim olmadığımızı merak ediyorsunuz? Çünkü biz İranlıyız” yanıtını verdi.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












