Ortadoğu
CNN: İran yeraltı füze üslerinin girişlerini yeniden açtı

CNN’in uydu görüntüleri ve uzman görüşlerine dayandırdığı haberine göre İran, ABD ve İsrail’in hedef aldığı 69 yeraltı füze tüneli girişinin 50’sini yeniden açtı. Haberde, pahalı mühimmatlarla vurulan tesislerdeki enkazın büyük ölçüde buldozerler ve damperli kamyonlar gibi standart iş makineleriyle kaldırıldığı, İran’ın uzun menzilli füze kapasitesinin önemli bölümünü koruduğu yönündeki uzman değerlendirmelerine yer verildi.
CNN’in uydu görüntülerini inceleyerek ve uzmanlarla görüşerek hazırladığı habere göre İran, ABD ve İsrail’in yüksek maliyetli mühimmatlarla hedef aldığı yeraltı füze tesislerinin önemli bölümüne yeniden erişim sağladı.
Haberde, Tahran’ın tünel girişlerindeki enkazı buldozerler ve damperli kamyonlar dahil olmak üzere standart sanayi ekipmanlarıyla kaldırdığı belirtildi.
ABD ve İsrail, İran’daki yeraltı füze tesislerini devre dışı bırakmak amacıyla pahalı mühimmatlar kullandı. Buna karşılık İran, söz konusu tesislerdeki hasarı görece düşük teknoloji gerektiren yöntemlerle gidermeye başladı.
Hamburg Üniversitesi Barış Araştırmaları ve Güvenlik Politikası Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olan Timur Kadişev, bu maliyet ve teknoloji farkını değerlendirdi.
Kadişev, “Bu tür bir hasar oluşturmak için son derece karmaşık ve çok pahalı silahlar kullanmanız gerekiyor. Buna karşılık onarım son derece düşük teknoloji gerektiriyor; yalnızca buldozerler kullanılıyor” ifadelerini kullandı.
CNN, şu aşamada yeterli sayıda yeraltı cephaneliğinin yeniden erişilebilir hale geldiğini ve bunun çok sayıda uzun menzilli füzenin ateşlenmesine imkan sağlayabileceğini yazdı.
Haberde, çatışmalar sürerken ABD ve İsrail’in iş makinelerini de hedef alan saldırılar düzenlemesine rağmen İran’ın tünel girişlerini açma çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi.
Bu çalışmaların, daha düşük bir tempoda da olsa füze fırlatılmasına imkan verdiği ifade edildi.
CNN’in haberine göre yedi haftadan uzun süredir devam eden ateşkesin ilan edilmesinin ardından tünel açma faaliyetleri hız kazandı.
Kanalın aktardığı verilere göre İran, 18 yeraltı füze tesisinde vurulan 69 tünel girişinden 50’sini yeniden erişilebilir hale getirdi.
Uzmanlar bombardımanın sınırlarına işaret ediyor
CNN’e konuşan uzmanlar, İran’ın yürüttüğü çalışmaların ABD ve İsrail hava saldırılarının sınırlarını ortaya koyduğunu belirtti. Uzmanlara göre yalnızca tünel girişlerini hedef alan saldırılarla Tahran’ın füze kapasitesini ortadan kaldırmak “imkansız”.
James Martin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Araştırmaları Merkezi’nden Sam Lair, İran’ın füze üretimi durmuş olsa bile mevcut stoklarla faaliyetlerini sürdürebileceğini belirtti.
Lair, “Fırlatma sistemleri ellerinde olduğu sürece füze fırlatmaya devam edebilirler; üretim durmuş olsa bile” dedi.
Uzmanlar, İran’ın elinde halen yeterli miktarda füze bulunduğunu ve mevcut stokların operasyonel kapasiteyi sürdürmeye imkan verdiğini değerlendirdi.
CNN ayrıca İran’ın bombardımanlarda zarar gören askeri üs yollarını da onardığını yazdı. Uydu görüntülerine göre üslerde oluşan kraterlerin neredeyse tamamı dolduruldu. Görüntüler, iki yol kesiminin ise tamamen onarıldığını gösterdi.
Haberde, ABD ve İsrail’in çatışmanın ilk haftalarında özellikle füze tünellerine yönelik saldırılara ağırlık verdiği belirtildi. CNN’e göre bu strateji, İran’ın füze saldırılarını sınırlamada etkili oldu.
Bununla birlikte ABD ve İsrail yalnızca tünelleri hedef almakla yetinmedi. Müttefikler, elektronik bileşen üreten fabrikalardan füze yakıtı ve füze gövdeleri üreten tesislere kadar uzanan tedarik zincirini de vurdu.
ABD yönetimi ile uzmanlar farklı değerlendirmeler yaptı
Nisandaki ateşkesin ardından ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, İran’ın geriye kalan fırlatma sistemleri ve füzeleri topraktan çıkaracağını ancak savunma sanayisi kapasitesini kaybettiği için bunların yerine yenilerini koyamayacağını söyledi.
Hegseth, İran’ın “kalan fırlatma sistemlerini ve füzelerini kazıp çıkaracağını, ancak savunma sanayisi bulunmadığı için bunların yerini dolduramayacağını” ifade etti.
Buna karşılık CNN’in görüştüğü uzmanlar farklı bir tablo çizdi. Uzmanlara göre İran’ın yeraltı depolarında halen yaklaşık bin füze bulunuyor. Aynı uzmanlar, bu stokun kara hedeflerine yönelik saldırılardan önemli ölçüde etkilenmiş görünmediğini belirtti.
Kanal, İran’ın yeraltı füze üslerine giden yolları yeniden açmaya başladığını daha önce de haberleştirmişti. Kanal, nisan ayının ortalarında yayımladığı haberde uydu verilerine dayanarak İran’ın tünel girişlerini temizleme çalışmalarını sürdürdüğünü aktarmıştı.
Öte yandan The Wall Street Journal, Amerikan istihbarat kurumlarının İran’ın yeraltındaki füze stoklarını ve ayakta kalan fırlatma sistemlerini yeniden işler hale getirebilme kapasitesi konusunda kaygı duyduğunu yazdı.
Gazete, kaynaklarına dayanarak Tahran’ın savaş öncesinde sahip olduğu yaklaşık 2 bin 500 füzeden 1.000’den fazlasını elinde tutmaya devam ettiğini bildirdi.
Savaşın maliyeti on milyarlarca dolara ulaştı
Mayıs ayı başında Pentagon, İran’a karşı yürütülen savaşın ABD’ye 25 milyar dolara mal olduğunu açıkladı.
Ancak CBS, Amerikalı yetkililere dayanarak toplam maliyetin bunun iki katına, yaklaşık 50 milyar dolara ulaştığını aktardı. Haberde Pentagon’un hasar gören ekipmanların maliyetini bu hesaba dahil etmediği belirtildi.
Financial Times da nisan ayında yayımladığı haberinde ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü askeri harekatın Washington’a her gün yüz milyonlarca dolara mal olduğunu yazdı.
Gazete mart ayında yayımladığı ayrı bir haberde ise ABD’nin İran’a karşı başlattığı operasyon sırasında yıllar boyunca biriktirdiği kritik mühimmat stoklarının önemli bölümünü tükettiğini aktarmıştı.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











