Diplomasi
Afrika’da AB-Çin rekabeti yoğunlaşıyor

Güney Afrika’da, stratejik hammaddelere erişim konusunda Çin, ABD ve AB arasındaki rekabet giderek şiddetleniyor.
German Foreign Policy’deki analize göre Zambiya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki bakır kuşağından Angola’nın Atlantik kıyısındaki Lobito limanına uzanan demiryolu bağlantısı olan “Lobito Koridoru”, bu bağlamda şu anda kilit bir rol oynuyor.
Bu altyapı projesi, Avrupa Küresel Geçit Stratejisi’nin (Global Gateway) en önemli girişimlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Brüksel’in yanı sıra bu bölgeye yatırım yapan Washington tarafından da Çin’e olan bağımlılığı azaltmak için bir araç olarak görülüyor.
Gelecekte bataryaların, elektrikli araçların, dijital teknolojilerin ve askeri teçhizatın üretimi için gerekli olan bakır, kobalt, lityum ve diğer hammaddeler bu güzergâh üzerinden batıya taşınacak.
Bu girişim, Afrika’daki hammaddelerin ihracata açılması amacıyla sömürge döneminde inşa edilen altyapıyı temel alıyor.
Eleştirmenler ise Lobito Koridoru’nun genişletilmesinin, mevcut hammadde çıkarma şekillerini yeni koşullar altında sürdürdüğünü savunuyor.
Kuaş ve Yol’a karşı Küresel Geçit
Avrupa Komisyonu, Eylül 2021’de “Global Gateway” programını onayladı.
Bu program kapsamında 2027 yılına kadar Afrika, Asya, Okyanusya, Güneydoğu Avrupa ile Güney ve Orta Amerika’daki ülkelerdeki altyapı projelerine yaklaşık 300 milyar avro yatırım yapılması planlanıyor.
Program, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne karşı bir girişim olarak görülüyor.
Bu bağlamda temel hedeflerden biri, Avrupa’ya yapılan kritik hammadde ithalatının çeşitlendirilmesi. Özellikle amaç, Çin’den gelen hammaddelere olan bağımlılığı azaltmak.
Mayıs 2026’nın sonlarında Çin’e yaptığı ziyaret sırasında Federal Ekonomi Bakanı Katherina Reiche (CDU), kritik hammaddelere ve nadir toprak elementlerine güvenilir erişimin önemini vurguladı. Almanya’nın Çin’e en fazla bağımlı olduğu alan tam da bu.
Sömürge dönemi altyapısı aynen korunuyor
Bunun en iyi örneği, Zambiya-Güney Kongo bakır kuşağının kenarından Angola’daki Lobito limanına uzanan 1.300 kilometre uzunluğundaki “Lobito Koridoru.”
Bu ticaret koridorunun temel altyapısı, Avrupa sömürgeciliğinin doruk noktasında, 1902 gibi erken bir tarihte, liman kenti Lobito’dan doğuya doğru, bugünkü Angola topraklarından geçen ve Güney Kongo ile Zambiya’nın bakır zengini bölgelerine ulaşımı sağlamak amacıyla inşa edilen Benguela Demiryolu ile kuruldu.
1931 yılında, ilk demiryolu hattının tamamlanmasının ardından, İngiliz madencilik ve demiryolu şirketi Tanganyika Concessions, 99 yıllık imtiyaz hakkını Portekiz’in Angola kolonisine devretti.
İmtiyaz süresi 2001 yılında sona erdi; bunun ardından o zamana kadar Portekizli yetkililer tarafından kontrol edilen altyapı, Angola hükümetine devredildi.
2030 yılına kadar bu güzergâh üzerinden yıllık bir milyon metrik ton bakırın taşınması bekleniyor.
Hem AB hem de ABD, Afrika hammadde sektöründe Çin’in güçlü konumuna karşı koymak için özellikle Lobito Koridoru’na güveniyor.
Tahminlere göre, küresel kobalt üretiminin yaklaşık üçte ikisi, Çinli şirketlerin madencilik alanında özellikle aktif olduğu Kongo’dan geliyor.
Çin ayrıca küresel kobalt işleme hacminin yaklaşık yüzde 75’ini oluşturuyor.
Lobito’ya uzanan sömürge döneminden kalma demiryolu hattı, şimdiye kadar esas olarak Tanzanya üzerinden doğuya ihraç edilen bakır, kobalt ve diğer hammaddelerin bunun yerine batıya taşınmasını ve Çin yerine Avrupa veya Kuzey Amerika’da işlenmesini sağlamayı amaçlıyor.
Çin’in Afrika hegemonyasını kırmak için Batı Bloku’ndan hamle: Lobito Koridoru
Avrupa elektrikli dönüşüm için Çin’den kurtulmak istiyor
Bölge, bakır ve kobaltın yanı sıra, sahip olduğu büyük lityum, koltan, nikel ve nadir toprak elementleri yatakları nedeniyle de önemli bir iktisadi öneme sahip.
Bunlar, elektrikli araç aküleri, sabit akü depolama sistemleri ve savaş uçakları için gerekli alaşımların üretiminde kullanılan hammaddeler.
AB, bugüne kadar bu hammaddelerin çoğunu Çin’den temin etmişti. Lobito Koridoru üzerinde yer alan Angola’nın Luau kentindeki yeni lojistik merkezine yapılan stratejik yatırım, bu bağımlılığı azaltmayı amaçlıyor.
Lobito Koridoru’ndaki demiryolu hattı halihazırda bir Avrupa konsorsiyumu tarafından işletiliyor.
Konsorsiyumda İsviçreli emtia tüccarı Trafigura, Portekizli inşaat grubu Mota-Engil ve Belçikalı demiryolu şirketi Vecturis yer alıyor.
Fakat madenlerin çoğunluğu hâlâ Çin’in kontrolü altında: Kongo’da 33 kobalt ihracatçısı şirketten 24’ü Çin güdümünde.
“Lobito Koridoru” AB-ABD ortaklığında inşa ediliyor
AB’nin Lobito Koridoru üzerindeki kontrolü ele geçirme çabaları, ABD’nin benzer çabalarıyla paralel ilerliyor.
ABD, 2022 yılının başlarında AB ve diğer G7 üye devletleriyle, G7’nin Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı (PGII) girişiminin bir parçası olarak, önümüzdeki beş yıl içinde dünya çapındaki altyapı projeleri için 600 milyar dolardan fazla kaynak seferber etmek üzere bir mutabakat zaptı imzalamıştı.
Lobito Koridoru, ulaşım verimliliğini artırmak amacıyla tasarlanmış Güney Afrika’daki beş temel ticaret, transit ve kalkınma güzergâhından biri.
ABD Başkanı Joe Biden yönetimi esnasında, G7’nin PGII projesi çatısı altında Lobito Koridoru’na yönelik finansman, Global Gateway ile işbirliği içinde bir amiral gemisi proje olarak başlatılmıştı.
AB de Lobito Koridoru’nun genişletilmesini kritik projelerden biri olarak görüyor. Brüksel, bu amaçla iki milyar avrodan fazla yatırım sağlıyor.
Bu finansman daha da artırılabilir: 2028’de başlayacak bir sonraki AB bütçesi, kalkınma ve dış yardım için mevcut bütçenin neredeyse iki katı büyüklüğünde bir bütçe öngörüyor; 108 milyar avro yerine 200 milyar avro ayrılması planlanıyor.
AB yetkilileri, hedeflerden biri, AB’nin altyapı finansmanını artırarak Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nden “daha bütüncül” bir yaklaşım sunmak olarak lanse ediyor.
Afrika’da “Önce Amerika”
ABD ise Lobito Koridoru’nun genişletilmesi için yüz milyonlarca ABD doları taahhüt etmişti.
Yalnızca 2025’in son çeyreğinde, koridorun genişletilmesi için 553 milyon ABD doları tutarında kredi sağlamıştı.
Güney Afrika Kalkınma Bankası’ndan da 200 milyon ABD doları ek destek geldi.
Hâlâ sık sık bu projeyi “kalkınma yardımı” olarak nitelendiren Biden yönetiminden farklı olarak, ikinci Trump yönetimi artık bu altyapı projesini, Çin’in etkisini zayıflatmayı, kritik hammaddeler üzerindeki ABD kontrolünü güçlendirmeyi ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmeyi amaçlayan bir girişim olarak açıkça tanımlıyor.
Örneğin, mayıs ayı sonunda Afrika İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Yardımcısı olarak atanan eski deniz subayı Frank Garcia, Afrika kıtasındaki devam eden faaliyetleri nedeniyle Trump yönetimini övdü.
Bu bağlamda özellikle Lobito Koridoru’na dikkat çeken Garcia, projenin kıtadaki temel ABD çıkarlarını “Önce Amerika” yaklaşımıyla uyumlu hale getirdiğini belirtti.
Almanya “enerji dönüşümü” için Afrika’da
Geçen sonbaharda, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Lobito Koridoru’ndaki yeni restore edilmiş demiryolu hattında birkaç kilometre yol kat etmiş ve “muazzam iktisadi öneme sahip stratejik bir altyapı projesi”nden bahsetmişti.
Alman siyasetçi, “Bu, elbette, bu altyapı bağlantısı boyunca Avrupalı ve Alman şirketler için de yatırım fırsatları yaratıyor,” demişti.
Portekizli inşaat şirketi MCA, halihazırda 1,29 milyar avronun biraz altında bir maliyetle Angola’nın 60 belediyesinde bir güneş enerjisi parkı inşa ediyor.
Projenin müşterisi Angola Enerji Bakanlığı ve Alman hükümeti, projeyi ihracat kredi garantileriyle destekliyor.
Angola ödeme yükümlülüklerini yerine getiremezse Almanya devreye girecek; toplam tutarın yüzde 95’i Federal Almanya Cumhuriyeti tarafından garanti altına alınmış durumda.
Karşılığında Angola, Alman şirketlerinin projeye katılmalarına izin vermeyi kabul etti. Örneğin, batarya depolama sistemi Kassel yakınlarındaki Niestetal’da bulunan SMA Solar Technology tarafından tedarik ediliyor.
AB ve İtalya, Afrika için 1,2 milyar avroluk yatırım açıkladı
Alman güneş enerjisi teknolojisi sağlayıcısı Gantner Instruments Environment Solutions ise dijital kontrol sistemini sağlıyor.
Lobito Koridoru’nun genişletilmesini eleştirenler, projenin öncelikle AB ve ABD’ye fayda sağlayacağı konusunda uyarıyorlar.
Onlara göre proje, Afrika içi ticareti güçlendirmek yerine, esas olarak Afrika hammaddelerinin ihracatını teşvik ediyor.
Özellikle AB bu önlemlerini Afrika’nın çıkarlarına uygun bir kalkınma projesi olarak sunsa da, eleştirmenler bunun nihayetinde Batı’nın Afrika kaynaklarını sömürmesinin bir devamı olduğunu savunuyorlar.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Diplomasi
NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.
Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.
Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.
Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.
NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.
Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.
Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.
Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.
Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.
Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.
Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.
Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.
ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor
The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.
Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.
Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.
Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.
Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek









