Bizi Takip Edin

Diplomasi

Merz: Afrika’yı başkalarına bırakmak istemiyoruz

Yayınlanma

AB ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, Afrika’nın hammaddelerine daha fazla erişim imkanı elde etmeye çalışıyor.

2000 yılından bu yana AB ile Afrika Birliği arasında düzenlenen yedinci zirve, 25 Kasım’da Angola’nın başkenti Luanda’da sona erdi.

Merz zirvede, AB’nin Afrika’nın en büyük ticaret ortağı “olmaya devam etmesi” gerektiğini belirtti. Angola’da Berlin, Brüksel ve Washington, öncelikle güney Kongo ve Zambiya’nın hammadde bölgelerinden Angola’nın Atlantik kıyısına uzanan bir ulaşım koridoru olan Lobito Koridorunu hedefliyor.

Bu bölgede, şu anda çoğunlukla Çin’in kontrolünde olan kobalt ve bakır rezervlerini Batıya getirmek için sömürge döneminden kalma bir demiryolu onarılacak.

Öte yandan Avrupa ülkelerinin Afrika kıtasındaki iktisadi etkisi son yıllarda ve on yıllarda önemli ölçüde azaldı.

Elbette eski sömürge güçleri, bir zamanlar münhasır sömürge etkilerinin bugün de devam etmesi nedeniyle, Afrika’daki yabancı yatırımlar açısından hâlâala başı çekiyor. Örneğin, Birleşik Krallık’ın Afrika’daki yatırımları toplam 58 milyar dolar, Fransa’nınki ise 53 milyar dolar.

Bu iki ülke arasında 56 milyar dolarla ABD yer alırken, Almanya (14 milyar dolar) çok geride kalıyor.

Çin, son yirmi beş yılda hızla arayı kapatarak toplam 42 milyar dolar yatırım yaptı ve geçen yıl yatırımlarını net 3,37 milyar dolar artırırken, ABD net 2,02 milyar dolar düşüş kaydetti.

Afrika’nın ihracatı açısından, AB’nin payı 1990’larda yüzde 47,8 iken 2014-2023 arasında yüzde 26,8’e düştü.

Asya’nın payı ise yüzde 4,5’ten yüzde 26’ya yükseldi. Afrika’nın ithalatı açısından ise, yüzde 32,9’luk payıyla Asya, yüzde 21’lik payıyla AB’nin çok önünde yer alıyor.

36 ülkeden 42 iş birliğinden oluşan Brüksel merkezli bir lobi derneği olan BusinessEurope, Afrika kıtasındaki kendi payını güçlendirmek için, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesine (AfCFTA) odaklanılmasını öneriyor.

Bu, 1 Ocak 2021’den beri yürürlükte ve kıtasal ticareti artırmak için Afrika içi ticaret engellerini kaldırmayı amaçlıyor. Plan, aynı zamanda, şimdiye kadar esas olarak hammadde bölgelerinden limanlara uzanan ve eski sömürge güçlerinin çıkarlarına hizmet eden altyapının genişletilmesini de gerektiriyor. 

Ticaretin genişleme potansiyeli çok büyük olsa da uzmanlar, AfCFTA’nın başlatılmasından önce Afrika’daki kıtasal ticaretin toplam dış ticaretin sadece yüzde 16’sını oluşturduğunu, buna karşılık Asya’da bu oranın yüzde 59, Avrupa’da ise yüzde 68 olduğunu belirtiyor.

BusinessEurope’a göre, Afrika ülkeleri kendi aralarında serbest ticareti artırmayı başarırsa, 1,4 milyardan fazla insanın yaşadığı bu dev pazarda muazzam kârlar elde edilebilir. Bu nedenle lobi grubu, AB’nin halen yavaş ilerleyen AfCFTA’nın uygulanmasını aktif olarak desteklemesi tavsiye ediyor.

Özellikle, bugün Luanda’da sona eren Afrika ülkeleriyle yapılan zirve toplantısında, AB öncelikle hammaddelere ve özellikle de Lobito Koridoru olarak adlandırılan bölgeye odaklandı.

Bu, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin güneyindeki ve Zambiya’nın kuzeybatısındaki zengin kaynak bölgelerinden batıya doğru Angola’ya uzanan ve Angola’nın Atlantik kıyısındaki Lobito’da sona eren bir ulaşım koridoru.

Lobito liman kenti, 19. yüzyılın ortalarında Portekizli sömürgeciler tarafından kuruldu; limanı daha sonra, Kongo’nun güneyinden hammaddelerin nakliyesine yardımcı olan bir demiryolu hattının terminali haline geldi.

Bu malzemeler öncelikle bakır ve daha sonra Kongo’nun Haut-Katanga eyaletinden uranyumdu ve uranyum çoğunlukla ABD’ye sevk ediliyordu.

ABD, ilk atom bombalarını yapmak için Haut-Katanga’daki Shinkolobwe madeninden çıkarılan uranyumu kullandı.

Belçika’da depolanan Kongo’dan gelen diğer uranyum rezervleri, 1940 yılında Alman işgalciler tarafından ele geçirildi ve bunlar, sonuçta başarısız olan nükleer silah yapma çabalarında kullanıldı.

Lobito Koridoruna olan ilginin yeniden canlanması, ABD ve AB’nin Afrika hammadde sektöründe Çin’in güçlü konumunu zayıflatma çabalarından kaynaklanıyor.

Demokratik Kongo’nun güneyinde ve Zambiya’nın kuzeybatısında, bu ülkelerin ilgisi sadece buradaki bakır yataklarına değil, her şeyden önce kobalt yataklarına yönelik.

Raporlara göre, dünya çapında ticareti yapılan kobaltın üçte ikisinden fazlası, Çinli şirketlerin hammadde çıkarma konusunda çok aktif olduğu Kongo’dan geliyor.

Ayrıca, küresel kobalt işleme faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’i Çin’de gerçekleştiriliyor.

Lobito’ya demiryolu bağlantısının yeniden kurulması, bakır, kobalt ve diğer hammaddelerin Batıya taşınmasını ve Batı ülkelerinde işlenmesini mümkün kılacaktır.

Eylül 2023’te Yeni Delhi’de düzenlenen G7 zirvesinde, ABD ve AB, G7 Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı (PGII) girişiminin bir parçası olarak projeyi desteklemeyi kararlaştırmıştı.

AB de bunu Küresel Geçit altyapı girişiminin bir parçası olarak desteklemeyi planlıyor.

Çin ise, hammadde nakliyesi için Zambiya’dan Tanzanya kıyılarına uzanan eski demiryolu hattını onarmayı planladığını duyurdu. Tanzanya-Zambiya Demiryolu (Tazara) inşaatı, 1960’ların sonlarından itibaren Çin Halk Cumhuriyeti’nin en büyük kalkınma projelerinden biriydi.

Şansölye Friedrich Merz, işte bu planların ortasında, ABD’den biraz uzaklaşarak AB’nin Afrika kıtasındaki fırsatlarını iyileştirmeye çalışıyor. 

Merz, Afrika’nın “fırsatlar kıtası” ve “potansiyelinin bariz” olduğunu, AB’nin bir bütün olarak hâlâ Afrika’nın en büyük ticaret ortağı olduğunu ve “böyle kalmak istediğimizi” söyledi.

Pazar günü, Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde düzenlenen G20 zirvesinin ardından, Merz, ABD’nin zirveyi boykot etmesine açıkça değinmişti.

ABD yönetimi, Güney Afrika’ya zarar vermek amacıyla zirveye katılımını iptal etmiş ve hazırlıklarını baltalamıştı. 

Fakat bu girişim başarısız oldu ve zirve nispeten başarılı bir şekilde sona erdi.

Merz, “burada bulunmamak”ın “Amerikan hükümeti tarafından alınan iyi bir karar” olmadığını söyledi ve “Ama Amerikan hükümeti bunu kendisi bilmeli. Bizim için burada olmak iyiydi,” dedi.

Almanya’nın Afrika kıtasında ABD’ye karşı profilini yükseltme girişiminin başarılı olup olmayacağı belirsiz. Almanya, Afrika’ya son derece zarar veren bir Batı kararına da katılıyor: kalkınma yardımlarının dramatik bir şekilde azaltılması. Fakat bu, gelişmekte olan ülkelere verdiği desteği neredeyse tamamen kaldıran ABD kadar aşırı değil.

Güney Afrika’daki Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün (ISS) bir araştırmasına göre, sadece Trump yönetiminin yaptığı kesintiler, gelecek yıl 5,7 milyon Afrika vatandaşını aşırı yoksulluğa sürükleyebilir.

Addis Ababa’daki Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi ise, Batı’nın kalkınma yardımlarındaki genel azalmanın, her yıl iki ila dört milyon Afrikalının hastalık ve açlık nedeniyle hayatını kaybetmesine yol açabileceğini öngörüyor.

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English