Ortadoğu
İran Dışişleri: Savunma ve füze kapasitemiz hiçbir zaman müzakere konusu olmayacak

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme dair kritik açıklamalarda bulunarak, ABD ve İsrail saldırılarında zarar gören askeri ve nükleer tesislere yönelik herhangi bir uluslararası denetim planı bulunmadığını bildirdi. ABD ile İsviçre’de yürütülen müzakerelerin detaylarını paylaşan Sözcü Bekai, Washington yönetiminin taahhütlerini yerine getirmesi konusundaki kararlılıklarını vurguladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, başkent Tahran’da yerli ve yabancı gazetecilerin katılımıyla düzenlediği haftalık basın toplantısında, ülkesinin dış politika gündemi, nükleer programı, ABD ile yürütülen dolaylı müzakereler ve bölgesel güvenlik konularına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Sözcü Bekai, ülkesinin egemenlik haklarını ve ulusal çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığını yinelerken, bölgesel aktörlere ve Batılı devletlere yönelik net mesajlar verdi.
Toplantının açılışında konuşan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, Kerbela ve Aşure kültürünün İran halkının zorlu sınavlardaki direncine olan etkisine değindi.
Bekai, “Aşure, bir savaşı anlatmaktan ziyade, insanın kendi onur ve haysiyetini korumak için gösterdiği direnişin öyküsüdür. Bu mesaj, tarihsel dönüm noktalarında İran halkının davranış ve kültüründe açıkça görülebilmektedir” ifadelerini kullandı.
İsviçre’nin Cenevre kentinde gerçekleştirilen diplomatik temaslara değinen Bekai, İran heyetinin bu süreçte Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Mariano Grossi ile herhangi bir görüşme gerçekleştirmediğini açıkladı.
“Hasar gören tesislere yönelik herhangi bir denetim planımız bulunmuyor”
Gazetecilerin, ABD ve İsrail’in askeri saldırılarında zarar gören İran askeri ve nükleer tesislerinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişleri tarafından denetlenip denetlenmeyeceğine yönelik sorusunu yanıtlayan Sözcü İsmail Bekai, bu konuda kesin bir tavır ortaya koydu.
Bekai, “ABD ve Siyonist rejimin askeri tecavüzleri sırasında zarar gören tesislerimizde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının herhangi bir denetim yapması yönünde bir planımız bulunmamaktadır. Esas itibarıyla bu alanda tanımlanmış bir uygulama yönergesi veya protokol de mevcut değildir” dedi.
Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması kapsamındaki yükümlülüklerine sadık kaldıklarını belirten Bekai, “Biz, bu antlaşmanın sorumlu bir üyesi olarak kendi olağan işleyişimizi sürdürüyoruz ve bu olağan sürecin sınırları son derece nettir” değerlendirmesinde bulundu.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulunda İran aleyhine alınan karara da değinen Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, oylamada sorumlu davranarak hayır oyu veren veya çekimser kalan ülkelere teşekkür etti.
Bölgedeki bazı ülkelere yönelik kırgınlıklarını dile getiren Bekai, “ABD’nin bölgedeki eylemlerine ve işlediği suçlara doğrudan tanıklık etmelerine rağmen bu karar tasarısı lehinde oy kullanan bazı bölge ülkelerinden son derece şikayetçiyiz” şeklinde konuştu.
“Avrupalı aktörler kendi sorumsuz davranışları nedeniyle tamamen kenara itildi”
Fransa Dışişleri Bakanı’nın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kapsamında İran’a yönelik yaptırımların sürdürülmesinde Avrupa ülkelerinin oynayabileceği rollere ilişkin açıklamalarına sert tepki gösteren Sözcü İsmail Bekai, kendi düşen ağlamaz atasözünü hatırlattı.
Bekai, “Kendi eden bulur; Avrupalılar son bir iki yıldır sergiledikleri tutum ve davranışlar nedeniyle kendilerini sürecin dışına itmiş ve marjinalleştirmiştir. Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nın geri döndürme mekanizması olarak bilinen süreçte, Avrupalı tarafların hiçbir irade gösteremediğini ve son derece sorumsuz davrandığını unutmamalıyız” ifadelerini kullandı.
Avrupa’nın geçmişteki tutumlarını eleştirmeye devam eden İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik dayatılan savaşlar döneminde de çok yakışıksız ve haksız pozisyonlar aldılar. Tüm dünya bu tavırlara şahittir. Bu sorumsuz yaklaşımlar, Avrupalı tarafların uluslararası alandaki güvenilirliğini ve konumunu kesinlikle artırmayacaktır. Avrupa, küresel meselelerde yeniden etkin bir rol oynamak istiyorsa, öncelikle mevcut yaklaşımlarını değiştirmeli, bağımsız ve sorumlu bir aktör gibi davranmaya karar vermelidir. Sadece sızlanıp şikayet ederek Avrupa’nın uluslararası konumunu değiştirmesi mümkün değildir.”
Fransa’nın Birleşmiş Milletler yaptırımlarının kaldırılması konusundaki tek taraflı onay şartı iddialarına Mevlana’nın dizeleriyle karşılık veren Bekai, “Bu iddialar, kendi sahasının dışında boş konuşmaktan ve gürültü patırtı yapmaktan ibarettir. Bazı Avrupalı ülkeler ne yazık ki bir yandan kendilerini küresel süreçlerin dışına iterken, diğer yandan yürüyen her olumlu süreci sabote etme ve engelleme alışkanlığı edinmiştir. Bu tarz yaklaşımların Fransa gibi bir devlete yakışmadığı kanaatindeyim. Fransa, uluslararası alanda sorumluluk sahibi ve saygın bir aktör olarak kabul görmek istiyorsa, bu söylemleri bir kenara bırakıp bölgemizdeki gelişmelere karşı daha mantıklı ve yapıcı bir politika benimsemelidir” dedi.
Avrupa ülkelerinin son bir yıldır kendi savundukları temel değerlerle çeliştiğini belirten Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, “Avrupalı devletler, tekeline aldıklarını iddia ettikleri hukukun üstünlüğü, uluslararası hukuka saygı, Birleşmiş Milletler Şartı’nın temel ilkeleri ve insan hakları gibi değerleri bizzat kendileri ayaklar altına almıştır” eleştirisinde bulundu.
“Dondurulmuş varlıklarımızı dilediğimiz gibi kullanma konusunda hiçbir kısıtlama yok”
İran’ın serbest bırakılan finansal varlıklarının kullanım alanlarına ve bu kaynaklarla yalnızca ABD’den tarım ürünü satın alınabileceğine dair uluslararası basında yer alan iddiaları yalanlayan Sözcü İsmail Bekai, bu durumu ironik bir dille eleştirdi.
Bekai, “Daha önce bu savaşın amacının İran medeniyetini yok etmek ve ülkemizi çökertmek olduğunu iddia edenlerin, bugün bu hedefi Amerikalı çiftçileri zenginleştirme seviyesine kadar indirgemiş olmalarını oldukça manidar ve ilginç buluyoruz. Biz, serbest bırakılan finansal varlıklarımızı ülkemizin çıkarları, faydası ve ihtiyaçları doğrultusunda nasıl uygun görüyorsak o şekilde harcarız. Tarım Bakanlığımız ve ilgili diğer kurumlarımız, ithal edilecek ürünler ve yapılacak alımlar konusunda kendi değerlendirmelerine göre özgürce karar verecektir. Bu alanda üzerimizde hiçbir kısıtlama bulunmamaktadır” açıklamasını yaptı.
Finansal süreçlerin teknik detaylarına değinen Bekai, “İran’ın petrol satışına yönelik lisans ve izinler dün itibarıyla yürürlüğe girmiş ve uygulanmaya başlanmıştır. Bloke edilen veya kullanımı sınırlandırılan varlıklarımızın harcanması konusundaki diğer tüm başlıklar da aynı şekilde bu kapsamdadır. Merkez Bankası Başkanımız dün bu konuda oldukça detaylı ve açıklayıcı bilgiler paylaştı. Burada en temel husus, dondurulan varlıklarımızın İran’ın serbest kullanımı altında olması ve ülkemizin ihtiyaç duyduğu ürünlerin tedarik edilmesi amacıyla dilediğimiz şekilde erişilebilir hale getirilmiş olmasıdır” dedi.
Bloke edilen varlıkların serbest bırakılmasına yönelik teknik bir takvim veya çalışma grubunun olup olmadığı sorusunu da yanıtlayan Bekai, “Tarafların taahhütlerini yerine getirmesini denetleyen genel bir komitemiz zaten mevcut. Ancak varlıklarımızın serbest bırakılması özelinde asıl kriter, Merkez Bankamızın bu kaynakları ülkemizin belirlediği öncelikli alımlar için herhangi bir engelle karşılaşmadan, tamamen özgürce harcayabilmesidir” bilgisini paylaştı.
“Mesafe koyma kararımızın ardından ABD ile dolaylı mesajlaşma sürdürüldü”
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, İran heyetinin Donald Trump’ın tehditlerine rağmen müzakere masasını terk etmediği yönündeki iddialarını yalanlayan Sözcü İsmail Bekai, Cenevre’deki görüşmelerin perde arkasını gerçeklere dayanarak anlattı.
Bekai, “Ben her zaman kişisel yorumlar veya anlatılar değil, doğrudan somut gerçekleri aktaracağımızın sözünü verdim. İran, ABD ve iki arabulucu ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen ortak toplantı yerel saatle öğleden sonra 15.00’te başladı. Yaklaşık bir buçuk saat süren bu oturumun ardından, yarım saatlik kısa bir ara verilmesi ve sonrasında görüşmelere devam edilmesi kararlaştırıldı. Tam bu ara sırasında, ABD’li yetkililerin ve bizzat ABD Başkanının ülkemize yönelik hakaretamiz ve tehditkar açıklamaları kamuoyuna yansıdı. Bu gelişmenin ardından dörtlü ortak oturum bir daha toplanmadı. Sürecin devamında yürütülen temaslar, yalnızca arabulucular vasıtasıyla gerçekleştirilen karşılıklı mesaj değişiminden ibaret oldu” dedi.
Tehditlerin ardından ABD tarafıyla doğrudan bir temas kurmadıklarını belirten İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, “Müzakereleri dörtlü formatta durdurma kararımızın ardından, ABD’li tarafla hiçbir doğrudan temasımız olmamıştır. Tabii ki İran’ın ulusal çıkarlarını korumak ve ülkemizin belirlediği hedeflere ulaşmasını sağlamak adına her türlü diplomatik aracı kullanırız. O anki koşullar çerçevesinde en doğru ve maslahata uygun adım, mesaj alışverişini arabulucular üzerinden sürdürmekti ve bunun somut sonuçlarını da hep birlikte gördük” ifadelerini kullandı.
“Saldırılara kolaylık sağlayan bölge ülkelerinden tazminat talep edeceğiz”
ABD ve İsrail’in İran topraklarına yönelik gerçekleştirdiği askeri saldırılarda Ürdün ve Kuveyt gibi bölge ülkelerinin ABD güçlerine lojistik ve askeri kolaylık sağladığı yönündeki iddiaları değerlendiren Sözcü İsmail Bekai, bu durumun hukuki ve diplomatik sonuçları olacağını vurguladı.
Bekai, “Bazı bölge ülkelerinin, maalesef ülkemize yönelik gerçekleştirilen bu askeri tecavüz ve saldırılarda aktif bir rol oynadığını, hava sahası veya askeri üs kullandırdığını kanıtlayacak yeterli kanıt, belge ve bulguya sahibiz. Bu konuyu görmezden gelmemiz veya geçiştirmemiz kesinlikle söz konusu olamaz. Bu ihlallerin hukuki takibini yapacak, gerekli tüm belgeleri arşivleyecek ve sorumlulardan hesap soracağız” uyarısında bulundu.
Saldırılara zemin hazırlayan ülkelerin uluslararası hukuk açısından sorumlu olduğunu hatırlatan Bekai, şunları kaydetti:
“ABD’li yetkililerin de bu işbirliğini açıkça itiraf etmiş olması, söz konusu bölge ülkelerinin sorumluluğunu katbekat artırmaktadır. ABD ve Siyonist rejimin İran topraklarına saldırması uluslararası hukuka göre açık bir suçtur. Bu suça ortak olan, askeri kolaylık sağlayan veya destek veren her aktör uluslararası hukuk önünde doğrudan sorumludur. Biz bu konunun takipçisi olmak ve sorumlulardan hesap sormak için her türlü diplomatik ve hukuki platformu sonuna kadar değerlendireceğiz.”
İran’ın komşularıyla ilişkilerinde barışçıl bir süreç hedeflediğini ancak güvenliğin ihlal edilmesini kabul etmeyeceklerini belirten Bekai, “Bölgemizin geleceği ve komşularımızla olan ilişkilerimiz, şüphesiz son aylarda yaşanan bu kritik gelişmelerden etkilenecektir. Bazı komşu ülkelerin saldırgan güçlerle işbirliği yapması nedeniyle ciddi güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kaldık. Bu durum İran halkının ortak hafızasında derin bir iz bırakacaktır. ABD ve İsrail ile işbirliği yapan ülkelerin, verdikleri bu zararları telafi etmek için her fırsatı değerlendirmesini bekliyoruz. Biz ilişkilerimizin iyi komşuluk ve karşılıklı saygı temelinde ilerlemesini istiyoruz ancak ülkemize yönelik askeri tecavüze ortak olunmasını da asla unutmayacağız” dedi.
“Savunma gücümüz ve füze programımız hiçbir şekilde müzakere edilemez”
Müzakereler kapsamında İran’ın askeri kapasitesi ve füze programının gündeme gelip gelmediği yönündeki sorulara net bir yanıt veren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, bu alanların kırmızı çizgileri olduğunu belirtti.
Bekai, “Ülkemizin savunma kapasitesi ve füze programı kesinlikle hiçbir diplomatik görüşmenin parçası olmamıştır ve gelecekte de hiçbir şekilde müzakere masasına getirilmeyecektir” dedi.
Katar Dışişleri Bakanı’nın bölge ülkeleriyle İran arasında geniş kapsamlı bir güvenlik toplantısı düzenleneceği yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Bekai, bölgesel güvenliğin ancak bölge aktörleri tarafından sağlanabileceğini yineledi.
Bekai, “Güvenliğin dışarıdan ithal edilemeyeceğini, bölge ülkelerinin ortak bir güvenlik mekanizması kurması gerektiğini her zaman savunduk. Bu ilkeye sonuna kadar bağlıyız ve geçmişte bu doğrultuda somut öneriler sunduk. Yabancı askeri güçlerin müdahalesi olmaksızın, bölgede kolektif güvenliği güçlendirecek her türlü yapıcı girişimi memnuniyetle karşılar ve komşularımızla bu konuları görüşmeye her zaman hazır olduğumuzu belirtiriz” şeklinde konuştu.
“Cenevre’ye basına gösteri yapmak için gitmedik”
İsviçre’deki müzakereler sırasında basın mensuplarının salondan çıkarılması ve görüşmelerin basına kapalı gerçekleştirilmesi kararına değinen Sözcü İsmail Bekai, diplomasinin ciddiyetine vurgu yaptı.
Bekai, “Biz İsviçre’ye medyaya yönelik bir gösteri yapmak, propaganda yürütmek veya reklam yapmak için gitmedik. Bizim oradaki amacımız son derece net ve somuttu; ülkemizin haklarını savunmak, taleplerimizi doğrudan muhataplarımıza iletmek ve karşı tarafın taahhütlerini yerine getirmesini sağlamaktı. Bu temel amacımızı gölgeleyecek veya dikkatleri başka yöne çekecek hiçbir uygulamaya izin veremezdik. Bu nedenle kapsamlı bir medya kampanyasına veya basın şovuna ihtiyaç duymadık” açıklamasında bulundu.
ABD’de yapılan ve Amerikan halkının büyük çoğunluğunun İran ile olası bir savaşa karşı olduğunu gösteren kamuoyu araştırmalarını da değerlendiren Bekai, savaşların halklara yıkım getirdiğini belirtti.
Bekai, “Bu savaş, ABD ve Siyonist rejimin hem İran’a hem de tüm bölgeye zorla dayattığı bir süreçtir. Bu çatışmalar Amerikan halkına, bölgemize ve ülkemize çok ağır maliyetler yüklemiştir. Amerikan vatandaşlarının bu hukuksuz ve saldırgan politikalara karşı çıkması, kendi hükümetlerinin savaş yanlısı tutumunu desteklememesi son derece doğaldır. Sadece Amerikan halkı değil, tüm dünya kamuoyu ABD’nin militarist politikalarına karşı sesini yükseltmektedir” dedi.
“Nükleer süreç ve yaptırımların kaldırılması altmış günlük takvime bağlıdır”
Cenevre’deki diplomatik temaslarda nükleer programın kapsamının ele alınıp alınmadığı sorusunu yanıtlayan Sözcü İsmail Bekai, sürecin hukuki çerçevesini anlattı.
Bekai, “Mutabakat metni uyarınca, nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılması başlıkları birbirine paralel olarak 60 günlük bir zaman dilimi içinde ele alınacaktır. İlgili mutabakat belgesinin hükümleri bu konuda son derece açıktır; bu iki temel başlıkta müzakerelerin fiilen başlayabilmesi, önceden belirlenmiş bazı özel maddelerin taraflarca eksiksiz şekilde uygulanmasına bağlıdır. Biz şu an bu ön koşulların ve hazırlık adımlarının tamamlanması için çalışıyoruz. Belirlenen maddelerin bir kısmı hayata geçirildi, bir kısmının uygulanmasına ise devam ediliyor. Cenevre’de ABD tarafıyla nükleer konularda genel pozisyonların karşılıklı beyan edilmesi dışında herhangi bir detaylı veya teknik görüşme gerçekleştirmedik. Onlar kendi yaklaşımlarını sundu, biz de gerekli yanıtlarımızı verdik. Yaptırımlar konusunda da durum aynı şekildedir, konular yalnızca genel hatlarıyla ele alınmıştır. Sürecin nasıl ilerleyeceğini, mutabakat metnindeki takvimin nasıl işleyeceğini hep birlikte göreceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
İran ile ABD arasındaki diplomatik ilişkilerde güvensizliğin aşılmasının zaman alacağını belirten Bekai, “Geleceğe yönelik aceleci adımlar atmak yerine bugünün sorumluluklarına odaklanmalıyız. ABD’nin geçmişteki güvenilmez ve düşmanca politikaları nedeniyle önümüzde yürünmesi gereken çok uzun ve zorlu bir yol bulunmaktadır. Dolayısıyla şu aşamada öncelikli hedefimiz olan savaşın tamamen durdurulması ve ABD’nin mutabakat metnindeki yükümlülüklerine harfiyen uymasının güvence altına alınması konularına yoğunlaşmayı tercih ediyoruz” dedi.
Yaptırımların kaldırılması sürecinin teknik ayrıntılarını paylaşan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Dün yayımlanan karar, İran’ın petrol, petrokimya ve petrol türevlerinin satışı ile bu ticaretin yürütülmesi için gerekli olan sigorta, taşımacılık, lojistik ve bankacılık işlemlerinin önündeki engelleri kaldıran resmi izindir. Diğer yaptırımların kaldırılması konusu ise mutabakat metninde ABD’nin üstlendiği temel taahhütler arasındadır ve önümüzdeki 60 gün içinde müzakere edilecektir. ABD’nin gerek birincil gerek ikincil yaptırımları, gerekse uluslararası organizasyonlar nezdinde İran’a uygulanan tüm kısıtlamaları kaldırma taahhüdü son derece nettir. Bu konular önümüzdeki günlerde kurulacak çalışma masalarında ayrıntılı olarak ele alınacaktır” şeklinde konuştu.
“Hürmüz’ün güvenliği için Umman ile koordinasyon halindeyiz”
Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Umman’a gerçekleştirdikleri resmi ziyaretlerin amacına değinen Sözcü İsmail Bekai, iki ülkenin bölgesel güvenlikteki ortak sorumluluğuna dikkat çekti.
Bekai, “İran ve Umman, Hürmüz Boğazı’na kıyısı olan iki egemen devlettir. Boğaz’daki deniz trafiğinin, sivil ve ticari gemilerin güvenli geçişinin sağlanması adına iki ülkenin sürekli koordinasyon ve işbirliği içinde çalışması yasal bir zorunluluktur. Bu alandaki teknik görüşmelerimiz ve ortak çalışmalarımız kesintisiz sürmektedir. Meclis Başkanımızın Maskat ziyaretinde de bu hayati konu detaylıca ele alınmıştır. Umman ile ilişkilerimiz her zaman çok üst düzeyde ve örnek niteliktedir. Ülkemize yönelik saldırılar sırasında Umman hükümetinin sergilediği sorumlu duruşu takdirle karşılıyoruz. Umman, son yirmi yılda bölgesel gerilimlerin azaltılması ve diplomasinin işletilmesi konusunda çok yapıcı roller üstlenmiştir” dedi.
İran’ın diplomatik temaslar kapsamında ABD’den herhangi bir ayrıcalık veya taviz almadığını belirten Bekai, “Biz kimseden bir lütuf veya ayrıcalık talep etmedik. Yürüttüğümüz kararlı diplomasi sayesinde, İran halkının gasp edilmiş olan meşru haklarının bir kısmını geri almayı başardık. Serbest bırakılan varlıklarımız veya deniz ticareti üzerindeki hukuksuz ablukanın kaldırılması birer taviz değil, halkımızın zaten hakkı olan unsurlardır. ABD’nin yıllardır uyguladığı hukuksuz deniz ablukası gayrimeşru bir zorbalıktı ve bu durumun sona erdirilmesi uluslararası hukukun bir gereğidir” şeklinde konuştu.
“Bölgedeki yabancı askeri varlığı tamamen sona ermelidir”
Müzakerelerin en kritik başlıklarından biri olan ABD askeri güçlerinin bölgeden çekilmesi konusuna değinen Sözcü İsmail Bekai, takvimin net olduğunu belirtti.
Bekai, “Mutabakat metninde bu konuda iki temel ve bağlayıcı madde yer almaktadır. Birincisi, nihai anlaşmanın imzalanmasını takip eden 30 gün içinde, bölgedeki tüm ABD askeri güçlerinin İran’ın çevre coğrafyasından tamamen çekilmesi gerekmektedir. Anlaşmanın dördüncü maddesinde yer alan bu çekilme takviminin teknik detayları, önümüzdeki müzakerelerde ayrıntılı olarak müzakere edilecektir. İkinci taahhüt ise ABD’nin müzakerelerin devam ettiği süre boyunca bölgedeki mevcut askeri gücüne, personeline veya teçhizatına kesinlikle hiçbir ekleme yapmamasını öngörmektedir. Biz her iki maddenin de sahada nasıl uygulandığını çok yakından ve titizlikle takip ediyoruz” dedi.
İsviçre’de kurulan denetim komitelerinin çalışma usullerini anlatan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Dün itibarıyla teknik heyetlerimizin katılımıyla, taahhütlerin uygulanmasını denetleyecek alt komitelerin kurulması yönünde mutabakata vardık. Bu kapsamda dört ayrı teknik çalışma grubu oluşturulmuştur. Bu gruplar mutabakat metnindeki maddelerin sahada eksiksiz uygulanıp uygulanmadığını her gün denetleyecektir. Üst düzey takip komitesi ise İran, ABD ve arabulucu ülkeler olan Pakistan ve Katar temsilcilerinden oluşmaktadır. Bu mekanizma çalışmalarına dün itibarıyla başlamıştır” bilgisini verdi.
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve diğer üst düzey yetkililerin bölge ülkelerine yapacağı ziyaretlerin yeni bir bölgesel güvenlik paktı kurma çabası olup olmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan Bekai, “Bu çabaların amacını bizzat ABD’li ve ilgili bölge ülkelerinin yetkililerine sormak gerekir. Bizim açımızdan net olan husus, bölgemizin güvenliğinin dış güçlerin askeri varlığıyla değil, yalnızca bölge ülkelerinin karşılıklı anlayış, diyalog ve işbirliği temelinde kuracağı ortak yapılarla sağlanabileceğidir. ABD’nin bölgedeki askeri varlığının bugüne kadar yıkım, bölünme, istikrarsızlık ve güvensizlikten başka hiçbir sonuç doğurmadığı tarihi bir gerçektir. Bölge ülkelerinin bu acı tecrübelerden gerekli dersleri çıkardığını umuyoruz. Aynı hataları tekrarlayarak farklı sonuçlar beklemek büyük bir yanılgı olacaktır” uyarısında bulundu.
Sözcü Bekai, savaşta hayatını kaybeden İran vatandaşlarının haklarının korunması konusunda ise şu güvenceyi verdi:
“Savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik mutabakatlar, şehitlerimizin kanının ve ailelerinin çektiği acıların hukuki takibinin yapılmasına asla engel teşkil etmez. Biz, bu saldırılarda zarar gören her bir vatandaşımızın hakkını savunmak, devletimizin uğradığı maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini sağlamak adına uluslararası tüm hukuki mekanizmaları sonuna kadar işleteceğiz. Bu süreç, sadece Dışişleri Bakanlığının değil, yargı organlarımızın ve ilgili diğer devlet kurumlarımızın da ortak sorumluluğundadır ve bu davanın takipçisi olma konusundaki kararlılığımız tamdır.”
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Ortadoğu
Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.
Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.
Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.
El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.
Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı
Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.
Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.
Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.
Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.
Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.
Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.
İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.
NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.
Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.
Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.
Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi
Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.
El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.
İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.
Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.
Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.
İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi
Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.
Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.
Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.
Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.
Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.
Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.
Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.
Tampon bölge modeli
Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.
El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.
Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.
Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.
Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.
Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.
Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor











