Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD ve müttefikleri, çok cepheli tatbikatlarla Çin’in etrafında güç gösterisi yapıyor

Yayınlanma

Analistler, Çin’in çevresinde yapılan neredeyse eş zamanlı tatbikatların, müttefiklerin bölgesel güvenlikte daha büyük rol oynamasını sağlayan ABD stratejisindeki bir değişimi yansıttığını söylüyor.

Japonya bu ayın başlarında Filipinler’in en kuzeydeki eyaletinde paraşüt tatbikatları için seçkin hava indirme tugayının mensuplarını sessizce konuşlandırdığında, tatbikat iki taraftaki yetkililer tarafından da güçlü biçimde kamuoyuna duyurulmadı.

Batanes eyaletindeki Batan Adası’nda yapılan tatbikatlar, Filipin ve ABD deniz piyadelerinin ortak ev sahipliğinde çarşamba gününe kadar süren ülke çapındaki Kamandag görevinin bir parçasını oluşturdu. Yaklaşık 2 bin askerin katıldığı tatbikat, hazırlık düzeyini, birlikte çalışabilirliği ve istihbarat paylaşımını geliştirmeyi amaçlıyordu.

Ancak analistlere göre, söz konusu sessiz Batanes atlayışı, Asya genelinde neredeyse eş zamanlı biçimde yürütülen ve çoğu Amerikan öncülüğündeki dört diğer askeri tatbikatla birlikte ele alındığında, ABD’nin caydırıcılık stratejisinde ve “birinci ada zinciri” savunma politikasında yeni bir aşamaya işaret eden daha yüksek sesli bir eğilimin habercisi olabilir.

Tokyo ve Washington ayrıca salı gününe kadar Kyushu ve Okinawa’da Resolute Dragon 2026 tatbikatını yürütüyor. Tatbikata, Japonya’nın güneybatı adalarının savunmasına odaklanan 9 bin asker katılıyor.

Daha doğuda, Guam, Kuzey Mariana Adaları ve çevre sularda çarşamba gününe kadar sürecek Valiant Shield 2026’ya yaklaşık 10 bin personel katılıyor. Bu tatbikat, ABD ordusunun Typhon orta menzilli füze sisteminin ilk tatbikat konuşlandırmasına sahne oluyor.

Hawaii’de ise 31 ülkeden 25 binden fazla personel, 31 Temmuz’a kadar sürecek iki yılda bir düzenlenen Rim of the Pacific tatbikatına katılıyor. Tatbikat, denizcilik işbirliğini güçlendirmeyi ve “özgür ve açık Hint-Pasifik”i korumayı amaçlıyor.

Tayvan ise bu hafta Taoyuan’da, 100 bin askerin hızlı seferberliği test ettiği kendi iç Immediate Combat Readiness Exercise tatbikatını düzenliyordu.

ABD stratejisi

Gözlemciler, neredeyse eş zamanlı tatbikatların koordineli bir girişimi yansıtıp yansıtmadığı konusunda bölünmüş durumda. Ancak Lowy Enstitüsü’nde Güneydoğu Asya Programı Direktörü ve Asya Güç Endeksi’nin lideri Hunter Marston, son operasyonlar dizisinin Washington’ın birinci ada zinciri politikasına verdiği önceliğe işaret ettiğini düşünüyor.

Birinci ada zinciri, Doğu ve Güney Çin denizlerinin doğu kenarını belirleyen ada yayını ifade ediyor. Bu yay, Japon takımadaları ve Ryukyu Adaları’ndan güneye, Tayvan ve Filipinler üzerinden Büyük Sunda Adaları’na uzanıyor. Pekin’in, iddialı bir deniz stratejisi yoluyla bu sularda hâkimiyet kurmaya çalıştığı yaygın biçimde düşünülüyor.

Marston, This Week in Asia’ya yaptığı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri Pasifik Komutanlığı açısından, ABD’nin birinci ada zinciri boyunca müttefiklerinin güvenliğine bağlılığı kutsaldır,” dedi.

Marston, kritik deniz koridorları boyunca rakiplerin deniz ve hava kontrolünü engellemenin Asya’da uzun süredir Amerikan güvenliğinin temel hedeflerinden biri olduğunu söyledi. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nin de Pasifik’te Washington’ın birincil hedefi olarak engellemeyi tanımladığını belirtti.

“ABD, Japonya’nın daha fazla birlikte çalışabilirlik geliştirmesini ve daha aktif bir güvenlik rolü üstlenmesini teşvik etti. Dolayısıyla bu, Trump yönetiminin yük paylaşımına yaptığı vurguyla uyumlu,” dedi.

Araştırmaları uluslararası ilişkiler ve Doğu Asya jeopolitiğine odaklanan Britanya’daki University of Central Lancashire’dan siyaset analisti Sylwia Monika Gorska, erişimi önlemeden dağınık noktalarda sürdürülebilir operasyonel kontrole doğru bir kayma tespit etti. Ona göre bu değişim, mevcut ABD ve müttefik kuvvet geliştirme süreçlerine de yansıyor.

“Sürekli deniz ya da hava kontrolüne yoğunlaşmak yerine, son tatbikatlar kuvvetleri tespit etme, hedefleme, takviye etme ve sürdürebilme kabiliyetini korumaya odaklanıyor,” dedi.

Gorska, tatbikatların gelecekteki çatışmaların sürekli kesinti altında yaşanacağı varsayımını yansıttığını savundu. Bu durumda deniz kontrolü ve hava üstünlüğü, tüm bir harekât sahasında sürekli olmaktan ziyade geçici, yerel ve çekişmeli olacaktır.

Tayvan’ın en zorlu ihtimal olmaya devam ettiğini söyledi. Ancak Gorska’ya göre son ABD stratejisi bunu tek planlama senaryosu olarak ele almıyor; bunun yerine odak, müttefiklerin bölgesel güvenlikte daha büyük bir pay üstlenmesini sağlarken birinci ada zinciri boyunca engelleme yoluyla caydırıcılığa kayıyor.

Gorska, “Daha önemli değişim, planlama varsayımında… ABD planlaması giderek, tırmanmanın yeri, ölçeği ve yönünün önceden öngörülemeyeceğini varsayıyor,” dedi. “Dolayısıyla amaç, ittifakı tek bir senaryo için optimize etmekten ziyade farklı ihtimallerde uygulanabilir kalacak askeri kabiliyetler geliştirmek.”

Singapur’daki S. Rajaratnam School of International Studies’te araştırma görevlisi olan Muhammad Faizal Bin Abdul Rahman, ABD’nin Hint-Pasifik’teki müttefiklerini askeri hazırlıklarını ve tatbikatlarını güçlendirmeye ittiğini söyledi.

“Ancak bu, ABD’nin bu tatbikatları koordine ettiği anlamına gelmez,” dedi ve ekledi: “Aksine, müttefikler de Çin’le süregelen gerilimler ve daha geniş jeopolitik belirsizlikler ortamında kendi ulusal çıkarlarıyla hareket ediyor.”

Uzmanlara göre Washington kendi üslerini ve kuvvetlerini hâlâ vazgeçilmez görüyor; ancak kabiliyet, erişim, personel ve siyasi kararlılık bakımından müttefiklerin daha fazla katkı sunmasını giderek daha fazla istiyor.

Asia Pacific Foundation of Canada’da araştırma ve stratejiden sorumlu başkan yardımcısı Vina Nadjibulla, “Dolayısıyla ortaya çıkan model, Japonya, Filipinler, Avustralya ve diğer ortakların tamamlayıcı kabiliyetler getirdiği ve daha geniş bir coğrafi alanda erişim sağladığı daha dağınık bir koalisyondur,” dedi.

Caydırıcılık ve yük paylaşımı

Pekin’ de ABD ve müttefiklerinin tatbikatlarına karşı kendi askeri faaliyetlerini artırdı. Liaoning uçak gemisi grubu, Filipinler ve Tayvan’ın doğusundaki sular dahil olmak üzere batı Pasifik’te gerçek atışlı tatbikatlar yürütüyor.

Faizal’a göre, ABD öncülüğündeki tatbikatlar, “Çin’le askeri bir çatışma durumunda muharebeye sahne olabilecek” yerlerde “caydırıcılık ve karşılık için operasyonel hazırlıkları” yansıtıyor.

Gorska ise çakışmanın tesadüfi olma ihtimalinin düşük olduğunu söyledi ve tatbikatların son yıllarda hız kazanan aynı ittifak geliştirme modelini izlediğine dikkat çekti.

Marston daha ölçülüydü: “Bunların stratejide herhangi bir değişimi yansıttığından emin değilim. Ancak kesinlikle derinleşen ağ temelli güvenlik işbirliğinin ve Japonya gibi ABD müttefiklerinin yük paylaşımına daha fazla vurgu yapmasının bir resmini ortaya koyuyor.”

Nadjibulla’ya göre kolektif mesaj açık: Caydırıcılık, tek ve büyük bir ABD varlığına daha az; bölge genelinde bir rakibin planlamasını karmaşıklaştırmak üzere tasarlanmış dağınık, dirençli ve birlikte çalışabilir bir koalisyona daha fazla bağlı olacak.

“Bunlar, ABD’nin esasen merkez-çevre tipi bir ittifak sistemini daha ağ temelli bir güvenlik mimarisiyle değiştirmeye çalıştığını gösteriyor,” dedi.

Diplomasi

Reuters: Barrack, Irak-Suriye boru hattı projesinde finansal çıkar sahibi

Yayınlanma

Thomas Barrack, Irak’tan Suriye’ye uzanan bir petrol boru hattının inşasına katılan şirkette finansal pay sahibi.

Reuters’ın haberine göre Temmuz ayında Irak ve Suriye, Hürmüz Boğazı’nı atlayacak olan boru hattının rehabilitasyonuna hazırlık amacıyla teknik ve finansal çalışmaların yürütülmesi için, söz konusu şirket, Kaliforniyalı yatırım grubu TI Capital ile Chevron ve Katar merkezli UCC Holding’den oluşan bir konsorsiyumla mutabakat zaptı imzaladı.

Hem Irak hem de Suriye’ye atanan ABD başkanlık özel temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Barrack’ın, TI Capital ve şirketin kurucusu Ziad Ghandour ile uzun süredir devam eden bir iş ilişkisi bulunuyor.

Kamu kayıtlarına göre, 2025 yılında yapılan onay duruşmaları sırasında, Kaliforniya’nın San Francisco kenti yakınlarında bulunan ve Ghandour’un genel müdürlüğünü yaptığı, TI Capital tarafından yönetilen bir gayrimenkul girişiminden elde edilen kârın beşte birine kadar hak kazandıran bir mali menfaati vardı ve bu menfaati elinde tutmayı planladığını belirtmişti.

İran’da savaşın başlamasının ardından Suriyeli ve Iraklı yetkililerle yapılan görüşmelerde Barrack, tartışmalar hakkında doğrudan bilgi sahibi olan iki kişinin ifadesine göre, Ghandour’un şirketinin projeye dahil edilmesi için baskı yaptı.

16 Haziran’da, konsorsiyum anlaşmasının imzalanmasından bir ay önce, Barrack ve Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, Irak’ın “Kerkük-Banyas Boru Hattı’nı yeniden işler hale getirmek üzere TI Capital ile bir mutabakat zaptı hazırlama” kararını öven ortak bir bildiri yayınladılar. Bildiride, boru hattıyla bağlantılı olarak Chevron veya UCC’den hiç bahsedilmedi.

Reuters, Barrack’ın boru hattından veya diğer projelerden kazanç elde edeceğine dair herhangi bir kanıt bulamadı.

İki etik hukuku uzmanı Reuters’a, Barrack’ın Ghandour ile olan bağlarının, boru hattından doğrudan kazanç elde etmediği sürece cezai nitelikte bir çıkar çatışması oluşturmayacağını belirtti.

Fakat eski Beyaz Saray baş etik avukatı ve Minnesota Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörü Richard Painter, Barrack’ın Ghandour ile olan ilişkisinin, yetkililerin kişisel veya ticari ilişkiler nedeniyle tarafsızlıklarını sorgulanır hale getiren meselelere katılmasını yasaklayan düzenleme kapsamında bu tür bir savunuculuğu “ciddi bir sorun” haline getirdiğini belirtti.

Ceza kanunu niteliği taşımayan tarafsızlık kuralı, yetkilinin kendisinin mali menfaati olup olmadığına bakılmaksızın, bir iş ortağının projeye dahil olmasıyla devreye girebilir.

Santa Clara Üniversitesi Markkula Uygulamalı Etik Merkezi’nin geçici yönetici direktörü Ann Skeet, “Etik kaygı, çıkar çatışması izleniminin ortaya çıkmasıdır,” dedi.

Barrack’ın kurallara uymak için ne yapması gerektiği sorulduğunda Painter şöyle yanıt verdi:

“Bu boru hattıyla hiçbir ilgisi olmamalıydı. Kendini tamamen çekmeliydi. ‘Bu, benim katıldığım bir konu değil’ demeliydi.”

ABD Hükümet Etik Ofisi’nin eski genel danışmanı ve vekil direktörü Don Fox, Barrack’ın TI Capital’i tanıtmasının, yetkililerin görevlerini herhangi bir işletmeyi desteklemek veya bağlı oldukları kişilerin özel çıkarları için kullanmasını yasaklayan bir düzenlemeyi de ihlal edeceğini belirtti.

Reuters’ın bilgi edinme talebine göre, Barrack, projeye katılan şirketle olan bağları konusunda ABD Hükümet Etik Ofisi’ne herhangi bir çıkar çatışması feragatnamesi sunmadı.

Feragatnameler, potansiyel çıkar çatışması bulunan yetkililerin, aksi takdirde görevden çekilmesini gerektirecek konulara katılmalarına imkân tanır.

Geçen yılki onay duruşmalarından önce imzaladığı bir etik anlaşmasında, Barrack, önceden böyle bir feragat belgesi almadıkça, gayrimenkul girişiminin mali çıkarlarını doğrudan etkileyen konulardan çekileceğini taahhüt etmişti.

17 Temmuz’da X’te yayınlanan bir gönderide Barrack, ABD şirketlerinin Irak ve Suriye’deki faaliyetlerinin bölgeye netlik ve fırsat getirmeyi amaçlayan “yeni bir paradigma” olduğunu söylemişti.

Dördüncü bir etik avukatı, bir çalışanın mali varlıklarının potansiyel bir çıkar çatışması yaratıp yaratmadığının belirlenmesinin Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olduğunu belirtti.

Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Reuters’a, “Büyükelçi Barrack’ın Kerkük-Banyas boru hattı projesiyle hiçbir bağlantısı, rolü veya mali menfaati bulunmamaktadır” derken, Barrack’ın TI Capital gayrimenkul girişimi ile olan ilişkisini de kabul etti.

Sözcü, boru hattı hakkındaki kamuoyuna yaptığı açıklamaların “bölgesel enerji entegrasyonuna yönelik uzun süredir devam eden ve kamuoyuna açıklanmış ABD politika çıkarlarını” yansıttığını belirterek, Barrack’ın etik kurallarına uygunluğunun onaylandığını da ekledi.

Barrack, diplomatik görevlerine başlamadan önce, Mart 2025’te ABD Hükümet Etik Ofisi’ne sunduğu mali beyanında, San Francisco yakınlarında büyük bir konut projesi inşa eden ACD-TI Oakley Investment LLC şirketinde hisseye sahip olduğunu beyan etti.

Beyan, hisse oranını açıklamasa da, kârın belirlenen asgari düzeye ulaştığı takdirde şirket kârının %20’sine hak kazandığını belirtti.

Kaliforniya eyaleti şirket kayıtlarına göre, ACD-TI, TI Capital tarafından yönetiliyor ve Ghandour tarafından yönetiliyor.

Beyannamede, kâr paylaşımı düzenlemesinin, Barrack’ın şirkete sağladığı hizmetlerin karşılığı olduğu belirtildi.

Barrack ayrıca, 2024 yılında bu girişimle ücretli bir danışmanlık görevi üstlendiğini OGE’ye bildirdi. Bildirimde, kendisine ödeme yapılıp yapılmadığı veya ne kadar ödeme aldığı belirtilmemiş.

Senato onay oturumundan üç hafta önce, 7 Mart 2025 tarihli ayrı bir imzalı etik anlaşmasında Barrack, ACD-TI Oakley’i satmak yerine elinde tutacağı varlıklar arasında listelemişti.

On yıllardır Irak ham petrolünü Suriye’nin Akdeniz kıyılarına taşıyan tarihi Kerkük-Banyas boru hattı, 1980’lerin başından itibaren ara sıra kesintilere maruz kaldı ve 2003’teki ABD’nin Irak işgalinden sonra hizmet dışı kaldı.

Boru hattını yeniden faaliyete geçirme yönündeki askıya alınmış planlar, bu yıl ABD’nin saldırısı altında İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği kısıtlayarak petrol fiyatlarını yükseltmesiyle yeni bir ivme kazandı.

Ağustos ayında birkaç kaynak Reuters’a, boru hattının inşasının en az dört yıl süreceğini ve 15 milyar dolara mal olacağını söylemişti.

TI Capital’i bu bölgesel projeye dahil etme fikri, Mayıs ayında Los Angeles’ta düzenlenen Milken Enstitüsü Küresel Konferansı’nda Barrack tarafından gündeme getirildi.

ABD’nin İran’a karşı sürdürdüğü savaşın şiddetini artırdığı bir dönemde, Barrack ve Ghandour konferansta sadece davetlilerin katılabildiği bir panele de katıldılar ve burada Orta Doğu’da yeni enerji tedarik hatlarına duyulan ihtiyacı daha genel hatlarıyla ele aldılar.

Milken Enstitüsü sözcüsü, panel tartışmasının basına kapalı olduğunu belirterek ayrıntıları paylaşmayı reddetti.

Barrack, en azından 2020 yılından beri Ghandour ile iş ilişkisi içindeydi. İki adam, o yıl 250 milyon dolarlık bir “blank-check” SPAC kurmuştu.

Fakat Barrack, 2021 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’nin kayıt dışı temsilcisi olarak faaliyet gösterdiği suçlamasıyla tutuklandıktan sonra bu yapı feshedildi. Barrack, 2022 yılında beraat etti.

Irak kabinesi, Temmuz ayı sonlarında TI Capital’i, Irak’ın en büyük gelişmemiş rezervlerinden biri olan Akkas gaz sahasını değerlendirmek üzere UCC Holding ve ConocoPhillips ile oluşturulan başka bir konsorsiyumun parçası olarak atadı.

Şirket, internet sitesinde ayrıntılara girmeden Suriye’nin Tartus limanındaki projelerde yer aldığını iddia ediyor. Suriye liman idaresi, TI Capital ile ilgili sorulara yanıt vermedi ve Reuters, şirketin Tartus’taki rolünü doğrulayamadı.

Barrack’a yakın bir kişi, büyükelçinin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Irak ve Suriye’yi ABD’ye yaklaştırma bölgesel stratejisinin uygulanmasında Ghandour’a güvendiğini söyledi.

Kaynak, “Ziad, seçilmiş adam. Barrack tarafından özenle seçildi,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Nobel Barış Ödülü Güney Afrikalı hukukçu Navi Pillay’e verildi

Yayınlanma

Bu yılki Nobel Barış Ödülü, barış ve uluslararası hukukun ilerletilmesine yönelik çalışmaları nedeniyle eski BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay’e verildi. Toplam 287 adayın gösterildiği ödülün para kısmı, 125. yıl dolayısıyla 12 milyon İsveç kronuna çıkarıldı.

2026 Nobel Barış Ödülü, eski Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesinin eski başkanı Güney Afrikalı hukukçu Navanethem “Navi” Pillay’e verildi.

Norveç Nobel Komitesinin Oslo’da yaptığı açıklamada, ödülün Pillay’e “barışın ve uluslararası hukukun ilerletilmesine yönelik çabaları” gerekçesiyle takdim edildiği kaydedildi.

Güney Afrika Cumhuriyeti doğumlu ve Hint kökenli olan Pillay, ülkesindeki avukatlık kariyeri boyunca apartheid karşıtı eylemcileri savundu, dönemin hükümetinin uyguladığı işkence ve baskı politikalarını ortaya çıkardı.

Güney Afrika Yüksek Mahkemesine atanan ilk beyaz olmayan kadın yargıç unvanını alan Pillay, 2003-2008 döneminde Uluslararası Ceza Mahkemesinde (UCM) yargıçlık, 2008-2014 döneminde ise BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği görevlerini yürüttü.

Komiteye bu yıl barış ödülü için 208 kişi ve 79 kuruluş olmak üzere toplam 287 aday gösterildi. Nobel Komitesi, aday listeleri ile müzakere kayıtlarını 50 yıl boyunca gizli tutuyor.

Trump’a yine ödül yok

Nobel Barış Ödülü, 2025 yılında Venezuela muhalefet lideri María Corina Machado’ya verildi. Komite, Machado’nun “Venezuelalıların demokratik haklarını geliştirme çabalarını” ve “diktatörlükten demokrasiye adil ve barışçıl geçiş mücadelesini” gerekçe gösterdi.

Bu karar Beyaz Saray’ın tepkisini çekti. Ödül için ismi geçen ancak seçilmeyen ABD Başkanı Donald Trump adına açıklama yapan Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, Nobel Komitesinin “siyaseti barışın önüne koyduğunu” savundu ve Trump’ın barış anlaşmaları yapmayı ve savaşları sona erdirmeyi sürdüreceğini ifade etti.

Machado, Ocak 2026’da Beyaz Saray’da gerçekleşen görüşmede Nobel madalyasını Trump’a takdim etti.

Norveç Nobel Komitesi, madalyanın verilmesinin ödülün hukuki statüsünü değiştirmediğini, ödülün geri alınamayacağını, paylaştırılamayacağını veya devredilemeyeceğini, resmi sahibinin Machado olarak kaldığını vurguladı.

Ödül, 2024 yılında Hiroşima ve Nagazaki atom bombası mağdurlarını temsil eden Japon kuruluşu Nihon Hidankyo’ya takdim edildi.

2023 yılında ise İran’daki kadın hakları mücadelesi nedeniyle karar anında cezaevinde olan İranlı insan hakları savunucusu Nergis Muhammedi ödüle layık görüldü. 2021’de ödülü alan Rus gazeteci Dmitriy Muratov ise Rusya’nın modern tarihinde bu ödülü alan tek kişi olmayı sürdürüyor.

Nobel Barış Ödülü 125 yaşında

İlk kez 1901’de verilen Nobel Barış Ödülü, diğer kategorilerden farklı olarak Norveç’te belirleniyor.

Ödül töreni her yıl Alfred Nobel’in ölüm yıl dönümü olan 10 Aralık’ta Oslo’da düzenleniyor.

Ödülün 125. yılı dolayısıyla Nobel Vakfı, para ödülünü 1 milyon İsveç kronu (yaklaşık 101 bin dolar) artırarak 12 milyon krona (yaklaşık 1,2 milyon dolar) çıkardı.

Komite kurallarına göre ödül tutarı birden fazla kazanana paylaştırılabiliyor ve bir ödülü en fazla üç kişi alabiliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Eritre ordusu sınır hattını geçerek Etiyopya’nın Tigray bölgesine girdi

Yayınlanma

Eritre ordusunun, sınırı geçerek Etiyopya’nın kuzeyindeki Tigray bölgesinde yer alan Adigrat kasabasına girdiği ve Mekelle yönünde ilerlediği bildirildi. Etiyopya ordusu ile TPLF arasında 23 Eylül’de yeniden başlayan çatışmaların ardından geçen ay diplomatik ilişkilerini kesen Addis Ababa ile Asmara arasındaki gerilimin bölgesel savaşa dönüşmesinden endişe ediliyor.

Eritre ordusunun, sınırı geçerek Etiyopya’nın kuzeyinde yer alan Tigray bölgesine girdiği bildirildi. Etiyopya ordusu ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) arasında yeniden başlayan çatışmaların daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşme riski taşıdığı kaydedildi.

Fransız haber ajansı AFP’nin yerel kaynaklara dayandırdığı bilgilere göre, Eritre askerleri Tigray’ın kuzeyindeki Adigrat kasabasını kontrol altında tutuyor ve güneydeki Mekelle kentine doğru ilerliyor. Etiyopya ordusu ile TPLF güçleri arasındaki çatışmaların iki hafta önce, 23 Eylül’de başladığı aktarıldı.

Eritre güçlerinin Mekelle istikametinde ilerlediği öne sürülüyor

Etiyopya ordusunun yanında savaşan yerel milis grubunun komutanı Gebreigziabher Beyene, Eritre askerlerinin kendi üniformaları ve ağır silahlarla donatılmış halde Tigray’a girdiğini açıkladı. Beyene, Eritre yönetiminin çatışmaların kendi topraklarına yayılmasını engellemek amacıyla güçlerini bilinçli olarak Tigray içine konuşlandırdığını ifade etti.

AFP’ye konuşan yerel bir yetkili, Eritre askerlerinin günlerdir Adigrat’ta kaldığını ve halkın büyük endişe duyduğunu kaydetti. Bir görgü tanığı ise büyük kamyonlar, devriye araçları ve askeri taşıtlarla donatılan Eritre birliklerinin ağır silahlar taşıyarak güneye yöneldiğini aktardı.

Oslo New University College bünyesinde görev yapan Kjetil Tronvoll, ajansa yaptığı değerlendirmede, “Eritre için kuzey Tigray’da stratejik derinliği ve bir tampon bölgeyi korumak, Etiyopya ordusunu Tigray topraklarında karşılamak ve onunla orada savaşmak hayati önem taşıyor” görüşünü dile getirdi.

Addis Ababa ile Asmara arasındaki diplomatik ilişkiler kesildi

Etiyopya, 2020-2022 döneminde TPLF’ye karşı yürüttüğü ve yaklaşık 500 bin kişinin öldüğü tahmin edilen iç savaşta Eritre ile müttefik oldu. Ancak Addis Ababa yönetimi güncel süreçte Eritre’yi TPLF’ye destek vermekle suçluyor.

Eritre yönetimi ise denize kıyısı olmayan Etiyopya’nın, TPLF ile yaşanan çatışmaları gerekçe göstererek Kızıldeniz’e ulaşmak amacıyla kendi topraklarını ele geçirmesinden endişe ediyor. Bu gerilimlerin ardından Addis Ababa ile Asmara yönetimleri geçen ay diplomatik ilişkilerini tamamen kesti.

Hafta sonunda Etiyopya ordusu TPLF güçlerini Mekelle kentinden çıkardı. TPLF unsurlarının çatışmaya girmeden şehirden uzaklaştığı belirtildi. AFP, Eritre birliklerinin Tigray’a girme gerekçesinin, TPLF güçlerinin sınıra doğru çekilmesi durumunda savaşın Eritre içine taşınmasını önlemek olduğunu kaydetti.

Kızıldeniz’e erişim anlaşmazlığı gerilimi artırıyor

Eritre, 1993 yılında Etiyopya’dan ayrılarak resmi bağımsızlığını kazandı; iki ülke 1998-2000 yıllarında geniş çaplı bir sınır savaşı verdi. 2018’de ilişkilerin düzelmesi, 2020-2022 çatışmalarında Eritre’nin Etiyopya ordusunun yanında yer almasını sağlamıştı.

The Washington Post gazetesinin aktardığı değerlendirmelere göre, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden kopmasında Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in Kızıldeniz’e çıkış talepleri etkili oldu. Ahmed, Etiyopya’nın denize erişim sağlamasını “kaçınılmaz ve varoluşsal” bir mesele olarak nitelendiriyor.

Eritre’nin 1991’de fiilen bağımsızlığını elde etmesiyle birlikte Etiyopya, Kızıldeniz kıyısındaki Assab Limanı’nın kontrolünü yitirmişti. Etiyopya, bu tarihten itibaren dış ticaret taşımacılığını komşu ülke Cibuti üzerinden yürütmek zorunda kaldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English