Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran, ABD’nin iki haftalık askeri kaybını hesapladı

Yayınlanma

İran merkezli Tasnim haber ajansı, Devrim Muhafızları Ordusunun verilerine dayandırdığı analizinde ABD ordusunun İran ile yaşanan savaşın son iki haftasındaki toplam zararının 20,6 milyar dolara ulaşabileceğini duyurdu. Ajans, hesaplamalarını Pentagon’un bütçe belgeleri ile savunma sözleşmelerindeki ekipman değişim maliyetlerini esas alarak yaptı.

İran merkezli Tasnim haber ajansı, Devrim Muhafızları Ordusunun (DMO) imha edilen ve hasar gören ABD Silahlı Kuvvetleri teçhizatına ilişkin veri analizine dayandırdığı haberinde, ABD ordusunun İran ile yaşanan savaşın son iki haftasındaki toplam zararının 20,6 milyar dolara ulaşabileceğini bildirdi.

Ajans, hesaplamalarında savunma sözleşmelerinde ve Pentagon’un bütçe belgelerinde yer alan muadil teçhizatın yenileme maliyetlerini esas aldığını kaydetti.

Tasnim’in aktardığı verilere göre en büyük kayıp kalemini yaklaşık 7,5 milyar dolar ile ABD hava savunma sistemleri ve radarları oluşturdu. Lojistik, depolar ve altyapı tesisleri 6,8 milyar dolarlık zararla ikinci sırada yer aldı.

Uçaklar, insansız hava araçları ve helikopterleri içeren hava filosundaki zarar ajans tarafından 3,5 milyar dolar olarak hesaplanırken, komuta ve iletişim merkezlerindeki kayıpların 2,8 milyar dolar düzeyinde olduğu aktarıldı.

Devrim Muhafızları Ordusunun verilerine dayandırılan listede dört adet Patriot hava savunma sistemi, altı adet Patriot radarı, iki adet F-15 savaş uçağı, bir adet P-8 uçağı, bir adet C-17 nakliye uçağı, sekiz adet tanker uçak, 17 insansız hava aracı, 17 mühimmat deposu ve altı füze deposunun yanı sıra onlarca komuta, radar ve lojistik merkezinin yer aldığı kaydedildi.

Daha önce ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD’nin İran ile savaştaki toplam harcamasının 37,5 milyar dolar olduğunu açıklamıştı.

Geçen ay Donald Trump yönetimi, Kongre’den büyük bölümü Ortadoğu’daki çatışmalarla bağlantılı yaklaşık 90 milyar dolarlık ek finansman talebinde bulunmuştu.

Devrim Muhafızları Ordusu Tuğgenerali Hüseyin Muhibbi, 25 Temmuz’da yaptığı açıklamada ateşkesin bozulmasının ardından ölen ABD askerlerinin sayısının 200’ü geçtiğini öne sürdü.

Muhibbi, ABD tarafından açıklanan kayıp verilerinin gerçeği yansıtmadığını savundu. CNN de Pentagon’un internet sitesinin İran’da ölen asker sayısını düşürerek yayımladığını yazdı. Washington yönetimi ise daha önce resmi olarak 18 ABD askerinin öldüğünü duyurmuştu.

Axios’un konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, aynı gün İran’a yönelik yeni saldırıların askıya alınması talimatını vererek 13 gündür kesintisiz süren günlük saldırı dizisini durdurdu.

The New York Times’ın haberinde ise Washington’ın, azalan hava savunma mühimmatı stokları nedeniyle İran ile gerilimi tırmandırmaktan vazgeçtiği kaydedildi.

Tahran ve Washington hükümetleri 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak kısa süre sonra karşılıklı saldırılar yeniden başlamıştı. İran, ateşkesin bozulmasının ardından ABD’nin bölgedeki müdahalesi sona erene kadar Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığını ilan etmişti.

Ortadoğu

Kızıldeniz’de daralan koridor Suudi petrol ihracatını zorluyor

Yayınlanma

ABD ile İran arasındaki savaş ve Yemenli Husilerin tehditleri, Suudi Arabistan’ın küresel pazarlara yönelik petrol sevkiyatını Süveyş Kanalı üzerinden geçen dar bir rotaya bağladı. Wall Street Journal’ın haberine göre Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından Kızıldeniz limanlarına yönlendirilen sevkiyatlar, Babülmendep Boğazı’ndaki Husi saldırıları nedeniyle daha uzun ve maliyetli yollara kaydı.

ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ve Yemenli Husilerin eylemleri, Suudi Arabistan’ın küresel pazarlara yönelik petrol sevkiyatını Süveyş Kanalı üzerinden geçen “dar” bir rotaya bağladı.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre, yaşanan gelişmeler küresel petrol tedarik zincirini yeni bir baskı altına soktu.

Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından Suudi Arabistan, ihracatını Kızıldeniz kıyısındaki terminallerine yönlendirmiş ve buradan Babülmendep Boğazı üzerinden Asyalı alıcılara ulaştırmaya başlamıştı. Ancak son günlerde Husilerin Suudi gemilerini hedef alan saldırıları bu güzergahı tehlikeye soktu.

Haberde, bu durumun petrolü Süveyş Kanalı üzerinden veya Afrika’nın etrafını dolaşan daha uzun ve pahalı rotalardan göndermeyi zorunlu kıldığı aktarıldı.

Tesislerde geçiş yoğunluğu artıyor

Gemi takip ve analiz şirketi Vortexa verilerine dayandırılan habere göre, Suudi petrolü taşıyan en az dört tanker Babülmendep Boğazı’ndan geri dönerek kuzeye, Süveyş’e doğru yöneldi. Suudi Arabistan ayrıca Mısır’ın Akdeniz kıyısındaki limanlarından yüklenecek petrol partilerinin satışını artırmaya başladı.

Temmuz ayının ilk üç haftasında Süveyş Kanalı üzerinden yapılan deniz yolu petrol transit geçişi son 2,5 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Kanala paralel uzanan Sumed boru hattı üzerinden yapılan sevkiyatlar ise bir önceki aya kıyasla yüzde 50 artış gösterdi.

Arap Yarımadası’nın güneybatı ucu ile Afrika’nın kuzeydoğusu arasında yer alan Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz’i Umman Denizi’ndeki Aden Körfezi’ne bağlayan stratejik bir deniz yolu konumunda.

Dünya deniz yolu petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 12’si ve küresel sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ticaretinin yüzde 8’i bu boğazdan geçiyor.

Savaşın başlamasının ardından Suudi Arabistan, Doğu-Batı boru hattı üzerinden gerçekleştirdiği pompalama miktarını günlük 4,9 milyon varile çıkararak normal seviyesinin beş katına ulaştırdı.

Bu miktar, küresel arzın yaklaşık yüzde 5’ine karşılık geliyor. Haberde, bu hacmin yaklaşık günlük 3,5 milyon varillik kısmının Babülmendep Boğazı’ndan geçtiği kaydedildi.

Süveyş Kanalı teknik kapasite sınırlarına dayanıyor

Süveyş Kanalı mevcut rotanın yerini tamamen doldurma imkanına sahip değil. Suezmax tipi tankerler yaklaşık 1 milyon varil taşıyabilirken, çok büyük ham petrol taşıyıcıları (VLCC) 2 milyon varile kadar yük alabiliyor.

Ancak VLCC tipi tankerler tam yüklü durumdayken su çekimi derinliği nedeniyle Süveyş Kanalı’ndan geçemiyor. Bu durumdaki bir tanker, yükünün yaklaşık yarısını Süveyş Körfezi’nde boşaltmak zorunda kalıyor.

Boşaltılan petrol Mısır üzerinden Akdeniz’e uzanan Sumed boru hattıyla taşınıyor. WSJ, Asya’ya giden kargolar için bu sürecin teslimat süresine 20 ila 30 günlük bir gecikme ekleyebileceğini bildirdi.

Yemenli Husiler 20 Temmuz’da Suudi Arabistan’a karşı “kısasa kısas” ilkesi çerçevesinde deniz ablukası uyguladıklarını duyurdu.

Husiler bu kararı, ülkelerinin kaynaklarının yağmalandığı, port ve havalimanlarının kapatıldığı “yaklaşık 12 yıldır süren adaletsiz ve baskıcı kuşatmaya” bir yanıt olarak niteledi.

Bu gelişmenin öncesinde, 2022 yılından bu yana yürürlükte olan ateşkes bozulmuş ve Husiler, Suudi hava kuvvetlerinin Sana Havalimanı’na düzenlediği saldırıya karşılık Abha Havalimanı’nı hedef almıştı.

WSJ mart ayında yayımladığı bir başka haberde, Suudi Arabistan ve ABD’nin Husilerin İran’ın yanında savaşa girmesini engellemeye çalıştığını yazmıştı.

New America isimli düşünce kuruluşunda araştırmacı olan Adam Baron, Husilerin savaşa dahil olması halinde Süveyş Kanalı ile Mısır’ın çatışmanın içine çekileceğini ve Suudi Arabistan’ın da bu duruma daha çok yaklaşacağını ifade etmişti.

Aynı dönemde Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’nın kapanması üzerine depolama tesislerinin dolmasıyla birlikte petrol üretimini azaltmaya başlamıştı.

Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Saudi Aramco şirketi, tedarikte yaşanan zorluklar nedeniyle nadir görülen bir adımla bir dizi ihale yoluyla petrol satışı teklifinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

NYP: ABD İran’ın uranyumunu ele geçirmeyi planlıyor

Yayınlanma

New York Post gazetesinin haberine göre ABD ordusu, İran’ın nükleer tesislerindeki zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek amacıyla askeri tarihin en karmaşık operasyonunu gerçekleştirmeye hazır durumda. Birliklerin mayınları temizlemesini ve nükleer malzemeleri özel kuvvetlerle tahliye etmesini öngören plana binlerce asker dahil edilebilir.

ABD Silahlı Kuvvetleri, İran’ın nükleer tesislerinde bulunan zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmeye yönelik “askeri tarihin en karmaşık operasyonuna” hazır durumda bekliyor.

The New York Post gazetesinin askeri planlamaya vakıf bir kaynağa dayandırdığı haberinde, söz konusu harekatın hazırlık safhasının tamamlandığı aktarıldı.

Gazeteye konuşan kaynak, operasyonun binlerce askerin katılımını gerektirebileceğini söyledi.

Plan kapsamında birliklerin döşenmiş mayınları aşması, inşaat birimlerini devreye sokması ve diğer tesisleri koruma altına almak amacıyla geniş çaplı güç konuşlandırması gerekeceği ifade edildi.

Plan doğrultusunda uranyumun doğrudan tesisten çıkarılması işlemini ise küçük bir özel kuvvetler grubunun yürüteceği kaydedildi.

NYP’nin aktardığı ve The High Side yayınına dayandırılan bilgilere göre operasyona ABD Deniz Kuvvetlerinin seçkin özel harekat birimi SEAL Team 6, 2. Ranger Taburu ve Kara Kuvvetleri 21. Mühimmat Bölüğü katılabilir.

Olası hedefler arasında İsfahan ve Fordo’daki tesisler ile Kolang Dağı’ndaki yeraltı kompleksinin yer aldığı bildirildi.

İran tesis çevresinde güvenlik önlemlerini artırdı

Eski ABD Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilisi Richard Goldberg, İran’ın olası bir saldırıya karşı tedbir aldığını kaydetti.

Goldberg, “İran’ın İsfahan’daki tesisi tahkim ettiğine, tuzaklar kurduğuna ve çevre hattı boyunca askeri unsurlar yerleştirdiğine dair raporlar gördük” ifadelerini kullandı.

Hafta başında açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, İran’da nükleer silah geliştirme amacıyla kullanılabilecek bir tesise yönelik saldırı düzenleme planlarının olduğunu söyledi.

ABD lideri, Washington’ın temel odak noktasının nükleer malzemelerin olası sevkiyatı olduğunu belirterek, bu hareketliliğin takip edildiğini ve yakın zamanda ilgili bölgeye bir hava harekatı düzenlenebileceğini dile getirdi.

Trump’ın bu açıklaması, The Wall Street Journal gazetesinde yayımlanan ve İsrail’in ABD’ye sunduğu istihbarat raporuna dayanan haberin ardından geldi.

İlgili raporda, İran’ın santrifüjleri Kolang Dağı’nda bulunan ve Washington ile Tel Aviv tarafından “Kazma” (Pickaxe) olarak adlandırılan yeraltı tünellerine taşıdığı bilgisi yer almıştı.

ABD Başkanı Trump daha önce de bu tesisi imha etme niyetinde olduğunu beyan etmişti. Tahran’ın yaklaşık 220 kilometre güneyinde bulunan dağ, son çatışmalar sırasında hedef alınan Natanz nükleer tesisine 2 kilometre mesafede yer alıyor. Trump, İran’ın hiçbir koşulda nükleer silaha ulaşmaması gerektiğini yineleyerek, Tahran ile yapılabilecek muhtemel bir anlaşmanın hem bu tür silahların geliştirilmesini hem de tedarik edilmesini tamamen engellemesi gerektiğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrailliler, ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşmasından endişeli

Yayınlanma

İsrailliler, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki nükleer anlaşmanın Orta Doğu’da silahlanma yarışını tetiklemesinden endişe ediyor.

ABD ile Suudi Arabistan arasında, krallığın Amerikan teknolojisiyle nükleer reaktörler kurmasına ve uranyum zenginleştirmesine izin veren anlaşma, İsrail’de Orta Doğu’da bir silahlanma yarışının başlayabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Çarşamba günü açıklanan ve hâlâ Kongre’nin onayını gerektiren anlaşmanın, Suudi Arabistan’ın sivil bir nükleer program geliştirmesine imkân sağlaması amaçlanıyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu ile savunma ve dışişleri bakanları, eleştirmenlerin İsrail’in uzun vadeli güvenlik çıkarlarını tehlikeye attığını söylediği anlaşma hakkında şu ana kadar herhangi bir açıklama yapmadı.

27 Ekim’de yapılacak seçimlerde Netanyahu’yu koltuğundan etmeyi hedefleyen eski Başbakan Naftali Bennett, “İsrail’in başının üzerinden Suudi Arabistan’la şekillenen nükleer anlaşma, güvenliğimizi tehlikeye atan ciddi bir stratejik başarısızlıktır” dedi.

Bennett, “Suudi topraklarında uranyum zenginleştirilmesi, bölgede nükleer bir yarışa ve kontrolün tehlikeli biçimde kaybedilmesine yol açabilir” ifadelerini kullandı.

Eski Savunma Bakanı Avigdor Lieberman ise “Suudi Arabistan’daki sivil nükleer programın sonu nükleer silah olacaktır ve bu, bütün Orta Doğu’da çılgınca bir silahlanma yarışına yol açacaktır” dedi.

Bölgede nükleer silah cephaneliğine sahip tek ülke olan İsrail’in anlaşmaya karşı çıkması ve Kongre nezdinde anlaşmanın durdurulması için lobi faaliyeti yürütmesi gerektiğini söyledi.

Suudi Arabistan’la nükleer anlaşma, hem Başkan Donald Trump’ın ilk yönetimi hem de eski Başkan Joe Biden döneminde yıllardır müzakere ediliyordu.

Ancak nükleer silahların yayılmasının önlenmesi alanında çalışan kuruluşların, anlaşmanın Suudi Arabistan’a nükleer silah geliştirme yolu açabileceği yönündeki uyarıları nedeniyle bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılamamıştı.

İsrailliler ayrıca, Biden yönetiminin planında öngörüldüğü gibi, herhangi bir nükleer anlaşmanın İsrail ile Suudi Arabistan arasında uzun süredir hedeflenen normalleşme anlaşmasının bir parçası olmasını umuyordu.

Eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz, “Sivil nükleer kapasitenin Suudi Arabistan’a kazandırılmasının, ılımlı bir bölgesel ittifakın kurulması sürecine entegre edilmeden gerçekleştirilmesinin İsrail’in güvenliği açısından olumlu bir adım olduğunu söyleyecek hiçbir güvenlik yetkilisi yoktur” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English