Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Mossad şefi ile Suriyeli bakan telefonda görüşmüş

Yayınlanma

İsrail’in İdlib’deki Ebu Zuhur üssüne saldırmasından dört gün önce, Mossad şefi ile Suriye Dışişleri Bakanının telefonda görüştüğü iddia edildi.

Reuters’ta yer alan habere göre 14 Ağustos günü, Mossad Direktörü Roman Gofman, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile doğrudan bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmenin amacı, “Suriye toprakları içindeki Türk askeri varlıklarının hızlı ve endişe verici genişlemesi konusunu ele almak”tı.

Telefon görüşmesi, İsrail ile Ahmed Şara liderliğindeki yeni Şam yönetimi arasında bugüne kadar gerçekleşen en üst düzey temaslardan biri.

İsrail’in salı günü Ebu Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Şam’ın buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve böyle bir konuşlandırmanın İsrail’in güvenliğine tehdit oluşturacağına dair İsrail’in defalarca yaptığı uyarıları görmezden geldiğini söyledi.

Kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında yapılan telefon görüşmesinde Türkiye’nin Suriye’ye askeri destek vermesi konusunun gündemi domine ettiğini belirtti.

Telefon görüşmesinde Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı ele alındı

Kaynaklardan biri, görüşmenin “İsrail’in, (Türkiye’nin) askeri varlığını artırma, silah satışı, insansız hava araçları temini ve diğer konularla ilgili ne yaptığını sorgulamasına” odaklandığını belirtti.

İkinci bir kaynak olan üst düzey bir yetkili ise, Gofman’ın bu görüşmeyi Türkiye’nin Suriye ordusuna silah temini konusunda bilgi almak için kullandığını söyledi.

Konuyla ilgili bilgi sahibi olan üçüncü bir kaynak, görüşmenin gerçekleştiğini doğrulayarak, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının ele alındığını belirtti.

Washington ile yakın bağlar kuran Şara, temmuz ayında Suriye’nin İsrail ile bir güvenlik anlaşması imzalamaya çalıştığını ve İsrail’i ülkesine karşı daha dengeli bir politika izlemeye zorlamak için çok sayıda ülkeyi sürece dahil etmeye çalıştığını belirtmişti.

Netanyahu, çarşamba günü X’te yayınlanan bir videoda, İsrail’in “Suriye’de İsrail’i tehdit eden bir Türk askeri varlığını tolere etmeyeceğini” söyledi:

“Türkiye’ye açıkça söyledik: ‘Bunu yapmayın.’ Anlaşılan mesajı duymamışlar, bu yüzden daha iyi anlamalarını sağladık.”

Türkiye Cumhurbaşkanlığı ise çarşamba günü, İsrail’in Suriye’deki askeri varlığıyla ilgili “savunulamaz iddialarını” reddetti ve İsrail’in “Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan hukuka aykırı hava saldırılarını” meşrulaştırmayı amaçladığını belirtti.

Türkiye, olası bir asker konuşlandırma planına değinmeden, “barış, istikrar ve refahın sağlanması için Suriye Hükümeti ile meşru bir temelde işbirliğine devam edeceğini” belirtti.

Trump, İsrail’i eleştirmekten kaçındı

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, salı günü yaptığı açıklamada, İsrail’in hava saldırılarının “bölgesel istikrarı ilerletmeyen gereksiz bir tırmanış” olduğunu söylemişti.

Salı günü Reuters’a yaptığı ayrı açıklamalarda Barrack, Washington’un İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir çatışma önleme mekanizması oluşturmak için çalıştığını belirtti ve ABD’nin halihazırda taraflar arasında bir bilgi paylaşımı ve diyalog mekanizmasını kolaylaştırdığını ekledi.

Bu arada, Başkan Donald Trump Axios ile yaptığı bir telefon görüşmesinde, İsrail’in düzenlediği saldırı hakkında bilgilendirildiğini ama saldırıyı eleştirmediğini söyledi.

“Bu konuda konuşamam,” diyen Trump, bilgilendirmenin saldırıdan önce mi yoksa sonra mı yapıldığına dair açıklama yapmaktan kaçındı.

Şeybani: İsrail’e, Türkiye’nin hava üssümüzde askeri varlık oluşturmadığını söyledik

Öte yandan Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani Axios’a yaptığı açıklamada, hükümetinin Türkiye ile işbirliği yaparak bir Suriye hava üssünde askeri varlık oluşturmadığını İsrail’e açıkça belirttiğini söyledi.

Şeybani, Axios’un sorularına verdiği yazılı yanıtlarından birinde, “[O]rada bir Türk üssü kurma, kalıcı bir Türk askeri varlığı oluşturma ya da bölgeye Türk kuvvetleri konuşlandırma gibi bir niyet yoktu,” dedi.

Suriyeli bakan, İsrail’in bombardıman için meşru bir gerekçesi olmadığını söyledi. Ebu Zuhur hava üssünde devam eden çalışmaların, Suriye Hava Kuvvetleri’nin kullanımı için “savaş sırasında hasar gören havaalanı ve tesislerinin onarımıyla sınırlı olduğunu” belirtti.

Şeybani şöyle devam etti:

“Üste, böyle bir yorumu haklı çıkaracak herhangi bir Türk askeri yığılma söz konusu değildi. Aslında üs büyük ölçüde boştu. Henüz tam olarak onarılmamış ya da tam olarak faaliyete geçmemişti ve oradaki çalışmalar hâlâ onarım aşamasındaydı. Bu nedenle, saldırıyı üssündeki Türk askeri varlığıyla ilişkilendirmek, o sırada sahadaki durumla uyuşmuyor.”

Şeybani, saldırıdan birkaç gün önce Türk askeri yetkililerin üssü ziyaret ettiğini kabul etti ama bunun “eğitim ve uzmanlık paylaşımı alanlarında devam eden askeri işbirliğinin” bir parçası olduğunu vurguladı.

Şeybani şöyle devam etti:

“Suriye şu anda askeri ve sivil kurumlarını yeniden inşa etmek ve bunların kapasitelerini geliştirmek için çalışıyor. Bu nedenle, yalnızca Türkiye ile değil, bir dizi ülkeyle yürüttüğü işbirliği ve eğitim programlarından faydalanıyor. Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Rusya ile de benzer işbirlikleri gerçekleştirildi ve devam ediyor. Suriye egemen bir devlettir ve Türkiye dahil herhangi bir ülkeyle işbirliği ve ittifak ilişkileri kurma hakkına sahiptir.”

Şam yönetimi, saldırı öncesinde Ebu Zuhur için Tel Aviv ile temasta olduğunu doğruladı

Şeybani, İsrail’in saldırısından önceki günlerde Suriye ile İsrail’in temas halinde olduğunu doğruladı.

Suriyeli yetkililer, söz konusu bölgede devam eden inşaat çalışmalarını anlattılar ve üssün Suriye’ye ait olduğunu ve Suriye’nin egemenliği ve kontrolü altında kalacağını açıkça belirttiler.

Şeybani ayrıca, bölgede kalıcı bir Türk varlığının planlanmadığını da ekledi.

Bakan, “Üsteki faaliyetlerin niteliği biliniyordu ve bu onarım çalışmalarını Suriye topraklarında bir Türk askeri üssünün kurulması olarak yorumlamanın hiçbir dayanağı yoktu,” diye yazdı.

Suriye dışişleri bakanı ayrıca, saldırı öncesinde ve sonrasında Trump yönetimi ile temas halinde olduğunu da belirtti ve “Temel amaç, tutumumuzu ve endişelerimizi iletmek ve gerginliğin tırmanmasını önlemek için çalışmaktı,” dedi.

Şeybani şöyle devam etti:

“ABD’ye, İsrail’in Suriye’ye yönelik niyetlerine güvenmediğimizi ve askeri gerginlik artışı ile sahadaki eylemler de dahil olmak üzere mevcut İsrail politikasının ne Suriye’de ne de bölgede istikrara katkıda bulunmadığına inandığımızı açıkça belirttik.”

İsrail saldırısının ardından Suriye hükümetinin, protesto etmek amacıyla Trump yönetimi ve bir dizi başka ülkeye başvurduğunu belirten Şeybani, Suriye’nin “saldırının etkilerini sınırlamak ve tekrarını önlemek” istediğini aktardı:

“Suriye’nin tutumunu netleştirmek ve Suriye’nin egemenliğine saygı gösterilmesi, topraklarının hesaplaşma veya bölgesel çatışmayı genişletme arenası haline getirilmemesi gerektiğini vurgulamak istedik. Gerilimin azaltılmasını istiyoruz, çünkü bölgedeki devam eden askeri gerginlik hiçbir tarafın yararına değildir ve Suriye ile daha geniş bölgenin ihtiyaç duyduğu istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaz.”

Suriyeli bakan: İsrail’in güvenlik endişelerinin önemli bir kısmını dikkate aldık

Şeybani, Suriye hükümetinin iki ülke arasındaki gerginliği azaltmak amacıyla İsrail ile bir anlaşmaya varmaya hâlâ istekli olduğunu belirtti ama şartlarını sıraladı:

“Ne var ki gerginliğin azaltılması tek bir tarafın sorumluluğu olamaz. İsrail de Suriye’ye yönelik politikasını yeniden değerlendirmeli ve devam eden askeri operasyonların ve saldırıların uzun vadeli güvenlik sağlamayacağını, aksine istikrarsızlığı artıracağını kabul etmelidir. Prensip olarak Suriye, müzakerelerin kapısını kapatmıyor. Aksine, siyasi ve güvenlik çözümlerinin istikrara giden en sürdürülebilir yol olduğunu düşünüyoruz.”

Bakan, Suriye’nin Trump yönetiminin arabuluculuğunda tam bir yıl süren müzakereler boyunca İsrail ile bir güvenlik anlaşmasına varmaya çalıştığını belirtti.

Şeybani, “Önemli ilerleme kaydettik ve kağıt üzerinde mutabık kalınan bir güvenlik anlaşması formülüne ulaştık. Fakat daha sonra İsrail taahhütlerinden geri adım attı ve üzerinde anlaşmaya varılan formül sahada uygulanmadı,” dedi.

Bu müzakereler sırasında İsrail’in güvenlik endişelerinin önemli bir kısmının dikkate alındığına işaret eden Şeybani, “Fakat güvenlik tek taraflı olamaz. Tıpkı bizim İsrail’in güvenlik endişelerini dikkate aldığımız gibi, İsrail de Suriye’nin güvenlik endişelerini dikkate almalı ve Suriye toprakları içindeki yayılmacı politikası ve askeri operasyonlarına ilişkin endişelerimizi ciddiye almalıdır,” dedi.

Şeybani, “gerçek siyasi irade” ile müzakerelerin yeniden başlayabileceğini ve “her iki tarafın güvenliğini sağlayan, Suriye’nin egemenliğine saygı gösteren ve gerginliğin tırmanma döngüsünü sürdürmek yerine bölgede daha fazla istikrara katkıda bulunan” mutabakata varılabileceğini vurguladı.

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.

Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.

Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.

El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.

Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı

Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.

Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.

Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.

Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.

Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.

Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.

İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.

NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.

Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.

Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.

Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi

Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.

El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.

İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.

Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.

Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.

İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi

Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.

Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.

Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.

Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.

Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.

Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.

Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.

Tampon bölge modeli

Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.

El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.

Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.

Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.

Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.

Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.

Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English