Bizi Takip Edin

Avrupa

AB, Çinli şirketleri kamu ihalelerinden dışlamak istiyor

Yayınlanma

AB yönetimi bütçe kurallarını revize ederek Çinli firmaları yurt içinde ve yurt dışında kazançlı AB kamu ihalelerinden dışlamak istiyor.

Mart ayında Avrupa Komisyonu, kamu ihalelerine teklif veren yabancı şirketlere, özellikle Çinli firmaları hedef alan ek güvenlik şartları getirmeye yönelik yeni talimatlar yayınlayacak.

ABD ve Çin ile artan jeopolitik ve ticari gerilimler karşısında Brüksel, yabancı rakiplere göre Avrupalı işletmeleri kayıran önlemler araştırıyor.

Kurallar, 2028’de başlayacak olan mevcut ve gelecekteki 1,8 trilyon avroluk uzun vadeli bütçeye uygulanacak.

AB’nin bu sert önlemleri, Çin’in Avrupa’daki etkisini sınırlamak için yapılan daha geniş çaplı çabaların bir parçası.

Sanayi Komiseri Stéphane Séjourné’nin paralel bir tasarısı, Çin’in yatırımlarını kısıtlamayı ve yabancı şirketleri yerel firmalarla ortaklık kurmaya zorlayarak AB’nin sanayi sektörlerini canlandırmayı amaçlıyor.

Yabancı kuruluşları dışlamak, Fransa’nın “Avrupa’dan satın al” maddesini tüm AB bütçesine yayma çabasıyla uyumlu olacak. Bu madde şu anda ulusal başkentler tarafından müzakere ediliyor.

Fransa Maliye Bakanı Roland Lescure pazartesi günü gazetecilere verdiği demeçte şunları söyledi:

“En azından stratejik bazı sektörlerde, parçaların veya ürünlerin Avrupa’da üretildiğini dikkate almanız gerekir. ABD bunu yapıyor, Çin bunu yapıyor… Herkes oturma odasında başka bir şey yaparken, biz bahçede koşuşturan son bebek olamayız.”

Fakat hamleyi eleştirenler, AB harcamalarına çok fazla şart koşmanın maliyetleri artırabileceği ve ticari misillemelere yol açabileceği, aynı zamanda bloğun kalkınma fonlarından yararlanan yoksul ülkeleri cezalandırabileceği konusunda uyarıyor.

İktisadi güvenliğe odaklanan bir grup Avrupa komiseri (sırasıyla bütçe, ekonomi ve ticaret portföylerinden sorumlu Piotr Serafin, Valdis Dombrovkis ve Maroš Šefčovič dahil) 18 Şubat’ta bütçe kurallarını tartışacak.

Komisyon yetkililerinden biri, “Stratejik önceliklerimiz ile paramızı harcama şeklimiz arasında bir bağlantı olması gerekiyor,” dedi.

Bu sıkı önlemler, Komisyon’un 2024 bütçe kurallarına eklediği, stratejik varlıkları içeren belirli AB kamu sözleşmeleri için “güvenlik gereklilikleri” belirleyen bir maddeden kaynaklanıyor.

Komisyon, bu gerekliliklerin neler olduğunu ve hangi sektörleri etkileyeceğini önümüzdeki ay açıklayacak.

Yetkililerden biri, örneğin, bu kuralların Çinli firmaların güneş panellerinde kullanılan invertörlerin üretimini kısıtlayacak kadar ileri gidebileceğini söyledi.

Kurallar, bloğun kredi kolu olan Avrupa Yatırım Bankası tarafından yürütülen projeler için de geçerli olacak. Fakat Brüksel, AB kamu fonlarından mahrum kalacak ülkeleri tek tek belirlemeyecek.

2028’deki yeni bütçe kapsamında, bu revizyon, yabancı şirketlerin endüstriyel gelişmeyi teşvik etmek için 410 milyar avroluk bir fon olan Avrupa Rekabetçilik Fonu’na ve 200 milyar avro değerinde olup AB’nin gelişmekte olan ülkelere sağladığı yardımı finanse eden Küresel Avrupa Fonu’na erişimini kısıtlayabilir.

Paris, bütçenin tamamında “Avrupa tercihi”ni savunurken, Fransızlar yaklaşan sıkılaştırmayı memnuniyetle karşılayabilir.

Fakat Komisyon’un önerisi, bir grup Kuzey Avrupa ülkesinin direnişiyle karşılaşacak.

Ortak bir mektupta Estonya, Finlandiya, Letonya, Litvanya, Hollanda ve İsveç, Avrupa mal ve hizmetlerine öncelik vermenin “basitleştirme çabalarımızı boşa çıkarma, şirketlerin dünya lideri teknolojilere erişimini engelleme ve yatırımları AB’den uzaklaştırma riski taşıdığını” uyardı.

Avrupa

Daimler: Savunma yatırımları olumlu yan etkiler yaratacak

Yayınlanma

Daimler Truck’ın CEO’su, savunma sektörüne daha fazla yatırım yapmanın şirketin faaliyetleri için olumlu yan etkiler yaratacağını belirtti.

CEO Karin Rådström, Financial Times’a (FT) verdiği mülakatta, otonom sürüş alanındaki yenilikler ve daha hızlı geliştirme döngüleri gibi konularda kamyon üreticisinin savunma sektöründeki ortaklarından ders alabileceğini söyledi:

“Savunma sektöründe şu anda pek çok yenilik yaşandığını görüyoruz ve bunların sivil sektöre de fayda sağlayacağına inanıyoruz.”

Alman otomotiv şirketleri, büyüme sağlamak ve bazı durumlarda araçlarına olan talebin düşmesi nedeniyle atıl kalan fabrikalarını doldurmak için giderek daha fazla silah sektörüne yöneliyor.

Daimler Truck, haziran ayında savunma ürün yelpazesini genişletmek, daha geniş bir askeri araç yelpazesi geliştirmek ve Avrupa dışına açılmak için yüzlerce milyon avro düzeyinde bir yatırım yaptığını açıklamıştı.

Şirket ayrıca, savunma sektöründen elde ettiği geliri 2028 yılına kadar 1 milyar avroya çıkarma hedefini açıkladı.

Bu, 2025 olarak belirlenen önceki hedeften iki yıl daha erken bir tarih.

Daimler Truck, geçen yıl endüstriyel faaliyetlerinde 45,9 milyar avro satış gerçekleştirdi ama ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri ve Kuzey Amerika pazarındaki yavaşlama nedeniyle kârında düşüş yaşadı.

Rådström, şirketin savunma iş kolunun “beklediğimizden daha hızlı” geliştiğini ve savunma sektörünün geleneksel iş kollarından daha hızlı büyüdüğünü söyledi.

CEO, Daimler Truck’ın, daha küçük hacimlerde üretime alışkın geleneksel savunma sektöründeki oyuncularından daha hızlı bir şekilde üretimi ölçeklendirme kapasitesine sahip olduğunu belirtti:

“Gerçek anlamda endüstriyelleşme kapasitemiz var çünkü, bildiğiniz gibi, şu anda tüm savunma bakanlıklarının ihtiyacı olan şey daha fazla kapasite ve bunu oldukça hızlı bir şekilde elde etmek.”

Ordular, savaş alanında güvenliği artırmak için otonom kamyonları kullanmayı planlıyor.

Rådström, otonom teknolojiye sahip kamyonların çalıştırılması için daha az askeri personele ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

İşgücü talebinin azalması, yeni asker bulmanın zor olduğu uzun süren çatışmalarda da bir avantaj oluşturuyor ve işgücünün diğer alanlarda görevlendirilmesine olanak tanıyor.

Rådström, yüksek riskli çatışma bölgelerinde araçları kullanma ihtiyacının, uzaktan kumandalı sürüşün benimsenmesini ve birkaç kamyonun sürücüsü olan bir öncü aracın arkasında otonom olarak ilerlediği “konvoy sürüşü” gibi yeni özelliklerin geliştirilmesini teşvik ettiğini belirtti.

Aynı teknolojiler sivil alanda da farklı kullanım senaryolarıyla uygulanabilir. CEO, “Savunma amaçlı otonom projelerimizden edindiğimiz deneyimlerin bir kısmı, sivil alanda da geçerli,” dedi.

Kamyon taşımacılığı şirketlerinin maliyetlerinin yüzde 40’ını işgücü oluşturduğundan, otonom teknolojinin lojistik sektörünün kârlılığına katkı sağlayacağını belirtti.

“Maliyetin yüzde 40’ını ortadan kaldırabilir ve kamyonları bütün gece, 24 saat boyunca çalıştırmaya başlayabilirseniz, bu çok büyük bir avantajdır,” diyen Rådström, otonom yeteneklerin eklenmesinin sektörün karşı karşıya olduğu “en büyük değişim” olduğunu da ekledi.

Rådström’e göre şirket, önümüzdeki yıl ABD’deki belirli bölgelerde otonom sürüş yapabilen kamyonların teslimatına başlamayı hedefliyor ve “büyük çaplı piyasaya sürülme” ise 2028 için planlanıyor.

Alman kamyon grubu, otomotiv sektöründeki daha uzun geliştirme sürecine kıyasla, savunma alanındaki startup’ların yeni teknolojileri uygulamaya koyma hızından da ders alabilir.

Savaş alanı, yeni otonom teknolojiler için bir test ortamı oluşturuyor ve bu da yazılım ve donanımın hızlı bir şekilde geliştirilmesine olanak tanıyor, dedi.

Rådström, “Bu döngü, savunma sektöründe şu anda bizim normal iş yapma şeklimize kıyasla çok daha hızlı ilerliyor,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Romanya, nükleer santral soğutması için Tuna’da kontrollü patlama düzenledi

Yayınlanma

Romanya Deniz Kuvvetleri, soğutma işlemine yardımcı olmak amacıyla büyük miktarda suyu Eski Tuna Nehrine ve Cernavodă nükleer santraline yönlendirmek için kontrollü bir patlama gerçekleştirdi.

Adevărul gazetesi, bugün su akışını engelleyen büyük bir kayayı yerinden kaldırmak için yaklaşık 180 kg patlayıcı kullanıldığını bildirdi.

Savunma Bakanı Vekili Radu Miruță, operasyonu bir başarı olarak nitelendirerek, bunun santralin soğutulmasına ve nehirdeki su taşınmasına yardımcı olacağını söyledi.

Aşırı hava koşullarının devam etmesi nedeniyle Cernavodă santralinin bir noktada faaliyetlerini geçici olarak durdurmak zorunda kalabileceğini ancak santralin bir gün daha çalışmasının, patlatma maliyetinden daha değerli olduğunu belirtti.

Romanya ve Macaristan’ın karşı karşıya olduğu zorluk hakkında bir fikir vermek gerekirse, Tuna Nehri’nin su debisi Romanya’da saniyede 1.500 metreküpe düştü.

Bu rakam, temmuz ayı ortalamasının üçte birinden daha az.

Reuters’ın haberine göre, Avrupa’nın başlıca nehirlerinde kaydedilen rekor düzeyde düşük su seviyeleri, mal taşımacılığını kısıtladı, elektrik üretimini düşürdü ve şirket kârlarını azalttı.

Bu durum, kavurucu sıcaklıkların ve düzensiz yağışların iktsadi ilişkin endişeleri artırdı.

Rotterdam’ın hareketli limanından Sırbistan’daki hidroelektrik santrallerine kadar, su yolları tahıl ve petrol gibi malların taşınmasında ya da milyonlarca insanın evlerini serinletmeye çalıştığı bu dönemde çok ihtiyaç duyulan elektriğin üretilmesinde giderek daha az güvenilir bir yol haline geldi.

Emtia veri ve analiz şirketi Kpler’de enerji analisti olarak görev yapan Alessandro Armenia şunları söyledi:

“Bu durum, geçmişte gördüğümüz gibi tek bir bölgeyi değil, tüm Avrupa’yı etkiliyor. Mevcut dinamikler göz önüne alındığında, bu durum ya elektrik kesintileriyle karşılaşacağımız ya da çok daha fazla yatırım yapmamız gerektiği anlamına geliyor.”

Sırbistan’ın en büyük hidroelektrik santrali olan Djerdap 1’de üretim kapasitenin %20’sine düştü, santralin üretim müdürü Davor Maljoković, bir zamanlar geniş olan yanındaki nakliye kanalının daralarak kum ve çakıl yataklarını ortaya çıkardığını belirtti.

Su eksikliği ayrıca Sırbistan’ın Kostolac kömür santrallerindeki soğutma sistemlerini de aksattı, bu da santralleri üretimi azaltmaya zorladı.

Romanya’nın devlet nükleer enerji üreticisi Nuclearelectrica da aynı nedenden ötürü bu hafta başında iki reaktöründen birini kapatmak zorunda kaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, ABD teknolojisinin yerine başka bir teknoloji kullanabilir

Yayınlanma

Personelin gizlilik konusundaki endişelerini dile getirmesinin ardından, AB yürütme organı yeni bir dijital işe alım aracı için Avrupa menşeli bulut ve yapay zeka alternatiflerini değerlendiriyor.

“İş Eşleştirme Uygulaması” olarak bilinen bu araç, geliştirme sürecinin son aşamalarında bulunuyor.

Euractiv daha önce, uygulamanın Amazon Web Services (AWS) üzerinde barındırılacağını ve ABD merkezli Anthropic şirketinin Claude büyük dil modelini (LLM) kullanacağını bildirmişti.

Bu karar, Euractiv tarafından görülen Avrupa Birliği Adalet Divanı (CJEU) personel komitesinin hazırladığı bir iç memoranduma, adayların hassas kişisel verilerinin işlenmesinde ABD’li bir bulut sağlayıcısının kullanılmasının sorgulanmasının ardından geldi.

Euractiv’in sorusu üzerine bir Avrupa Komisyonu sözcüsü, yürütme organının temel ABD dijital hizmetlerini Avrupa alternatifleriyle değiştirmeyi değerlendirdiğini doğruladı.

Sözcü, “Egemen bulut ihale sürecinin sonucu şimdi yeni fırsatlar sunuyor,” diyerek, AB kurum ve organlarının egemen Avrupa bulut hizmetleri satın almasını desteklemek üzere nisan ayında ihale edilen Komisyon’un 180 milyon avroluk bulut çerçevesine atıfta bulundu.

Sözcü, bunun İş Eşleştirme Uygulaması’nın “dört Avrupa egemen alternatifinden birine” taşınması anlamına gelebileceğini de ekledi.

Çerçeve kapsamında ihaleyi kazanan dört tedarikçi, Almanya’dan StackIT ile Fransa’dan OVHcloud, Scaleway ve S3NS.

Euractiv, dört tedarikçiye da Komisyon’un İş Eşleştirme Uygulaması’nı barındırma konusunda kendileriyle iletişime geçip geçmediğini sordu ama şirketler yorum yapmaktan kaçındı.

Komisyon ayrıca Anthropic’in yapay zeka modelini Avrupa menşeli bir alternatifle değiştirmeyi de değerlendiriyor.

Sözcü şunları söyledi:

“Şu anda Anthropic Claude, kullanılan büyük dil modeli (LLM) konumunda. Fakat Komisyon, Avrupa menşeli LLM alternatiflerini test etmeyi planlıyor… Önümüzdeki aylarda mevcut LLM’nin daha egemen bir çözümle değiştirilmesi mümkün olabilir.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English