Avrupa
AB, “geri dönüş merkezleri”ne karar verecek

Yetkililer, diplomatlar ve Avrupa Parlamentosu üyeleri, AB sınır dışı etme kurallarında tartışmalı bir revizyon niteliğindeki iade yönetmeliği taslağı için Strazburg’da yeniden bir araya geliyor.
Destekçileri tarafından AB göç paktının eksik ayağı olarak sunulan bu yasa tasarısı, hükümetlerin reddedilen sığınmacıları ve çocuklu aileler de dahil olmak üzere düzensiz göçmenleri, sınır dışı edilmeden önce AB dışındaki “geri dönüş merkezleri”ne nakletmesine olanak tanıyacak.
Anlaşmazlıklar devam ediyor ve nihai bir anlaşmaya varılmadan önce, müzakerecilerin yönetmeliğin siyasi açıdan en hassas alanlarından bazılarında uzlaşma yolu bulması gerekecek.
Euractiv’e konuşan diplomatlar ve parlamento kaynaklarına göre, en zorlu pürüzler “gönüllü geri dönüş” tanımı ve AB genelinde ulusal sınır dışı etme kararlarının karşılıklı olarak tanınması olmaya devam ediyor.
Müzakereciler ayrıca, sınır dışı edilen göçmenlere yönelik giriş yasaklarının süresi, soruşturma yetkileri ve göç politikasının AB’nin dış ilişkilerine ne ölçüde dahil edilmesi gerektiği konusunda da görüş ayrılığı içinde.
AB, yeni ‘güvenli üçüncü ülke’ önerisiyle sınır dışıları hızlandıracak
Avrupa Komisyonu’nun 2025 yılında göç konusunda “yenilikçi çözümler” arayışının bir parçası olarak ortaya koyduğu bu öneri, tartışmasız Brüksel’deki siyasi yükü en ağır dosya haline geldi.
Teklif, mart ayında merkez, muhafazakâr ve aşırı sağ koalisyonun desteğiyle Avrupa Parlamentosu’ndan ancak geçebildi.
Bu durum, mevcut Komisyon görev süresi boyunca AB’nin göç politikasında daha geniş bir sağa dönüş yaşadığını ortaya koydu. Sosyalistler, Yeşiller ve Sol blokları metne büyük ölçüde karşı çıktı.
Müzakereler ayrıca Parlamentonun kendi içindeki gerilimleri de ortaya çıkardı. Sağcı gruplar, daha sonra Brüksel’de tartışmalara yol açan bir WhatsApp grup sohbeti de dahil olmak üzere kendi stratejilerini ayrı olarak koordine ederken, liberal başmüzakereci Malik Azmani fiilen kenara itildi.
Anlaşmazlık noktaları
Parlamentonun tutumuna göre, ülkeler 2027’den itibaren başka bir AB ülkesi tarafından verilen sınır dışı etme kararlarını tanımak zorunda kalacak.
Geçen yılki müzakereler sırasında bu konunun hükümetler arasında özellikle “bölücü” olduğu ortaya çıkınca Avrupa Konseyi, sistemi şimdilik gönüllü tutmak ve bunun yerine Komisyondan iki yıl sonra zorunlu karşılıklı tanıma gerekip gerekmediğini değerlendirmesini istiyor.
Hükümetler ayrıca, idari kararlarla yetkilendirilen ev baskınları da dahil olmak üzere daha geniş soruşturma yetkileri talep ederken, Parlamento özel evlerde arama yapılmasına izin vermekten kaçınmak istiyor.
Bu husus, mülteci çıkar grupları ve insan hakları aktivistleri tarafından özellikle eleştiriliyor.
Bir başka tartışmalı konu ise, genellikle “demokratik hakları reddetmeleri” gerekçesiyle siyasi olarak tanınmayan AB dışındaki ülkelerle olan temaslarla ilgili.
AB ülkeleri, ulusal hükümetler arasındaki hassasiyetler nedeniyle pozisyonlarından bu tür “operasyonel” işbirliğine ilişkin atıfları çıkardılar, fakat Parlamento bu hükmü yeniden eklemeye çalışıyor.
AB yetkilileri, bu hamlenin, kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda gündeme getirilen bir konu olan sınır dışı etme bağlamında Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” olası bir ilişki ile bağlantılı olabileceğini söylediler.
Görüşmelere katılan yetkililer, hükümetlerin diğer hükmün çıkarılması karşılığında, göçle ilgili hususların AB’nin dış faaliyetlerine ve üçüncü ülkelerle işbirliğine entegre edilmesine ilişkin daha geniş kapsamlı bir ifadeyi tercih edeceklerini söyledi.
Son olarak, Parlamento sınır dışı edilen kişilere yönelik süresiz yasakların uygulanması olasılığını desteklerken, AB ülkeleri çoğu durumda 10 yıllık bir sınırlama sistemini tercih ediyor.
Bu süre, güvenlik tehdidi olarak değerlendirilen kişiler için 20 yıla veya daha uzun süreye uzatılabilir.
Kalan anlaşmazlıklara rağmen, müzakereciler, İltica ve Göç Paktı’nın haziran ayında yürürlüğe girmesinden önce mevzuatı sonuçlandırma yönündeki baskının arttığını belirtiyor.
Avrupa
Lagarde 2027 yılı için yüksek enflasyon öngördü

Avrupa Merkez Bankası, Ortadoğu’daki savaşın enerji maliyetlerinde yol açtığı artışın enflasyonu tetiklemesini önlemek amacıyla politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 2,40’a yükseltti. Kararın ardından konuşan ECB Başkanı Christine Lagarde, yükselen enerji fiyatları nedeniyle enflasyonun 2027 yılının ilk yarısında yüzde 2’lik hedefin üzerinde kalacağını açıkladı.
Avrupa Merkez Bankası (ECB), Ortadoğu’daki savaştan kaynaklanan enerji fiyatlarındaki artışın kalıcı bir enflasyona dönüşmesini engellemek amacıyla faiz artırımına gitti.
Perşembe günü düzenlenen haziran ayı toplantısında banka, analistlerin beklentileriyle uyumlu olarak politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 2,40’a çıkardı.
Mevduat faizi de aynı şekilde 25 baz puanlık artışla yüzde 2,25 seviyesine yükseltildi.
Kararın ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan ECB Başkanı Christine Lagarde, enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyonu hızlandırmaya devam edeceğini ve enflasyonu 2027 yılının ilk yarısında yüzde 2’lik hedef seviyenin üzerinde tutacağını belirtti.
Reuters’ın aktardığına göre Lagarde, “Enflasyonun, enerji fiyatlarındaki düşüş ve diğer fiyatlardaki daha ılımlı seyirle birlikte 2027 yılının ikinci yarısında hedef seviyeye dönmesi bekleniyor” dedi.
Ortadoğu’daki savaşın temel bir belirsizlik kaynağı olmayı sürdürdüğünü kaydeden Lagarde, “Enerji fiyatları ne kadar uzun süre yüksek kalırsa, dolaylı ve ikincil etkiler yoluyla daha geniş bir enflasyonist zemin yaratma olasılığı da o kadar artar. Bu bağlamda, enerji fiyatlarındaki artışın boyutunu ve kalıcılığını, bunun fiyat ve ücret oluşumuna yansımasını, enflasyon beklentilerini ve genel ekonomik dinamikleri yakından takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.
ECB Başkanı, faiz kararlarının gelecekteki seyrine yönelik önceden bir taahhütte bulunmadıklarını, adımların gelen verilere bağlı olarak toplantıdan toplantıya belirleneceğini vurguladı.
Lagarde, haziran ayındaki faiz artırımı kararının oybirliğiyle alındığını belirterek, “Başka hiçbir seçenek değerlendirilmedi ve tartışılmadı” diye ekledi.
Banka tarafından yapılan açıklamada da savaşa bağlı olarak artan enflasyonist baskıya dikkat çekilerek, “Ortadoğu’daki savaş enflasyonist baskıyı artırmaktadır; faiz artırımı kararı, şokun gelişimine ve bunun Avro Bölgesi’nin orta vadeli görünümleri üzerindeki etkilerine dair farklı senaryolar altında haklılığını korumaktadır” denildi.
Merkez Bankası enflasyon tahminlerini yükseltti
ECB, güncellenen üç aylık tahminlerinde makroekonomik öngörülerini de paylaştı. Buna göre banka, daha önce mart ayında yüzde 2,6 olarak açıkladığı 2026 yılı enflasyon tahminini yüzde 3,0’e yükseltti.
2027 yılı enflasyon beklentisi ise yüzde 2,0’den yüzde 2,3’e çıkarıldı. Çekirdek enflasyonun ise 2026 ve 2027 yıllarında yüzde 2,5, 2028 yılında ise yüzde 2,2 seviyesinde gerçekleşeceği öngörüldü.
Enerji fiyatlarındaki ani yükseliş nedeniyle bazı çekirdek enflasyon göstergelerinin halihazırda tırmandığını belirten Lagarde, “Kısa vadeli enflasyon beklentileri, Ortadoğu’daki savaş öncesindeki seviyelerin oldukça üzerinde seyrediyor.
Diğer taraftan, uzun vadeli enflasyon beklentilerinin büyük kısmı yüzde 2 civarında bulunuyor ve bu durum orta vadede enflasyonun hedef seviyeye yakın dengelenmesini destekliyor” dedi.
Enflasyonun ekonomi geneline yayıldığını gözlemlemeye başladıklarını ifade eden Lagarde, hem doğrudan hem de dolaylı etkileri yakından izleyeceklerini dile getirdi.
Ekonomik büyümeye yönelik projeksiyonlarını da açıklayan ECB; Avro Bölgesi GSYH büyüme oranının 2026 yılında yüzde 0,8, 2027 yılında yüzde 1,2 ve 2028 yılında yüzde 1,5 olacağını tahmin etti.
Lagarde, Ortadoğu’daki savaş nedeniyle ekonomik büyümeye yönelik risklerin aşağı yönlü olduğunu kaydetti.
ECB açıklamasında da “Görünüm, enflasyon için yukarı yönlü, ekonomik büyüme için ise aşağı yönlü risklerle birlikte belirsizliğini korumaktadır” tespiti yapıldı.
Avrupa
İngiliz sağında rekabet artıyor

İngiliz sağında Reform UK’in ardından Restore Britain da vites artırırken, Nigel Farage’ın partisi MAGA hareketinin desteğini kaybetmek istemiyor.
Bu kapsamda Reform’un içişleri sözcüsü Zia Yusuf, partisinin Trump yönetimi içindeki ve çevresindeki kilit isimler için en önemli İngiliz müttefiki olduğunu ikna etmek amacıyla Washington’a gitti.
Financial Times’a göre Yusuf’un ziyareti, Birleşik Krallık siyasetinin sağ kanadındaki çalkantıyı gözler önüne seriyor.
Artık Reform, göç ve “Batının çöküşü” konularında MAGA mesajlarıyla aynı çizgide olan yeni bir “aşırı sağ” parti olan Restore Britain’dan gelen baskı ile karşı karşıya.
Reform UK’den üst düzey bir isim, Yusuf’un gezisiyle ilgili olarak “Oraya Restore Britain’dan gelen tehdidi ortadan kaldırmaya çalışmak için gitti,” dedi.
Reform UK lideri Nigel Farage uzun süredir Donald Trump’ın müttefiki olsa da, ikilinin ilişkisi kısmen Farage’ın başkanın İngiltere’deki popülaritesinin düşük olduğunun farkında olması nedeniyle mesafeli hale geldi.
Farage’a yakın kişiler, başkanın ilgisinin başka yöne kaydığını söylüyor.
Bu arada, MAGA hareketinin içindeki ve çevresindeki kilit isimler, Restore ve aşırı sağcı Tommy Robinson dahil olmak üzere İngiltere’deki “nativist” ve etno-milliyetçi gruplara ilgi duymaya başladı.
Elon Musk, sosyal medya ağı X’te Restore’un kurucusu Rupert Lowe’un mesajlarını düzenli olarak paylaşıyor.
Lowe, öğrenci Henry Nowak’ın öldürülmesi ve Kuzey İrlanda’daki bıçaklı saldırı konusunda “transatlantik öfke”yi körükledi; her iki olay da sokaklarda ciddi çatışmalara yol açtı.
Reform Partisi, şu anda “medeniyetin çöküşüne” ilişkin transatlantik endişeleri savunan parti olarak kendini yeniden konumlandırmaya çalışıyor.
Yusuf, perşembe akşamı Heritage Vakfı’nda “Britanya’yı Kurtarmak, Batıyı Kurtarmak — Son Şansımız” başlıklı bir konuşma yaptı.
Yusuf ayrıca, kimliği açıklanmayan ABD’li yetkililerle görüşmeye çalışacak. FT, bu yılın başlarında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Avrupa genelinde MAGA ile bağlantılı düşünce kuruluşlarına ve hayır kurumlarına yardım etmek için mevcut dış yardım fonunu yeniden tahsis etmeye çalıştığını bildirmişti.
Hem Dışişleri Bakanlığı’nın politikası hem de Birleşik Krallık seçim yasası, siyasi partilere doğrudan bağış yapılmasını engelliyor.
Teorik olarak, ABD’nin Reform veya Restore ile bağlantılı diğer kuruluşları finanse etmesi mümkün olabilir.
Konuyla ilgili bilgilendirilen kişilere göre, Reform, Restore ve diğer aşırı sağcı figürlerle bağlantıları olan sağcı bir siyasi örgüt olan Great British PAC, fonların bir kısmını temin etmek için ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmeye çalıştı ama şu ana kadar bir görüşme ayarlayamadı.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Restore Britain ve Great British PAC ile bağlantılı bir YouTuber olan Carl Benjamin ile görüşeceği yönündeki iddiaları önemsiz gösterdi.
Bir yetkili, “Dışişleri Bakanlığı’nın şu anda bu konuyla ilgili açıklayacağı herhangi bir görüşme yok,” dedi.
Gerçek adı Stephen Yaxley-Lennon olan aşırı sağcı aktivist Robinson, şubat ayında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey danışmanı Joe Rittenhouse’un konuğu olarak bakanlığı ziyaret etmişti.
Restore’un lideri Lowe, FT’ye verdiği demeçte Musk ile doğrudan görüştüğünü fakat teknoloji milyarderinin partisine henüz herhangi bir para vermediğini söyledi.
Kitle istihbarat platformu Pulsar’a göre, Lowe’un X’teki takipçilerinin üçte biri MAGA ile güçlü bağlara sahip görünüyor.
Bu oran, Farage ve diğer yerli milliyetçi ve aşırı sağcı figürlerin oranından çok daha yüksek.
Pulsar’ın içerik pazarlama başkanı Alex Bryson, Farage’ın Lowe ve Robinson’dan “biraz daha geleneksel ‘Fox News’ muhafazakârları”nı çektiğini, Lowe ve Robinson’ın ABD’deki takipçilerinin ise Nick Fuentes gibi aşırı sağcı çevrimiçi medya figürleriyle daha fazla etkileşimde bulunduğunu söyledi.
Avrupa
Alman komutan Rusya’ya karşı savaşa hazır olma çağrısı yaptı

Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Christian Freuding, ülkesinin en geç 2029 yılına kadar Rusya’nın olası bir saldırısına karşı hazır olması gerektiğini söyledi. NATO istihbaratına dayanan bu öngörüye tüm ittifak üyelerinin katıldığını belirten Freuding, askeri tedarik ve üretimin hızlandırılması çağrısında bulundu.
Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Christian Freuding, Berlin’de düzenlenen ILA 2026 Havacılık ve Uzay Fuarı’nda Politico dergisine verdiği demeçte, Almanya’nın en geç 2029 yılına kadar bir Rus saldırısına karşı hazırlıklı olması gerektiğini söyledi.
Freuding, “Hazır olmalıyız, savaşa hazır olmalıyız” ifadelerini kullandı.
Bu hedefin arkasında NATO istihbaratının verileri olduğunu belirten Freuding, 32 NATO ortağının tamamının, Rusya’nın en geç 2029 yılında veya daha erken bir tarihte bir NATO üyesi ülkeye saldırma kapasitesine ulaşabileceği konusunda hemfikir olduğunu kaydetti.
Berlin yönetiminin askeri alımları hızlandırmak ve üretim kapasitelerini artırmak için şimdiden çok şey yaptığını ifade eden Freuding, “Şu anda en önemli şey hız” dedi.
Diğer yandan, Berlin’deki aynı fuarda konuşan NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutan Yardımcısı ve ABD Hava Kuvvetleri Generali Alexus Grynkewich ise Rusya’nın ittifakla bir çatışma arayışında olmadığını dile getirdi.
Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev, mayıs ayında yaptığı açıklamada, Almanya’nın Rusya ile askeri bir karşı karşıya gelme rotasına girdiğini savunmuştu.
Neçayev, Berlin’in Ukrayna’daki çatışmaya katılmayacağına dair açıklamalarına rağmen silahlanmayı hızlandırdığını, Alman ordusunun (Bundeswehr) mevcudunu artırdığını ve savunma harcamalarını yükselttiğini ifade etmişti.
Almanya Savunma Bakanlığı, nisan ayı sonunda Alman ordusunu Avrupa’nın en güçlü düzenli ordusu yapma hedefini içeren ilk askeri strateji belgesini sunmuştu.
Belgede temel odak noktası, Berlin’in NATO ve Avrupa için bir tehdit olarak tanımladığı Rusya’ya karşı koymak olarak belirlenmişti.
NATO bünyesinde de Rusya ile olası bir çatışmaya ilişkin endişeler sıkça dile getiriliyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, üye ülkelere Moskova’dan kaynaklanan tehdit karşısında “saf olmama” çağrısında bulunmuştu.
Rutte daha önce, hükümetlerin savunma harcamalarını artırmaması halinde, Avrupalıların birkaç yıl içinde Rusça öğrenmek zorunda kalabileceğini de iddia etmişti.
Moskova’nın yanıtı
Rus yetkililer ise daha önce yaptıkları açıklamalarda, Rusya’nın Avrupa’ya saldırma niyetinin bulunmadığını defalarca vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin NATO ülkeleriyle savaşmak için jeopolitik, ekonomik, siyasi ya da askeri hiçbir gerekçesi olmadığını belirtmişti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Tamamen delirdiniz mi? Bu masa gibi aptal mısınız?” ifadelerini kullanmıştı.
Daha sonra yaptığı bir açıklamada ise Putin, “tüm NATO ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğunu” öne sürerek Rus ordusunun bugün dünyanın en savaşçı ve en kabiliyetli ordusu olduğunu savunmuştu.
Görüş2 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş2 hafta önceÇok kutupluluğun çift yönlü asimetrisi: Yeni dünya dengesini nasıl bulacak?
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Dünya Basını2 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Görüş5 gün önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Diplomasi1 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Görüş2 hafta önceYakut Türkleri Lenin’i tartışıyor
Asya2 hafta önceÇin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi












