Avrupa
AB, savunma uzmanları girişimini iptal etti

AB dış politika şefi Kallas, Avrupa savunma politikasını güçlendirmek amacıyla bir uzman grubu kurmayı planlamıştı fakat bu girişim son anda iptal edildi.
Der Spiegel’de yer alan habere göre bunun başlıca nedeni Almanya ve İtalya’nın muhalefetiydi.
Brüksel’deki bir AB yetkilisi, “Bazı üye devletler, bunun şu anda doğru bir adım olmayacağını düşündü,” diye açıkladı.
Bakanlarla yapılan görüşmelerin ardından, girişimin daha fazla sürdürülmemesine karar verildi.
dpa’dan alınan bilgilere göre, Alman ve İtalyan hükümetleri başta olmak üzere bazı ülkeler daha önce uzman grubuna karşı çıkmıştı.
Bu durum, AB kaynakları tarafından Der Spiegel’e teyit edildi.
Kallas’ın liderliğindeki uzman grubun görevi, Avrupa’nın konvansiyonel askeri kapasitelerindeki eksikliklerin daha hızlı ve etkili bir şekilde nasıl giderileceğine dair öneriler geliştirmek ve somut tavsiyeler içeren bir rapor sunmaktı.
Gruba, çeşitli AB üye devletlerinin yanı sıra Birleşik Krallık ve Ukrayna’dan önde gelen siyasi ve askeri temsilcilerin de dahil edilmesi planlanıyordu. Grubun bu sabah (7 Eylül) tanıtılması planlanıyordu.
Başlangıçta, Almanya’nın uzman grubuna karşı çıkmasının nedenlerine ilişkin resmi bir bilgi verilmemişti.
Olası nedenlerden biri, Alman hükümetinin son zamanlarda Kallas’a karşı oldukça eleştirel bir tutum sergilemesi ve savunma politikası konularında NATO bünyesindeki planlama süreçlerine güvenmek istemesi olabilir.
Berlin ayrıca şu anda, Kallas’ın liderliğindeki Avrupa Dış Eylem Servisi’nin büyük bir kısmının Avrupa Komisyonu ile birleştirilmesini savunuyor.
Bu arada, Dışişleri Bakanlığı kaynakları, savunma konusunda taviz verme niyetinde olmadıklarını ve artık AB üye ülkeleriyle yeni işbirliği fırsatlarının araştırılması gerektiğini belirttiler.
“Değerlendirmemiz aynı: Avrupa, savunma alanında daha hızlı ilerleme kaydetmelidir,” diyen yetkili, “Birkaç yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, Avrupa’nın 2035’te olması gereken noktaya o kadar odaklanmış ki, 2027’de yapılması gerekenleri yapamadığını fark etmek istemiyoruz,” diye ekledi.
POLITICO’da yer alan habere göre ise, Kallas, kendi yetkilerinin Avrupa Komisyonu’na devredilmesine karşı sessiz bir direniş yürütüyor.
Bazı diplomatlar da, Kallas’ın bu “savunma grubu” planını bu direnişin bir parçası olarak görüyor.
Hatta üst düzey bir AB diplomatı, “Bu, onun [kendi] önemini koruma yolu,” dedi.
Bir AB yetkilisi ise, “Bazı üye devletler, bunun şu anda izlenmesi gereken doğru yol olmadığını düşündü. Bakanlarla yapılan bazı görüşmelerin ardından, bu girişimi sürdürmemeye karar verdik; üye devletlerle işbirliği kurmanın yeni yollarını arıyoruz,” diye konuştu.
Başından beri bazı diplomatlar, yeni grubun Komisyon’un çalışmalarıyla ve özellikle de halihazırda düşünce kuruluşları ve eski liderlerle düzenli toplantılar düzenleyen Savunma Komiseri Andrius Kubilius’un faaliyetleriyle çakışma riski yüksek olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu.
Bazı diplomatlara göre, girişimin iptal edilme kararının ardındaki temel nedenlerden biri, bazı başkentlerdeki uygun zemin hazırlığı ve koordinasyon eksikliğiydi.
Fakat ikinci bir AB yetkilisi bu açıklamayı yalanlayarak, iptalin nedeninin İtalya’daki yerel siyasetteki bir sorun, özellikle de grubun potansiyel üyeleriyle ilgili bir anlaşmazlık olduğunu söyledi.
Avrupa
BSW, AfD ile işbirliği yapacak mı?

Saksonya-Anhalt’ta yüzde 5,3 oy alarak eyalet meclisine girmeye hak kazanan BSW, AfD ile işbirliği meselesine açıklık getirmeye çalışıyor.
Başta CDU olmak üzere ana akım partilerin AfD’ye karşı “güvenlik duvarı” (Brandmauer) politikasına katılmayacağını daha önce ilan eden Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW), tüm partilerle görüşmeye açık olduğunu söylüyor.
BSW’nin Saksonya-Anhalt baş adayı Thomas Schulze, Deutschlandfunk’ta yaptığı açıklamada, AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund’un adaylığını koyması halinde, BSW’nin eyalet meclisindeki üçüncü tur oylamada çekimser kalma tutumunu sürdüreceğini belirtti.
Schulze, BSW’nin “basamak” olmakla suçlanmaması gerektiğini, asıl diğer partilerin böyle olduğunu söyledi.
BSW adayı, “Ben AfD’yi buradaki halkın yüzde 44’ü tarafından seçilmiş bir parti olarak görüyorum. Ve bunu hesaba katmak zorundayım. Benim için bu demokrasidir,” dedi.
Schulze, örneğin, Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılması talebinde AfD ile ortak bir zemin bulunduğuna işaret etti.
BSW’li diğer baş aday Claudia Wittig de seçim gecesi Saksonya-Anhalt’ta bir tür ortaklık olasılığını dışlamadı.
Öte yandan partinin kurucu lideri Sahra Wagenknecht, geçen hafta partisinin Saksonya-Anhalt’ta AfD ile koalisyon kurmasına karşı çıkmıştı.
“{ungeskriptet} by Ben” adlı podcast’te verdiği kapsamlı röportajda, bu reddi hem BSW’nin hükümet deneyiminin olmamasına hem de AfD ile arasındaki siyasi farklılıklara bağladı.
Neden AfD ile koalisyon kurmayı reddettiği sorulduğunda, Wagenknecht öncelikle kendi partisinin durumuna değindi.
BSW, ilk kez Saksonya-Anhalt Eyalet Meclisi’ne gireceğini ve bugüne kadar profesyonel siyasetçi olarak çalışmamış çok sayıda adaya sahip olduğunu kaydeden Wagenknecht, nu nedenle, siyasi açıdan çok daha deneyimli bir parti ile hemen koalisyon kurmayı ilke olarak sorunlu buluyor.
Onun sözlerine göre bu durum sadece AfD için değil, aynı zamanda CDU için de geçerli. BSW, genç bir parti olarak böyle bir koalisyon hükümetinde siyasi olarak mağdur edilme riskiyle karşı karşıya.
Wagenknecht, bu konuda BSW’nin Thüringen’deki deneyimlerinden açıkça dersler çıkarıyor.
Oradaki koalisyon hükümetine katılımını artık bir hata olarak değerlendirdi ve eyalet teşkilatının bazı kesimlerini, BSW’nin temel ilkelerini yeterince savunmamakla suçladı.
Fakat Wagenknecht, koalisyonu reddetme kararını yalnızca stratejik kaygılarla gerekçelendirmedi. AfD ile aradaki önemli siyasi farklılıklara da işaret etti.
Özellikle, kendi değerlendirmesine göre parti içindeki otoriter eğilimleri eleştirdi. Ortak bir koalisyonda BSW’nin, AfD tarafından yönetilen bir bakanlığın kararlarını yeterince engelleyemeyebileceğini fakat yine de bunun siyasi sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacağını belirtti.
Wagenknecht, örnek olarak AfD’nin liderliğindeki olası bir İçişleri Bakanlığı’nı gösterdi.
Aynı zamanda, AfD’nin şu anda bir eyalet hükümetini yönetmek için yeterli sayıda uygun personele sahip olduğu konusunda şüphelerini dile getirdi.
Wagenknecht bu bağlamda, bir koalisyon ile münferit siyasi projelerde işbirliği arasında net bir ayrım yaptı.
Ona göre, içerik açısından ortak noktalar varsa ve gerekli parlamento çoğunluğu sağlanabiliyorsa, AfD ile birlikte önergeler veya yasalar lehinde oy vermek mantıklı.
Böylece BSW’nin izlediği yolu, klasik bir “güvenlik duvarı” stratejisinden de ayırdı.
Wagenknecht, uzun süredir AfD’yi parlamento içindeki gücüne uygun olarak siyasi karar alma süreçlerine dahil etmeyi fakat bununla birlikte kalıcı bir hükümet işbirliğine girilmemesini savunuyor.
Wagenknecht, Saksonya-Anhalt için bunun yerine farklı bir hükümet modeli önerdi. Seçimlerden sonra, mümkünse partiler üstü bir şahsiyetin başbakan olarak seçilmesi gerektiğini savundu.
Bu kişinin daha sonra bir kabine kurması gerekiyor: Wagenknecht’in görüşüne göre, kabine kadrosunun oluşturulmasında öncelikle mesleki yetkinlik belirleyici olmalı.
Böyle bir hükümetin sabit bir koalisyon çoğunluğu olmayacak. Bunun yerine, hükümetin her bir tasarısı için eyalet meclisinde çoğunluk sağlaması gerekecek. Konuya bağlı olarak farklı partiler bu süreçte yer alabilir; AfD ve BSW de dahil.
Wagenknecht, bu şekilde hem AfD’ye karşı yeniden bir “yangın duvarı koalisyonu” kurulmasını hem de AfD’nin tek başına hakimiyet kurmasını engellemeyi umuyor.
Aynı zamanda, AfD’nin mutlak çoğunluk elde etmesinin arzu edilmez olduğunu da açıkça belirtiyor.
Yine de Wagenknecht, AfD’nin siyasi olarak dışlanmasını reddetti. Eyalet meclisi seçimlerinden sonra BSW’nin parlamentoda temsil edilen tüm partilere görüşme teklifinde bulunmak istediğini belirtti ve AfD ile de görüşmelerin gerçekleşeceğini öngördü.
Böylece Saksonya-Anhalt için tutum net bir şekilde ortaya kanuyor: BSW, AfD ile resmi bir koalisyonu dışlıyor ama görüşmeleri ya da belirli konularda ortak parlamento çoğunluklarını dışlamıyor.
Wagenknecht’in tercih ettiği model, değişen çoğunluklara sahip, partiler üstü bir eyalet hükümeti olacak.
Ne var ki, başta AfD olmak üzere diğer partilerin böyle bir modele hazır olup olmayacağı su götürür.
Avrupa
Avrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor

Savunma finansmanı açığıyla boğuşan Ukrayna, Avrupalı müttefiklerinden sadece silah teslimatından fazlasını istiyor.
23,3 milyar avro tutarında bir açığı kapatmak isteyen Kiev, Avrupa’nın kendisiyle birlikte üretim yapmasını istiyor.
Bu, ortak girişimler, lisanslı üretim ve sınırın her iki tarafında fabrikalar anlamına geliyor.
Fakat aynı zamanda, dört yıllık savaşın şekillendirdiği bir sektöre Avrupa sermayesini ve şirketlerini dahil etmek anlamına da geliyor.
Brüksel’de savunma programlarının hayata geçirilmesi yıllar sürebilir; genellikle beş ila on yıllık bir zaman çizelgesi söz konusu.
Ukrayna’da ise, bürokratik işlemler tamamlanana kadar bir silah sistemi modası geçmiş hale gelebilir.
Örneğin, Ukrayna savunma sanayisiyle yakın işbirliği içinde çalışan bir Avrupa Komisyonu yetkilisi, Euractiv’e verdiği demeçte, Avrupa Savunma Fonu (EDF) projelerinin, cephenin ihtiyaçlarından “çok uzak” bir noktada kalmış halde döngülerinin sonuna ulaşabileceğini belirtti.
Yetkili, Avrupa’nın sisteminde “esneklik eksikliği” olduğunu savunuyor. Bir üretici, aynı bitmiş ürünü yıllarca satabilir. Fakat savaş hızında işleyen Ukrayna’da, Rusya’nın saldırıları ve yetenekleri bunun için çok hızlı değişiyor.
Yetkili, Ukraynalı şirketlerin de uzun süredir Avrupalı müttefiklerine, üretimlerini artırmak için gerekli para ve sözleşmeler olsaydı yaklaşık iki kat daha fazla üretim yapabileceklerini söylediklerini ekledi.
Geçen hafta, Volodimir Zelenskiy fonun öne alınmasını talep ettikten sonra, Avrupalı savunma bakanları AB’nin 90 milyar avroluk kredisinden yapılacak ödemeleri hızlandırmaya hazır olduklarını belirttiler.
Avrupa’nın Ukrayna ile birlikte üretim yapma çabası da aynı hız sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Yetkili, birçok alanda Ukraynalı firmaların artık Avrupalı rakiplerinin önüne geçtiğini belirtti.
Özellikle insansız hava araçları (İHA) alanında ortak girişimler ve lisans anlaşmaları hızla artıyor. Fakat anlaşmanın imzalanması sadece bir başlangıç.
Ukrayna Savunma Sanayii Konseyi (UCDI) CEO’su Ihor Fedirko, lisans anlaşmalarının “sadece kurumsal bir ilişki olmaktan öte” olduğunu söyledi.
Bu anlaşmalar, ortakların Ukrayna sanayisine sadece tedarik sağlamakla kalmayıp onunla birlikte çalışmaya hazır olduklarını gösteriyor.
Ne var ki, bu anlaşmaların üretime dönüşmesi yine de aylar sürüyor. Fedirko, mühendislerin eğitilmesi ve her iki ülkedeki bürokratik işlemlerin halledilmesinden sonra, benzer bir tesisin faaliyete geçmesinin “en az sekiz ay” süreceğini tahmin etti.
Fedirko, en büyük değişken “siyasi irade” olduğunu belirtti ve “Siyasi irade olduğunda ülkemizin neler yapabileceğini biliyorum,” dedi.
Ukrayna yapımı silahların dış pazarlara sunulması da en az o kadar zor olabilir. Komisyon yetkilisinin belirttiğine göre, Kiev’in savunma ihracatının açıldığını duyurmasının ardından bile şirketler hâlâ hükümetten onay almakta zorlanıyor.
İhracat yasal olarak kısıtlanmasa da, uygulamada onay almak hâlâ zor ve süreç aylar sürüyor.
Yetkili, bu zorluğa ek olarak, en son kurallar uyarınca şirketlerin sadece başvuru yapmak için bile sözleşme değerinin %20-30’unu ödemek zorunda kalabileceğini ekledi.
Bu arada, AB’nin de diğer tarafta kendi engeli bulunuyor. Avrupa Parlamentosu Savunma ve Güvenlik Komitesi Başkan Yardımcısı Riho Terras, Avrupa pazarlarına giren Ukrayna menşeli teçhizatın AB düzenlemelerine ve standartlarına uyması gerektiğini belirtti.
Terras, AB’nin savunma sanayisinin “hızlı değişiklikler yapma kapasitesine sahip olmadığını” belirterek, modern savaş alanı için “çok karmaşık ve çok pahalı” sistemler ürettiğini ekledi.
Terras, AB modelinin “uzun vadede artık sürdürülebilir olmadığını” söyledi ve sorunun aynı zamanda siyasi nitelikte olduğuna işaret ederek, “Avrupalı vatandaşlar hâlâ bunun kendi savaşları olduğunu hissetmiyorlar. Eğer böyle hissetmezlerse, politikacılar yeterli yatırım yapmayacaklar,” diye ekledi.
Avrupa
CDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor

Şansölye Friedrich Merz ve partisi CDU, Almanya için Alternatif’e (AfD) karşı koymak amacıyla ülkenin vatandaşlık yasalarını kökten yeniden düzenleyecek.
CDU’nun (Hristiyan Demokratlar) üst düzey isimleri, AfD’ye yönelen kendi seçmenlerini elde tutmak için çifte vatandaşlığın yasaklanması ve dil şartlarının sıkılaştırılması konularını tartışıyor.
The Telegraph gazetesine verdiği röportajda, CDU’nun üst düzey milletvekillerinden Günter Krings, önceki hükümetlerin Alman vatandaşlığı edinme sürecini “çok hızlı ve çok kolay” hale getirdiğini ileri sürdü:
“Vatandaşlığa kabul, işgücümüze, toplumumuza ve anayasal düzene entegrasyon sürecinin son aşaması olarak görülmeli. İnsanların paralel bir toplumda yaşarken aynı zamanda Alman vatandaşı olmak istemesini kabul edemeyiz.”
Önerilere göre, Alman vatandaşı olmak isteyenlerin, basit bir “B1” düzeyindeki günlük Almanca konuşma sınavı yerine, son derece karmaşık konuları tartışabildiklerini gösteren daha zorlu bir dil becerisi sınavını geçmeleri gerekecek.
Ayrıca, kendi ülkelerinin vatandaşlığından vazgeçmeleri, mali açıdan tamamen bağımsız olduklarını kanıtlamaları ve “her türlü antisemitizmden” feragat etmeleri de istenecek.
Krings, CDU’nun AfD tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldığı Saksonya-Anhalt seçimlerinin öncesinde The Telegraph’a konuştu.
Alman parlamentosu Bundestag’da CDU’nun grup başkanvekili olan Krings, bu hedefe ulaşmanın yollarından biri olarak yeni vatandaşlık yasalarını gösterdi.
Bu reformlar, Almanya’da beş yıl ikamet ettikten sonra vatandaşlık başvurusunda bulunanlar için mali bağımsızlık ve akıcı Almanca konuşma becerisini zorunlu hale getirecek.
Krings şöyle konuştu:
“Bu alanlardan biri kesinlikle dil becerileri. Şu anda sadece B1 seviyesini şart koşuyoruz; bu seviye ise yalnızca çok basit sohbetlere katılmanıza izin verir. Fakat Alman vatandaşlarından beklediğimiz gibi siyasi sürece gerçekten katılmak istiyorsanız, Almanca’yı daha iyi bilmeniz gerekir; dolayısıyla B1 seviyesi yeterli değil.”
Göçmenlerin sosyal yardım alsalar bile Alman vatandaşlığı alabilmelerine imkân tanıyan mevcut sistemin de “Alman vergi mükellefleri açısından adil olmadığını” savunan CDU’lu, “Mevcut kurallara göre, geçiminizin büyük bir kısmını [kendi gelirinizden] karşılamanız yeterli; dolayısıyla birçok mahkeme kararına göre yüzde 51 yeterli sayılıyor fakat bence bu doğru değil,” dedi.
Krings, bir kişinin gelirinin neredeyse yarısı Alman sosyal devletinden geliyorsa, “vatandaşlık başvurusunda bulunurken bunun iktisadi entegrasyonun bir kanıtı olamayacağını” savundu.
Reformun bir diğer temel unsuru, Almanya’da çifte vatandaşlığa izin veren, Olaf Scholz liderliğindeki önceki hükümetin 2024 yılında çıkardığı yasanın yürürlükten kaldırılması olacak.
Krings bu konuda şöyle konuştu:
“Bence kural şu olmalı: Alman vatandaşlığı aldığınızda, eski vatandaşlığınızı bırakmak zorundasınız. Bir ülkeden diğerine taşınıyorsanız ve burada kalıcı olarak yaşamayı planlıyorsanız, eski ülkenizin vatandaşlığını elinizde tutmanın sizin için neden bu kadar önemli olması gerektiğini anlamıyorum.”
Krings, Almanya’daki gevşek vatandaşlık şartlarının esas olarak Scholz hükümeti tarafından yapılan reformların bir sonucu olduğunu ileri sürdü.
Fakat aynı zamanda eski Almanya Şansölyesi Angela Merkel gibi önceki CDU liderlerinin aldığı kararları da örnek gösterdi.
Merz’in, partisi içindeki ve koalisyon ortağı Sosyal Demokratlar’dan (SPD) gelen hoşnutsuzluğu bastırmakta zorlandığı için şansölyelik görevinden istifa etmek zorunda kalabileceğine dair spekülasyonlar giderek artıyor.
Vatandaşlık reformları, daha önce CDU’nun bazı temel politikalarını yumuşatmaya çalışan SPD’nin onayını gerektirecek.
SPD, desteğini sadece AfD’ye değil, aynı zamanda Die Linke (Sol Parti) ve BSW’ye de kaybediyor.
CDU’nun, iktidarda olduğu Saksonya-Anhalt’ta yapılacak yaklaşan seçimleri kaybetmesinin yanı sıra, bu ayın ilerleyen günlerinde Berlin’de ve bir başka doğu eyaleti olan Mecklenburg-Batı Pomeranya’da yapılacak eyalet seçimlerini de kaybetmesi bekleniyor.
Andy Burnham ile karşılaştırılan bölgesel bir CDU lideri olan Hendrik Wüst, CDU çevrelerinde potansiyel bir halef olarak yaygın bir şekilde tartışılıyor.
Wüst ise yaz ayları boyunca, Merz’i kamuoyu önünde destekleyerek bu söylentileri yatıştırmaya çalıştı.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Ortadoğu2 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Rusya2 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını1 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”










