Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, 250 milyar dolarlık çip yatırımı karşılığında Tayvan’la ticaret anlaşmasına vardı

Yayınlanma

ABD ve Tayvan, Washington’ın yarı iletken tedarik zincirlerini güvence altına alma ve şirketleri Amerikan imalatına yatırım yapmaya yönlendirme hamleleri kapsamında, ABD’de çip sektörüne 250 milyar dolarlık yatırım karşılığında Tayvan menşeli ürünlere uygulanan gümrük tarifelerini yüzde 15’e düşüren bir ticaret anlaşması imzaladı.

Başkan Donald Trump yönetimi, Japonya ve Güney Kore’ye uygulanan oranlarla uyumlu şekilde Tayvan’dan gelen çoğu üründe vergileri yüzde 20’den yüzde 15’e indireceğini; ayrıca jenerik ilaçlar, havacılık parçaları ve ABD’de bulunmayan doğal kaynaklar üzerindeki tarifeleri kaldıracağını açıkladı.

Tayvanlı yarı iletken ve teknoloji şirketlerinin ABD’de 250 milyar dolarlık yatırım yapacağı ve Tayvan’ın en az bu tutar kadar kredi garantisi sağlayacağı bildirildi. Anlaşma ayrıca, dünyanın en büyük yarı iletken üreticisi olan Taiwan Semiconductor Manufacturing Co’nun (TSMC) dünyanın gelişmiş çiplerinin çoğunu ürettiği Tayvan’dan, belirli kotalar dahilinde tarifesiz çip ithalatını öngörüyor.

Bu anlaşma, Beyaz Saray’ın geçen yıl yabancı şirketler ABD’de üretime yatırım yapmadığı takdirde yarı iletkenlere yüzde 100 tarife uygulama tehdidinde bulunmasının ardından, Taipei’nin hayati önemdeki çip sektörünü koruma çabalarında bir dönüm noktası niteliği taşıyor.

Anlaşma aynı zamanda, yeni ikili tarife oranı açısından  Tayvan’ı diğer önemli ABD ticaret ortaklarıyla aynı seviyeye getirerek, Ada’nın dezavantajını da ortadan kaldırıyor.

Tayvan hükümeti yaptığı açıklamada, “Elde ettiğimiz yüzde 15’lik tarife oranı, Japonya, Güney Kore ve AB gibi müttefikler de dahil olmak üzere ABD ile en büyük ticaret fazlasına sahip ülkeler arasında en elverişli olandır ve eşit bir rekabet zemini yaratacaktır” dedi.

ABD ile müzakereleri yürüten Tayvan Başbakan Yardımcısı Cheng Li-chiun, yatırım tutarına şirketlerin küresel genişleme stratejileri kapsamında hazırladıkları planlar temel alınarak ulaşıldığını söyledi.

Washington’dan yayınlanan basın toplantısında Cheng, “Bu, müzakere sürecinde şirketlerle yapılan birkaç tur görüşmede tedarik zinciri genelinde toplanan yatırım planlarının toplanmasıyla ulaşılan bir doğrudan yabancı yatırım (DYY) rakamıdır” dedi.

Cheng ayrıca, anlaşmanın Tayvan çip endüstrisini taşımayı amaçlamadığını vurgulayarak, ABD’ye daha fazla üretim kaydırılmasının Washington’ın Çin’den gelebilecek bir saldırıya karşı Tayvan’ı koruma motivasyonunu zayıflatabileceği yönündeki endişeleri yatıştırmaya çalıştı.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için muhalefetin kontrolündeki Tayvan parlamentosunun onayı gerekiyor.

Teknoloji sektörü uzmanları, anlaşmanın çiplerle ilgili hükümlerinin sonuçlarını hâlâ inceliyor.

ABD ve Tayvan hükümetlerinin açıklamalarına göre, ABD’de yarı iletken fabrikaları inşa eden şirketler, inşaat süresi boyunca yeni tesislerin planlanan kapasitesinin 2,5 katına kadar olan ithalatı “ulusal güvenlik” tarifelerinden muaf olarak gerçekleştirebilecek.

ABD’de hâlihazırda çip üretim tesisleri kurmuş Tayvanlı şirketler ise üretim kapasitelerinin 1,5 katına kadar olan ithalatı tarifesiz yapabilecek.

Bernstein’da Asya yarı iletken analisti olan Mark Li, cuma günü yayımladığı araştırma notunda, “Bu, TSMC’nin kapasitesinin yüzde 40’ını ABD’de bulundurması durumunda, geri kalanının, tamamı ABD’ye ihraç edilse bile, gümrük vergisinden muaf olacağı anlamına geliyor” diye yazdı.

Bu durum geçerli olursa, TSMC’nin ABD’deki yatırımlarını daha da artırması gerekecek.

Danışmanlık şirketi TechInsights’ın başkan yardımcısı G Dan Hutcheson, “Tarife tasarruflarının anlamlı olması için en az 100 milyar dolar daha koymaları gerekir” dedi.

Ancak bazı gözlemciler, kota kuralının TSMC için pek önem taşımayacağını, çünkü ABD’li müşterilere satılan çiplerin çoğunun ülkeye başka cihazların içinde girdiğini ve bu nedenle ayrı ayrı vergilendirilmediğini söyledi.

Medya ile konuşma yetkisi olmadığı için isminin açıklanmasını istemeyen bir sektör uzmanı, “TSMC bunu rahatlıkla karşılayabilir—Tayvan silikonunun yalnızca yüzde 15’i ABD’ye çip olarak giriyor, çoğu bitmiş ürünlerin parçası olarak geliyor” dedi.

Washington, Trump’ın geçen yıl dünyanın büyük bölümüne kapsamlı “karşılıklı” tarifeler dayatması sırasında yarı iletkenlere vergi getirmeyi ertelemişti. Bunun yerine yönetim, tarifelerin nasıl en uygun şekilde uygulanabileceğini değerlendirmek üzere Bölüm 232 soruşturması olarak bilinen bir ulusal güvenlik incelemesi başlattı.

Dünyanın gelişmiş yarı iletkenlerinin yaklaşık yüzde 90’ını üreten TSMC, Arizona’da çip üretim ve işleme tesislerinin yanı sıra bir araştırma-geliştirme merkezi kurmak için ABD’de 165 milyar dolar yatırım yapma taahhüdünde bulunmuştu.

Ancak ABD’deki kapasitesi, Tayvan’daki üretim hatlarıyla kıyaslandığında oldukça sınırlı.

Şirket, Nvidia ve Apple dahil müşteriler için ilk Arizona tesisinde 2025’in sonlarında seri üretime başladı ve Arizona kompleksi 2030’ların başında tamamen faaliyete geçtiğinde, 2 nanometre ve altındaki en ileri üretim kapasitesinin yüzde 30’unun ABD’de olmasını beklediğini açıkladı.

Bununla birlikte bu oran, TSMC’nin mevcut küresel toplam üretim kapasitesinin yalnızca yüzde 10’undan biraz fazlasına karşılık gelebilir ve şirketin sermaye yatırımlarında öngördüğü keskin artış dikkate alındığında birkaç yıl içinde çok daha küçük bir paya düşebilir.

TSMC yaptığı açıklamada, “Dünya çapındaki müşterilere hizmet veren bir yarı iletken dökümhanesi olarak, Amerika Birleşik Devletleri ile Tayvan arasında güçlü ticaret anlaşmaları ihtimalini memnuniyetle karşılıyoruz” dedi.

Açıklamada, “Gelişmiş teknolojimize yönelik pazar talebi çok güçlü; Tayvan’da yatırım yapmaya devam ediyor ve yurt dışında genişliyoruz. Tüm yatırım kararları piyasa koşullarına ve müşteri taleplerine dayanmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Çin, ABD’nin silah satışı sonrası Tayvan etrafında tatbikatlar başlattı

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English