Ortadoğu
ABD, İran petrolüne yönelik yaptırımları geçici askıya almaya hazır

Tesnim ajansının haberine göre ABD, barış müzakereleri süresince İran petrolüne yönelik yaptırımları askıya almaya hazır olduğunu bildirdi ancak Washington, yaptırımların tamamen kaldırılmasını nihai anlaşmanın imzalanmasına bağlıyor. El Arabiya ise Tahran’ın müzakere tekliflerini yeniden düzenlediğini, tazminat talebini ekonomik teşviklerle değiştirdiğini ve zenginleştirilmiş uranyumun ABD yerine Rusya’ya devredilmesini istediğini aktardı.
İran’ın Tesnim ajansı, müzakere heyetine yakın bir kaynağa dayandırdığı haberinde, ABD’nin barış görüşmeleri süresince İran petrolüne yönelik yaptırımları askıya almaya hazır olduğunu bildirdi.
Haberde, İran’ın Washington’dan tüm yaptırımların kaldırılmasına ilişkin bağlayıcı taahhüt istediği, buna karşılık ABD tarafının yaptırımların ancak nihai anlaşmanın imzalanmasının ardından kaldırılmasını önerdiği aktarıldı.
Üst düzey İranlı bir kaynak Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD’nin, İran’ın UAEA denetimi altında sınırlı barışçıl nükleer faaliyet yürütmesine izin verilmesi konusunda esneklik gösterdiğini söyledi.
The Times of Israel’in aktardığına göre aynı kaynak, Tahran’ın yeni teklifinde savaşın sona erdirilmesine, Hürmüz Boğazı’nda deniz taşımacılığının yeniden başlamasına ve denizcilik yaptırımlarının kaldırılmasına odaklandığını belirtti.
Kaynak ayrıca, nükleer program ve uranyum zenginleştirme konularındaki en tartışmalı başlıkların sonraki müzakere turlarına bırakıldığını ifade etti.
El Arabiya televizyonu da sızdırılan bilgilere göre Tahran’ın ABD ile yürütülen müzakerelerdeki tekliflerini yeniden gözden geçirdiğini bildirdi.
Habere göre İran, revize edilen teklifinde askeri faaliyetlerden doğan zararların tazmin edilmesi talebinden vazgeçerek bunun yerine “ekonomik teşvikler” istedi ve çok sayıda uluslararası güvence talebinde bulundu.
İran’ın ayrıca deniz güzergahı meselesini nükleer dosyadan ayırmak istediği, zenginleştirilmiş uranyumun ABD yerine Rusya’ya devredilmesinde ısrar ettiği aktarıldı.
Kremlin daha önce, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Washington ile Tahran arasında askeri çatışma başlamadan önce İran’daki uranyumun Rusya’ya devredilmesini önerdiğini açıklamıştı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, bunun “oldukça iyi bir çözüm” olabileceğini söylemişti.
Peskov, İran’ın Rusya’nın teklifini kabul ettiğini ancak ABD’nin bu öneriyi reddettiğini bildirdi. Kremlin Sözcüsü, Putin’in “ülke için gerekirse” bu girişime yeniden dönebileceğini de ifade etti.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de 15 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Tahran’ın bu seçeneği Moskova ile görüşmeye hazır olduğunu ancak bunun daha sonraki bir aşamada ele alınacağını söylemişti.
Bununla birlikte Tesnim’in müzakere heyetine yakın kaynağı, İran ile ABD’nin barış teklifleri arasındaki temel anlaşmazlıkların sürdüğünü belirtti.
Kaynak, “Yeni Amerikan metninde bazı değişiklikler yapılmış olsa da Amerikalıların açgözlülüğü ve gerçekçilikten uzak yaklaşımından kaynaklanan temel anlaşmazlıklar sürüyor” dedi.
Aynı kaynak, İran’ın savaşın sona erdirilmesi ve dondurulmuş varlıkların iadesi konularındaki temel pozisyonlarından geri adım atmayacağını söyledi. Kaynak, söz konusu varlıkların “kağıt üzerinde değil, şeffaf ve nihai biçimde” iade edilmesi gerektiğini ifade etti.
Washington’un nükleer taleplerini “siyasi bahaneler” olarak nitelendiren kaynak, savaşın sona erdirilmesinin nükleer meseleyle ilişkilendirilmesini de “mantıksız” diye tanımladı ve İran’ın bunu kabul etmeyeceğini söyledi.
Reuters daha önce konuya aşina bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İran’ın son teklifini Pakistanlı bir arabulucu üzerinden ABD’ye ilettiğini bildirmişti.
Pakistanlı kaynak teklifin ayrıntılarını paylaşmadı. Taraflar arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesinin zaman alıp almayacağı sorusuna ise, tarafların “hedeflerini sürekli değiştirdiğini” söyleyerek yanıt verdi ve “Çok fazla zamanımız yok” dedi.
İran’ın Fars ajansı da 17 Mayıs’ta yayımladığı haberde, ABD’nin İran’la müzakerelere başlamadan önce yerine getirilmesini istediği beş şart sunduğunu yazdı.
Haberde sıralanan şartlar şöyleydi:
ABD tarafından herhangi bir tazminat veya zarar ödemesi yapılmaması;
400 kilogram İran uranyumunun ABD’ye taşınması ve devredilmesi;
İran’ın nükleer tesislerinden yalnızca birinin faaliyetini sürdürmesi;
İran varlıklarının yüzde 25’inin dahi çözülmemesi;
Tüm cephelerde çatışmaların sona erdirilmesinin müzakerelerin yürütülmesi ve seyrine bağlanması.
Tahran da daha önce kendi taleplerini açıklamıştı. İran’ın talepleri arasında şu maddeler yer aldı:
Tüm cephelerde, özellikle Lübnan’da savaşın sona erdirilmesi;
İran karşıtı yaptırımların kaldırılması;
İran’a ait varlıkların üzerindeki blokajın kaldırılması;
Askeri faaliyetlerden kaynaklanan zararların tazmin edilmesi;
İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik hakkının tanınması.
ABD Başkanı Donald Trump ise 17 Mayıs’ta Truth Social hesabında yaptığı paylaşımda, “İran için saat işliyor ve acele etmeleri iyi olur, aksi halde geriye hiçbir şey kalmayacak. ZAMAN ÇOK ÖNEMLİ!” ifadelerini kullandı.
Trump daha önce de, Tahran’ın Washington ile barış anlaşmasını kabul etmemesi halinde İran’ı “zor zamanların” beklediğini söylemişti.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa5 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’










