Diplomasi
ABD, Rusya ve Avrupa, Ukrayna’da nasıl bir çözüm arıyor?

BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin öncülüğünde hazırlanan ve Rusya’nın kınanmasını içermeyen Ukrayna’daki çatışmanın çözümüne dair bir karar tasarısını kabul etti. Rusya ve Çin tasarıyı desteklerken, Fransa ve İngiltere çekimser kaldı. Bu gelişme, ABD ve Rusya arasında doğrudan görüşmelerin başlamasıyla birlikte, Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi için yeni bir diplomatik çabanın başladığına işaret ediyor. Ancak, Avrupa ülkeleri ve ABD arasında Ukrayna’nın geleceğine dair görüş ayrılıkları devam ediyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, 25 Şubat günü, ABD’nin hazırladığı ve Rusya’yı kınamayan Ukrayna konulu karar tasarısını kabul etti.
Rusya ve Çin’in desteklediği tasarı, Fransa ve İngiltere’nin çekimser oylarıyla kabul edildi.
Bu, BM Güvenlik Konseyi’nin Ukrayna konusunda üç yıl içinde aldığı ilk karar oldu. Tasarıda, Moskova’nın kınanmaması ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün vurgulanmaması dikkat çekti.
ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Dorothy Shea, tasarının “zarif” ve “barışa doğru sembolik, basit bir adım” olduğunu söyledi.
Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vasiliy Nebenzya da, Moskova’nın sunduğu bazı değişikliklerin kabul edilmemesine rağmen, tasarıyı “dengeli” bulduklarını ifade etti.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise benzer bir şekilde ABD’nin hazırladığı belgenin “dengeli” olduğunu belirtti.
Buna karşılık, İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward, Avrupa’da son günlerde sıkça dile getirilen “güç yoluyla barış” ve “saldırganlığın cezalandırılması” gerektiği tezlerini yineledi.
Diğer yandan Fransa’nın BM Daimi Temsilcisi Nicolas de Rivière, kararın Rusya’nın Ukrayna’daki eylemlerini meşrulaştırdığı ve “hukuk tanımazlığı” teşvik ettiği gerekçesiyle eleştirdi.
BM Genel Kurulu da 24 Şubat’ta, Avrupa ülkelerinin hazırladığı ve Rusya’yı daha sert bir dille kınayan bir başka karar tasarısını kabul etti.
Bu tasarıya, Rusya’nın yanı sıra ABD, İsrail ve Macaristan da karşı oy kullandı. Washington yönetiminin bu tasarıya karşı oy kullanması, Avrupa ülkeleriyle arasında Ukrayna’nın geleceğine dair görüş ayrılıkları olduğunu gösterdi.
Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, Vedomosti gazetesine verdiği demeçte, BM Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği kararın, Ukrayna krizi etrafındaki uluslararası bağlamı değiştirebileceğini ve müzakere sürecini etkileyebileceğini söyledi.
Bordaçev, oylamanın ardından uluslararası toplumun, Rusya, ABD ve Çin’in Ukrayna’daki çatışmanın bir an önce çözülmesini istediğini gördüğünü belirtti.
Bordaçev ayrıca, “Bu sorunun çözümü, Çin tarafının bilgilendirilmesiyle Rus ve Amerikan temsilcileri arasında gerçekleşecek,” dedi.
BM’deki oylamalar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Washington ziyareti ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesiyle aynı zamana denk geldi.
Macron, ABD ziyaretinden önce İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile de bir araya geldi. The Times gazetesi, iki Avrupalı liderin, Trump’ı Rusya ile ikili görüşmelerden vazgeçirmeye çalışacağını yazdı.
Washington ile Moskova arasındaki doğrudan diyalog, Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 12 Şubat’ta gerçekleşen bir telefon görüşmesiyle başladı.
Dışişleri bakanlıkları ve liderlerin yardımcıları düzeyindeki ilk yüz yüze görüşme turu ise 18 Şubat’ta Riyad’da gerçekleşti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, 25 Şubat’ta yeni bir görüşme turunun yapıldığına dair haberleri yalanladı. Falat, hafta sonuna kadar dışişleri bakanlıklarının ilgili departman başkanları arasında bir görüşme planlandığı, ancak bunun Riyad’da olmayacağı belirtildi.
Peskov, 25 Şubat’taki basın toplantısında, Moskova ile Washington arasındaki temasların Dışişleri Bakanlıkları aracılığıyla “uzman düzeyinde” gerçekleşeceğini söyledi.
Trump ile görüşmesinin ardından Fox News‘e konuşan Macron, Ukrayna’daki sorunun “önümüzdeki haftalarda” çözülebileceğini, ancak bunun Kiev’in “teslim olması” anlamına gelmemesi gerektiğini söyledi.
Macron, ateşkes sırasında barış, garantiler, toprak ve Ukrayna’nın yeniden inşası konularında müzakerelerin yapılabileceğini de sözlerine ekledi.
Macron ayrıca, ABD’nin Kiev ile Ukrayna’nın doğal kaynaklarının kullanımı konusunda bir anlaşma imzalayabileceğini ve bunun “en iyi garanti” olabileceğini savundu.
Le Figaro gazetesinin haberine göre, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Stefan Sejourne, AB’nin de Ukrayna ile doğal kaynaklar konusunda ABD’den ayrı bir anlaşma görüştüğünü bildirdi.
Sejourne, Ukrayna’da “Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu 30 kritik mineralden 21’inin” bulunduğunu söyledi.
Macron, Trump’ın Putin ile diyalog başlatması için “geçişli nedenleri” olduğunu da sözlerine ekledi. Ayrıca, Paris ve Londra’nın Kiev için garantiler üzerinde çalıştığını ve 30 ülkenin bu garantileri vermeye hazır olduğunu belirtti.
Fransa’dan gelen bu sinyaller, Politico‘nun, İtalya, Portekiz ve İspanya da dahil olmak üzere bir dizi AB ülkesinin, daha önce AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas tarafından duyurulan Ukrayna’ya 20 milyar avroluk askeri yardım paketini desteklemediği haberiyle aynı zamana denk geldi.
Rusya Devlet Başkanı Putin ise 24 Şubat’ta VGTRK muhabiri Pavel Zarubin’e verdiği mülakatta, Trump’ın Ukrayna’nın “iyileştirilmesine” yönelik “rasyonel” yaklaşımını övdü.
Putin, ABD’nin Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’i devlet başkanlığı seçimlerini yapmaya “teşvik etmesini” de buna dahil etti.
Putin ayrıca, Amerikalılara Rusya’nın doğal kaynaklarını, ABD’nin yasal olarak Ukrayna toprağı olarak tanıdığı yeni bölgeler de dahil olmak üzere, işletmelerini teklif etti.
Son olarak Putin, ABD’ye, muhtemelen Çin’in de katılımıyla, büyük çaplı bir karşılıklı silahsızlanma çağrısında bulundu.
Yüksek Ekonomi Okulu Dünya Ekonomisi ve Dünya Politikaları Fakültesi Doçenti Dmitriy Novikov, Vedomosti‘ye yaptığı açıklamada, Ukrayna meselesinin, ABD ile Rusya arasındaki diyaloğun ekonomiden stratejik istikrara kadar geniş bir yelpazede gelişmesini etkileyebilecek en önemli konu olduğunu söyledi.
Novikov, “Karşılıklı güveni güçlendirebilecek ‘paket’ bir çözümden bahsediyoruz,” değerlendirmesini yaptı.
ABD ve Kanada Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Pavel Koşkin ise, Putin’in açıklamalarının şimdilik geleceğe yönelik bir hazırlık olduğunu ve iktisadi işbirliğinin çatışmalarda caydırıcı bir faktör olabileceğini söyledi.
Koşkin, “ABD ve Çin ilişkileri buna bir örnek: Yakın iktisadi bağları sıklıkla gerilimin tırmanmasını engellemiştir. Rusya ve ABD arasında böyle bir işbirliğine daha çok var, ancak bir temel var,” ifadesini kullandı.
Putin ayrıca, Avrupa’nın Ukrayna çatışmasının özünü (Trump’ın aksine) “pek anlamadığını” ve ana bağışçı olan ABD’den daha “inatçı” bir şekilde Ukrayna’yı desteklediğini söyledi. Putin’e göre, bunun nedeni AB’nin Kiev’deki mevcut yönetimle yakın bağlar kurmak için yaptığı büyük yatırımlar.
Putin, Avrupa’nın bundan “yüz kaybetmeden” vazgeçemeyeceğini, özellikle de “iç siyasi seçim döneminde” bunu yapamayacağını düşünüyor.
Almanya’da 23 Şubat’ta yapılan erken seçimler, iktidardaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) ve Şansölye Olaf Scholz’un yakında iktidarın önemli kollarını kaybedeceğini gösteriyor.
Bunun yanı sıra Avrupa Enstitüsü Başkan Yardımcısı Vladislav Belov, AB’nin teorik olarak Ukrayna’daki müzakere sürecini, örneğin yeni yaptırım paketleriyle yavaşlatabilecek araçlara sahip olduğunu dile getirdi.
Trump’ın girişimlerine yanıt olarak Brüksel’in “stratejik özerklik” politikası izlediğini açıklamasına rağmen, Avrupalıların Ukrayna uğruna ABD ile temel ilişkilerini yeniden gözden geçirmeyeceğinden emin oldığunu kaydeden Belov, “Şu anda Avrupalılar, ABD ile Rusya arasında olası bir anlaşmanın neden olacağı itibar kayıplarını en aza indirmeye çalışıyorlar,” diye konuştı.
Şu an için en sorunlu konu, sadece Rusya ve ABD’yi değil, aynı zamanda Kiev’i, Avrupa başkentlerini ve NATO’nun merkezi olarak Brüksel’i de memnun edecek bir Ukrayna uzlaşması bulmak.
Koşkin’e göre, Washington’un bakış açısından, ABD ve Rusya arasındaki diyaloğu, Rusya’nın Pekin, Tahran ve Pyongyang ile yakınlaşmasını sağlayan anlaşmalarla daha da karmaşık hale getiriyor.
Diplomasi
AstraZeneca-Bristol Myers birleşme görüşmeleri şaşkınlık yarattı

AstraZeneca hisseleri, şirketin Bristol Myers Squibb ile olası bir birleşme konusunda görüşmeler yaptığına dair haberlerin ardından %7’ye varan bir düşüş yaşadı.
Analistler, bu anlaşmanın ilaç sektörünün en güçlü büyüme hikayelerinden biri için şaşırtıcı bir stratejik hamle olacağını belirtti.
Anlaşma gerçekleşirse, şirketlerin toplam değeri yaklaşık 400 milyar dolara ulaşabilir ve bu, tarihteki en büyük ilaç sektörü birleşmeleri arasında yer alabilir.
Görüşmelerin ayrıntıları henüz netleşmemiş ve kaynaklar Financial Times’a (FT) bir anlaşmanın “asla gerçekleşmeyebileceğini” belirtmiş olsa da, analistler, güçlü ilaç geliştirme portföyü sayesinde CEO Pascal Soriot yönetiminde piyasa değeri hızla artan AstraZeneca’nın neden böyle bir işlemi peşinde olduğunu sorguladılar.
Londra Borsası’nda işlem gören AstraZeneca hisseleri son olarak %4,7 düşüşle işlem gördü ve büyük ölçüde yatay seyreden İngiltere’nin önemli endeksi FTSE 100 üzerinde baskı yarattı.
Bristol Myers hisseleri ise ABD piyasa açılış öncesi işlemlerde %6 değer kazandı.
Pazartesi günkü işlem seansına girerken, AstraZeneca’nın piyasa değeri 264 milyar dolardı.
Bu rakam, şirketin sağlam bir yeni ilaç portföyü geliştirmesiyle birlikte, son on yılda ve CEO Pascal Soriot’un 2012’de göreve gelmesinden bu yana istikrarlı bir şekilde yükseldi.
Şirket, geçen yılki 58,7 milyar dolardan 2030 yılına kadar 80 milyar dolarlık satış hedefliyor.
Bristol Myers’ın piyasa değeri yaklaşık 133 milyar dolar ve şirket birçok ilacın tekel hakkını kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Patentlerin süresi doldukça ve kan inceltici Eliquis ile kanser ilacı Opdivo gibi en çok satan ilaçlar jenerik ilaçlarla rekabet etmeye başladıkça, şirketin büyüme oranının gelecek yıldan itibaren düşüş göstermesi bekleniyor.
Analistler, hem haberin kendisi hem de zamanlaması karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi.
Jefferies analistleri pazartesi sabahı yaptıkları açıklamada şunları söyledi:
“AZ’nin büyüme ve inovasyon profilinin gücü göz önüne alındığında, biraz şaşkın durumdayız. Elbette finansal değer artışı iyi görünebilir ve belki de daha fazla nakit akışı, daha fazla Ar-Ge’ye olanak sağlayabilir. Fakat finansal mühendisliğe ihtiyaç duymayan bir şirket varsa, o da AZ’dir.”
RBC Capital Markets analistleri, Bristol Myers’ın yeni kan inceltici ilacı milvexian için önemli klinik deneme sonuçlarının açıklanmasının yaklaştığını ve şizofreni ilacı Cobenfy’nin kullanım alanının genişletilmesinin de iki şirket arasındaki ürün yelpazesi sinerjisini belirsiz hale getirdiğini belirtti.
Birleşme görüşmelerinin ardındaki gerekçelerden biri, AstraZeneca’nın bu yılın başlarında önceki ADR programının yerine New York Borsası’nda doğrudan halka arz işlemini tamamlamasının ardından, kilit öneme sahip ABD pazarına daha fazla yaklaşma yönündeki stratejik isteği olabilir.
AstraZeneca’nın 2026 yılının ilk yarısındaki toplam satışlarının %42’sini ABD satışları oluşturdu ve şirket, büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için açıkça ABD pazarını hedefliyor.
Öte yandan, New Jersey’nin Princeton kentinde bulunan Bristol Myers Squibb, son çeyrekte gelirlerinin %69’unu ABD pazarından elde etti.
Jefferies, odak noktasının muhtemelen daha da büyük bir onkoloji devi oluşturma potansiyeli üzerinde olacağını ve AstraZeneca ile Bristol Myers’ın birleşik kanser ilacı portföyünün sektördeki en geniş portföy olmasının, potansiyel olarak antitröst incelemesine yol açabileceğini belirtti.
Şirketlerin onkoloji, kardiyovasküler hastalıklar ve immünoloji alanlarında çakışmalar olsa da, ürün geliştirme programları büyük ölçüde birbirini tamamlayıcı nitelikte.
AstraZeneca katı tümörlerde daha güçlüyken, Bristol Myers Squibb ise kan kanserleri ve hücre tedavilerine daha fazla odaklanıyor.
Citi analistleri, birleşme görüşmeleriyle ilgili haberlerin doğru olması halinde, AstraZeneca’nın “sınıfının en iyisi” ürün yelpazesi göz önüne alındığında bunun bir “sürpriz” olacağını belirtti.
Bununla birlikte AstraZeneca, bir kalp hastalığı ilacına yönelik geç aşama klinik denemenin bu ayın başlarında hedefine ulaşamaması nedeniyle nadir görülen bir aksilik yaşadı.
Sonuçlar açıklanmadan önce yönetimin sergilediği güven göz önüne alındığında, bu durum yönetimin güvenilirliği konusunda bazı soru işaretleri doğurdu.
Buna rağmen çoğu analist, 80 milyar dolarlık satış hedefinin on yılın sonuna kadar ulaşılabilir olduğunu düşünmeye devam ediyor.
Diplomasi
Zelenskiy büyükelçilere talimatı verdi: Herkes ülkeye silah getirecek

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, diplomatik misyon şefleriyle yaptığı yıllık toplantıda büyükelçilerin performansının artık sağladıkları askeri ve finansal desteğe göre ölçüleceğini açıkladı. Büyükelçilere bulundukları ülkelerden silah ve hava savunma füzesi temin etme talimatı veren Zelenskiy, Avrupa ortaklığıyla yürütülen FREYJA füze projesinin ve Drone Deal girişiminin yeni ayrıntılarını paylaştı
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ülkenin dış diplomatik misyon şefleriyle gerçekleştirdiği yıllık toplantıda diplomasi anlayışında radikal bir değişime gidildiğini duyurdu.
Euractiv’in haberine göre Zelenskiy, büyükelçilerin başarısını belirleyen temel ölçütün bundan böyle Ukrayna’ya sağladıkları silah miktarı olacağını açıkladı.
Büyükelçilere protokol işlemlerini bir kenara bırakıp somut askeri yardıma odaklanmaları talimatını veren Zelenskiy, her diplomatın görev yaptığı ülkeden silah getirmesi ve hava savunma füzelerinin nereden tedarik edilebileceğini tam olarak bilmesi gerektiğini vurguladı.
Zelenskiy, büyükelçiliklerin performans göstergelerinin askeri teslimatlar ve finansal destek ekseninde yeniden yazılması çağrısında bulundu.
Askeri teçhizat ve savunma teknolojisi tedarikinin yalnızca askeri ateşelerin görevi olmadığını belirten Zelenskiy, bu sürecin doğrudan büyükelçilerin kendi diplomatik sorumluluğu haline geldiğini ifade etti.
Zelenskiy, diplomatik başarının düzenlenen toplantı sayıları veya sosyal medyadaki beğeni oranlarıyla değil; temin edilen silahlar, finansal kaynaklar ve alınan siyasi kararlarla ölçüleceğinin altını çizdi.
Konuşmasında Ukrayna’nın planlanan Avrupa anti-balistik füze projesi FREYJA hakkında da yeni ayrıntılar paylaşan Zelenskiy, bu çalışmayı ülkenin en iddialı fikirlerinden biri olarak tanımladı.
Tasarlanan girişim kapsamında Ukrayna, önleyici füze ile fırlatma sistemlerini üretecek; Avrupalı ortaklar ise radar, sensör ve diğer kritik teknolojileri sağlayacak.
Zelenskiy, şimdiden 10 ülkenin ve 12 savunma şirketinin katıldığı projenin yeni ortaklara açık kalmayı sürdürdüğünü kaydetti.
Kiev yönetiminin Drone Deal (İHA Anlaşması) girişimini de hızlandırdığını aktaran Ukrayna lideri, şu ana kadar dokuz ülkeyle anlaşma imzalandığını, 15 ülkeyle ise müzakerelerin devam ettiğini açıkladı.
Zelenskiy, oluşturulan bu çerçevenin Ukrayna savunma sanayisine her yıl düzenli finansman sağlayacağını, partner ülkelerin ise Ukrayna’nın muharebe sahasında test edilmiş teknolojilerine erişim elde ederek kendi güvenliklerini güçlendireceğini belirtti.
Güvenlik bürokrasisinde yeni atamalar
Zelenskiy, kabinede gerçekleştirdiği son revizyonun ardından güvenlik bürokrasisine yapılan iki yeni atamayı da duyurdu.
Eski Savunma Bakanı Rustem Umerov’un Ukrayna Dış İstihbarat Servisinin başına getirildiğini açıklayan Zelenskiy, bu görevlendirmenin diplomasiyi, savunma işbirliğini ve kilit ortaklarla yürütülen müzakereleri daha iyi koordine etmeyi sağlayacağını ifade etti.
Ukrayna Devlet Başkanı, İgor Klimenko’yu ise Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyinin yeni sekreteri olarak atadı. Konseyin, yaklaşan kış mevsimi öncesinde Ukrayna’nın direnç kabiliyetini koordine etmede daha büyük bir rol oynaması bekleniyor.
Diplomasi
Gürcistan’ın tek rafinerisi Rus petrolünü tamamen kesiyor

Gürcistan’ın tek petrol rafinerisi Kulevi, Rus ham petrolünü Kazakistan ve Libya menşeli hammaddelerle değiştirerek eylül sonuna kadar geçişi tamamlamayı hedefliyor. İşletmeci Black Sea Petroleum, Avrupa Komisyonu’nun tanıdığı altı aylık geçiş süresine uyduğunu açıkladı ve Libya petrolü için 2027 sonuna kadar geçerli sözleşme imzaladığını duyurdu.
Gürcistan’ın liman kenti Kulevi’deki tek petrol rafinerisi, Rus ham petrolünü Kazakistan ve Libya’dan gelecek hammaddelerle değiştirerek eylül ayı sonuna kadar tamamen Rus olmayan petrole geçmeyi planlıyor.
Tesisin işletmecisi Black Sea Petroleum (BSP), yayımladığı basın bülteninde bu stratejik değişimin takvimini ve yeni tedarik kaynaklarını resmen açıkladı.
Şirket, 1 Temmuz 2026 tarihinde yaptığı duyuruda, ağustos-eylül 2026 döneminde tamamen Rus olmayan ham petrol işleyeceğini ilan etmişti.
Kulevi Rafinerisi, temmuz ayı başında Kazakistan menşeli petrolü işlemeye başladı; kalan hacmin ise ağustos ayında işlenmesine devam edilecek.
Libya petrolü için uzun vadeli sözleşme
Black Sea Petroleum, 3 Temmuz’da uluslararası bir ticaret şirketiyle imzaladığı sözleşme kapsamında Libya’dan bir petrol sevkiyatının ağustos ayının ikinci yarısında Kulevi’ye ulaşacağını bildirdi.
Şirketten yapılan açıklamada, bu anlaşmanın 2027 yılı sonuna kadar geçerli olduğu ve uzatma seçeneği içerdiği belirtildi.
BSP, Avrupa Komisyonu’nun 24 Temmuz’da teyit ettiği altı aylık geçiş dönemine atıfta bulundu.
Komisyon, rafinerinin Rus hammaddesinden vazgeçmesi için tanınan süreyi doğruladı; şirket de attığı adımların “bu amaca ve zaman çizelgesine uygun” olduğunu kaydetti.
Şirket yetkilileri, tedarik çeşitlendirmesini sürdüreceklerini, düzenleyici kurumlarla yapıcı diyalog içinde olacaklarını ve Rus olmayan petrole geçiş sürecinde üretim istikrarını korurken “açık ve doğrulanabilir ilerleme kanıtları” sunacaklarını taahhüt etti.
Gürcü rafineri, Rus petrolünden vazgeçme kararını ilk kez 1 Temmuz’da duyurmuştu. BSP o tarihte, hammadde değişikliğinin tesise daha yüksek kâr marjlı pazarlara erişim imkanı sağlayacağını vurgulamıştı.
Şirketin verilerine göre tesis, 2026 yılının ilk yarısında 650 bin tondan fazla ham petrol işledi.
Black Sea Petroleum’un üretim planları arasında, 2027’nin ilk çeyreğinde yol bitümü ve ikinci çeyreğinde jet yakıtı üretmeye başlamak yer alıyor.
AB, Gürcistan’ın tek petrol rafinerisine yaptırım kararı aldı
AB yaptırımı ve artan Rus petrolü alımları
Avrupa Birliği’nin temmuz ayında üzerinde mutabık kaldığı 21. Rusya karşıtı yaptırım paketi, Kulevi Rafinerisi’ni de kapsadı.
Tesis, üç Rus ve bir Belarus rafinerisiyle birlikte yaptırım listesine alındı. Ancak Gürcü rafineriye yönelik AB yaptırımları önleyici nitelik taşıyor; bu önlemler, tesisin Rus petrolünü işlemeyi bırakmaması durumunda 25 Ocak 2027’de yürürlüğe girecek.
Moskova, söz konusu yaptırımları yasa dışı olarak nitelendiriyor.
Gürcistan’ın Rus petrolü alımları ise 2025 yılında belirgin bir artış gösterdi. Ulusal İstatistik Servisi’nin verilerine göre ülke, 2025’te Rusya’dan 95,8 milyon dolar karşılığında 225 bin 300 ton ham petrol satın aldı.
Bu rakam, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla 21 kattan fazla bir yükselişe işaret ediyor. Tedariklerin büyük bölümü, Kulevi Rafinerisi’nin faaliyete geçtiği 2025 sonbaharında gerçekleşti.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü








