Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, Rusya’nın nükleer uzay silahı geliştirme riskini ve muhtemel etkilerini hesapladı

Yayınlanma

ABD ve müttefikleri, Rusya’nın uyduları hedef alan nükleer bir silah geliştirme ihtimalini “gerçek bir tehdit” olarak değerlendirerek geniş kapsamlı simülasyonlar gerçekleştirdi. Uzmanlar ve askeri yetkililer, yörüngede gerçekleşecek bir nükleer patlamanın alçak dünya yörüngesindeki uyduların yüzde 80’ini devre dışı bırakabileceği, küresel çapta iletişim kaosuna yol açabileceği ve uzayı uzun süre kullanılamaz hale getirebileceği iddiasında bulunuyor.

Rusya’nın nükleer kapasiteli bir uydu savar silahı kullanma ihtimali, Amerika Birleşik Devletleri tarafından ciddi ve somut bir tehdit olarak değerlendiriliyor.

ABD ve müttefik ülkelerin askeri unsurları, uzay sektöründe faaliyet gösteren şirket temsilcileriyle birlikte, böyle bir silahın kullanılması durumunda nasıl hareket edileceğini anlamak amacıyla ilk karargah eğitimlerini gerçekleştirdi.

Yapılan değerlendirmelere göre, bu tür bir silahın devreye sokulması, alçak dünya yörüngesinde faaliyet gösteren uyduların yüzde 80’ine kadar olan kısmının doğrudan imhasına veya kademeli olarak devre dışı kalmasına yol açabilir.

Rusya’nın uydulara saldırmak üzere geliştirdiği nükleer silahlar, mart ayında tamamlanan “Apollo Insight” tatbikatlarının temel gündemini oluşturdu.

Uzmanlaşmış yayın kuruluşu Defense One’ın aktardığına göre, ABD Uzay Komutanlığı Başkanı General Stephen Whiting, Uzay Sempozyumu katılımcılarına tatbikata ilişkin ayrıntıları paylaştı.

Uzay Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, etkinliğin “yörüngedeki kitle imha silahlarına” odaklandığı belirtilerek, “Gerçekte görmeyi istemediğimiz bir olay olsa da Rusya’nın bu tür bir silahı fırlatma planlarına dair raporlar, bizi buna hazırlanmaya zorladı” ifadelerine yer verildi.

Gizli formatta icra edilen tatbikatlara Uzay Komutanlığı personelinin yanı sıra NASA, Enerji Bakanlığı ve ABD’nin diğer ilgili kurumlarından yetkililer ile İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda temsilcileri katıldı.

Ayrıca 60’tan fazla şirketin temsilcileri de “en kötü durum senaryosunu” tartışmak ve bu durumun önlenmesine yönelik sektörel çözümleri değerlendirmek üzere süreçte yer aldı.

Apollo Insight tatbikatı küresel kaos riskini ele aldı

General Whiting, The Times gazetesine verdiği mülakatta, uydulara yönelik bir saldırının küresel bir kaos yaratacağını ifade etti.

Whiting’e göre, Rusya’nın bu tür bir silah geliştirme çabaları, Ukrayna’daki savaşın başlangıcından bu yana uzayda izlediği saldırgan politikanın sertleşme eğilimiyle örtüşüyor.

Bu kapsamda, özellikle uydu haberleşmesi ve GPS sistemlerine yönelik “sürekli baskılama” faaliyetlerinin sivil yolcu uçaklarını riske atacak kadar büyük ölçekli bir boyuta ulaştığı kaydedildi.

Rusya’nın gelişmiş bir uzay gücü olmaya devam ettiğini ve uzay karşıtı silahlara yatırım sürdürdüğünü belirten Whiting, “Alçak dünya yörüngesindeki tüm ülkelerin uydularını tehlikeye atacak nükleer bir uydu savar silahını yörüngeye yerleştirme olasılığını değerlendiriyorlar ve böyle bir gelişmeye izin veremeyiz” dedi.

Whiting, Kremlin’in motivasyonunu şu sözlerle açıkladı:

“Amerika Birleşik Devletleri ve NATO’ya bakıyorlar ve konvansiyonel silahlar alanındaki üstünlüğümüzü görüyorlar. ABD ve NATO’nun pozisyonlarını zayıflatmanın, örneğin uzay kabiliyetlerimizi etkisiz hale getirmenin, savaş alanındaki şanslarını eşitlemeye yardımcı olacağını düşünüyorlar. İstihbarat kaynaklarımız ve yöntemlerimiz hakkında konuşmayacağım ancak bu raporun bizde ciddi endişe yarattığı aşikardır.”

Rusya’nın nükleer uydu savar silahı geliştirdiğine dair bilgiler ilk kez 2024 yılında kamuoyuna yansıdı. Bu durum, dönemin ABD Başkanı Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan tarafından da doğrulandı.

Savaş Bakanlığı Uzay Politikasından Sorumlu Müsteşar Yardımcısı John Plumb ise Kongre’de yaptığı konuşmada, olası bir patlamanın, yapay uyduların çoğunun bulunduğu 160 km ile 2000 km arasındaki alçak dünya yörüngesini bir yıl boyunca kullanılamaz hale getirebileceğini bildirdi.

Nükleer patlama 10 bin uyduyu etkisiz hale getirebilir

Bazı uzmanlar, bu tür bir silahın birincil hedefinin, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ne haberleşme desteği sağlayan Starlink uydu takımı olabileceğini değerlendiriyor.

Yılın başında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketi, Rus askeri unsurlarının yasa dışı olarak kullandığı Starlink terminallerini devre dışı bırakmıştı.

Whiting ve ABD Uzay Komutanlığı karargah tatbikatlarının sonuçlarını tam olarak açıklamadı; ancak Defense One, açık kaynaklarda bu tür bir silahın yörüngedeki uydulara verebileceği zararların ayrıntılı olarak tarif edildiğine dikkat çekti.

Güvenli ve barışçıl uzay keşfini savunan kar amacı gütmeyen kuruluş Secure World Foundation’ın son raporunda, saldırının iki aşamalı bir yıkıma yol açacağı belirtiliyor: İlk dalga nükleer patlamanın görüş alanındaki uyduları doğrudan etkileyecek; ikinci dalga ise yüksek düzeydeki radyasyona maruz kalan uyduları hedef alacak.

Raporda, “Bazı etkiler günler, haftalar hatta aylar boyunca hissedilecek; zira artan radyasyon seviyeleri korumasız uyduları kademeli olarak devre dışı bırakacak ve bu durum yıllarca sürebilir, tüm ülkelerin uzay kullanımını tehlikeye atabilir” değerlendirmesi yapıldı.

Böyle bir saldırının toplamda 10 bin kadar uyduyu saf dışı bırakabileceği öngörülüyor. Bu durum, askeri istihbarat ve hedefleme sistemlerine indirilecek yıkıcı darbenin yanı sıra; internet, mobil iletişim ve GPS gibi hizmetleri sağlayan küresel sivil uydu iletişiminin büyük kısmının kesilmesine neden olacak.

Uzmanlar, nükleer silahların uydulara karşı kullanılmasının, uluslararası uzay hukukunun temelini oluşturan 1967 tarihli Dış Uzay Antlaşması’nın açık bir ihlali olacağını ifade ediyor.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English