Diplomasi
ABD, Somali’nin Bosaso kentinde yeni askeri üs kuruyor

ABD, Somali’nin yarı özerk Puntland bölgesindeki liman kenti Bosaso’da hava saldırıları ve istihbarat operasyonlarını doğrudan yönetecek yeni bir askeri üs inşa ediyor. Aden Körfezi kıyısındaki üssün, IŞİD hedeflerine yönelik operasyonların yanı sıra yeni bir yerel terörle mücadele gücünün kurulmasını da kapsadığı bildirildi.
ABD ordusuna ait insansız hava araçları (İHA), 3 Eylül günü gün batımının hemen ardından Somali’nin yarı özerk Puntland bölgesindeki Al-Miskad dağlarında keşif uçuşlarına başladı.
Drop Site haber sitesine konuşan Puntland güvenlik yetkilileri, yerel makamlarca IŞİD militanlarının kalesi olarak görülen Togga Miraale ve Togga Baalade bölgelerinde gözetleme yapıldığını aktardı.
Yetkililer, İHA’ların Togga Baalade mevkiinde eşek arabasıyla ilerleyen şüpheli IŞİD militanlarını tespit ettiğini ve saat 20.30 sularında bölgeye hava saldırıları düzenlendiğini bildirdi.
Aynı gün Eş-Şebab’ın varlık gösterdiği Sanaag bölgesindeki Al-Madow dağlarında icra edilen keşif faaliyetleriyle eş zamanlı gerçekleşen operasyon, ABD’nin Somali’deki saldırılarında bir süredir devam eden görece sükuneti sona erdirdi.
Somali’deki operasyonları yürüten ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) konuya ilişkin açıklama taleplerini yanıtsız bıraktı. Ancak Puntland güvenlik yetkilileri, ABD’nin ülkedeki hava harekatlarının öngörülebilir gelecekte daha da yoğunlaşmasını beklediklerini kaydetti.
Bu askeri genişlemenin merkezinde ise geçen ay duyurulan ve Aden Körfezi kıyısındaki liman kenti Bosaso’da kurulması planlanan yeni ABD askeri üssü yer alıyor.
Yerel yetkililer IŞİD ile mücadelede ABD hava desteğinin şart olduğunu savunurken, bölgedeki Amerikan operasyonları binlerce sivilin ölümüne ve yerinden edilmesine yol açtığı gerekçesiyle eleştiriliyor.
Küresel deniz trafiğinin yaklaşık yüzde 25’inin geçtiği Aden Körfezi’nin kıyısında yer alan ve 1 milyon nüfusa sahip Bosaso, Doğu Afrikalı göçmenlerin Yemen ve Arap coğrafyasına geçişinde kritik bir insan kaçakçılığı güzergahı niteliğinde.
Bölge, ABD’nin dünyanın en stratejik deniz yollarından birini askerileştirme planının odağı haline geliyor. Karada ise ABD destekli Puntland bölgesel güçleri ile IŞİD militanları arasında Al-Miskad dağlarında yaklaşık iki yıldır süren yoğun çatışmalar devam ediyor.
ABD yönetimi, kuzey Somali’nin kurak ve dağlık arazisini IŞİD’in küresel operasyonlarını idare ettiği ana merkez olarak tanımlıyor.
Puntland’daki güvenlik kaynakları, Washington’ın Bosaso’da fiilen yeni bir üs inşa ederek askeri varlığını genişlettiğini, tesisin doğrudan muharebe, keşif ve deniz güvenliği operasyonlarında kullanılacağını ifade etti.
Yetkililer, Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) da bölgedeki faaliyetlerini büyüteceğini vurguladı.
Kapalı kapılar ardında imzalanan mutabakat
Özel harekat komutanı Tümgeneral Claude Tudor liderliğindeki AFRICOM heyeti, 2 Ağustos’ta Bosaso’da Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ile bir araya geldi.
Mogadişu’daki merkezi hükümete kağıt üzerinde bağlı olan yarı özerk bölgenin başkanlığı, görüşmenin ardından yayımladığı resmi bildiride yeni bir mutabakata varıldığını duyurdu.
Açıklamada, ABD’nin terörle mücadele operasyonlarını geliştirmek ve deniz güvenliğini korumak amacıyla Bosaso’daki askeri üssünü büyüteceği kaydedildi.
Ancak Drop Site’a konuşan beş ayrı Puntland güvenlik yetkilisi, yapılan resmi açıklamanın anlaşmanın gerçek mahiyetini çarpıttığını öne sürdü.
ABD’nin daha önce Bosaso’da herhangi bir askeri üssünün bulunmadığını belirten yetkililer, mevcut varlığın yalnızca AFRICOM ve CIA tarafından istihbarat merkezi olarak işletilen bir “ofis” olduğunu aktardı. Yeni projeyle birlikte bölgede sıfırdan bir askeri yapı kurulacağı belirtildi.
Mevcut düzende Bosaso’daki ofiste görevli AFRICOM personeli, hava desteği gerektiğinde Puntland kara güçleri ile komşu Cibuti’deki ana karargah arasında irtibat sağlıyor.
Yetkililer, Bosaso Havalimanı arazisinde inşa edilen yeni üssün tamamlanmasıyla birlikte ABD’nin hava saldırılarını ve muharebe uçuşlarını doğrudan bu şehirden gerçekleştireceğini kaydetti.
Güvenlik kaynakları, 2 Ağustos’taki imza töreninde fotoğraflanan Somalili heyet üyelerinin çoğunun anlaşma detaylarından haberdar olmadığını, mutabakatın ana hatlarının 27 Temmuz’da Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da Deni ile AFRICOM heyeti arasında yapılan gizli toplantıda kararlaştırıldığını ifade etti.
Bir yetkili, “Amerikalılar odaya girip taslağı çıkardı ve metin Deni tarafından imzalandı. Her şey Addis Ababa’da zaten pişirilmişti” dedi.
“Ağabey” rolündeki CIA ve gizli nakiller
ABD’nin Somali’deki hava saldırıları Donald Trump döneminde rekor seviyeye ulaştı. Göreve başlamasından kısa süre sonra Somali’deki üst düzey bir IŞİD hedefine yönelik operasyon emri veren Trump yönetimi altında, düşünce kuruluşu New America’nın verilerine göre ülkeye 205 hava saldırısı düzenlendi. Bu operasyonların yüzde 53’ü doğrudan IŞİD hedeflerini vurdu.
Somali’deki IŞİD yapılanması, 2015 yılında İngiliz-Somali vatandaşı din adamı Abdiqadir Mumin ve beraberindeki militanların Eş-Şebab’dan ayrılarak örgüte biat etmesiyle kuruldu.
Grup, 2016’da Aden Körfezi kıyısındaki Qandala kasabasını 38 gün boyunca kontrol altında tuttuktan sonra Al-Miskad dağlarına çekildi. Zamanla Etiyopya başta olmak üzere bölge ülkelerinden gelen yabancı savaşçıların çoğunluğu oluşturduğu bir yapıya dönüştü.
Puntland güvenlik yetkilileri, Bosaso’daki CIA personelinin yakalanan üst düzey yabancı IŞİD mensuplarını sorguladığını ve kararlarda “büyük bir ağabey” gibi sorgulanamaz ağırlığa sahip olduğunu aktardı.
Örgütün Somali kolunun mali sorumlusu olan ve 2019’da ABD Hazine Bakanlığınca yaptırım listesine alınan Abdiweli Mohamed Yusuf’un (Abdiweli Walalac) yakalanmasının ardından bu ofiste sorgulandığı ve ertesi gün gizlice Cibuti’ye götürüldüğü ifade edildi.
Geçen yıl 25 Temmuz’da Bari bölgesindeki Xumbeys kırsalında yerel bedevilerin arasına gizlenen Abdiweli, Puntland İstihbarat ve Güvenlik Teşkilatı (PISA) ile ABD unsurlarının helikopter baskınıyla yakalanmıştı.
Yetkililer, kamuoyuna daha önce “ABD destekli” olarak yansıtılan operasyonun sahadaki kontrolünün doğrudan Amerikan güçlerinde olduğunu ve hava korumasının da bizzat ABD tarafından sağlandığını vurguladı.
Yeni yerel vurucu güç kuruluyor
Bosaso Anlaşması’nın yalnızca hava harekatlarıyla sınırlı kalmadığı, ABD’nin bölgede terörle mücadele amacıyla yeni bir yerel vurucu güç oluşturmasını da içerdiği öğrenildi.
Asker sayısının henüz kesinleşmediği, ancak maaşların, teçhizatın ve askeri eğitimin tamamen ABD tarafından finanse edileceği bildirildi.
Washington daha önce de Somali’de benzer askeri yapılanmalara gitmişti. 11 Eylül sonrasında kurulan ve 2020’de ABD desteği kesilen Puntland Güvenlik Güçleri (PSF), sivil kayıplara ve yerleşim yerlerindeki çatışmalara karışmakla itham edilmişti. Barack Obama döneminde ise güney ve orta Somali’de Eş-Şebab ile savaşmak üzere kurulan seçkin birlik “Danab” (Yıldırım) doğrudan ABD tarafından donatılmıştı.
Bari vilayetindeki Al-Miskad dağlarında 18 aydır süren harekatta örgütün önemli ölçüde geriletildiği, öldürülen militanların en az üçte ikisinin doğrudan ABD hava saldırılarında hayatını kaybettiği bildirildi.
Ancak yerel kaynakların Afganistan’daki “Tora Bora”ya benzettiği sarp dağlık alanlarda halen IŞİD ceplerinin bulunduğu, yerinden edilen sivil halkın ise bombalı eylemler ve yağma olayları sebebiyle köylerine dönemediği aktarıldı.
Bosaso’daki askeri üs inşası Somali anayasası açısından ciddi hukuki ihtilafları da beraberinde getiriyor. Somali anayasasına göre yabancı devletlerle askeri mutabakat imzalama yetkisi yalnızca Mogadişu’daki federal merkezi hükümete ait bulunuyor.
Somali Savunma Bakanlığı ile Enformasyon Bakanlığı, Puntland yönetiminin ABD ile imzaladığı askeri mutabakat konusunda önceden bilgilendirilip bilgilendirilmediklerine dair soruları cevapsız bıraktı.
Diplomasi
NATO, Rusya’nın derinliklerini vurma planlarını yeniden ele alıyor

The Wall Street Journal gazetesi, NATO’nun kısıtlamaları kaldırarak Rusya topraklarının derinliklerine saldırı düzenleme yaklaşımını yeniden değerlendirdiğini yazdı. Planda uzun menzilli hassas silahlarla cephe gerisindeki üslerin, depoların ve sanayi tesislerinin vurulması öngörülüyor.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre NATO, Rusya’ya karşı izlediği yaklaşımları yeniden değerlendiriyor. İttifakın gündemindeki seçenekler arasında kısıtlamaların kaldırılması ve Rusya topraklarının derinliklerine saldırılar düzenlenmesi yer alıyor.
Gazete, yeni yaklaşımın yalnızca askeri birliklerin değil, cephe gerisindeki askeri üslerin, depoların ve sanayi tesislerinin de vurulmasını öngördüğünü yazdı. Gazeteye göre planın temel dayanağını hem yüksek maliyetli hem de daha uygun fiyatlı uzun menzilli yüksek hassasiyetli silah sistemleri oluşturuyor.
NATO ilk kez derinliklere yönelik saldırıları tartıştı
NATO temsilcileri, haziran ayında ittifak tarihinde ilk kez derinliklere yönelik saldırılara odaklanan bir sempozyum düzenledi.
ABD Hava Kuvvetleri Generali Alexus Grynkewich yönetiminde yapılan tartışmalar ve komuta kademesi tatbikatlarında, katılımcıların çok yakın zamana kadar açıkça dile getirmeye cesaret edemeyeceği bir başlık ele alındı.
NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Alexus Grynkewich, ekim ayında ittifakın “zafer teorisini” tanıttı.
Konsept, olası bir saldırı karşısında üç aşama öngörüyor: düşmanın ilk darbesinin caydırılması, saldırının devamının engellenmesi ve muharebe kapasitesinin düşürülmesi.
Avrupa’da askeri bir çatışmanın kaçınılmaz veya yakın olduğunu düşünmediğini vurgulayan Grynkewich, ittifakın “muhtemel olana değil, mümkün olana” hazırlanması gerektiğini belirtti.
General ayrıca NATO’nun düşmanı stratejik bir yenilgiye uğratmayı hedeflemediği, yalnızca ittifak topraklarının ele geçirilmesini önlemeyi amaçladığı güvencesini verdi.
Putin: “NATO ülkeleri doğrudan savaşa girmiş olur”
Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, daha önceki açıklamalarında uzun menzilli Batı silahlarının Rusya’yı vurmak için kullanılmasının “NATO ülkelerinin, ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin Rusya ile savaştığı anlamına geleceği” uyarısını yapmıştı.
Putin, “Mesele, NATO ülkelerinin askeri çatışmaya doğrudan katılıp katılmayacağına dair karar verilmesidir.” demişti.
Rusya’nın kimseyi tehdit etmediğini ve Moskova’nın Avrupa ile hiçbir savaş istemediğini dile getiren Putin, “Rusya da diğer tüm nükleer güçler gibi kendi nükleer ve stratejik potansiyelini geliştiriyor.” ifadelerini kullanmıştı. Putin, “Kimseyi tehdit etmiyoruz, kimseye saldırmaya niyetimiz yok; ne 29’da, ne 30’da, ne de 50’de.” diye konuşmuştu.
Bunun yanı sıra Putin, Moskova’nın NATO ülkeleriyle savaşmak için “hiçbir gerekçesi” olmadığını savunarak “Ne jeopolitik bir çıkar var, ne ekonomik, ne siyasi, ne de askeri.” değerlendirmesini yapmıştı.
Diplomasi
Xi, Trump ve Putin için APEC’te üçlü zirve girişimi

ABD, Rusya ve Çin, 18-19 Kasım tarihlerindeki APEC Zirvesi marjında Xi Jinping, Donald Trump ve Vladimir Putin arasında ilk kez üçlü bir liderler görüşmesi gerçekleştirmeyi müzakere ediyor. Washington ve Moskova temas konusunda ısrarcı davranırken, Ukrayna ve nükleer denetim başlıklarındaki görüş ayrılıkları nedeniyle Pekin henüz nihai kararını vermedi.
ABD, Rusya ve Çin’den üst düzey yetkililer, 18-19 Kasım tarihlerinde Çin’in Shenzhen kentinde düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi marjında Xi Jinping, Donald Trump ve Vladimir Putin arasında üçlü bir liderler zirvesi olasılığını ele alıyor.
Financial Times’a (FT) konuşan ve üç başkentteki temaslara vakıf kaynaklar, son iki haftadır devlet başkanları düzeyindeki ilk üçlü buluşmanın organizasyonuna dair ciddi görüşmeler yürütüldüğünü kaydetti.
APEC Zirvesi’ne katılması ve Çin Devlet Başkanı Xi ile bir araya gelmesi planlanan Trump, bir süre önce Putin’in de bu temasa dahil edilmesi fikrini gündeme getirmişti.
Ancak FT’nin kaynakları, ev sahibi Pekin’in zirvenin yapılıp yapılmayacağına ilişkin henüz kesin bir karar vermediğini aktardı.
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier de pazar günü yaptığı açıklamada, geçen haftaki görüşmelerinde olası üçlü zirveyi sorduğunda Xi’nin şaşkınlık yaşadığı izlenimi edindiğini bildirdi. Steinmeier, Çin liderinin bu söylentilerin nereden çıktığını sorduğunu aktardı.
Diplomatik temasların doğrudan üçlü formatta mı yürütüldüğü, yoksa ev sahibi Pekin’in Moskova ve Washington ile ayrı ayrı mı istişarelerde bulunduğu netlik kazanmadı.
Müzakerelerin seyrine yakın bir kaynak, ABD ve Rusya’nın Çin’in görüşmeyi kabul etmesi yönünde ısrarcı olduğunu ifade etti.
Zirvenin gerçekleşmesinin önündeki temel engellerden birini ortak bir gündem belirlenememesi oluşturuyor. Steinmeier’in aktardığına göre Şi, Ukrayna’daki savaşı ele almak üzere üçlü bir toplantı planı olmadığını belirtti.
Xi, söz konusu çatışmanın bir Avrupa meselesi niteliği taşıması nedeniyle Avrupalı tarafların müzakere masasında yer alması gerektiğini dile getirdi.
Moskova ise Avrupalı temsilcilerin bu tür görüşmelere katılmasına karşı çıkıyor. Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, ekim ayı sonunda yaptığı açıklamada, kasım ayında Birleşik Arap Emirlikleri’nde Ukrayna konusunda yapılması planlanan müzakerelerde Avrupalıların yer almayacağını belirterek “Kimse onları müzakere masasına davet etme niyetinde değil.” demişti.
Moskova’nın tutumunu bilen bir kaynak ise FT’ye, Shenzhen’de bir araya gelinmesi durumunda dahi Rusya’nın Ukrayna başlığında somut bir ilerleme beklemediğini savundu. Kaynak, Rusya’nın Çin’i krizin çözümünde öncü rol üstlenmek istememekle, çözüme yaklaşıldığı anda ise barış yapıcısı rolünü sahiplenmeyi hedeflemekle değerlendirdiğini ileri sürdü.
Diğer taraftan Trump, Pekin’in nükleer cephaneliğini hızla büyüttüğü gerekçesiyle nükleer silahların denetimi konusunu ele almak istediğini aktardı.
ABD ile Rusya arasındaki nükleer silah sınırlandırma anlaşmalarının süreleri de dolmuş durumda.
George W. Bush yönetiminde Asya konularında başdanışmanlık yapan Dennis Wilder, Çin yönetiminin on yıllardır bu konuyu müzakere etmeyi reddettiğine işaret ederek şöyle konuştu:
“Xi, üçlü bir toplantının gerçekleşmesini uluslararası arenadaki liderlik rolünü gösteren şahsi bir başarı olarak değerlendirebilir. APEC Zirvesi’nin kendi hedefleri oldukça mütevazı ve zirveden büyük sonuçlar beklemek pek olası değil.”
Pekin’in Ortadoğu diplomasisi hız kazandı
FT, olası zirvede İran dosyasının gündeme gelip gelmeyeceğinin henüz netleşmediğini bildirdi.
The Washington Post’un aktardığına göre ise Pekin, Ortadoğu’daki gerilimin düşürülmesi için diplomatik temaslarını yoğunlaştırdı.
Pazartesi günü Xi, ABD ile İran arasındaki müzakerelerde arabuluculuk yürüten Umman Sultanı’nı ağırladı.
Temas, iki ülke arasındaki 48 yıllık diplomatik ilişkilerde bir Umman devlet başkanının Pekin’e gerçekleştirdiği ilk ziyaret oldu.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi de İran ve Suudi Arabistan temsilcileriyle görüşmeler yaptı. Çin Dışişleri Bakanlığı, bölgedeki yedi ülkeye üç üst düzey temsilcinin gönderileceği bir diplomatik hamle başlatıldığını duyurdu.
Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamalarda Pekin’in Ortadoğu’da acil bir gerilimi düşürme sürecini ve bölgesel güvenlikte daha etkin rol almayı hedeflediği vurgulandı.
Demokrasileri Savunma Vakfı’nın Çin programı direktörü Craig Singleton, Pekin’in zamanlamasına ilişkin olarak, “Trump yeniden İran’ı tehdit ediyor, Körfez ülkeleri yeni bir gerilimden endişe duyuyor ve Riyad, Tahran’ı frenlemesi için Çin’den ilişkilerini devreye sokmasını talep etti.” değerlendirmesini yaptı.
Üçlü zirve ihtimaline ilişkin Çin Dışişleri Bakanlığı, FT’ye yaptığı açıklamada Pekin’in “Çin ve Rusya devlet başkanları arasındaki görüşmeye dair ilgili taraflarla temas halinde olduğunu” bildirdi ancak Trump’a değinmedi. Beyaz Saray konuya dair henüz bir yorum yapmadı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise FT’ye yaptığı açıklamada, “Böyle bir görüşmenin organize edilmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor.” dedi.
Diplomasi
Kiev’de gizli gözaltı merkezi: İşkence gören askerler hastaneye kaldırıldı

Kiev yakınlarında seferberlik personelinin alıkonulduğu ve işkenceye maruz kaldığı belirtilen bir binaya baskın düzenlendi. Olay yerinde dört yaralı asker hastaneye sevk edilirken, Cumhurbaşkanlığı Ofis Başkanı Kirill Budanov benzer tesislerin varlığını teyit etti ve resmi soruşturma başlatıldı.
Ukrayna’nın başkenti Kiev yakınlarındaki Petropavlovskaya Borşçagovka banliyösünde, seferberlik kapsamında askere alınanlar ile firar şüphelilerinin tutulduğu iddia edilen bir binaya protestocular baskın girişiminde bulundu.
Askerlere işkence yapıldığı ve tıbbi yardımın engellendiği iddialarıyla başlayan olaylar arbedeye dönüştü.
Yaşanan gelişmeler üzerine Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Ofis Başkanı Kirill Budanov dahil olmak üzere üst düzey yetkililer olay yerine gitti.
Sosyal medyada yayılan ve Ukrayna basınında yer alan görüntülerde, göstericilerin müstakil bir evin kapılarını zorladığı, kimliği belirsiz kişilerle arbede yaşandığı ve sağlık görevlilerinin içeri girmesinin ardından yaralı askerlerin binadan çıkarıldığı görüldü.
Olaylar, binanın bodrum katında silahlı kişilerin yaklaşık 40 kişiyi alıkoyduğu, bu kişileri darbettiği ve yakınlarıyla iletişim kurmalarını engellediği yönündeki iddiaların yayılmasıyla başladı.
İlk haberlerde içeride en az bir kişinin öldüğü ileri sürülse de polis daha sonra can kaybı yaşandığını yalanladı.
Tutulan kişilerin yakınlarının da aralarında yer aldığı onlarca kişi bina önünde toplanarak görüş izni karşılığında rüşvet istendiğini öne sürdü.
Özel bir ambulansın tıbbi müdahale için adrese gelmesi ancak sağlık personeline başlangıçta izin verilmemesi gerginliği tırmandırdı; polis de personelin ilk anda içeri alınmadığını kabul etti.
Görgü tanıklarının aktardığına göre göstericilerin kapıları zorlaması üzerine içerideki kişiler kalabalığa gaz sıktı. Bir polis memuru eşliğinde içeri giren kadın sağlık görevlisi, binada 25 ila 30 kişinin bulunduğunu, durumu ağır dört askerin hastaneye kaldırılması gerektiğini açıkladı.
Vücutlarında darp ve yara izleri görülen bu dört kişi tedaviye götürüldü. Yaralılardan birinin omurgasında ciddi bir rahatsızlık olduğu bildirilirken, yaralanmaların nedeni ve boyutu netlik kazanmadı.
Olay yerindeki videolara göre binadan çıkarılanlar arasında 14 yaşında bir çocuğun da yer aldığı iddia edildi, ancak çocuğun durumu ve gözaltında olup olmadığı teyit edilemedi.
“Biz işkence yapmıyoruz, birlik kuruyoruz”
Kiev bölge polisi, yasa dışı gözaltı ve ölüm iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek kamuoyuna resmi açıklamaları takip etme çağrısında bulundu.
Olay yerine gelen Ukrayna Ulusal Muhafız Komutanı Aleksandr Pivnenko ise kalabalığa hitap ederek binanın eğitim merkezlerine sevk edilmeyi bekleyen seferberlik personeli için geçici bir barınma ve kabul noktası olduğunu savundu.
Pivnenko, UNIAN haber ajansına yaptığı açıklamada, “Biz işkence yapmıyoruz, birlik kuruyoruz.” dedi.
Pivnenko, hastaneye sevk edilen dört kişinin birliklerinden firar ettikten sonra yakalandığını kaydetti.
Ulusal Muhafızlar bünyesindeki neo-Nazi Azov Taburu tesisin kendi unsurlarından birine ait olduğunu doğruladı.
Dört askerin yaralandığını kabul eden Azov yetkilileri, sistematik kötü muamele iddialarını reddetti ve yasa dışı bir şiddetin tespiti halinde gereken adımların atılacağını duyurdu.
Benzer tesislerin varlığı kabul edildi
Zelenskiy’nin Ofis Başkanı ve eski Askeri İstihbarat Başkanı Kirill Budanov da bölgeye gelerek incelemelerde bulundu.
Bazı hasta yakınlarının içeri girmesine ve içeridekilerle görüşmesine izin verildiğini belirten Budanov, müfettişlerin koşulları incelediğini bildirdi.
Budanov, Ukrayna’da “benzer birçok tesisin” yer aldığını kabul ederek bunların işleyişine ilişkin soruşturma başlatılacağını açıkladı.
Budanov’un müdahalesine rağmen gerginlik sona ermedi. Sivil giyimli kimliği belirsiz kişilerin göstericilere saldırmasıyla çatışmalar çıktı.
UNIAN muhabirinin karnına tekme atıldığı bildirilirken, başından yaralanan bir kişinin Budanov’a başvurduğu görüntülere yansıdı; Budanov yaralıya polise başvurmasını söyledi. Çatışmalar sırasında bina çevresinde silah sesleri duyulduğu öne sürüldü.
Hromadske muhabirleri ise askerleri tahliye etmek için getirilen bir otobüsün çevresinde kavgalar çıktığını aktardı.
Yetkililer kalan askerleri nakletmek isterken arbede yeniden şiddetlendi. Budanov, 14 askerin hastaneye sevk edilmesi gerektiğini belirterek göstericileri otobüsü engelleyip devirmeye çalışmakla suçladı.
Gösteriyi yasa dışı bir sokak eylemi olarak nitelendiren Budanov, kalabalığa dağılma çağrısında bulundu.
Ukrayna İçişleri Bakanlığı olayla ilgili resmi soruşturma başlatıldığını, Devlet Soruşturma Bürosu ile Askeri Ombudsmanlığın sürece dahil olduğunu bildirdi.
Askeri Ombudsman Olga Reşetilova, Ulusal Muhafız Komutanlığı ile ortak inceleme yürüttüklerini ve askerlerin tıbbi yardım aldığını duyurdu.
Uluslararası insan hakları örgütleri, 2014 yılındaki Meydan olayları ve Donbass’taki çatışmaların başlangıcından bu yana Ukrayna’daki gizli gözaltı merkezlerini belgelemişti.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 2016 tarihli ortak raporunda, Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile milliyetçi gönüllü birliklerin işlettiği gizli merkezlerde yargısız alıkoyma ve işkence vakalarına dikkat çekilmişti. Yetkililer ise izinsiz merkezlerin varlığını reddetmişti.
Son olaylar, zorunlu asker alım uygulamaları ve cepheden kaçış tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşti.
Ukraynalı milletvekili Aleksandr Fediyenko, ekim ayında yaptığı açıklamada birliklerini terk eden asker sayısının kesin olarak bilinmemekle birlikte 500 bine kadar ulaşabileceğini tahmin etmişti.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Asya1 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Asya2 hafta önceÇinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu
Dünya Basını2 hafta önceSavaş, petrolde varil başına 65 dolarlık bir savaş primi oluşturdu











