Bizi Takip Edin

Amerika

ABD Temsilciler Meclisinden üniversitelere İsrail boykotu cezası

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, İsrail’e yönelik boykotlara katılan yükseköğretim kurumlarının federal fonlarını kesmeyi öngören yasa tasarısını kabul etti. Genel Kurulda perşembe günü yapılan oylamada 169 oya karşı 237 oyla kabul edilen düzenleme Senatoya gönderildi.

ABD Temsilciler Meclisi, İsrail’e yönelik boykotlara dahil olan üniversitelerin federal mali yardımlardan mahrum bırakılmasını öngören tartışmalı yasa tasarısını kabul etti.

Cumhuriyetçilerin öncülük ettiği düzenleme, Gazze Şeridi’ndeki askeri harekatı nedeniyle Tel Aviv yönetimine yönelik hesap verebilirlik çağrılarını ve üniversite yerleşkelerinde Filistin ile sergilenen dayanışmayı hedef alıyor.

“2026 Ekonomik ve Akademik Özgürlüğü Koruma Yasası” başlıklı düzenleme, perşembe günü yapılan oylamada 169’a karşı 237 oyla kabul edildi.

Tasarıya yalnızca iki Cumhuriyetçi milletvekili karşı çıkarken, 33 Demokrat Partili vekil parti çizgisinin dışına çıkarak tasarı lehinde oy kullandı. Yasa teklifi bu aşamadan sonra Senatoya iletilecek.

H.R. 4795 sayılı yasa teklifi, federal öğrenci yardımı programlarından yararlanan yüksekokul ve üniversitelerin İsrail’e yönelik ticari boykotlara girişmesini yasaklıyor.

Uluslararası araştırmalar ve yabancı dil programları için “Title VI” fonu alan kurumların ise öğrencilerin veya öğretim üyelerinin işgal altındaki topraklardaki akademik programlara katılmasını engellemediğini ya da İsrailli öğrenci ve akademisyenlerin kendi yerleşkelerine girişini kısıtlamadığını belgelemesi şart koşuluyor.

Yasa tasarısının ortak sponsorluğunu Kuzey Carolina’dan Cumhuriyetçi Milletvekili Virginia Foxx ile New Jersey’den Demokrat Milletvekili Josh Gottheimer üstlendi.

Temsilciler Meclisi Eğitim Komisyonu Başkanı Tim Walberg, vergi mükelleflerinin parasının “İsrail’e karşı ayrımcılık yapan” kurumlara kesinlikle aktarılmaması gerektiğini savundu.

İsrail yönetiminin güçlü destekçilerinden Gottheimer ise BDS (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar) hareketinin “tek bir ülkeyi ve tek bir dini hedef alan” bir kampanya olduğunu dile getirdi.

Tasarının muhalifleri, düzenlemenin fiilen var olmayan bir soruna çözüm aradığını ve anayasa tarafından korunan ifade özgürlüğüne yönelik bir saldırı niteliği taşıdığını vurguladı.

Komisyondaki en kıdemli Demokrat Milletvekili Bobby Scott, ABD’deki hiçbir yüksekokul veya üniversitenin küresel BDS hareketine fiilen katılmadığına dikkat çekti. Scott, öğrenci ve akademisyen topluluklarının BDS’ye destek açıkladığını ancak üniversite yönetimlerinin bu talepleri uygulamaya koymayı reddettiğini hatırlattı.

Scott, Genel Kuruldaki değerlendirmesinde, “Antisemitizm nerede ortaya çıkarsa çıksın onunla mücadele etmeliyiz; ancak bunu koruma altındaki ifade özgürlüğünü cezalandırarak ya da bir öğrencinin görüşünü üniversite politikasıyla bir tutarak yapmamalıyız” ifadelerini kullandı.

BDS hareketine karşı olan New Yorklu Demokrat Milletvekili Jerrold Nadler de tasarıya aleyhte oy verdi. Nadler, katıldığı görüşleri korumanın tek yolunun katılmadığı görüşlerin de ifade edilmesini savunmaktan geçtiğini kaydetti.

Liberal Yahudi kuruluşu J Street de yasa teklifine karşı çıkan aktörler arasında yer aldı. Kuruluş, düzenlemenin İsrail yönetimi ile işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan yasa dışı yerleşimlerle bağlantılı şirketlere yönelik boykotları bir tuttuğu uyarısında bulundu.

J Street, tasarının İsrail’i istisnai bir konuma yerleştirdiğini, Yahudi öğrencileri korumaya hiçbir katkı sunmadığını ve antisemitizmle mücadele etmek yerine bu sorunu daha da alevlendirme riski taşıdığını bildirdi. Tasarıya Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) ise açık destek verdi.

Oylama, öğrenci ve öğretim üyelerinin İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşına karşı yaklaşık üç yıldır sürdürdüğü protestoların ardından geldi.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığının verilerine göre, 7 Ekim 2023 operasyonu ve İsrail’in ardından başlattığı askeri harekat neticesinde düzenlenen saldırılarda 73 binden fazla Filistinli yaşamını yitirdi, bölgedeki üniversiteler, okullar ve sivil altyapının büyük bölümü yerle bir edildi.

Üniversite yerleşkelerinde kurulan çadır kamplarında katliama son verilmesi ve üniversitelerin işgal ile savaştan kâr sağlayan şirketlerle olan mali yatırımlarını geri çekmesi talep ediliyordu.

Washington yönetimi ve müttefikleri söz konusu protestoları sıklıkla antisemitizm olarak niteledi. Trump yönetimi ise üniversiteleri çeşitli soruşturmalarla ve federal fonları dondurma tehditleriyle hedef aldı.

Kasım ayındaki ara seçimleri ve Trump’ın görev süresinin son iki yılında Kongre’deki çoğunluğu korumayı hedefleyen Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçileri, Gazze’deki kitlesel ölümler arttıkça İsrail’e yönelik eleştirilerini artıran Demokratlar arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştirmek için bu konuyu gündemde tutuyor.

Temmuz ayında, Gazze’deki harekatın soykırım boyutuna ulaştığı yönündeki suçlamalar eşliğinde, Temsilciler Meclisindeki 100’den fazla Demokrat vekil ABD’nin müttefiki olan İsrail’e yönelik bazı askeri yardımların kesilmesini öngören bir girişime destek vermişti.

Eleştirmenler, son yasa tasarısının 30’dan fazla ABD eyaletinde daha önce kabul edilen ve kamu yüklenicileri ile kamu kurumlarını İsrail’i boykot etmeyeceklerine dair taahhütte bulunmaya zorlayan BDS karşıtı yasal sürecin bir devamı olduğunu savunuyor.

İfade özgürlüğü savunucuları, bu eyalet yasalarının Anayasa’nın Birinci Ek Maddesi ile çeliştiğini uzun süredir dile getiriyor.

Temsilciler Meclisinde kabul edilen düzenleme ise bu baskıyı federal düzeydeki tüm öğrenci mali yardım sistemine genişletmeyi amaçlıyor.

ABD’de hiçbir üniversitenin resmi olarak BDS kararı almamasına karşın yasa teklifi, işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren kuruluşlar da dahil olmak üzere, İsrail yönetimiyle araya konacak sınırlı ticari veya akademik mesafeyi dahi federal fonların kesilme gerekçesi haline getiriyor.

Amerika

“Trump etrafında ördüğümüz ittifak artık yok”

Yayınlanma

ABD ara seçimlerinde Cumhuriyetçilerin yaşadığı ağır yenilgiden sonra, başkanlık seçimlerinde Trump ve çevresinde oluşturulan ittifaklar dağılmış görünüyor.

POLITICO’da yer alan değerlendirmeye göre Trump, iki yıl önce genç seçmenler ve azınlık grupları arasında önemli bir destek kazanarak yeniden göreve gelmişti.

PF Global tarafından yürütülen POLITICO Anketi’nin yeni sonuçlarına göre, popülerliği düşük olan İran savaşı ve düşen destek oranları nedeniyle bu kilit gruplar artık ondan uzaklaşıyor gibi görünüyor.

Geçen yılın sonunda, Hispanik Trump seçmenlerinin %56’sı kendilerini “MAGA Cumhuriyetçisi” olarak tanımlamıştı. Bu Ekim itibarıyla ise bu oran sadece %37’ye geriledi.

Geçen yılın sonunda, 20 ila 29 yaş arası genç Trump seçmenlerinin %50’si oy kullanacaklarından emin olduklarını belirtmişti. Bu Ekim itibarıyla ise bu oranı sadece %38’e düştü.

Seçim kampanyasındaki bu telaş, endişenin boyutunu ortaya koyuyor. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, salı günü Güney Teksas’ta son bir seçim turu düzenleyerek, Cumhuriyetçilerin bu bölgede, kitlesel sınır dışı etme ve ekonomi konusundaki Hispanik seçmenlerin endişelerini gidermek için çaba sarf etti.

Cumhuriyetçi Parti yetkilileri, süregelen enflasyon ve yüksek fiyatların, her ırktan işçi sınıfı seçmenler üzerinde yaratacağı etkiden endişe duyuyorlar.

Buna, sandığa yeterince güçlü bir şekilde gitmeyeceklerinden çok korktukları genç erkekler de dahil.

Ayrıca, seçmenlerinin rekor sayılarda sandığa akın ettiği görülen, siyah nüfusu yoğun bir dizi güney eyaletine (Mississippi, Güney Karolina ve hatta Louisiana gibi) son dakikada milyonlarca dolarlık kaynak aktardılar.

Cumhuriyetçilerin 2024 koalisyonunun dayanıklılığı, partinin geleceği için hayati bir sınav niteliğinde.

Cumhuriyetçilerin genç, Latin kökenli ve Siyah seçmenler arasında elde ettiği ilerlemeler, partiyi Washington’da üçlü iktidara (Başkanlık, Senato, Temsilciler Meclisi) taşımıştı.

Bu gruplardan gelen desteğin azalması, Cumhuriyetçileri 2028 başkanlık seçimleri için kazanma formülünü oluştururken yeniden başlangıç noktasına döndürebilir.

Üst düzey Cumhuriyetçiler, Teksas’ta yaşanan hezimet, Florida’daki kilit Temsilciler Meclisi koltuklarındaki kayıplar ve daha fazlasını önlemeye çalıştı ama Hispanik seçmenler üzerindeki etkilerini kaybetmelerini engelleyemediler.

Ankete göre, Trump’ın çekirdek tabanının bir parçası olan ve kendilerini MAGA olarak tanımlayan Hispanik Trump seçmenlerinin oranı, geçen Kasım ile bu Ekim arasında 19 puanlık bir düşüş gösterdi.

Bu seçmenlerin üçte ikisi ara seçimlerde hâlâ Cumhuriyetçilere oy verme niyetinde olsa da, Trump’ın gündemine duydukları memnuniyetsizlik açıkça ortada.

Anket, Hispanik Trump seçmenlerinin, Hispanik olmayan Trump seçmenlerine kıyasla son on yılda Demokratlara oy vermiş olma olasılığının daha yüksek olduğunu ve Trump yönetiminin toplu sınır dışı etme uygulamalarının fazla sert olduğunu düşündüklerini ortaya koydu.

Beyaz Saray’ın üst düzey yetkilisi Stephen Miller’ın öncülüğünü yaptığı Trump yönetiminin sert göçmenlik uygulamaları, ismini açıklamak istemeyen dört Kongre Cumhuriyetçisine göre, Hispaniklerin tepkisini tetikledi.

Bu durum, bir zamanlar Demokrat Kongre üyeleri Vicente Gonzalez ve Henry Cuellar’ı koltuklarından etmek için mükemmel fırsatlar gibi görünen fırsatlara zarar verirken, 2024 yılında başkanın 18 puan farkla kazandığı, yeniden çizilen bir seçim bölgesinde Cumhuriyetçi Kongre üyesi Monica De La Cruz’u da tehlikeye attı.

Bir grup Hispanik Cumhuriyetçi Kongre üyesi, endişelerini doğrudan Johnson’a ve üst düzey Beyaz Saray yetkililerine iletmeye devam ediyor.

Ne var ki, isminin gizli tutulması şartıyla konuşan Teksaslı bir Cumhuriyetçi stratejist şöyle konuşuyor:

“Benzin fiyatı 3,30 dolar yerine 2,50 dolar olsaydı kendimi daha iyi hisseder miydim? Evet. Ama ICE amcasını gözaltına alırken birine durumun düzeldiğine ikna etmeyi denemekte bol şans.”

Uzun süredir Trump’ın müttefiki ve Arizona Cumhuriyetçi Partisi’nin eski başkanı Gina Swoboda, “Trump döneminde kurduğumuz koalisyon artık lanet olsun ki yok,” dedi.

Wisconsin’in eski Cumhuriyetçi valisi ve 2016 başkanlık adayı, şu anda muhafazakâr Young America’s Foundation’ın başkanlığını yürüten Scott Walker ise, “İki yıl önce, Trump ve diğer Cumhuriyetçiler, Biden ve Harris’ten bıkmış olan bu seçmenleri kendi lehlerine kullandılar; iki yıl sonra durum iki yıl öncesine göre daha az kötü olabilir fakat seçmenler hâlâ endişeli,” dedi.

Beyaz Saray sözcüsü Lauren Bis, Trump’ın Cumhuriyetçiler için seçim kampanyası yürütmek ve “radikal solcu Demokratlar” ile aradaki farkı vurgulamak amacıyla “ülkeyi boydan boya dolaştığını” söyledi.

Bis, “Başkan Trump, Cumhuriyetçi Parti için tartışmasız lider, en iyi elçi ve eşsiz bir motivasyon kaynağı,” diye ekledi.

Cumhuriyetçi Ulusal Komitesi sözcüsü Natalie Baldassarre ise yaptığı açıklamada, “Trump yönetiminin Amerikan halkına verdiği sözleri yerine getirdiğini” ve başkanın “bu başarıları duyurmak için ülkeyi baştan başa dolaştığını” belirtti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’li teknoloji devlerinin gizli yapay zeka borcu 3,2 trilyon dolara yükseldi

Yayınlanma

ABD’li teknoloji devlerinin yapay zeka ile ilgili yükümlülüklerinden kaynaklanan bilanço dışı borçları hızla artmaya devam ediyor.

Bu borçlar altı ayda neredeyse iki katına çıkarak yaklaşık 3,2 trilyon dolara ulaştı. Yatırımcılar ise bitmek bilmeyen bu harcamalardan giderek daha fazla endişe duyuyor.

Nikkei Asia, Google’ın sahibi Alphabet, Microsoft, Amazon, Meta ve Oracle’ın en son finansal sonuç açıklamalarından ve tahminlerinden verileri derledi.

Teknoloji şirketleri, yapay zeka veri merkezlerini kurmak için tedarikçilerden çip setleri, sunucular ve elektrik tedarik ediyor.

Arz sıkıntısı nedeniyle erişimi güvence altına almak için genellikle birkaç yıllık sözleşmeler imzalıyorlar.

Bazıları ise kendi tesislerini kurmak yerine, bulut hizmeti sunan girişimlerden ekipman kiralıyor veya bilgi işlem kaynakları ayırıyor.

Henüz yerine getirilmemiş satın alma taahhütleri ve henüz başlamamış kiralama sözleşmeleri genellikle bilanço dışı kalemler olarak değerlendiriliyor.

Muhasebe kurallarına tam olarak uygun olsalar da, bunlar gelecekte muhasebeleştirilmesi muhtemel gizli borçlar olarak görülüyor.

Bu tür gizli borç, beş şirket genelinde yaklaşık 3,2 trilyon dolara ulaştı. Bunun yaklaşık %60’ı satın alma taahhütlerinden, %40’ı ise henüz başlamamış kiralama yükümlülüklerinden oluşuyor.

Toplam tutar şimdiden şirketlerin toplam varlıklarının yaklaşık %80’ine denk geliyor ve bu hız devam ederse yakında toplam varlıkları aşabilir.

30 Eylül itibarıyla en fazla gizli borca sahip olan şirket 1,05 trilyon dolarlık borçla Google. Bu rakam Mart sonuna kıyasla yaklaşık %160 daha yüksek.

Ne var ki, şirketin hesaplama metodolojisinin bir kısmını değiştirmiş olması nedeniyle doğrudan karşılaştırma yapmak zor.

Meta ikinci sırada yer alırken, onu Microsoft, Amazon ve Oracle izliyor.

Google, ana faaliyetlerinden elde ettiği gelirden daha fazla nakit akışını veri merkezlerine ve diğer sermaye harcamalarına yönlendiriyor.

Temmuz-Eylül çeyreğinde sermaye yatırımı kaynaklı nakit çıkışları 71,3 milyar dolara ulaştı.

İşletme nakit akışıyla birleştirildiğinde, bu hamleler yaklaşık 29 milyar dolarlık bir açık verdi ve bu, üst üste üçüncü çeyrekteki açığı işaret ediyor.

Şirket, güçlü talebi karşılamak için 2027’de harcamaları daha da artırmayı planlıyor.

Meta’nın bilanço dışı yükümlülükleri Eylül sonunda yaklaşık 810 milyar dolara ulaştı; bu rakam Mart sonuna göre %90 artış gösterdi.

Şirket, dış yatırımcı sermayesini kullanarak bilgi işlem kapasitesini artırıyor. Temmuz ayında, ABD’li yatırım şirketi BlackRock ile bir ortak girişim kurduğunu duyurdu ve veri merkezlerini kiralamak üzere bir anlaşma imzaladı.

Meta ayrıca Nisan ayında, ABD’li startup CoreWeave’den 2032 yılına kadar yaklaşık 21 milyar dolar değerinde bulut kapasitesi satın almayı kabul etti.

Bu şirketlerin gizli borçlarının bir kısmı, CoreWeave gibi girişimlerin kredi itibarını güçlendirmeye de hizmet etti.

Bilançoları daha zayıf olsa bile, bu şirketler teknoloji devleriyle yaptıkları sözleşmelerle desteklenen gelecekteki satışlara sahip oldukları için bankalardan ve yatırımcılardan finansman çekebiliyorlar.

Gelgelelim bu eşi görülmemiş altyapı yatırımı patlamasında artık değişim sinyalleri ortaya çıkıyor.

CoreWeave’in tahvil fiyatları Ekim ayında düşüş yaşadı ve bu durum, bazen “neocloud sağlayıcıları” olarak da adlandırılan, yapay zeka odaklı bulut girişimlerinin finansal sağlığı konusunda endişeleri artırdı.

Bu tür şirketlerin çoğunun bulut hizmetleri dışındaki gelir kaynakları sınırlı. Bu da, artan faiz oranlarının ek fon toplama sürecini zorlaştırması ve veri merkezlerine yönelik yatırımların devamını tehlikeye atması durumunda, bu şirketleri savunmasız bırakıyor.

Yatırımcıların endişeleri, kredi notu yüksek teknoloji şirketlerinin kendilerinin yapacağı devasa yapay zeka harcamaları konusunda da artıyor.

Geçen hafta açıklanan finansal sonuçların ardından, hem Alphabet hem de Amazon, 2027 ve sonrasında yatırımlarını genişletmeye devam etme planlarını ortaya koyduktan sonra hisseleri keskin bir düşüş yaşadı.

Beş şirket arasında en az gizli borcu olan Oracle, mali durumu konusunda özellikle ciddi endişelerle karşı karşıya. Şirketin hisseleri, yaklaşık bir yıl önceki zirve seviyesine kıyasla %60’ın üzerinde değer kaybetti.

Şirket, yatırımcıları rahatlatmak amacıyla, geçen hafta temel kazançlar ile sermaye harcamaları arasındaki dengeyi yansıtan serbest nakit akışını, Aralık 2027 ile Mayıs 2028 arasındaki dönemde pozitif seviyeye geri getireceğini açıkladı.

Günümüzün yapay zeka sektörü, teknoloji devleri, çip üreticileri, yapay zeka geliştiricileri ve yeni nesil bulut sağlayıcıları arasındaki uzun vadeli satın alma anlaşmaları ağı üzerine kurulu.

Yatırım, finansman ve garantiler birbirini pekiştirerek kredi itibarını artırıyor ve şirketlerin finansal piyasalardan büyük meblağlar toplamasına olanak tanıyor.

Fakat tüm bu kredi itibarı hâlâ birkaç teknoloji devine bağlı durumda. Yapay zeka yatırımları mevcut hızıyla devam ederse ve kârlar beklentileri karşılayamazsa, piyasanın bu şirketlere olan güveni sarsılabilir ve bunun yansımaları hem teknoloji sektörüne hem de daha geniş finansal sisteme yayılabilir.

Okumaya Devam Et

Amerika

Kaliforniya’da sandık açıldı: Yüzde 5’lik servet vergisi geride kaldı

Yayınlanma

Kaliforniya’da milyarderlerin servetinden yüzde 5 oranında tek seferlik vergi alınmasını öngören yasa teklifi, sayılan oyların yüzde 56’sının ret çıkmasıyla düşme noktasına geldi. Karşıtlarının 330 milyon dolarlık kampanya yürüttüğü düzenleme, eyaletteki Demokratları ve teknoloji dünyasını böldü.

ABD’nin Kaliforniya eyaletinde milyarderlerin servetine bir defaya mahsus yüzde 5 vergi getirilmesini öngören tartışmalı yasa teklifinin sandıktan geçmesi beklenmiyor.

New York Post gazetesinin haberine göre, oyların yaklaşık yarısının sayıldığı aşamada 40 Numaralı Teklif’e seçmenlerin yüzde 44’ü destek verirken, yüzde 56’sı ret oyu kullandı.

Eyalette halk oylamasına sunulan 14 konu arasında en sert tartışmalara yol açan düzenleme, varlıkları 1 milyar doları aşan mükelleflerin ve vakıf fonlarının mal varlıklarından tek seferlik yüzde 5’e varan vergi alınmasını içeriyor.

Sendikalar ile sol Demokratları teknoloji dünyasının önde gelen isimleriyle karşı karşıya getiren teklif, eyaletteki Demokrat partilileri de böldü.

Düzenlemeye karşı 330 milyon dolar harcandı

Vergi tasarısına karşı yürütülen kampanyanın maliyeti 330 milyon doları aştı. Teklifin düşürülmesi için 100 milyon dolardan fazla kaynak aktaran Google kurucu ortaklarından Sergey Brin, muhalefetin en görünür aktörleri arasında yer aldı.

Düzenlemenin eyalet ekonomisini olumsuz etkileyeceği uyarısında bulunan Brin, Building a Better California adlı siyasi eylem komitesini fonladı.

Söz konusu komite, yeni vergilerin getirilmesini sınırlandıran ve seçmen onaylasa dahi milyarderler vergisini geçersiz kılabilecek iki alternatif girişimi destekledi.

Kaliforniya Valisi Gavin Newsom ve Demokrat Parti’den vali adayı olan Xavier Becerra da tasarıya karşı çıktı.

Newsom ve Becerra, verginin zengin girişimcileri, şirketleri ve istihdamı eyalet dışına iteceğinden endişe ettiklerini dile getirdi.

Diğer taraftan Kaliforniya Demokrat Partisi ağustos ayındaki kurultayında teklife destek kararı aldı. Vermont Senatörü Bernie Sanders da tasarı lehinde açıklamalarda bulundu.

Gelir beklentisi ve harcama hedefleri

Teklifi hazırlayanlar, düzenleme sayesinde 100 milyar dolar gelir sağlanacağını hesaplıyordu. Bu gelirin yaklaşık yüzde 90’ının sağlık hizmetlerine, geri kalan kısmının ise eğitim ve gıda yardımlarına ayrılması planlanıyordu.

Bunun yanı sıra Kaliforniya Yasama Analiz Ofisi, potansiyel gelirin birkaç yıl içinde ancak on milyarlarca dolar düzeyinde kalacağını öngördü.

Eyaletten taşınan altı girişimcinin toplam vergi yükümlülüğü yaklaşık 30 milyar doları bulabilirdi.

Vergi girişimini, sağlık çalışanları sendikası SEIU United Healthcare Workers West’in başkanı Dave Regan başlattı. Sendika, konunun halk oylamasına taşınabilmesi için 20 milyon doları aşkın harcama yaptı, ardından teklifin kabul edilmesi amacıyla yaklaşık 33 milyon dolar daha topladı.

Regan, federal düzeyde sağlık bütçesinde yapılan kesintilerin eyalet sakinleri için risk oluşturduğunu, yeni verginin bu nedenle zorunlu hale geldiğini kaydetti.

Milyarderler eyaletten ayrılma hazırlığında

Teklifin gündeme gelmesiyle birlikte bazı zengin girişimciler olası ödemelerden kaçınmak amacıyla ikametlerini değiştirmeye yöneldi.

Fortune dergisinin aktardığı verilere göre, aralarında Google kurucu ortakları Larry Page ve Sergey Brin, yatırımcı Peter Thiel, yönetmen Steven Spielberg ile Uber’in eski tepe yöneticisi Travis Kalanick’in de yer aldığı en az altı milyarder, 1 Ocak 2026 tarihine kadar eyaletten taşınacağını açıkladı.

Meta kurucusu Mark Zuckerberg de eyaletten ayrılmayı değerlendiren isimler arasında yer aldı.

Ancak Wired’ın aktardığı bilgilere göre Zuckerberg, sekiz yıl boyunca Meta genel merkezinin bulunduğu Kaliforniya’da veya ilgili bölgede ikamet etmeyi taahhüt eden bir anlaşmaya imza attı.

Zuckerberg için hesaplanan potansiyel vergi yükümlülüğünün yaklaşık 12 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Öte yandan resmi adres değişikliği vergi muafiyeti için kesin bir güvence sağlamıyor.

Financial Times gazetesi, eyalet yetkililerinin milyarderlerin Kaliforniya’yı daimi ikametgah olarak görüp görmediğini denetleyebileceğini ve taşınmanın gerçeği yansıtmadığına hükmedilmesi durumunda ödemeleri tahsil edebileceğini aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English