Bizi Takip Edin

Avrupa

AB’den yeni sanayi hamlesi: Altı adımlık plan açıklanacak

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan bir taslağa göre Brüksel, ağır sanayiyi korumak ve temiz teknolojide iddiasını ortaya koymak için altı adımlık bir planı açıklamaya hazırlanıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından temmuz ayında yeniden seçilmesinden önce açıklanan Temiz Sanayi Anlaşması önümüzdeki çarşamba günü başkan yardımcıları Teresa Ribera ve Stéphane Séjourné tarafından 26 Şubat’ta sunulacak.

Plan, AB’nin sanayi üretimini sürdürmek için Çin ve ABD ile rekabet etme girişimini tanımlayacak.

Euractiv tarafından elde edilen taslakta, “Avrupa’nın sanayi tabanı kimliğimizin merkezinde yer alır ve rekabet edebilirliğimiz için elzemdir,” deniyor.

Planda “ticari itici güçler” olarak adlandırılan altı faktör tanımlanıyor: ucuz enerji, öncü pazarlar, finansman, döngüsellik ve malzemelere erişim, küresel pazarlar ve beceriler.

Fon sorunu devam ediyor

Fakat planda en acil soru, yani para ve finansman meselesi hâlâ cevapsız. Belgede vurgulandığı üzere “AB sanayisi sermayeye acil erişime ihtiyaç duyuyor.”

AB’nin uzun vadeli bütçe müzakereleri başlamak üzereyken, plan sanayi garantileri için milyarlarca dolarlık bir rakama ihtiyaç olduğunu vurguluyor fakat henüz bir rakam taahhüt etmiyor.

Ayrıca, AB’nin zor durumdaki otomotiv sektörünü kurtarmaya yönelik bir strateji için 5 Mart, çelik planı için de mart ayında henüz belirtilmemiş bir tarih belirleniyor.

Biyoekonomi ve sürdürülebilir taşımacılığı kolaylaştıran gevşek tanımlı stratejilerin yanı sıra 2025’in sonlarında bir kimyasallar paketi de gelecek.

Kamu İhale Yasası 2026’da revize edilecek

Çin ve ABD’nin sert eleştirilerine maruz kalması muhtemel bir hamle olarak plan, Avrupalı firmalara yönelik bir “tercihi”, “stratejik sektörlerde” bloğun tedarik pazarının “yapısal bir özelliği” haline getirmeyi de taahhüt ediyor.

Plan, bu tür politikaların firmaların “pazara giriş engellerini aşmalarına” yardımcı olabileceğini ve “üreticilerin üretimlerini artırmaları için teşvik” sağlayabileceğini de ekliyor.

“Hedeflenen zorunlu ve yerel içerik kriterleri, ulusal harcamaları AB’nin daha geniş karbonsuzlaştırma ve rekabetçilik gündemiyle uyumlu hale getirebilir,” diyen rapor, AB’nin mevcut Kamu İhale Çerçevesi’nin revize edilmesine yönelik resmi bir teklifin 2026 yılında sunulacağını da ekliyor.

ABD ve Çin’in plana tepki göstermesi bekleniyor

Savunma alımlarında “Avrupa tercihi ilkesi” geçen yıl İtalya eski başbakanı Mario Draghi tarafından AB’nin rekabet gücüne ilişkin etkili raporunda önerilmişti. Öneri, “Avrupalı olmayan şirketlere karşı haksız ayrımcılık” yapacağını savunan ABD’li şirket grupları tarafından hızla kınanmıştı.

Teklifin Brüksel’i Pekin’in “ikiyüzlülük” suçlamalarına da açık hale getirmesi muhtemel görülüyor. Zira geçen ay AB yönetimi Çin’i kamu ihalelerinde Avrupalı tıbbi cihaz üreticilerine karşı “sistematik ayrımcılık” yapmakla suçlamıştı.

POLITICO’ya göre ise planla birlikte AB, kendi iklim çabalarına “bir doz ‘Avrupa Ürünleri Satın Al’ enjekte etmek” istiyor.

Plan, “Made in Europe” iklim dostu ürünlere yönelik talebi canlandırıcı tedbirleri Temiz Sanayi Anlaşması’nın merkezine yerleştirirken, AB’nin temel temiz teknoloji bileşenlerinin yüzde 40’ının blok içinde üretilmesine yönelik mevcut bir hedefi de teyit ediyor.

Bu amaçla Komisyon, hükümetlerin ve diğer kamu kurumlarının bu tür malları satın almasını sağlamak için kotalar belirlemek istiyor.

Enerji sorununu çözmede Avrupa Yatırım Bankası göreve çağrılıyor

Stratejinin bir diğer önemli parçası da enerji fiyatlarının düşürülmesi ve fosil yakıtların yerini alacak daha ucuz yeşil enerjinin yaygınlaştırılması.

Taslak, AB’nin bugün yüzde 23 olan ekonomisinin yüzde 32’sini 2030 yılına kadar elektriklendirmesini öneriyor ve aynı tarihe kadar her yıl 100 gigawatt yeni yenilenebilir elektrik kapasitesi çağrısında bulunuyor. Bu çabanın bir parçası olarak, yenilenebilir enerji izinlerini hızlandıran yeni bir mevzuat öneriyor.

Enerji vergilerinin hafifletilmesine ilişkin yeni vaatler ve elektrik şebekelerine ilişkin yasal bir paket de dahil olmak üzere enerjiyle ilgili önlemlerin birçoğu, POLITICO tarafından elde edilen “Erişilebilir Enerji için Eylem Planı” adlı ek bir belgede de ele alınıyor.

AB yürütme organı, AB’nin kredi kolu olan Avrupa Yatırım Bankasından (EIB), ihtiyaç duyulan elektrik şebekesi bileşenleri için ön yatırımların kolaylaştırılmasına yardımcı olmasını ve uzun vadeli endüstriyel enerji sözleşmelerini desteklemesini isteyecek.

Fakat AYB desteğinin miktarı taslakta hâlâ tanımlanmamış durumda.

Taslak ayrıca “AB yapımı temiz üretim için iş durumunu iyileştirmek üzere … kısa vadeli rahatlama” vaat ediyor. Plan, AB’nin bu çabanın arkasına para koyacağını söylüyor, fakat miktar belirsiz bırakılıyor.

Devlet yardımları konusunda belge, daha basit kurallar ve rüzgar ve güneş gibi belirli teknolojiler için ayrı destek programlarının yanı sıra bataryalar gibi temiz teknoloji üretimi için yardım vaat ediyor.

Karbon sınır vergisinde basitleştirmeye gidilecek, ortaklarla mali ve yasal işbirliği yapılacak

Planda yer alan bir diğer konu ise enerji tasarruflu ve dijital teknolojilerin yapı taşları olan kritik hammaddeler. Komisyon, şirket grupları için “ortaklaşa hammadde satın almak” üzere özel bir “AB kritik hammadde merkezi” kurmayı planlıyor.

Ayrıca bu malzemelerin daha fazla geri dönüştürülmesi ve hammadde atıklarının ihracatının sınırlandırılması için tedbirler alınmasını istiyor.

Ticaret konusunda Komisyon, bürokratik yükleri azaltmak için yeni karbon sınır vergisini “önemli ölçüde basitleştirmeyi” ve bu önlemi bu yıl bir revizyonla genişletmeyi ve ardından gelecek yıl bir yasa teklifi sunmayı öneriyor.

Ayrıca, “ortaklarla stratejik temiz değer zincirleri geliştirmek için” düzenleyici işbirliği ve mali desteğin bir karışımı olan yeni “Temiz Ticaret ve Yatırım Ortaklıkları”nın AB’nin diğer ülkelerle olan serbest ticaret anlaşmalarını “tamamlayacağı” sözünü veriyor.

22 sayfalık taslakta beceri ve sosyal konulara iki sayfadan daha az yer ayrılırken, esas olarak sanayinin vasıflı işgücüne erişiminin sağlanmasına odaklanılıyor.

Avrupa

NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

Yayınlanma

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.

Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.

German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.

Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.

Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.

Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.

ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.

Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.

Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.

Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.

Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.

Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.

Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.

İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.

Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.

Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı

Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.

Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.

Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.

B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.

Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.

Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.

Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.

Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.

Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20

Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü

Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.

Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.

Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.

F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.

Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.

Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.

İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.

Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.

Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.

Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.

Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir

Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.

Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.

Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.

Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.

2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.

Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.

Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.

Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.

Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.

Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak

Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.

Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.

Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.

Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.

Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.

Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.

Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Masonlar genç üye avında: Giriş yaşı 40’ın altına düştü

Yayınlanma

İngiltere’deki masonlar, giderek yaşlanan üye profilini yenilemek amacıyla kapılarını gençlere açtı ve üniversite yapılanmalarına ağırlık verdi. Birleşik Büyük Loca, yürütülen açık kapı günleri ve sosyal medya kampanyaları sayesinde yeni katılanların yüzde 47’sinin 40 yaş altı kişilerden oluştuğunu duyurdu.

İngiliz masonları, üye profilinin hızla yaşlanması üzerine örgütlenme stratejisinde köklü değişikliğe giderek genç nüfusu bünyesine katmak için harekete geçti.

Financial Times gazetesinin haberine göre, geleneksel kapalılığıyla bilinen yapı, toplumla daha açık ilişki kurma yolunu seçti.

İngiltere ve Galler Birleşik Büyük Locası (UGLE) verilerine göre, geçmişte yaklaşık 500 bin olan üye sayısı günümüzde 175 bin seviyesine kadar geriledi.

UGLE Büyük Sekreteri Adrian Marsh, yeni katılımcı kazanımının teşkilatın uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi için temel bir zorunluluk haline geldiğini kaydetti.

Sayıları giderek azalan örgüt, son yıllarda gençlere ulaşmak amacıyla üniversitelerde özel localar kurmaya başladı. Öğrenci oryantasyon dönemlerinde etkinlikler düzenleyen ve halka açık günler ilan eden geleneksel yapı, geçmişte yalnızca üyelere açık olan tarihi binaları ile tören simgelerini ziyarete açtı.

Uygulanan yöntemler sonucunda, organizasyona yeni girenlerin yüzde 47’sini 40 yaş altı bireyler oluşturdu. Bu oran 2020 yılında yüzde 45 seviyesindeydi.

17’nci yüzyıldan bu yana varlığını sürdüren ve dünya genelinde yaklaşık 6 milyon üyesi bulunan yapı, kendisini felsefi, hayırsever ve ilerici bir kardeşlik örgütü olarak tanımlıyor.

Yapı, ana hedeflerini “ahlaki gelişim” ve dünyayı tanıyarak daha iyiye taşıma çabası olarak açıklıyor.

Şeffaflaşma adımlarına karşın, organizasyonun İngiltere’deki devlet kurumları ve ticari ağlar üzerindeki olası nüfuzuna dair tartışmalar sürüyor.

Yürütülen bir araştırmada, Londra Finans Merkezi (City of London) Belediye Meclisi üyelerinin yaklaşık üçte birinin masonik bağlarını beyan ettiği ortaya çıktı.

Süreç içerisinde Londra Emniyet Teşkilatı, olası çıkar çatışmalarının önüne geçmek amacıyla personeline geçmişteki ya da mevcut masonluk bağlarını bildirme zorunluluğu getirdi.

Masonların bu kararı iptal ettirmek için mahkemeye yaptığı başvuru reddedildi.

Glasgow Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren tarihçi Andrew Prescott, genç üye bulma sıkıntısının yaklaşık yarım asırdır devam ettiğini belirtti.

Prescott, modern gençliğin asırlık karmaşık ritüelleri öğrenmek yerine, daha esnek kuralları bulunan kulüpleri tercih ettiğini vurguladı.

The Telegraph gazetesinin ocak ayındaki haberine göre, İngiltere’deki localar üye toplamak amacıyla Facebook ve benzeri sosyal medya platformları üzerinden ilk kez geniş çaplı sponsorlu reklam kampanyaları başlattı.

Country genelindeki birimler, yayınladıkları ilanlarla doğrudan üyelik çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English