Ortadoğu
ABD’nin 14 milyar dolarlık Hizbullah planı

Rus araştırmacı Denis Korkodinov, Pentagon’a ait gizli bir belgeyi açıkladı. ‘Guardian’s Resolve’ adlı planın, Hizbullah’ı 14,2 milyar dolarlık bütçeyle silahsızlandırmayı, savaşçılara maaş bağlamayı ve bölgelerini yeniden imar etmeyi hedeflediği öne sürüldü. Planın, ABD’li diplomat Tom Barrack’in daha önce dile getirdiği “ekonomik çözüm” fikirleriyle benzerlik taşıdığı belirtiliyor.
Rus bir araştırmacı, ABD Savunma Bakanlığından (Pentagon) sızdırılan ve Hizbullah’ı silahsızlandırmayı amaçlayan gizli bir planı kamuoyuyla paylaştı.
“Guardian’s Resolve” (Muhafızın İradesi) adını taşıdığı belirtilen planın, örgüt mensuplarına mali güvence sağlanması, silahlarının satın alınması ve nüfuz sahibi olduğu bölgelerin yeniden imar edilmesi gibi maddeler içerdiği öne sürülüyor.
El-Ahbar gazetesinin bir medya kaynağından edindiği bilgiye göre, Uluslararası Siyasi Analiz ve Tahmin Merkezi (DIIPETES) İcra Direktörü Dr. Denis Korkodinov, merkezlerinin özel kanallar aracılığıyla “çok gizli” olarak sınıflandırılmış bir belgeye ulaştığını belirtti.
Korkodinov, belgenin, ABD ve İsrail’in Hizbullah’ı silahsızlandırmayı ve Lübnan’daki siyasi ve güvenlik ortamını yeniden şekillendirmeyi hedefleyen ortak planının bir parçası olduğunu iddia etti.
Korkodinov, el-Ahbar’a yaptığı açıklamada, belgenin operasyonun hukuki, askeri, mali ve medya boyutlarına ilişkin ayrıntıları ortaya koyduğunu söyledi. Ancak gazete, Korkodinov’un gösterdiği belgelerin doğruluğunu veya içeriğinin kesinliğini teyit edemediğini de haberine ekledi.
14 milyar dolarlık bütçe
Korkodinov’un aktardığına göre plan, 14,2 milyar dolarlık bir bütçeye sahip.
Bu bütçenin 2,5 milyar dolarının Pentagon’un 2026 mali yılı dış operasyonlar bütçesinden, 1,2 milyar dolarının Lübnan ordusunun yeniden teçhizatlandırılmasından ve 500 milyon dolarının askerlerin yeniden entegrasyonunu amaçlayan “Altın Kalkan” programından karşılanması öngörülüyor.
Geriye kalan 10 milyar doların ise Dünya Bankası yönetiminde kurulacak Güney Lübnan’ı yeniden imar fonuna ayrılacağı belirtiliyor.
Bütçenin yüzde 70’inin ekonomik ve insani yardımlara, yalnızca yüzde 17’sinin ise doğrudan askeri ihtiyaçlara ayrılması, stratejik olarak askeri çözümlerden sosyoekonomik kökenlere odaklanmaya geçildiğini gösteriyor.

Askeri ve hukuki boyut
Plana göre, “Levant” adıyla Delta Force ve Deniz Piyadeleri birliklerinden oluşan ortak bir görev gücü kurulacak.
Bu güce, Kıbrıs’taki Andreas Papandreu Hava Üssü’nde konuşlu 12 adet MQ-9 Reaper tipi insansız hava aracı ile Akdeniz’deki USS Gerald R. Ford uçak gemisinde bulunan 6 adet F-35A savaş uçağı destek verecek.
Korkodinov, “Plan, 15 Kasım 2025’e kadar Güney Lübnan ve Bekaa’da, Merceyun, Bint Cubeyl, Hasbaya, Nebatiye ve Baalbek’te Lübnan ordusu ile ABD özel harekât birliklerinin ortak denetiminde beş silah toplama merkezi kurulmasını öngörüyor,” dedi.
Hukuki dayanak olarak ise ABD yasaları, BM Güvenlik Konseyinin 1559 ve 1701 sayılı kararları ve “İran’ın istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine karşı koyma” konulu bir başkanlık direktifinin gösterildiğini belirten Korkodinov, bu dayanakların zayıf olduğunu kaydetti.
Korkodinov, “BM kararları uluslararası bir koalisyonun güç kullanmasına açıkça izin vermiyor ve iç başkanlık direktifi, BM’nin 7. Bölüm kapsamındaki bir yetkisinin yerini tutamaz,” diye konuştu.
Ekonomik vaatler ve enformasyon savaşı
“Altın Kalkan” programı kapsamında, teslim edilen her ağır silah için 20 bin dolar, her bireysel silah için 5 bin dolar ödeme yapılması planlanıyor.
Ayrıca, savaşçılara küçük işletmeler kurmaları için 30 bin dolara varan hibeler ve iki yıl boyunca ayda 500 dolar maaş verilmesi de vaatler arasında yer alıyor.
Korkodinov’a göre plan, başlangıçta 85 milyon dolar ayrılan ve 2025 sonuna kadar 150 milyon dolara çıkarılabilecek bir “enformasyon savaşı” bölümü de içeriyor.
Bu kapsamda, “Yeni Lübnan’ın Sesi” adıyla yeni bir radyo istasyonu kurulması ve sosyal medyada Hizbullah liderliğini hedef alan kampanyalar düzenlenmesi hedefleniyor.
Tom Barrack’in fikirleriyle örtüşüyor
Rus araştırmacının iddiaları, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’in Lübnan’a yaptığı ziyaretler sırasında dile getirdiği “ekonomik çözüm” önerileriyle paralellik gösteriyor.
Barrack, Hizbullah’ın zorla silahsızlandırılmasının garantisi olmadığını ve örgütün savaşçıları ile sivil kurumlarda çalışan destekçilerine alternatifler sunulması gerektiğini savunuyordu.
Barrack, Güney Lübnan ve Bekaa’da büyük bir imar ve kalkınma programının, Hizbullah unsurlarını ve tabanını örgütten uzaklaştırmaya yardımcı olabileceğini belirtmişti.
ABD’nin, Hizbullah’ın çatışmaları durdurması ve askeri yapısını lağvetmesi karşılığında Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni büyük mali harcamalar yapmaya ikna etmeye hazır olduğuna dair haberler de basına yansımıştı.
Barrack’in bir süre önce Tel Aviv’i ziyaret ederek İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüştüğü ve Lübnan’daki yönetime yardımcı olmak için bombardıman ve suikastların durdurulması gerektiğini ilettiği de biliniyor. Ancak Netanyahu’nun bu taleplere olumlu yanıt vermediği anlaşılmıştı.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü










