Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Trump’ın Ankara ve Şam’daki jokeri: Thomas Barrack kimdir?

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın dostu ve milyarder yatırımcı Thomas J. Barrack, Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi olarak atandı. Barrack, geleneksel diplomatik süreçler yerine sonuç odaklı ‘olay diplomasisi’ yaklaşımıyla Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırılmasına öncülük ederken, Türkiye ile F-35/S-400 krizinin çözümünü ve Lübnan’da Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını hedefliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın en güvendiği isimlerden biri olan milyarder yatırımcı Thomas J. Barrack, hem ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi hem de Suriye Özel Temsilcisi olarak yürüttüğü çifte görevle Orta Doğu’da alışılmışın dışında bir diplomatik misyon yürütüyor.

Kırk yılı aşkın finans, hukuk ve hükümet tecrübesini, özellikle Orta Doğu’daki derin ticari bağları ve Başkan Trump ile olan ‘şahsi dostluğuyla’ birleştiren Barrack, Amerika’nın bölgedeki politikasını yeniden şekillendirmek için sonuç odaklı ve “olay diplomasisi” olarak adlandırdığı bir yaklaşım benimsiyor.

Barrack, Mart 2025’te Başkan Trump tarafından Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne aday gösterildi ve Nisan 2025’te Senato’dan onay alarak 14 Mayıs 2025’te resmi olarak görevine başladı. Bu atamadan kısa bir süre sonra, 23 Mayıs 2025’te, Ankara’daki büyükelçilik görevini sürdürürken aynı zamanda ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi olarak atandı.

Ankara’da yeni dönem: F-35 ve S-400 krizi çözülüyor mu?

Barrack, Ankara’daki görev süresi boyunca Türkiye’nin hak ettiği değeri her zaman görmediğini düşündüğü önemli bir bölgesel aktör ve NATO müttefiki olduğunu sık sık vurguladı.

İki ülke arasındaki güveni yeniden tesis etmek için Başkan Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki güçlü kişisel ilişkilere güvendiğini belirtti.

Barrack, NATO zirvesinde Erdoğan’ın Trump’ın yanında durduğu bir anı anlatırken, Trump’ın kamuoyundaki imajının aksine “aslında tatlı, nazik ve kibar” olduğunu ve iki liderin “gerçekten birbirlerinden hoşlandıklarını” ifade etti.

En somut diplomatik girişimlerinden biri, Ankara’nın Rus S-400 hava savunma sistemini almasıyla başlayan ve Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasına ve CAATSA yaptırımlarına yol açan krizi çözme taahhüdü oldu. Barrack, bu anlaşmazlığın 2025 sonuna kadar çözülebileceğine inandığını kamuoyuna açıkladı.

Trump ve Erdoğan’ın diplomatlarına bir çözüm bulmaları için talimat vereceğini ve ABD Kongresi’nin de “akıllı bir çözümü” destekleyeceğini söyledi.

Barrack, “Beş yıldır tartışılan tüm bu konular; F-35’ler, F-16’lar, S-400’ler, yaptırımlar, gümrük vergileri… Yeter artık,” diyerek taraflara bu meseleleri bir kenara bırakma çağrısında bulundu.

Şam’da ‘olay diplomasisi’: Yaptırımlar kalktı, 7 milyar dolarlık anlaşma imzalandı

Barrack’ın Suriye Özel Temsilcisi olarak atanması, Washington’un Esad rejiminin Aralık 2024’te düşmesinin ardından Suriye politikasında önemli bir değişikliğe gittiğinin sinyalini verdi.

Trump yönetiminin yeni politikası, geçmişteki “ulus inşası” çabalarından uzaklaşarak yaptırımların kaldırılması, ekonomik yeniden yapılanma ve istikrarın sağlanmasına odaklanıyor.

Barrack, bu yaklaşımı “süreç diplomasisi” yerine olay diplomasisi olarak tanımlıyor ve “icraat ve sonuçlara” öncelik verildiğini belirtiyor.

Bu politikanın ilk adımı, Başkan Trump’ın 14 Mayıs’ta “Suriye’ye yönelik yaptırımları yırtıp atma” kararıyla atıldı.

Hemen ardından Hazine Bakanlığı, 23 Mayıs’ta Suriye’ye yönelik kapsamlı yaptırımları kaldıran bir genel lisans yayımladı ve Sezar Yasası kapsamındaki yaptırımlara 180 günlük bir muafiyet tanındı.

Barrack, bu süreci yönetmek için Suriye’nin geçici Devlet Başkanı Ahmed eş-Şaraa ile 24 Mayıs’ta İstanbul’da, 29 Mayıs ve 9 Temmuz’da ise Şam’da bir araya geldi.

Bu görüşmelerin somut bir sonucu olarak, 29 Mayıs’ta Suriye ile Katarlı, ABD’li ve Türk şirketlerinden oluşan bir konsorsiyum arasında 7 milyar dolarlık bir enerji anlaşması imzalandı.

Aynı zamanda, yenilenen diplomatik ilişkilerin bir sembolü olarak Şam’daki ABD Büyükelçiliği rezidansı yeniden açıldı.

Masadaki zorlu başlıklar: SDG entegrasyonu ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması

Ekonomik cephede kaydedilen ilerlemeye rağmen, askeri güçlerin entegrasyonu gibi konularda önemli zorluklar devam ediyor. Barrack, Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yeni Suriye ordusuna entegrasyonu için yapılan görüşmelerde aktif rol alıyor.

Fakat en büyük anlaşmazlık, SDG’nin yeni ordu içinde bir bütün olarak mı kalacağı, yoksa üyelerinin bireysel olarak mı dağıtılacağı konusunda yaşanıyor.

Barrack, bunun büyük bir sorun olduğunu kabul ederek, taraflar arasında güven inşa etmenin gerekliliği nedeniyle ilerlemenin “bebek adımlarıyla” gerçekleştiğini belirtti.

Barrack’ın diplomatik çabaları Lübnan’a da uzandı. Bu hafta Beyrut’u ziyaret ederek, ABD’nin Hizbullah ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılmasını amaçlayan önerisine Lübnan hükümetinin verdiği yanıtı aldı.

Barrack, yedi sayfalık yanıttan “inanılmaz derecede memnun kaldığını” söylese de yanıtın detayları kamuoyuna açıklanmadı. ABD’nin önerisinin, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını Lübnan için ekonomik reformlara ve İsrail’in ülkedeki askeri operasyonlarını sona erdirmesine bağladığı bildiriliyor.

Barrack, Lübnan için “tek ulus, tek halk, tek ordu” hedefini yineleyerek, Başkan Trump’ın somut ilerleme olmadan müzakerelere devam etme “sabrı olmadığını” savundu.

Lübnan kökenli bir emlak devinin portresi

28 Nisan 1947’de Kaliforniya’da doğan Thomas Joseph Barrack Jr., Lübnan’ın Zahle kentinden göç eden Katolik bir ailenin torunu.

Bu mirasına diplomatik temaslarında sık sık atıfta bulunuyor. Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldıktan sonra kariyerine bir finans avukatı olarak başladı. 1972’de Suudi Arabistan’a gönderildi ve burada bir Suudi prensle yakın ilişkiler kurdu. 1982’de Başkan Ronald Reagan tarafından İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olarak atandı.

Hükümet hizmetinin ardından finans sektörüne dönen Barrack, 1990 yılında, daha sonra DigitalBridge’e dönüşecek olan küresel özel sermaye şirketi Colony Capital’ı kurdu.

Şirket, onun liderliğinde dünya çapında 200 milyar dolardan fazla sermaye yatırımı yaparak dünyanın en büyük gayrimenkul yatırım firmalarından biri haline geldi. Bu kariyeri boyunca, özellikle Orta Doğu’daki yatırımcılar ve hükümetlerle geniş bir küresel ilişki ağı kurdu.

Trump ile dostluğu ve geçmişteki hukuki süreçler

Barrack’ın Donald Trump ile on yıllara dayanan yakın bir dostluğu bulunuyor. Trump’ın 2016 başkanlık kampanyasında kıdemli danışman olarak görev yaptı ve seçimlerin ardından 58. ABD Başkanlığı Yemin Töreni Komitesi’nin başkanlığını yürüterek 100 milyon dolardan fazla bağış topladı.

Ancak bu yakın ilişkiler ve özellikle BAE ile olan bağlantıları, hukuki sorunları da beraberinde getirdi. Temmuz 2021’de yabancı bir hükümet adına kayıtsız ajanlık yapma suçlamasıyla tutuklandı.

Ancak Kasım 2022’de tüm suçlamalardan beraat etti. Daha önce de Trump’ın ilk döneminin son günlerinde, 2019’daki “üniversiteye kabul skandalı” ile ilgili olarak başkanlık affından yararlanmıştı.

Ortadoğu

Goldman Sachs’tan petrol fiyatları için kritik öngörü

Yayınlanma

Bloomberg’in aktardığı Goldman Sachs Group Inc. raporuna göre, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki tedarik kesintilerinin sürmesi halinde Brent petrolün varil fiyatı 2026’nın son çeyreğinde 120 doların üzerine çıkabilir. Ortadoğu’daki gerilimin düşeceği varsayımıyla mevcut tahminlerini bu yılın son çeyreği için 80 dolar, gelecek yıl için ise 75 dolar olarak belirleyen analistler, sevkiyat hatlarındaki olası aksamaların fiyatları hızla yukarı taşıyabileceğini öngörüyor.

Goldman Sachs Group Inc. analistleri, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan tedarik süreçlerindeki aksamaların sürmesi ve Kızıldeniz’in Husiler tarafından kapatılması durumunda, Brent petrolün varil fiyatının 2026 yılının dördüncü çeyreğine kadar 120 doların üzerine çıkabileceğini öngörüyor.

Bloomberg’in aktardığı analizde, Ortadoğu’daki gerilimin düşeceği varsayımı üzerine kurulan mevcut öngörülerin, Brent petrolün varil fiyatını bu yılın son çeyreğinde 80 dolar, gelecek yıl ise 75 dolar olarak belirlediği kaydedildi.

Analistler, Ortadoğu’daki gerilimin tırmanması ve Basra Körfezi’nden öngörülen tedarik hacminin çatışma öncesi seviyelerin yüzde 45’inin altına gerilemesinin petrol fiyatlarını yeniden yükselişe geçirdiğini ifade etti.

Bu kapsamda, Hürmüz Boğazı’ndaki nakliye kesintileri ve Kızıldeniz’de yaşanabilecek olası sorunlar nedeniyle fiyatların keskin bir şekilde yükselebileceği uyarısı yapıldı.

Temmuz ayında ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırıların yeniden başlaması ve Tahran destekli Yemenli Husilerin Suudi Arabistan’dan yapılan sevkiyatları engelleme tehditleri üzerine Brent petrolün varil fiyatı yeniden 91 doların üzerine çıktı.

Yemen, Riyad yönetiminin yaklaşık 12 yıldır kendilerine uyguladığını belirttikleri kuşatmaya yanıt olarak Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan ettiklerini duyurdu.

Hürmüz Boğazı’nın kapatılması durumunda Suudi Arabistan, petrolünü Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na taşıyarak ablukayı kısmen aşma seçeneğine sahip bulunuyor.

Ancak bu alternatif güzergah, Husilerin kontrol ettiği kıyı şeridinin yakınından geçerek Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan bir diğer dar geçit olan Babülmendep Boğazı’na ulaşıyor.

Arap Yarımadası ile Afrika kıtası arasında stratejik bir geçit konumunda olan Babülmendep Boğazı, küresel deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sini ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ticaretinin yüzde 8’ini barındırıyor.

Londra ICE borsası verilerine göre, eylül vadeli Brent petrol fütüresinin varil fiyatı şu anda 88,73 dolar seviyesinden işlem görüyor. Brent petrolün fiyatı nisan ayı sonunda 126 doları aşmıştı.

Reuters’ın geçen hafta kaynaklara dayandırdığı haberde, ABD’nin İran’ın enerji altyapısına saldırması halinde Tahran’ın Husilerden Kızıldeniz’i kapatmalarını talep ettiği öne sürülmüştü.

Habere göre Husiler, Babülmendep Boğazı bölgesine füze ve insansız hava araçları yerleştirerek ticari gemilere saldırmak için talimat bekliyor.

Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Husilerin Kızıldeniz’deki limanlara veya gemilere düzenleyeceği olası saldırıların, Ortadoğu’dan yapılan iki ana petrol ihracat rotasının aynı anda kesintiye uğramasına yol açacağı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Husiler Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etti

Yayınlanma

Yemenli Husiler, pazartesi günü Suudi Arabistan’a deniz ablukası uygulayacaklarını açıkladı. Bu adım, ABD’nin İran’la yürüttüğü savaşta yeni bir cephenin açılması ihtimalini gündeme getirirken, küresel enerji arzı ve ticaret açısından Körfez’in ötesine uzanan yeni tehditler doğurdu.

Gerilim, savaşta Amerikan askerleri açısından en kanlı dönemlerden birinin ardından tırmandı. Pentagon, pazartesi günü, İran’ın cuma günü Ürdün’deki bir Amerikan üssüne düzenlediği saldırıda ölen iki ABD askerinin kimliğini açıkladı. Yetkililer ayrıca, çatışmada kayıp olduğu bildirilen üçüncü bir askere ait olabileceği değerlendirilen, kimliği henüz belirlenememiş kalıntılara ulaşıldığını bildirdi. Ayrı bir olayda ise dördüncü bir Amerikan askeri, Kuzey Irak’ta düşürülen İran’a ait tek yönlü saldırı insansız hava aracından kalan patlamamış mühimmatın “kontrollü biçimde imha edilmesi” sırasında öldü.

Husilerin abluka ilanının ardından Yemen’deki Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, yaptığı açıklamada bu adıma güç kullanarak karşılık vereceğini bildirdi. Koalisyon ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasının ardından Suudi petrolü için kritik ihracat güzergâhı haline gelen Babülmendep Boğazı’ndan geçen gemilerini korumaya yönelik önlemleri uygulamaya başladığını açıkladı.

Husiler bu açıklamayı, Tahran ile Washington’ın geçen ay imzalanan kırılgan geçici anlaşmanın karşılıklı saldırılarla işlevsiz hale gelmesinden sonra yaptı. Öte yandan taraflar müzakere mesajı da verdi. İran Dışişleri Bakanlığı, arabulucuların Tahran’a bazı “öneriler” sunduğunu belirterek diplomatik temasların sürdüğü mesajını verdi, ancak ayrıntı paylaşmadı.

Petrol fiyatları Husi açıklamasının ardından kısa süreliğine yükseldi, ancak yatırımcıların diplomatik çözüm umudunu korumasıyla daha sonra geriledi. Kızıldeniz’den mal taşımanın sigorta maliyetleri ise ticari gemilere yönelik risklerin artması nedeniyle yükseldi.

İran, ABD’nin İran’daki enerji altyapısına saldırılarını sürdürmesi halinde Husilerin Kızıldeniz’e açılan Babülmendep Boğazı’nı kapatmalarını istemişti.

Boğazın tamamen kapanması, Suudi Arabistan’ın petrol ihracatının büyük bölümünün bölgeden çıkarılamaması nedeniyle küresel petrol arzını yüzde 7 azaltabilir. Bu kesinti, Körfez’deki savaşın petrol sevkiyatlarında yol açtığı ve hâlihazırda küresel arzın yüzde 10’una denk gelen büyük düşüşe eklenecek.

Husilerin silahlı kuvvetleri açıklamalarında, Suudi Arabistan’ın Yemen’e uyguladığı “haksız ve zalim kuşatmaya” karşılık olarak “göze göz ilkesi temelinde, suçlu Suudi düşmanına karşı derhal yürürlüğe girecek bir deniz ambargosu” ilan ettiklerini bildirdi.

Ateşkesi yeniden sağlamak için diplomatik girişim

Üst düzey bir İranlı yetkili pazartesi günü Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın arabuluculardan 10 günlük bir ateşkes önerisi aldığını söyledi. Girişimin, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşı kalıcı biçimde sona erdirecek bir anlaşmanın önünü açması hedeflenen geçici mutabakatı kurtarmayı amaçladığı belirtildi.

Ne İran Dışişleri Bakanlığı ne de Reuters’a konuşan yetkili, gündemde olduğu belirtilen ateşkes görüşmelerine ilişkin ayrıntı verdi.

Pakistan hükümetinden iki kaynak ise İran İçişleri Bakanı İskender Mümini’nin Pakistan’dan çatışmadaki arabuluculuk rolünü yeniden üstlenmesini istediğini söyledi. Mümini daha sonra yeni görüşmeler için İslamabad’a gitti.

Diplomatik girişimler, ABD’nin İran kentlerine yönelik yeni bir gece saldırısının ve İran Devrim Muhafızları’nın bölgedeki Amerikan askerî unsurlarına düzenlediği saldırıların ardından geldi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, pazartesi öğleden sonra ABD saatiyle İran’a yönelik yeni bir saldırı dalgası başlattığını açıkladı.

Savaşın başlamasından ve İran’ın hayati önemdeki Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasından bu yana yükselen benzin fiyatları nedeniyle ülke içinde artan siyasi baskıyla karşı karşıya kalan ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik son saldırıları, son İran saldırılarında ölen Amerikan askerlerinin intikamının alınması olarak savundu.

Trump pazartesi günü Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, “İran ne zaman bir Amerikan askerini öldürürse, bunun bedelini katbekat ödeyecek! Bu talimat Savaş Bakanı Pete Hegseth’e, Genelkurmay Başkanı Daniel Caine’e ve ordudaki tüm komutanlara iletilmiştir” dedi.

İran: Tankerler patladı

İran Devrim Muhafızları Ordusu, iki petrol tankerinin boğazdan “güvenli olmayan” bir güzergâh üzerinden geçmeye çalışırken patladığını açıkladı. Devrim Muhafızları pazar günü, aynı bölgede iki geminin bir “kazaya” karıştığını bildirmişti. İki olayın birbiriyle bağlantılı olup olmadığı ise netleşmedi.

Reuters olayı bağımsız olarak doğrulayamadı. Devrim Muhafızları’nın açıklamasında gemilerin kimliklerine veya can kayıplarına ilişkin ayrıntı verilmedi.

İngiltere Deniz Ticareti Operasyonları Kurumu da Hürmüz Boğazı’na bakan Umman açıklarında bir geminin kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdi.

İran’da Tebriz, Çabahar, Konarek, Bender Mahşehr ve Bender İmam Humeyni’de patlamalar meydana geldiği bildirildi. Devlet haber ajansı IRNA’ya göre Tebriz’in güneybatısında bir kişi öldü, birkaç kişi de yaralandı.

Devrim Muhafızları, Ürdün’ün Akabe Havalimanı’ndaki Amerikan uçaklarını balistik füzelerle hedef aldığını açıkladı. Açıklamada ayrıca Kuveyt’teki El-Adiri Kampı ve Ali es-Salim Hava Üssü’ndeki askerî unsurlar ile Suriye’deki bazı mevzilerin de vurulduğu belirtildi.

Bahreyn’de pazartesi boyunca sirenler çaldı. Kuveyt ordusu ise salı sabahının erken saatlerinde hava savunma sistemlerinin İran’a ait insansız hava araçlarını yeniden önlediğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Güney Lübnan’da pilot bölgeler için ilk askeri adım atıldı

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı, Lübnan ve İsrail arasındaki Üçlü Çerçeve Anlaşması kapsamında Froun, Srifa ve Zawtar el-Garbiye köylerinde pilot bölge operasyonlarının başladığını duyurdu. Roma’da geçen hafta yürütülen müzakerelerin ardından Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu himayesinde başlatılan süreç, tarafların aşamalı olarak sahada konumlanmasını hedefliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Lübnan’ın güneyinde yer alan Froun, Srifa ve Zawtar el-Garbiye köylerinde pilot bölge operasyonlarının başladığını bildirdi.

Yapılan açıklamada sürecin, Lübnan ile İsrail arasında varılan Üçlü Çerçeve Anlaşması doğrultusunda ve Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu himayesinde yürütüldüğü kaydedildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Bu dönüm noktası, İsrail ve Lübnan arasında geçen hafta Roma’da gerçekleştirilen görüşmelerin doğrudan bir sonucudur” ifadesini kullandı.

Girişimin Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu tarafından yönetildiğini belirten Pigott, “Amerika Birleşik Devletleri, Çerçeve Anlaşması’nın başarıyla tamamlanması amacıyla her iki tarafla yakın işbirliği içinde çalışmaya devam edecektir” dedi.

Sürecin sahaya yansımasına ilişkin Lübnan ordusundan da bir açıklama yapıldı. Askeri birliklerin Froun ve Srifa köyleri dahil olmak üzere Lübnan’ın güneyindeki görevlerini icra etmeyi sürdürdüğü belirtilen açıklamada, “Eş zamanlı olarak, İsrail’in çekilmesinin ardından Zawtar el-Garbiye beldesinde konuşlanma faaliyetlerine başlamak üzere Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu ile koordinasyon yürütülmektedir” denildi.

Lübnan ordusu ayrıca, vatandaşların kendi güvenlikleri için Zawtar el-Garbiye’ye seyahat etmemelerini ve bölgede konuşlu askeri birliklerin direktiflerine uymalarını istedi.

Pilot bölge operasyonlarının başladığına dair bu duyuru, Beyrut ve Tel Aviv yönetimlerinin geçen ay ABD ara buluculuğunda imzaladığı çerçeve anlaşmasına rağmen İsrail güçlerinin Lübnan’daki askeri saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde geldi.

Söz konusu anlaşma, İsrail güçlerinin işgal altında tuttuğu tüm Lübnan topraklarından aşamalı olarak çekilmesini öngörüyor.

Bu sürecin, henüz tam olarak tanımlanmamış iki bölgede pilot uygulama ile başlatılması kararlaştırılmıştı. Belirli bir takvim içermeyen anlaşmada, çekilmenin tamamlanması şartı, Lübnan ordusunun İsrail güçlerince boşaltılan alanlarda güvenlik sorumluluğunu tamamen üstlenmesine ve Hizbullah dahil tüm silahlı grupların silahsızlandırılmasına bağlanıyor.

Lübnan resmi verilerine göre, 2 Mart tarihinden bu yana düzenlenen İsrail saldırılarında Lübnan’da 4 bin 328 kişi hayatını kaybetti, 12 bin 227 kişi ise yaralandı.

İsrail, güney Lübnan’da bazılarını on yıllardır kontrol altında tuttuğu, bazılarını ise Ekim 2023 ile Kasım 2024 arasındaki savaşta ele geçirdiği toprakları işgal etmeye devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English