Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, Batı Şeria’daki yerleşimci terörünü kınadı

Yayınlanma

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Batı Şeria’da bir Filistin köyünü ve Filistin asıllı bir Amerikalı’nın evini kuşatan “İsrailli teröristlerin” eylemlerini kınadı.

Huckabee, İsrail güvenlik güçlerinden bu grubun uzaklaştırmasını talep ettiğini belirterek, eylemlerini “suç ve terör eylemi” olarak nitelendirdi.

Huckabee’nin açıklaması, İsrail yerleşimcileriyle ilgili olarak Trump yönetimi tarafından verilen alışılmadık derecede sert bir tepkiyi işaret ediyor.

Büyükelçi, Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerini destekliyor ve Başkan Donald Trump da daha önce, Biden yönetimi tarafından uygulanan şiddet uygulayan İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırımları kaldırmıştı.

Huckabee, çarşamba ve perşembe günleri X sosyal medya platformunda yaptığı paylaşımlarda, İsrail ordusu ve polisinin, Filistin topraklarına izinsiz giren İsrailli yerleşimcileri uzaklaştırmak üzere ABD’nin talebi üzerine harekete geçtiğini belirtti.

ABD, İsrail’in Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimci terörünü önlemek için yeterince çaba göstermediğini düşünüyor

Huckabee, durumun tırmanmasıyla birlikte yönetimin müdahale etmek zorunda kaldığını iddia eden bir gönderideki yoruma yanıt verirken, ABD Büyükelçiliğinin sürece dahil olduğunu ve İsrail ordusu ile polisinin “bunu yapan İsrailli teröristleri uzaklaştırmak için bizim talebimiz üzerine harekete geçtiğini” söyledi.

Huckabee sözlerine şöyle devam etti:

“Bu ailenin evine bunu yapanların eylemleri suç niteliğindedir. Beyaz Saray ‘müdahale’ etmedi çünkü biz zaten Washington’u durumdan haberdar etmiştik. Bu aileyi sindirmek ve taciz etmek amacıyla bu korkunç terör eylemini gerçekleştirenlerin eylemleri iğrençtir. Böylesine haydutça bir davranışın hiçbir mazereti olamaz.”

Huckabee’nin açıklamaları, Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkilinin KAN’a, ABD’nin İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşimcilerin şiddetini önlemek için yeterince çaba göstermediğini düşündüğünü söylemesinin ardından geldi.

KAN’ın haberine göre, söz konusu yetkili bu konuyu Başbakanlık Ofisi’ne gündeme getirmeyi ve güvenlik kurumlarının durumu neden kontrol altına alamadığını açıklamalarını istemeyi planlıyor.

Filistin köyünün elektrik ve suyunu kestiler

Yahudi yerleşimci aşırılıkçılar ile Batı Şeria’daki Filistinliler arasında süregelen gerginlikler, çarşamba günü bir grup aşırılıkçının Kusra köyündeki Filistinli evlere kuşatma uygulamasının ardından tırmandı.

İsrail ordusu perşembe günü, yerleşimcilerin neredeyse bir haftadır sürdürdüğü kuşatmaya yanıt olarak, iki yasadışı İsrail karakolunu ortadan kaldırmak amacıyla Kusra’ya askeri bir operasyon düzenlediğini açıkladı.

Yerleşimciler, Filistin köyündeki üç eve giden yolu kapatmış, evlerin ön bahçelerine çadır kurmuş ve kimsenin girip çıkmasına izin vermemişti.

Yerleşimciler daha önce bu evlerin elektrik ve su bağlantılarını kesmişti.

Kuşatma altındaki evlerden biri, Ohio’da yaşayan Filistinli Amerikalı Loui Ridi’ye aitti.

Ridi, evinin güvenlik kameralarından kuşatmanın gelişmesini izledi ve içeride kalan kardeşi ve yeğeniyle konuştu.

Ridi, telefonla verdiği mülakatta Reuters’a kendini çaresiz hissettiğini söyledi ve “Bu korkunç bir durum; hayal kırıklığı ve ailemin hayatları için duyduğum endişe,” dedi.

ABD Dışişleri: Batı Şeria’nın istikrarı İsrail’in güvenliğini sağlar

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, ABD’nin Batı Şeria’da herhangi bir tarafın işlediği suç niteliğindeki şiddeti kınadığını ve bölgenin istikrarının İsrail’in güvenliğini sağladığını belirtti.

Sözcü, bakanlığın bölgede barışı sağlama yönündeki Trump yönetiminin hedefiyle uyumlu hareket etmeye devam ettiğini vurguladı ve Batı Şeria’daki istikrar ve güvenliğin artırılması konusunda ortaklarla düzenli temas halinde olduklarını ekledi:

“Trump Yönetimi’nin Amerikalıların emniyeti ve güvenliğinden daha öncelikli bir meselesi yoktur ve Batı Şeria’da ikamet eden ABD vatandaşlarına konsolosluk yardımı sunulmaktadır. Bir Amerikalı yurtdışında zorluklarla karşılaştığında, Bakanlık tüm uygun konsolosluk hizmetlerini sunmak için çalışır.”

Trump, İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etme niyetine karşı çıkmış olsa da, yönetimi İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik artan şiddet olaylarıyla yüzleşmekten kaçınmıştı.

Özellikle, Batı Şeria’da İsrailliler tarafından öldürüldüğü iddia edilen Filistinli Amerikalıların davalarının kovuşturulması için İsrail’e baskı yapmayı reddetmişti.

Mayıs ayında, Senatör Chris Van Hollen ve diğer 30 Demokrat senatör, Trump yönetimi yetkililerine bir mektup yazarak, İsrailli yerleşimciler tarafından vurularak öldürüldüğü iddia edilen Amerikan vatandaşı Nasrallah Ebu Siyam’ın ölümünün soruşturulmasını talep ettiler.

Ebu Siyam, Ocak 2022’den bu yana Batı Şeria’da öldürülen dokuzuncu Amerikan vatandaşıydı ve bu ölümlerin hiçbirinde kimse sorumlu tutulmadı.

Senatörler mektupta, “Bu yönetimin ve diğer yönetimlerin, hesap sorulmasını sağlamak ve cezasız bir şekilde devam eden Amerikalıların öldürülmesine son vermek için ciddi ve inandırıcı adımlar atması için Batı Şeria’da daha kaç Amerikalı’nın ölmesi gerektiği bize belirsiz geliyor,” diye yazmışlardı.

Yerleşimlerin sorumluluğu polise devredilecek

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz bugün (14 Ağustos) yaptığı açıklamada, bu bölgedeki ordunun rolünü yeniden tanımlamaya yönelik daha geniş kapsamlı bir çabanın parçası olarak, Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerleri ve sakinlerine ilişkin tüm sivil kolluk yetkilerini İsrail Polisi’ne devretmek üzere bir plan hazırlaması için IDF’ye talimat verdiğini duyurdu.

Katz’a göre, önerilen plan, Batı Şeria’daki İsrail nüfusunu ilgilendiren sivil kanun uygulama ve kamu düzeni sorumluluğunu IDF’den polise devredecek.

Katz yaptığı açıklamada, “IDF’nin rolü, Filistin terörizmiyle mücadele etmek ve sınırları ile yerleşim yerlerini tehditlere karşı savunmaya odaklanmak,” dedi.

Bakan, sivil meselelerin uygulanması ve kamu düzeninin sağlanmasına ilişkin tüm sorumluluğun polise devredileceğini ekledi.

Üst düzey bir polis yetkilisi, Katz’ın kararını kınayarak , Savunma Bakanı’nın “işlerin nasıl yürüdüğünü öğrenmesi gerektiğini” söyledi ve “Kafası çok karışıyor. Bırakın ödevini yapsın,” dedi.

Ayrıca N12 kanalı, IDF Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in Güvenlik Kabinesi’ne, askerlerin “yerleşim yerlerinin itibarını zedeleyen küçük bir grubun peşine düşmesinin” “imkansız” olacağını söylediğini aktardı.

Zamir, “Polisle işbirliği içinde çalışıyoruz ama IDF’nin artık bu tür görevlerle uğraşmaması uygun olur,” dedi.

Diplomasi

SpaceX ve Blue Origin, Fransa’daki uzay zirvesine katılmıyor

Yayınlanma

Aralarında Blue Origin ve SpaceX’in de bulunduğu dört ABD’li uzay şirketi, önümüzdeki hafta Paris’te düzenlenecek uluslararası uzay zirvesine katılmama kararı aldı.

Fransız Yükseköğretim, Araştırma ve Uzay Bakanlığı’ndan bir yetkiliye göre SpaceX, Blue Origin, roket üreticisi Stoke Space ve uzayda veri merkezleri kurmaya çalışan bir girişim olan Starcloud, perşembe günü Fransız yetkililere etkinlikteki “katılımlarını iptal ettiklerini” bildirdi.

Zirveyle ilgili hassas ayrıntıları paylaşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan yetkili, “Basında dolaşan baskı söylentileriyle bir bağlantı kurmamak zor,” dedi.

Yetkili, “Stratejik değişiklikler ve siyasi baskılar bazen işi gereksiz yere karmaşıklaştırsa da, elbette Amerikalı ortaklarımız ve müttefiklerimizle çalışmaya devam etmek istiyoruz!” diyerek, diğer ABD şirketlerinin zirveye katılacağını da sözlerine ekledi.

Donald Trump yönetiminin şirketlere etkinlikten çekilmeleri yönünde baskı uyguladığı haberleri çıkmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somali’nin Bosaso kentinde yeni askeri üs kuruyor

Yayınlanma

ABD, Somali’nin yarı özerk Puntland bölgesindeki liman kenti Bosaso’da hava saldırıları ve istihbarat operasyonlarını doğrudan yönetecek yeni bir askeri üs inşa ediyor. Aden Körfezi kıyısındaki üssün, IŞİD hedeflerine yönelik operasyonların yanı sıra yeni bir yerel terörle mücadele gücünün kurulmasını da kapsadığı bildirildi.

ABD ordusuna ait insansız hava araçları (İHA), 3 Eylül günü gün batımının hemen ardından Somali’nin yarı özerk Puntland bölgesindeki Al-Miskad dağlarında keşif uçuşlarına başladı.

Drop Site haber sitesine konuşan Puntland güvenlik yetkilileri, yerel makamlarca IŞİD militanlarının kalesi olarak görülen Togga Miraale ve Togga Baalade bölgelerinde gözetleme yapıldığını aktardı.

Yetkililer, İHA’ların Togga Baalade mevkiinde eşek arabasıyla ilerleyen şüpheli IŞİD militanlarını tespit ettiğini ve saat 20.30 sularında bölgeye hava saldırıları düzenlendiğini bildirdi.

Aynı gün Eş-Şebab’ın varlık gösterdiği Sanaag bölgesindeki Al-Madow dağlarında icra edilen keşif faaliyetleriyle eş zamanlı gerçekleşen operasyon, ABD’nin Somali’deki saldırılarında bir süredir devam eden görece sükuneti sona erdirdi.

Somali’deki operasyonları yürüten ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) konuya ilişkin açıklama taleplerini yanıtsız bıraktı. Ancak Puntland güvenlik yetkilileri, ABD’nin ülkedeki hava harekatlarının öngörülebilir gelecekte daha da yoğunlaşmasını beklediklerini kaydetti.

Bu askeri genişlemenin merkezinde ise geçen ay duyurulan ve Aden Körfezi kıyısındaki liman kenti Bosaso’da kurulması planlanan yeni ABD askeri üssü yer alıyor.

Yerel yetkililer IŞİD ile mücadelede ABD hava desteğinin şart olduğunu savunurken, bölgedeki Amerikan operasyonları binlerce sivilin ölümüne ve yerinden edilmesine yol açtığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

Küresel deniz trafiğinin yaklaşık yüzde 25’inin geçtiği Aden Körfezi’nin kıyısında yer alan ve 1 milyon nüfusa sahip Bosaso, Doğu Afrikalı göçmenlerin Yemen ve Arap coğrafyasına geçişinde kritik bir insan kaçakçılığı güzergahı niteliğinde.

Bölge, ABD’nin dünyanın en stratejik deniz yollarından birini askerileştirme planının odağı haline geliyor. Karada ise ABD destekli Puntland bölgesel güçleri ile IŞİD militanları arasında Al-Miskad dağlarında yaklaşık iki yıldır süren yoğun çatışmalar devam ediyor.

ABD yönetimi, kuzey Somali’nin kurak ve dağlık arazisini IŞİD’in küresel operasyonlarını idare ettiği ana merkez olarak tanımlıyor.

Puntland’daki güvenlik kaynakları, Washington’ın Bosaso’da fiilen yeni bir üs inşa ederek askeri varlığını genişlettiğini, tesisin doğrudan muharebe, keşif ve deniz güvenliği operasyonlarında kullanılacağını ifade etti.

Yetkililer, Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) da bölgedeki faaliyetlerini büyüteceğini vurguladı.

Kapalı kapılar ardında imzalanan mutabakat

Özel harekat komutanı Tümgeneral Claude Tudor liderliğindeki AFRICOM heyeti, 2 Ağustos’ta Bosaso’da Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ile bir araya geldi.

Mogadişu’daki merkezi hükümete kağıt üzerinde bağlı olan yarı özerk bölgenin başkanlığı, görüşmenin ardından yayımladığı resmi bildiride yeni bir mutabakata varıldığını duyurdu.

Açıklamada, ABD’nin terörle mücadele operasyonlarını geliştirmek ve deniz güvenliğini korumak amacıyla Bosaso’daki askeri üssünü büyüteceği kaydedildi.

Ancak Drop Site’a konuşan beş ayrı Puntland güvenlik yetkilisi, yapılan resmi açıklamanın anlaşmanın gerçek mahiyetini çarpıttığını öne sürdü.

ABD’nin daha önce Bosaso’da herhangi bir askeri üssünün bulunmadığını belirten yetkililer, mevcut varlığın yalnızca AFRICOM ve CIA tarafından istihbarat merkezi olarak işletilen bir “ofis” olduğunu aktardı. Yeni projeyle birlikte bölgede sıfırdan bir askeri yapı kurulacağı belirtildi.

Mevcut düzende Bosaso’daki ofiste görevli AFRICOM personeli, hava desteği gerektiğinde Puntland kara güçleri ile komşu Cibuti’deki ana karargah arasında irtibat sağlıyor.

Yetkililer, Bosaso Havalimanı arazisinde inşa edilen yeni üssün tamamlanmasıyla birlikte ABD’nin hava saldırılarını ve muharebe uçuşlarını doğrudan bu şehirden gerçekleştireceğini kaydetti.

Güvenlik kaynakları, 2 Ağustos’taki imza töreninde fotoğraflanan Somalili heyet üyelerinin çoğunun anlaşma detaylarından haberdar olmadığını, mutabakatın ana hatlarının 27 Temmuz’da Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da Deni ile AFRICOM heyeti arasında yapılan gizli toplantıda kararlaştırıldığını ifade etti.

Bir yetkili, “Amerikalılar odaya girip taslağı çıkardı ve metin Deni tarafından imzalandı. Her şey Addis Ababa’da zaten pişirilmişti” dedi.

“Ağabey” rolündeki CIA ve gizli nakiller

ABD’nin Somali’deki hava saldırıları Donald Trump döneminde rekor seviyeye ulaştı. Göreve başlamasından kısa süre sonra Somali’deki üst düzey bir IŞİD hedefine yönelik operasyon emri veren Trump yönetimi altında, düşünce kuruluşu New America’nın verilerine göre ülkeye 205 hava saldırısı düzenlendi. Bu operasyonların yüzde 53’ü doğrudan IŞİD hedeflerini vurdu.

Somali’deki IŞİD yapılanması, 2015 yılında İngiliz-Somali vatandaşı din adamı Abdiqadir Mumin ve beraberindeki militanların Eş-Şebab’dan ayrılarak örgüte biat etmesiyle kuruldu.

Grup, 2016’da Aden Körfezi kıyısındaki Qandala kasabasını 38 gün boyunca kontrol altında tuttuktan sonra Al-Miskad dağlarına çekildi. Zamanla Etiyopya başta olmak üzere bölge ülkelerinden gelen yabancı savaşçıların çoğunluğu oluşturduğu bir yapıya dönüştü.

Puntland güvenlik yetkilileri, Bosaso’daki CIA personelinin yakalanan üst düzey yabancı IŞİD mensuplarını sorguladığını ve kararlarda “büyük bir ağabey” gibi sorgulanamaz ağırlığa sahip olduğunu aktardı.

Örgütün Somali kolunun mali sorumlusu olan ve 2019’da ABD Hazine Bakanlığınca yaptırım listesine alınan Abdiweli Mohamed Yusuf’un (Abdiweli Walalac) yakalanmasının ardından bu ofiste sorgulandığı ve ertesi gün gizlice Cibuti’ye götürüldüğü ifade edildi.

Geçen yıl 25 Temmuz’da Bari bölgesindeki Xumbeys kırsalında yerel bedevilerin arasına gizlenen Abdiweli, Puntland İstihbarat ve Güvenlik Teşkilatı (PISA) ile ABD unsurlarının helikopter baskınıyla yakalanmıştı.

Yetkililer, kamuoyuna daha önce “ABD destekli” olarak yansıtılan operasyonun sahadaki kontrolünün doğrudan Amerikan güçlerinde olduğunu ve hava korumasının da bizzat ABD tarafından sağlandığını vurguladı.

Yeni yerel vurucu güç kuruluyor

Bosaso Anlaşması’nın yalnızca hava harekatlarıyla sınırlı kalmadığı, ABD’nin bölgede terörle mücadele amacıyla yeni bir yerel vurucu güç oluşturmasını da içerdiği öğrenildi.

Asker sayısının henüz kesinleşmediği, ancak maaşların, teçhizatın ve askeri eğitimin tamamen ABD tarafından finanse edileceği bildirildi.

Washington daha önce de Somali’de benzer askeri yapılanmalara gitmişti. 11 Eylül sonrasında kurulan ve 2020’de ABD desteği kesilen Puntland Güvenlik Güçleri (PSF), sivil kayıplara ve yerleşim yerlerindeki çatışmalara karışmakla itham edilmişti. Barack Obama döneminde ise güney ve orta Somali’de Eş-Şebab ile savaşmak üzere kurulan seçkin birlik “Danab” (Yıldırım) doğrudan ABD tarafından donatılmıştı.

Bari vilayetindeki Al-Miskad dağlarında 18 aydır süren harekatta örgütün önemli ölçüde geriletildiği, öldürülen militanların en az üçte ikisinin doğrudan ABD hava saldırılarında hayatını kaybettiği bildirildi.

Ancak yerel kaynakların Afganistan’daki “Tora Bora”ya benzettiği sarp dağlık alanlarda halen IŞİD ceplerinin bulunduğu, yerinden edilen sivil halkın ise bombalı eylemler ve yağma olayları sebebiyle köylerine dönemediği aktarıldı.

Bosaso’daki askeri üs inşası Somali anayasası açısından ciddi hukuki ihtilafları da beraberinde getiriyor. Somali anayasasına göre yabancı devletlerle askeri mutabakat imzalama yetkisi yalnızca Mogadişu’daki federal merkezi hükümete ait bulunuyor.

Somali Savunma Bakanlığı ile Enformasyon Bakanlığı, Puntland yönetiminin ABD ile imzaladığı askeri mutabakat konusunda önceden bilgilendirilip bilgilendirilmediklerine dair soruları cevapsız bıraktı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Arjantin, Falkland/Malvinas defterini tekrar açtı

Yayınlanma

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Falkland/Malvinas Adaları çevresindeki petrol projelerinde yer alan şirketlere yönelik yaptırımları sıkılaştıracağını söyledi.

Milei ayrıca ülkenin güneyindeki savunma kaynaklarını artıracağını ve egemenlik ihlalleri olarak nitelendirdiği durumlara karşı Arjantin’in tepkisini güçlendirmeyi amaçlayan bir yasa tasarısını Kongre’ye sunacağını söyledi.

Televizyonda yayınlanan bir konuşmada Milei, Arjantin’in kendi toprağı olarak gördüğü fakat hâlâ İngiliz kontrolü altında bulunan bölgede petrol ve doğalgaz çıkarımı faaliyetlerine katılan şirketlere karşı Arjantin yasaları kapsamında yaptırımları hızlandırmak üzere bir kararname imzalayacağını söyledi.

Cuma günü sabahın erken saatlerinde yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında Milei, İngiltere’nin bir göç ve iktisadi kriz ile karşı karşıya olduğunu ve bunun, Arjantin’in Falkland Adaları üzerindeki hak talebinde galip geleceği anlamına geldiğini söyledi:

“Birleşik Krallık’taki yapısal krize bakarsak, ülkenin göç, demografi ve zorlu iktisadi durum gibi birçok cephede birden fazla krizle karşı karşıya olduğu görülüyor. Arjantin’in geleceğinin son derece umut verici olduğu ve Arjantin’in galip geleceği açık.”

Milei, Arjantin’in sadece ilgili şirketlere değil, aynı zamanda bunların hissedarlarına, yöneticilerine ve tedarikçilerine de yaptırım uygulama çabalarını artıracağını söyledi.

Arjantinli lider, “(Adalardaki) projelerde Arjantin’in izni olmadan doğrudan veya dolaylı olarak yer alan şirketlerin Arjantin topraklarında faaliyet göstermesini engellemeye devam edeceğiz,” dedi.

Ayrıca, hükümetin savunma kaynaklarını genişletmek amacıyla acil bir kararname çıkaracağını ve bununla yakınlardaki Tierra del Fuego eyaletinde bir deniz üssü inşa edileceğini ve telekomünikasyon kapasitesinin güçlendirileceğini de belirtti.

Milei, adalar çevresindeki izinsiz faaliyetlere yönelik cezaları ağırlaştırmak, yaptırımları tedarikçilere de genişletmek ve Arjantin’in doğal kaynaklarını etkileyen diğer faaliyetleri de kapsayacak şekilde yasal çerçeveyi genişletmek amacıyla Kongre’ye acil bir “milli egemenlik savunması” tasarısı sunacağını da ekledi.

Milei, Arjantin’in, Navitas Petroleum ve Rockhopper Exploration tarafından işletilen Sea Lion açık deniz projesinin önümüzdeki aylarda petrol arama çalışmalarına başlayabileceğine karar verdiğini ve bunun Arjantin’in çıkarlarına yönelik acil bir tehdit oluşturduğunu belirtti

Bu açıklamalar, daha önce İngiltere ile daha sıcak ilişkiler kurmaya çalışırken bile Falkland Adaları anlaşmazlığının diplomasi yoluyla çözülmesi çağrısında bulunan Milei’nin daha sert bir tavır sergilediğini gösteriyor.

Arjantin anakarasının yaklaşık 500 km doğusunda yer alan bir İngiliz denizaşırı toprağı olan Falkland Adaları, uzun süredir Arjantin tarafından talep ediliyor.

İngiltere, 1833’ten beri adaları kontrol ediyor ve iki ülke 1982’de bu adalar nedeniyle kısa süreli bir savaşa girmişti.

Londra, Falkland Adaları sakinlerinin Mart 2013’te düzenlenen bir referandumda siyasi statüleri ve kendi kaderini tayin hakkı konusunda oy kullandıklarını savunuyor. Oyların ezici bir çoğunluğu olan yüzde 99,8’i, Birleşik Krallık’ın denizaşırı toprağı olarak kalma yönünde oy kullanmıştı.

Konuşmasında Milei, Falkland Adaları sakinlerinin kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olmadığını belirtti ve ülkeye adalar üzerindeki hak iddiası etrafında birleşme çağrısında bulundu.

Şu anda dünyada, rüzgarın “Arjantin’in talepleri lehine estiğini” öne süren Milei, “Kısa bir süre önce Başkan [Donald] Trump, ABD’nin Malvinas adaları konusundaki tarihi tutumunu yeniden değerlendirdiğini açıkladı,” dedi.

İngiliz muhafazakâr gazetesi The Telegraph, bu adımın tartışmaya müdahil olan ve Birleşik Krallık’a Falkland Adaları’na yönelik bir işgale karşı mücadele etmesinde yardım etmeyeceğini ima eden ABD başkanını yatıştıracağını yazdı.

ABD’nin İngiltere’ye “yardıma gelip gelmeyeceği” sorulduğunda Trump, İran’a karşı yürüttüğü savaşa atıfta bulunarak, “Ülkeniz bana yardım etmek için orada değildi,” dedi.

Ardından, İngiltere’nin adaları savunma kapasitesine sahip olup olmayacağını sorgulayan Trump, GB News’e şunları söyledi:

“Bakın, ilk savaş çıktığında ben oradaydım. Bu çok uzun zaman önceydi ve ben olayı çok dikkatli bir şekilde izledim. Siz de kendinizi çok iyi idare ettiniz. Adaları oldukça kararlı bir şekilde geri aldınız, ama orası çok uzak.”

Buenos Aires ile Washington’un, ABD’ye Malvinas açıklarında çıkarılan petrole erişim hakkı tanıyan bir anlaşma üzerinde görüşme yaptıklarına dair spekülasyonlar giderek artıyor.

Milei’nin konuşmasının arifesinde, Arjantin Enerji ve Madencilik Bakanı Daniel González Casartelli, Amerikan petrol şirketleri ve Trump yönetiminin üyeleriyle enerji yatırımlarını görüşmek üzere Washington’da bulunuyordu.

Yair Netanyahu İngiliz sağını kızdırdı

Öte yandan Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair de Falkland Adaları’nın Arjantin egemenliği altına alınmasını talep ederek İngiltere’deki sağ ile çatışmaya girdi.

Bloomberg’e göre Arjantin, şu sıralarda bir petrol patlamasının ortasında bulunuyor. Patagonya’daki Vaca Muerta şist sahasında sondaj faaliyetleri hız kazanıyor ve bu sahada halihazırda günde 1 milyon varilden fazla petrol ve gaz üretiliyor.

Ülkenin ayrıca bazı açık deniz üretim faaliyetleri de bulunuyor ve son yıllarda Güney Atlantik sularında arama çalışmaları yürütülüyor.

Bu arada Milei, Şili’de düzenlenen muhafazakâr bir siyasi forumda ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili olan Sarah Rogers ile bir araya geldi.

Arjantin’in adalar üzerindeki hak iddiasını yineleyen Milei, “Ulusal açıdan önemsiz olan bu adaları geri almamız gerekiyor. İleriye dönük başka bir yol yok. Bu, bu dava uğruna hayatlarını feda edenlere saygı göstermenin en iyi yoludur,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English