Bizi Takip Edin

Avrupa

İngiltere’de “sığınmacıları orta sınıf muhitlere yerleştirme” planı

Yayınlanma

İngiltere’de hükümet, “sığınmacıları orta sınıf mahallelerine yerleştirmenin” vergi mükelleflerine daha fazla maliyet getireceğini kabul etti.

Başbakan Andy Burnham, maliyetlerin artacağını kabul etmesine rağmen, “ilke meselesi” olarak sığınmacıları daha pahalı bölgelere göndermek planını sürdürecek.

Salı günü yaptığı açıklamada Başbakan, “en yoksul toplulukların” yeterince yük üstlendiğini öne sürerek, daha varlıklı bölgelerin sığınmacıların barındırılmasında “üzerlerine düşeni yapmalarını” sağlayacağını söyledi.

Fakat özel sektör yüklenicileri, İçişleri Bakanlığı tarafından uygulanan katı kira sınırlarına uyan sığınmacı konutları önerebiliyor; bu da çoğu varlıklı bölgeyi kapsam dışı bırakıyor.

Bakanlar şu anda bu sınırın yükseltilmesini değerlendiriyor; bu da daha fazla göçmenin “orta sınıf” mahallelerine yerleştirilmesine olanak tanıyacak.

Hükümetten bir kaynak The Telegraph’a şunları söyledi:

“Andy, mevcut sistemin adaletsiz olduğunu düşünüyor ve bir ilke meselesi olarak dağılımın düzeltilmesini istiyor. Hepimiz Birleşik Krallık’a geçen insan sayısının azalmasını ve tüm sığınmacı barınma tesislerinin kullanımının azalmasını istiyoruz fakat bu süreçte sistemin daha adil olması gerekiyor. Bunu daha adil bir şekilde yapmanın daha fazla maliyet gerektireceğini kabul ediyor ama yapmamız gereken de bu.”

Özel sığınmacı konaklama masrafları, büyük ölçüde artan otel maliyetleri nedeniyle 2024-25 döneminde 2,7 milyar sterline ulaştı.

O zamandan beri İşçi Partisi, binlerce göçmeni ortak konaklama yerlerine ve askeri kışlalara yerleştirdi.

Böylece masraflar, otellerde kişi başına gecelik ortalama 144 sterlinden özel konaklama yerlerinde 23,25 sterline düşürüldü.

Hükümet verilerine göre, mart ayı sonunda sığınma desteği alan 97.519 kişinin 72.768’i otel dışı konaklama yerlerinde bulunuyordu.

Ne var ki Burnham, sığınmacıların çoğunun daha yoksul bölgelere yerleştirilmesinden endişe duyuyor.

Resmi verilere göre, Birleşik Krallık’taki yerel yönetimlerin yüzde 11’i hiç sığınmacı barındırmazken, en yüksek sayılar Kuzey Batı, Londra, Batı Midlands ile Yorkshire ve Humber bölgelerinde görülüyor.

Sığınma masrafları üst sınırı, İçişleri Bakanlığı tarafından farklı bölgelerdeki kira değerlerine göre hesaplanıyor.

Bu sistem, Londra’daki sığınmacı konaklamasına İngiltere’nin kuzeyine göre daha fazla harcama yapılmasına izin verirken, masrafları her bölgedeki kira değerlerinin alt sınırıyla sınırlandırıyor.

Başbakanın planı, muhtemelen daha zengin bölgelerde öfkeye yol açacak. Bu bölgelerde Burnham’ın kendi milletvekillerinin temsil edilme olasılığı daha düşük.

Seçim bölgesi içinde bugüne kadar hiçbir sığınmacıyı barındırmamış olan Malvern Hills yerel yönetim biriminin de bulunduğu Muhafazakâr milletvekili Dame Harriett Baldwin, seçmenlerinin “burada aslında var olmayan toplu konaklama tesislerine binlerce erkek kaçak sığınmacıyı kesinlikle kabul etmeyeceklerini” söyledi.

Yine hiçbir sığınmacıyı barındırmamış olan Wight Adası’ndan Muhafazakâr milletvekili Joe Robertson ise, Burnham’ın “vergi mükelleflerinin çıkarları doğrultusunda en uygun maliyetli konaklama imkânlarını sunan yerleri seçmesi gerektiğini” söyledi.

Robertson, “Daha fazla maliyete yol açan, kişisel çıkar amaçlı siyasi tercihler her açıdan yanlış olur,” dedi.

Wight Adası belediye meclisindeki Reform UK grubu lideri James Whelan, sığınmacıların bölgeye taşınmasının adanın “yüksek güvene dayalı toplumunu” aşındıracağını söyledi.

Whelan, “Başarısız bir göç sistemine verilen cevap, bu başarısızlığı ülkenin dört bir yanına yaymak değildir. Cevap, başarısız göç sistemini düzeltmektir,” diye konuştu.

Sığınmacılara konut desteği sağlanmayan diğer bölgeler arasında Mid Devon, New Forest ve Tewkesbury yer alıyor.

Bu bölgelerin tümü Muhafazakâr Parti veya Liberal Demokrat Parti milletvekilleri tarafından temsil ediliyor.

Göçmenlerin çok kullanımlı konutlara (HMO’lar) yerleştirilmesi, bu kişilerin yasadışı çalışmasını ve suç işlemesini önleyecek denetim ve güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğu yönündeki iddialara rağmen gerçekleştiriliyor.

Geçen hafta Thetford’da on beş kişi, sığınmacıların barındırıldığına inandıkları evleri hedef aldıkları gerekçesiyle gözaltına alındı.

Pazartesi günü, Burnham bir sonraki seçimlere kadar küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçme olaylarını durdurma konusunda taahhütte bulunmayı reddetti.

Burnham şöyle konuştu:

“Şu anda bir zaman çizelgesine dayalı bir tahminde bulunmamın yanlış olacağını düşünüyorum. İnsanlara, yapabileceğimi ve yerine getirebileceğimi bildiğim şeyleri vaat etmeyi tercih ederim; bu da halkın endişelerini gidermek için bu konuya aralıksız odaklanmak demek.

Şunu söylemeliyim ki, mülteci ve sığınmacıların dağıtım yükünün tamamının ülkedeki yalnızca en yoksul topluluklar tarafından üstlenildiği bir durumun ortaya çıkmasına izin veremeyiz. Ülkenin her bölgesinin bu konuda üzerine düşeni yapması gerektiğine inanıyorum. Bu zorlu bir konu. Üzerinde çalışıyoruz. Halkın endişelerini anlıyoruz.”

Bir hükümet sözcüsü ise, tüm sığınmacı otellerini kapattıklarını ve sığınmacıları temel konaklama tesislerine taşıdıklarını kaydetti.

Destek alan sığınmacıların sayısı azaldığını savunan sözcü, otellerde kalan sığınmacı sayısının geçen yıl yüzde 35, 2023’teki en yüksek seviyeye kıyasla ise yüzde 63 düştüğüne dikkat çekti.

Genel seçimlerden bu yana sığınma maliyetleri toplamda 1 milyar sterlin azaldığını belirten sözcü, “Ülke genelinde sığınmacıları adil bir şekilde barındırmak için çalışıyoruz; yerel yönetimlerle yakın işbirliği içindeyiz ve topluluklar üzerindeki etkiyi azaltmak amacıyla yerel endişeleri dinliyoruz,” dedi.

Avrupa

Fransa’nın nükleer caydırıcılık girişimine katılan ülke sayısı 10 oldu

Yayınlanma

Finlandiya, Fransa öncülüğündeki nükleer caydırıcılık girişimine katılarak resmi uygulama çalışmalarına geçen hafta başladı. Finlandiya’nın adımıyla girişime dahil olan ülke sayısı 10’a yükseldi.

Finlandiya, Fransa’nın öncülüğünde yürütülen nükleer caydırıcılık girişimine katılarak resmi düzeydeki uygulama çalışmalarına geçen hafta başladı.

Gelişmeyi duyuran Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Fransa ile kurulan bu ortaklığın kolektif caydırıcılığı güçlendireceğini söyledi.

Cumhurbaşkanlığının açıklamasına göre Stubb, “Fransa gibi bir nükleer güçle yürütülen derinlemesine görüşmeler, büyük güçlerin mevcut güvenlik ortamında eylemlerinin sonuçlarını nasıl değerlendirdiğine dair bize yeni bir anlayış da kazandırıyor.” dedi.

Stubb değerlendirmesinde ayrıca, “Bu işbirliği anlayışımızı geliştirecek ve her şeyden önce kolektif caydırıcılığımızı güçlendirecektir.” ifadelerini kullandı.

Açıklamada, gelinen aşamada işbirliğinin tam kapsamının henüz şekillenme sürecinde olduğu kaydedildi.

Helsinki yönetiminin bu konuda herhangi bir nihai adım atmadan önce farklı seçeneklerin doğuracağı sonuçları etraflıca değerlendireceği belirtildi.

Finlandiya Savunma Bakanlığı basın servisi, ülkenin Fransa öncülüğündeki nükleer caydırıcılık girişimine dahil olduğunu eylül ayında duyurmuştu.

Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen, sürecin ikili bir işbirliği formatında ilerleyeceğini ve hem Finlandiya’nın hem de genel olarak Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi hedeflediğini kaydetmişti.

Finlandiya ordusu, ekim ayında NATO’nun her yıl düzenlediği “Steadfast Noon” adlı nükleer caydırıcılık tatbikatına da katıldı.

Bakan Häkkänen tatbikata katılımlarının ülkenin ulusal hedefleriyle tam uyum sağladığını söyledi.

Häkkänen tatbikatın önemine değinerek, “Nükleer caydırıcılık tatbikatları, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor.” dedi.

Bakan sözlerini, “Nükleer caydırıcılık, Finlandiya da dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasının en üst düzeydeki güvencesidir.” diyerek sürdürdü.

Girişime katılan ülke sayısı 10’a ulaştı

Finlandiya’nın katılımıyla birlikte, Fransa’nın önerdiği nükleer caydırıcılık girişiminde yer alan ülkelerin sayısı 10’a yükseldi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron mart ayında İngiltere, Almanya, Polonya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, İsveç ve Danimarka’nın girişime dahil olduğunu duyurmuştu.

Sürece mayıs ayında Norveç de katılmıştı.

Rusya’nın Almanya Büyükelçisi Sergey Neçayev, mayıs ayında yaptığı açıklamada Avrupa nükleer şemsiyesini güçlendirme planlarının Rusya açısından stratejik düzeyde doğrudan bir tehdit oluşturduğunu savunmuştu.

Neçayev, bu planların Rusya’nın askeri ve siyasi planlamalarında mutlaka dikkate alınması gerektiğini söylemişti.

Moskova, söz konusu girişimlerin nükleer silahların yayılmasını önleme rejimine yönelik riskler barındırdığına da defalarca işaret etti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Özel Yetkili Büyükelçisi Andrey Belousov, mayıs ayında ABD, İngiltere ve Fransa’yı Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı hiçe sayarak nükleer kapasitelerini artırmakla suçlamıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupalı çiftçiler yeniden isyanın eşiğinde

Yayınlanma

Avrupa’daki çiftçiler, Brüksel’in üstesinden gelmekte zorlandığı yeni iktisadi baskılar nedeniyle bu sonbaharda yeniden sokaklara çıkmaya hazırlanıyor.

İtalyan çiftçiler, bu ay hızla artan yakıt maliyetlerini protesto eden nakliyecilere destek verdi. Bu protestolar sırasında kurulan barikatlar süpermarket raflarını boş bıraktı ve gıda işleme tesislerini durma noktasına getirdi.

İspanya’da ise daha düşük maliyetler, daha adil fiyatlar, bürokrasinin azaltılması ve bir sonraki Ortak Tarım Politikası’nda (CAP) değişiklikler talep eden Madrid’deki bir protesto, ölümcül bir tren kazası sonrasında iptal edildi ama yeniden planlanması bekleniyor.

Şimdi Brüksel de çiftçilerin hedefinde: Avrupa çiftçileri lobi grubu Copa-Cogeca, geçen hafta Kasım veya Aralık ayında AB başkentinde bir protesto düzenlemeyi kararlaştırdı.

Planlanan eylemler, çiftçilerin Yeşil Mutabakat ve “Tarladan Sofraya” stratejisi kapsamında AB’nin çevre planlarında değişiklik talep ettikleri 2023-24 yıllarındaki eylemleri anımsatıyor.

Bağlayıcı pestisit azaltma hedeflerine ilişkin bir öneri geri çekilirken, Doğa Restorasyon Yasası’ndaki tarım arazileriyle ilgili hükümler zayıflatıldı.

Çiftçiler ayrıca ticaret anlaşmalarına ve ulusal dizel vergilerine de karşı çıktılar.

Komisyon’un geri adım atmasına rağmen, çiftçilerin endişeleri ortadan kalkmadı; sadece şekil değiştirdi.

Dublin Trinity College’da tarım politikası alanında emeritus profesör Alan Matthews, tarım fiyatlarının nispeten yüksek olduğu önceki protestolar sırasında çiftçi gelirlerinin o kadar da önemli bir endişe kaynağı olmadığını belirtti.

Gelgelelim bugün bu konu kilit bir mesele haline geldi. Matthews, “Son 12 ayda ürün fiyatları düşerken, girdi fiyatları aynı eğilimi göstermedi,” diyerek kâr marjlarının daraldığını ifade etti.

Baskının büyük bir kısmı AB dışından geliyor. Şubat ayından bu yana, Orta Doğu’daki ABD-İsrail savaşı ve buna bağlı olarak Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, yakıt ve gübre fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı.

Perşembe günü, Copa-Cogeca, enerji bakanları toplantısı öncesinde artan yakıt maliyetleri konusunda yardım talep etti.

Yüksek dizel fiyatları, bazı çiftçilerin protesto gösterisi yapmak üzere traktörleriyle AB başkentine gitmelerini bile engelleyebilir.

Fakat Matthews, AB’nin “piyasa desteğine katkıda bulunacak kendi bütçesi olmadığını” belirtti. Bunun yerine, Komisyon üye devletlerin çiftçilere destek vermesine izin verdi.

Ortak Tarım Politikası’nın (CAP) tarımsal krizler için ayrılan yıllık rezervi sadece 450 milyon avro tutarında. Bu meblağ, sektörü vuran ardışık acil durumlar nedeniyle defalarca tükendi ve yeniden dolduruldu.

Copa-Cogeca ayrıca, ithal gübrelerin maliyetini artırdığı gerekçesiyle, Ocak ayında uygulamaya konulan AB’nin karbon sınır vergisini (CBAM) eleştirdi.

Komisyon, istisnai piyasa koşullarında CBAM’ın geçici olarak askıya alınmasına olanak tanıyacak ve halen müzakere aşamasında olan bir yasa tasarısı önerdi.

Mayıs ayında, temel gübrelere uygulanan gümrük vergilerini bir yıllığına askıya aldı ve Haziran ayında ise ülkelere çiftçilere yardım etmek için daha fazla esneklik sağlamak amacıyla CAP’ta değişiklikler önerdi.

Son dönemde alınan önlemlerin, yeni protestoları engelleme olasılığı düşük görünüyor.

Tarım alanında faaliyet gösteren düşünce kuruluşu Farm Europe’un genel sekreteri Luc Vernet, yüksek yakıt ve girdi maliyetleri, kuraklık ve azalan kamu desteğinin oluşturduğu “patlayıcı bir kombinasyon”dan söz ediyor.

Çiftçiler ayrıca Brüksel’in doğrudan etki edebileceği bir konuyu da hedef alıyor: 2028-2034 dönemi için CAP bütçesi.

Copa-Cogeca, Kasım ve Aralık aylarında yapılacak AB liderlerinin bütçe görüşmeleri öncesinde eylemler hazırlıyor.

Copa Başkanı Massimiliano Giansanti, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu politikanın geleceğinin “kenara çekilemeyecek kadar önemli” olduğunu belirterek, politika yapıcılarından “somut kararlar” beklediğini ekledi.

Komisyon önerisi, CAP’ın her iki ayağını tek ve daha geniş kapsamlı bir fon altında birleştirmeyi öngörüyor; mevcut CAP bütçesine ayrılan 386,6 milyar avroya kıyasla, çiftçi gelir desteği için yaklaşık 300 milyar avro ayrılması planlanıyor ama nihai rakamlar hâlâ müzakere aşamasında.

CAP ödemeleri çiftçi gelirinin büyük bir kısmını oluşturduğundan, Vernet bu yaklaşım ile AB’nin tarımsal egemenliğini koruma hedefinin arasında bir çelişki olduğunu düşünüyor.

Ona göre AB’nin tarımı “ekonomik bir çıkmazda ve politika yapıcılar bunun farkında değil gibi görünüyor.”

Buna karşın Matthews, sektördeki küçülme ve çiftlik sayısındaki azalma nedeniyle desteğin azaltılmasının haklı olduğunu savunuyor. “Gelir farkı, nüfusun geri kalanına kıyasla azaldı,” dedi.

Ayrıca, AB ülkelerinin tarım fonlarını ek desteklerle tamamlama olasılığına da dikkat çekiyor. Bu esneklik, siyasi baskıyı Brüksel’den ulusal başkentlere kaydıracak gibi görünüyor.

Matthews’a göre bütçe üzerinde anlaşmaya varıldığında, çiftçiler bakanlıkların önünde toplanacak.

Okumaya Devam Et

Avrupa

ABD, Ukrayna üzerinden Avrupa’ya Rus gazı tedariki istiyor

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD, kış öncesinde bir “enerji ateşkesi” sağlamak amacıyla Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya sevkiyatının yeniden başlaması için temaslar yürütüyor. Washington’ın planı, gazın Amerikalı bir aracı üzerinden satılmasını ve Kuzey Akım hattının kapsamlı bir barış anlaşması çerçevesinde açılabileceğini öngörüyor.

The Wall Street Journal’ın ABD’li, Avrupalı ve Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberine göre Washington, Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya sevkiyatının en kısa sürede yeniden başlatılması için girişim yürütüyor.

Gazete, ABD’nin bu girişiminin kış öncesinde taraflar arasında bir “enerji ateşkesi” sağlamayı amaçlayan müzakerelerin bir parçası olduğuna dikkat çekti.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklar, ABD’li müzakereciler Jared Kushner ile Steve Witkoff’un eylül ayında Moskova ve Kiev’e yaptıkları ziyaretlerde bir formül sunduklarını dile getirdi.

Masaya getirilen fikir, Rus doğalgazının ABD’li bir aracı şirket üzerinden satılmasını, böylece Avrupa yaptırımlarının etrafından dolaşılmasını ve Amerikalı yatırımcılar için karlı fırsatlar yaratılmasını öngörüyor.

Washington, kasım ayında Abu Dabi’de ABD, Rusya ve Ukrayna arasında yapılması planlanan üçlü barış müzakereleri öncesinde enerji tesislerine yönelik saldırıları durduracak daha kapsamlı bir uzlaşmaya varmayı hedefliyor.

The Wall Street Journal, Donald Trump yönetiminin, Avrupa’nın bu konuda ilk bakışta göründüğü kadar uzlaşmaz tavır sergilemeyeceği varsayımıyla hareket ettiğini yazdı.

Kuzey Akım hattının açılması daha geniş bir anlaşmanın parçası olabilir

Gazetenin aktardığına göre ABD, Kuzey Akım boru hattının olası biçimde yeniden faaliyete geçirilmesini de yalnızca Ukrayna’daki savaşı sonlandırmak için değil, Rusya ile Avrupa arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için de kapsamlı bir anlaşmanın potansiyel unsuru olarak değerlendiriyor.

Üst düzey bir ABD’li yetkili, eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in hatasını, Moskova için kabul edilebilir daha geniş kapsamlı bir güvenlik mutabakatına varmadan doğalgaz boru hattı projesini ilerletmesi olarak tanımladı.

Yetkili, kıta genelinde gaz fiyatlarını ciddi oranda düşürecek bu öneriye Avrupalıların ilgi gösterdiğini belirtti.

Aynı yetkili, hayata geçirilecek her türlü ekonomik mutabakatın kapsamlı bir barış anlaşmasının parçası olacağını sözlerine ekledi.

The Wall Street Journal, Kiev’in bir ateşkes anlaşması çerçevesinde doğalgaz satışına onay vermesi durumunda Avrupa’nın tutumunu değiştirmesinin daha kolay olacağını kaydetti.

Avrupa Komisyonu ise daha önce The New York Times’ın gündeme getirdiği, ABD’nin Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden yüksek hacimlerle yeniden satın alınmasına yönelik fikrini geri çevirmişti.

Moskova tarafında ise bu konudaki tutumun değişmediği, Kremlin’in bir ateşkese değil kalıcı bir barışa ihtiyaç duyduğu daha önce duyurulmuştu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa’nın Rus enerji kaynaklarını reddederek “kendi siyasetine, sanayisine ve sosyal alanına darbe vurduğunu” söylemiş ve “Başkasına kuyu kazan kendi düşer.” atasözünü hatırlatmıştı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da Avrupalıların Rus enerjisini keserek “bindikleri dalı kestiklerini” ifade etmişti.

Peskov Avrupa’daki tabloya ilişkin, “Bunun akıllıca bir tutum olduğunu söylemek zor. Avrupa’da ekonomik durum kötüleşiyor, ekonomi durgunluk yaşıyor. Elbette Avrupa ekonomisi devasa, güçlü ve ciddi bir kapasite rezervi var; fakat aynı zamanda Alman vatandaşları konfor alanlarından çıkmaya pek alışkın değil ve şimdi tam da bunu yapmak zorunda kalıyorlar.” değerlendirmesini yaptı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English