Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD’nin İran ile müzakerelerdeki ‘kırmızı çizgileri’ netleşti

Yayınlanma

Trump yönetimi, İran ile yürütülecek nükleer müzakerelerde nükleer tesislerin tasfiyesinden uranyum transferine ve Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer serbestisine kadar uzanan altı temel şartı içeren bir yol haritası hazırladı. The Wall Street Journal’ın üst düzey yetkililere dayandırdığı haberde, Washington’ın Tahran’dan nükleer silah arayışından resmen vazgeçmesini ve zenginleştirme faaliyetlerine yönelik süresiz denetimi kabul etmesini beklediği bildirildi.

ABD yönetimi, İran ile yürütülecek nükleer müzakereler kapsamında Tahran için “iyi bir anlaşmanın” temelini oluşturacak altı şarttan oluşan bir kırmızı çizgiler listesi hazırladı.

The Wall Street Journal gazetesinin üst düzey Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberine göre Washington; Tahran’dan nükleer silah sahibi olma arayışından resmen vazgeçmesini, ülkedeki nükleer tesisleri tasfiye etmesini ve uranyum zenginleştirme moratoryumuna uymasını talep ediyor.

Gazete, ABD’nin “iyi bir anlaşma” için sunduğu altı temel şartı şu şekilde aktardı:

Altyapının tasfiyesi: İran’ın Fordo, Natanz ve İsfahan’daki tesislerinin tasfiye edilmesi; uranyum ve plütonyum zenginleştirme üretim kapasiteleri dahil olmak üzere tüm yer altı nükleer tesislerinin imha edilmesi öngörülüyor. Ayrıca nükleer kaynakların işlenmesine yönelik teknolojilerin üretimi ve ithalatı üzerinde tam bir yasak talep ediliyor.

Uranyum transferi: Haberde, sadece yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun değil, yüzde 20 ve altındaki seviyelerde zenginleştirilmiş malzemenin de programın hızlı bir şekilde yeniden canlandırılması için kullanılabileceği gerekçesiyle risk teşkil ettiği vurgulandı.

Denetimler: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin yetkilerinin, nükleer faaliyetlerle bağlantılı olabilecek her türlü tesise erişimi kapsayacak şekilde genişletilmesi isteniyor. Bu noktada en uygun seçenek olarak İran’da kalıcı bir denetim misyonu kurulması değerlendiriliyor.

Tam şeffaflık: Tahran yönetimi, UAEA’nın kontrol sürekliliğini yeniden tesis edebilmesi amacıyla geçmişteki nükleer faaliyetlerine ilişkin tüm bilgileri ifşa etmekle yükümlü tutuluyor. İran’ın bu gereklilikten muaf tutulmasının, ihlallerin gizlenmesini kolaylaştıracağı savunuluyor.

Hürmüz Boğazı: Seyrüsefer serbestisinin tam olarak tesis edilmesi amacıyla her türlü harç, mayınlama faaliyeti ve zorunlu rota uygulamalarının yasaklanması şart koşuluyor.

Yaptırımlar: Yaptırımların gevşetilmesi sürecinin sadece anlaşmanın imzalanmasına değil, Tahran’ın süreç içindeki tutum ve davranışlarına bağlı olması gerektiği ifade ediliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Washington ile Tahran arasındaki yeni müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda ABD’nin İran’a yönelik bombardımanlara yeniden başlayabileceği ihtimalini dile getirdi.

Axios’un haberinde ise ABD’nin, Orta Doğu’daki çatışmaların sona erdirilmesini kayıt altına alacak ve İran nükleer programına ilişkin gelecek müzakerelerin çerçevesini belirleyecek olan mutabakat zaptı konusunda İslam Cumhuriyeti’nden yanıt beklediği kaydedildi.

Diplomasi

Trump, Suudi Arabistan’ın “İbrahim Anlaşmaları”na katılmasını istedi

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan’la imzalanan nükleer anlaşmanın, “İbrahim Anlaşmaları”na Suudi Arabistan’ın katılması şartına “tamamen bağlı” olduğunu söyledi.

Biden ve Trump yönetimleri daha önce Suudi Arabistan’ı İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeye teşvik etmek için bir sivil nükleer anlaşma yapmayı düşünmüştü.

Fakat 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı operasyonunun ardından yaşananlar ve bunu izleyen savaş, konuyu karmaşıklaştırdı.

Suudi Arabistan, Filistin devletinin kurulmasına yönelik inandırıcı bir yol bulunmadıkça anlaşmaları imzalamayı daha önce reddetmişti.

Trump, ayrıntıları hâlâ belirsiz olan anlaşmanın onaylanacağını ama Suudi Arabistan’ın “son derece saygın ve başarılı İbrahim Anlaşmaları’na katılmasına tamamen bağlı olduğunu” yazdı.

Başkan, “ABD, sivil (zenginleştirilmemiş) nükleer tesislere karşı değildir,” diye devam etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bu fikri hemen destekledi ve ofisinden yaptığı açıklamada, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının “barış çemberini genişletme imkânı yarattığını” belirtti.

Açıklamada, “Başkan Trump’ın da söylediği gibi, Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılması, Orta Doğu’da barış için tarihi bir adım olacaktır,” denildi.

Çarşamba günü açıklanan anlaşma, ABD’nin nükleer güvenlik önlemleri için bir çerçeve oluşturuyor.

Fakat Wall Street Journal’ın daha önce bildirdiği üzere, anlaşmada Suudi Arabistan’ın “altın standart” olarak kabul edilen zenginleştirme yapmama taahhüdüne imza atmaması ya da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın kapsamlı denetimlerine izin verilmesi konusunda bir mutabakat bulunmuyor.

Birleşik Arap Emirlikleri ile 2009 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın şartları arasında yer alan bu güvenlik önlemlerinin atlanması, çarşamba günü Kongre’deki bazı kararlı nükleer silahların yayılmasını önleme savunucularını endişelendirdi.

Bu kişiler, anlaşmanın ileride Suudi Arabistan’ın kendi ülkesinde uranyum zenginleştirmesine kapı açabileceğini belirttiler.

Diğerleri ise anlaşmanın İran’ı nükleer silah geliştirmeye itebileceği konusunda uyarıda bulundu.

Fakat Enerji Bakanı Chris Wright, çarşamba günkü açıklamada, “Emin olun ki bu anlaşmalar, dünyanın en iyi nükleer teknolojisi ve bilim insanlarına dayanırken, nükleer güvenlik ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda en yüksek standartları koruyor,” dedi.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin “dünyanın hiçbir ülkesiyle, nükleer silahların yayılma riskine yol açacak herhangi bir anlaşmaya varmayacağını” vurguladı.

Washington ile Riyad arasında on yıl süren gidip gelen müzakerelerin ardından varılan bu anlaşmanın, Amerikan özel şirketlerine milyarlarca dolarlık gelir getirmesi bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, CIA hedeflerine vurulan darbelerde Rusya izini araştırıyor

Yayınlanma

ABD istihbarat birimleri, İran’ın Ortadoğu’daki CIA tesislerine yönelik insansız hava aracı saldırılarındaki hassasiyet artışında Moskova’nın rolü olup olmadığını incelemeye aldı. Reuters’a konuşan soruşturmaya vakıf kaynaklar, Rusya’nın Tahran’a hedefleme verisi veya teknoloji sağlamış olabileceği ihtimalinin araştırıldığını bildirdi.

ABD istihbarat servisleri, İran’a ait insansız hava araçlarının Ortadoğu’daki Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tesislerine düzenlediği saldırılarda Rusya’nın muhtemel dahiliyetini ele alıyor.

Soruşturmanın seyrine vakıf dört kaynağın Reuters haber ajansına aktardığına göre Amerikan yetkilileri, Moskova’nın saldırıların isabet oranını artıracak hedefleme verilerini veya teknolojilerini Tahran yönetimine tedarik edip etmediğini araştırıyor.

Amerikalı istihbarat yetkililerinin, Rusya’nın söz konusu CIA hedeflerine yönelik saldırılardaki olası rolüne dair henüz nihai bir sonuca varmadığı vurgulanıyor.

Beyaz Saray konuya ilişkin bilgi taleplerini CIA’ye yönlendirirken, teşkilat açıklama yapmaktan kaçındı. İran’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği ile Suudi Arabistan makamları da iletilen soruları yanıtsız bıraktı.

Rusya ile İran, 2025 yılının ocak ayında siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında işbirliğinin geliştirilmesini öngören Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması’na imza attı. Bununla birlikte söz konusu metin, taraflara karşılıklı askeri yardım yükümlülüğü getirmediği gibi bir tarafın dahil olduğu bir çatışmaya diğer tarafın otomatik katılımını da şart koşmuyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, mart ayında yaptığı açıklamada, ülkesinin yürürlükteki askeri-teknik işbirliği anlaşması çerçevesinde İran’a askeri ürün tedarik ettiğini doğrulamış, ancak Tahran’a istihbarat verisi aktarıldığı yönündeki iddiaları kesin bir dille reddetmişti.

Ortadoğu’daki Amerikan askeri üslerinin konumlarının gizli bir bilgi olmadığını dile getiren Lavrov, bölgedeki tesislerin koordinatlarının herkes tarafından bilindiğini belirterek İran’ın bu noktaları hedef almasının şaşırtıcı olmadığını kaydetti.

Bölgedeki ABD üslerinin uydu verileri de dahil olmak üzere İran hakkında istihbarat toplamak amacıyla kullanıldığını vurgulayan Lavrov, bu tesislere yönelik saldırıların Washington’ın kendi eylemlerinin bir sonucu olduğunu savundu. Lavrov, Amerikalıların personellerinin büyük bölümünü bu üslerden tahliye etmesinin de yaşanacakları önceden bildiklerini gösterdiğini dile getirdi.

ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, aynı ay içinde yaptığı açıklamada, Moskova’dan İran’a istihbarat verisi aktarmamasını talep ettiğini bildirdi.

Witkoff, bu görüşmeden iki gün sonra yaptığı değerlendirmede ise Rus tarafının kendisine veri transferi yapılmadığına dair güvence verdiğini ve bu beyanlara güvenilebileceğini kaydetti.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise İran’a istihbarat aktarıldığına dair iddiaları “bilgi sızdırması ve dezenformasyon” olarak niteledi. Peskov, ABD’li resmi yetkililerin de ellerinde bu iddiaları doğrulayacak bir bilgi bulunmadığını bizzat açıkladıklarını hatırlattı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kanada, yeni İngiliz hükümetinin savunma bankasına katılmasını istiyor

Yayınlanma

Kanada, Avrupa’daki varlığını güçlendirmeye çalışırken, yeni İngiliz hükümetini savunma bankasına katılmaya çağırdı.

Kanada Ulusal Savunma Bakanı David McGuinty POLITICO’ya verdiği röportajda, yeni Başbakan Andy Burnham’ın yönetimi altında bankanın destekçilerinden birçoğuna önemli görevler verilmesinin ardından, İngiltere’nin artık Ottawa’nın Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası’na (DSRB) katılacağına dair “umutlu” olduğunu belirtti.

McGuinty, Kanada Başbakanı Mark Carney’in bu konuyu Burnham ile doğrudan gündeme getireceğini ve ikisi de savunma bakanıyken bu konuyu Maliye Bakanı John Healey ile zaten görüştüğünü belirtti.

McGuinty, İngiliz mevkidaşı Healey’nin “açıkça ve alenen destekleyici” olduğunu söyledi.

Bu ayın başlarında Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde, hem İngiltere hem de Kanada, ortaklarının savunma sanayileri için ayrı ayrı oluşturdukları finansman mekanizmalarının ilk üyelerini açıkladı.

Bu hafta Burnham tarafından maliye bakanlığı görevinden alınan Rachel Reeves, ülkesinin Kanada’nın planına katılımına karşı çıkmıştı.

DSRB, hükümetlere ve savunma şirketlerine kredi sağlayarak 100 milyar sterlin toplamayı hedefliyor ve dokuz ülke tarafından destekleniyor. 

Britanya ise, AAA derecelendirmeli sermaye kredisi vermekten ziyade ortak tedarike daha fazla odaklanan kendi Çok Taraflı Savunma Mekanizması (MDM) kapsamında Hollanda, Finlandiya ve Polonya ile ortaklık kurdu.

McGuinty, “yaratıcı müzakere ve akıllı düşüncenin” bu iki programın çalışmalarını bir araya getirememesi için “herhangi bir neden” görmediğini söyledi.

McGuinty şunları ekledi:

“Şahsen, iki ayrı mekanizmanın olmasının o kadar verimli olduğunu düşünmüyorum ve bunun Birleşik Krallık ile Kanada’nın bu konuda uyum sağlaması için harika bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla umutluyum.

Kanada dilini kullanacak olursak: Bence bu akıllı bir hamle: ticari bankalardan ve diğer kaynaklardan sermaye temin etmekte zorlanan KOBİ’lerinizi finanse edebilmek için kamu finansmanı, AAA notları ve devlet destekli sermayeyi kullanmak ve savunma alanında daha büyük yatırımları teşvik edebilmek için uluslararası bir mekanizma oluşturmak.”

Çarşamba günü, yeni Birleşik Krallık Savunma Bakanı Wes Streeting, Farnborough Uluslararası Hava Gösterisi’nde gazetecilere yaptığı açıklamada, İngiltere’nin DSRB’ye katılması konusunda olumlu bir görüş ortaya koydu.

POLITICO tarafından görüşleri sorulan Streeting, geçen ay yaptığı açıklamalara atıfta bulunarak, hükümetten Kanada’nın savunma bankası konusundaki tutumunu yeniden gözden geçirmesini istemişti.

Streeting ayrıca, Mark Carney’in İngiltere Merkez Bankası başkanlığı döneminden kalma mevcut ilişkilerinden de bahsetti.

Bu programı “savunma finansmanı için gerçekten yenilikçi ve ilginç bir mekanizma” olarak nitelendiren Streeting, katılım konusunu incelemek Burnham ve Healey ile gelecekteki görüşmelerinde “benim için öncelikli bir konu” olduğunu belirtti.

Streeting şöyle devam etti:

“DSRB ile MDM’nin hiçbir şekilde rekabet halinde olduğunu düşünmüyorum. Bence birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olabilirler. Bunların kendine özgü, farklı ve değerli projeler olduğunu düşünüyorum.”

Ottawa’nın daha fazla uluslararası ve Avrupalı savunma projesine dahil olma çabası, salı günü GCAP avcı uçağı projesinin ilk gözlemci ülkesi olarak ilan edilmesinin ardından geldi.

Projede Kanada’nın yeni statüsüne ilişkin belirsiz şartlar sorulduğunda McGuinty, bunun önerilen teknolojinin gizli ayrıntılarını öğrenmeyi, kritik eksiklikleri tespit etmeyi ve yapay zeka veya kuantum gibi alanlarda “Kanada’nın sahip olduğu teknik bilgi birikimiyle bu eksiklikleri giderme imkânı olup olmadığını” değerlendirmeyi içereceğini söyledi:

“Şahsen, pek çok savunma meselesinde ilerlemenin tek yolunun bu olduğunu düşünüyorum. Birlikte çalışmak zorundasınız. Teknolojiyi paylaşmak zorundasınız. Bu şeyleri birlikte inşa etmelisiniz.”

Bu ortaklıklar, Kanada’nın kritik maden rezervlerine de uzanıyor; ülke, NATO tarafından savunma açısından kritik kabul edilen 12 madenden 11’ine sahipken, Çin ise şu anda Güney Amerika ve Afrika genelinde bu malzemelerin baskın kaynağı olmayı umuyor.

“Madeni maddeleri kazıp satmaktan uzaklaşıyoruz,” diyen McGuinty, bakanlık meslektaşı Tim Hodgson’ın “bu yeteneğe sahip ve mineralleri işleme ve stoklama planımızı hayata geçirmemize yardımcı olabilecek ortakları içeren bir paket hazırladığını” ekledi.

Kanada’nın, rezervlerini işlemek, stoklamak ve bunlara erişim sağlamak için Avrupa’da “güçlü, inandırıcı ve güvenilir ortaklar” aradığını da sözlerine ekledi.

“İtalya’dan bir bakanla konuşuyordum. Onlar kritik mineralleri işlemiyorlar. Aslında İtalyanlar madencilikle pek uğraşmıyorlar, ama bu kaynaklara erişim konusunda ne kadar istekli olduklarını bir bilseniz. Tamam, bu konuyu konuşabiliriz.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English