Bizi Takip Edin

Diplomasi

‘ABD’nin Japonya’daki askeri komuta kademesini yükseltmesi Çin’e mesaj’

Yayınlanma

Japonya’daki ABD kuvvetlerinin komuta ve kontrolünün geliştirilmesi, “Çin’e güçlü bir jeopolitik sinyal” olarak yorumlanıyor.

Pazar günü ABD ve Japonya savunma bakanları ve üst düzey diplomatlar Tokyo’da “2+2” güvenlik görüşmeleri olarak bilinen Japonya-ABD Güvenlik İstişare Komitesi’nde Doğu Asya ülkesindeki Amerikan güçlerinin komuta ve kontrolünü geliştirerek askeri işbirliğini daha da güçlendirmek konusunda anlaştılar.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Savunma Bakanı Lloyd Austin ile Japon mevkidaşları Yoko Kamikawa ve Minoru Kihara, Çin’den yükselen tehdidi “en büyük stratejik zorluk” olarak nitelendirerek Japonya’da Amerikan lisanslı füze üretiminin güçlendirilmesi konusunda da mutabık kaldılar.

Japonya 50,000’den fazla Amerikan askerine ev sahipliği yapıyor ancak merkezi Tokyo’nun batı banliyölerinden Yokota’da bulunan ve üsleri yönetmekle görevli ABD Japonya Kuvvetleri komutanının komuta yetkisi bulunmuyor. Planlardaki değişiklik ABD’nin Japonya Kuvvetleri’ne (USFJ) daha fazla kabiliyet kazandırırken Hawaii’deki ABD Hint-Pasifik Komutanlığı’na bağlı kalmaya devam edecek.

Austin komuta kademesinin yükseltilmesinin “kuruluşundan bu yana ABD Japonya Kuvvetleri’nde yapılan en önemli değişiklik ve Japonya ile askeri bağlarımızda 70 yıldır yaşanan en güçlü gelişmelerden biri olacağını” söyledi.

Kamikawa, “Kurallara dayalı, özgür ve açık uluslararası düzen temelinden sarsılırken tarihi bir dönüm noktasında bulunuyoruz. Bugün vereceğimiz kararın geleceğimizi belirleyeceği kritik bir aşamadayız” dedi.

Görüşmelerin ardından yayınlanan ortak bildiride bakanlar, Çin’in dış politikasının “başkalarının zararına kendi çıkarları için uluslararası düzeni yeniden şekillendirmeye çalıştığını” ve “bu tür davranışların ittifak ve tüm uluslararası toplum için ciddi bir endişe kaynağı olduğunu ve Hint-Pasifik bölgesi ve ötesindeki en büyük stratejik zorluğu temsil ettiğini” savundular.

Tokyo Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü olan Ryo Hinata-Yamaguchi, ortak komutanlığın ABD ve Japonya’nın çok daha koordineli ve verimli bir şekilde çalışmasına olanak sağlayacağını söyledi.

Hinata-Yamaguchi, Güney Kore ile yürütülen çabalarla birlikte, güncellenen ittifakın ABD, Japonya ve Güney Kore’yi “Hint-Pasifik’teki değişken koşullarla başa çıkmak için daha iyi bir konuma getirdiği” değerlendirmesini yaptı, “Ancak Çin, Kuzey Kore ve Rusya’nın kendi yıkıcı önlemlerini almasını bekleyebiliriz” diye ekledi.

Pazar günü ABD, Japonya ve Güney Kore savunma bakanları, Kuzey Kore füze uyarı verilerinin gerçek zamanlı paylaşımı ve ortak askeri tatbikatlar gibi çabalarla üçlü savunma bağlarını kurumsallaştıracak önemli bir güvenlik işbirliği çerçevesi üzerinde anlaştılar.

Waseda Üniversitesi Asya-Pasifik Çalışmaları Enstitüsü öğretim görevlisi Benjamin Ascione, yeni askeri komutanlığın “ABD’nin Japonya ve bölgeye olan bağlılığının gücü hakkında Çin’e güçlü bir jeopolitik sinyal gönderdiği” için önemli olduğunu söyledi.

“Japonya’nın kendi askeri planları ve savunma modernizasyonuna yönelik koordineli bir ABD-Japonya yaklaşımıyla uyumlu olmasının yanı sıra, ortak komutanlık iki ülke kuvvetlerinin planlama, tatbikat ve potansiyel muharebe operasyonlarındaki entegrasyonunu güçlendirecektir” dedi.

Komutanlık yapısının “iletişimin kesintiye uğrayabileceği bir çatışma senaryosunda” Hawaii’den operasyonları kontrol etmenin uygulanabilirliği konusunda uzun süredir devam eden endişeleri giderdiğini kaydeden Ascione, yeni askeri komutanlığın gerçek etkisinin büyük ölçüde ilgili konuların nasıl ele alınacağına bağlı olacağını söyledi.

Bunlar arasında komutanlığın büyüklüğü ve kabiliyetleri, özel yetkileri ve otoritesi ile Avustralya ve Filipinler gibi diğer bölgesel müttefiklerle işbirliği derecesi yer alıyor.

Ascione, komutanlığın, önceki yönetim döneminde ittifaka yönelik önemli bir saldırı olan Japonya’nın ittifak içindeki rolünün ve yük paylaşımının güçlendirilmesinin önünü açtığını da sözlerine ekledi.

ABD seçimlerinin ardından “Camp David Ruhu” devam edecek mi?

Dönemin ABD Başkanı Donald Trump 2017-2021 yılları arasındaki yönetimi sırasında, sık sık Japonya’nın kendi savunması ve güvenliği için daha fazla ödeme yapması gerektiğini söylüyordu. Trump döneminde görev yapan eski Savunma Bakanı Mark Esper nisan ayında yaptığı açıklamada, Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesi halinde Japonya’dan savunma harcamalarını Tokyo’nun söz verdiği gayrisafi yurtiçi hasılanın %2’sinden daha fazla artırmasını isteyebileceğini söyledi.

Başbakan Fumio Kishida Kasım 2022’de ülkesinin savunma bütçesini Nisan 2027’den itibaren GSYH’nin yaklaşık %2’sine çıkarma sözü vermişti.

Ascione, “Askeri yükseltme, Çin ile güçlü diplomatik angajmanın yerine geçecek bir unsur değil, tamamlayıcısı olarak görülmelidir” dedi.

Japonya’daki Ritsumeikan Asya Pasifik Üniversitesi’nde Asya-Pasifik çalışmaları profesörü olan Yoichiro Sato, Japonya’da füze üretimini güçlendirmeye yönelik ikili işbirliğinin, savunma üretiminde Japon firmalarının çift kullanımlı teknolojisini kullanabildiği için ABD’nin verimliliğini artırdığını söyledi.

“Silah sistemleri ABD ve Japonya arasında giderek standartlaştığından, Japon firmaları savunma üretiminde gelişmiş bir ekonomi ölçeğinden faydalanıyor” diyen Sato, ortak bildiride Kyushu’dan Tayvan’a kadar güneybatıya uzanan bir Japon adalar zinciri olan Güneybatı Ada Zinciri’ne odaklanıldığının da belirtildiğini kaydetti.

Açıklamada, Japonya’nın Güneybatı Adalarındaki kendi çabalarının, ittifak tatbikatları, eğitim, duruş ve savunmayla ilgili diğer faaliyetlerle birlikte “bu kritik bölgede caydırıcılık ve müdahale kabiliyetlerini” geliştirmesinin beklendiği belirtildi.

Sato, açıklamada ayrıca siber, uzay, elektromanyetik ve bilgi savaşı gibi alanlarda daha fazla teknik işbirliğine işaret edildiğini kaydetti.

ABD-Japonya ittifakını ABD’nin Hint-Pasifik stratejisinin “temel taşı” olarak tanımlayan Sato, “ABD ve Çin arasındaki son derece çekişmeli rekabet göz önüne alındığında, Japonya’nın oynadığı rol bölge için istikrar sağlayıcı bir rol” diye ekledi.

Çin devlet gazetesi Global Times Pazar günü yayınladığı bir makalede ABD ve Japonya arasındaki askeri işbirliğinin artmasının Washington’un “Çin gibi ülkeleri çevrelemek amacıyla nükleer caydırıcılığını artırmak için Japonya’yı Asya-Pasifik bölgesinde bir ileri karakol olarak kullanma” niyetini yansıttığını söyledi.

Gazete, “Bu aynı zamanda Japonya Öz Savunma Kuvvetleri’nin ABD-Japonya askeri ittifakındaki rolünü yükseltmeyi amaçlıyor” dedi.

Çinli analistler bu durumun, “Tokyo’yu nükleer bir çatışma da dahil olmak üzere diğer ülkelerden gelebilecek bir karşı saldırının ön cephesine koyacağı” uyarısında bulundu. Uzmanlar ayrıca güçlendirilmiş ABD-Japonya ittifakının “bölgede taktik nükleer silahlar konusunda yeni bir silahlanma yarışını kışkırtmasının muhtemel olduğunu” belirtti.

ABD, Japonya ile ortak kuvvet karargâhı kuracak, Pekin tepkili

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English