Diplomasi
ABD, Japonya ile ortak kuvvet karargâhı kuracak, Pekin tepkili

Japonya ve ABD dışişleri ve savunma bakanları pazar günü, barış ve güvenliğe yönelik “derin küresel tehditler” olarak tanımladıkları durum karşısında ittifaklarında geniş kapsamlı bir güncelleme yapacaklarını açıkladılar.
Japonya Dışişleri Bakanı Yoko Kamikawa ve Savunma Bakanı Minoru Kihara ile Amerikalı mevkidaşları Antony Blinken ve Lloyd Austin, Tokyo’da düzenlenen ve “iki artı iki” olarak adlandırılan toplantıda “Japonya ve çevresindeki güvenlik faaliyetlerinin koordinasyonunda birincil sorumluluğu” üstlenecek yeni bir ABD ortak kuvvet karargahı kurulması konusunda mutabık kaldılar.
Bakanlar yaptıkları açıklamada bu karargâhın Hint-Pasifik bölgesinde ABD ve Japon savunma güçleri arasında “daha derin bir birlikte çalışabilirlik ve işbirliğini kolaylaştırma” çabalarının merkezinde yer alacağını belirttiler. Her iki ülkenin de “caydırıcılık” kabiliyetlerini destekleme ve istihbarat paylaşımı ile siber güvenlik önlemlerini genişletme sözü verdiler.
Bakanlar görüşmelerinde Çin’in Güney ve Doğu Çin denizlerindeki faaliyetleri, Kuzey Kore’nin füze geliştirmesi ve her iki ülkenin Rusya ile artan işbirliği gibi güvenlik sorunlarının altını çizdiler. Ayrıca Rusya’nın Ukrayna’yı “haksız” işgaline de değindiler.
Kamikawa ortak basın toplantısında “Tarihi bir dönüm noktasında, bugünkü kararların geleceğimizi belirleyeceği kritik bir kavşakta bulunuyoruz” dedi.
Bakanlar yaptıkları açıklamada, “ittifakımızın ortak vizyonu ve ortak değerlerine yönelik küresel tehditlerin derinliğini” kabul ederek, ülkelerinin birlikte durma kararlılığını teyit ettiler ve ABD’nin Japonya’yı elindeki her türlü araçla savunma sözünü yinelediler.
“Bölgesel aktörlerin son dönemdeki hamlelerinin neden olduğu ve giderek ağırlaşan güvenlik ortamı göz önünde bulundurulduğunda” ABD, ‘nükleer de dâhil olmak üzere tüm imkânlarını kullanarak’ Japonya’nın savunulmasına yönelik ‘sarsılmaz taahhüdünü’ yineledi.
Güçlendirilen ittifakın anahtarının, Hawaii’de bulunan ABD Hint-Pasifik Komutanlığı Komutanı’na rapor verecek ortak bir hava, kara ve deniz karargahı olan “yeniden yapılandırılmış” ABD-Japonya Kuvvetleri (USFJ) olacağı kaydedildi. Bakanlar USFJ’nin “önemli bir JJOC muadili olarak hizmet vermesinin amaçlandığını” belirttiler.
JJOC, Öz Savunma Kuvvetleri’nin hava, kara ve deniz birimlerini denetleyen ve 2025 yılına kadar kurulması planlanan yeni bir karargah olan Japonya Ortak Operasyonlar Komutanlığı’na atıfta bulunuyor.
Austin basın toplantısında USFJ’nin güncellenmesinin “kuruluşundan bu yana ABD Japonya Kuvvetleri’nde yapılan en önemli değişiklik ve Japonya ile askeri bağlarımızda 70 yıldır yaşanan en güçlü gelişmelerden biri olacağını” söyledi.
1957’de kurulan mevcut USFJ’nin merkezi Tokyo’nun batısındaki ABD Yokota Hava Üssü’nde bulunuyor. ABD ordusu ile Japon Öz Savunma Kuvvetleri (SDF) arasındaki koordinasyon Hawaii’den yürütülmekteydi, ancak ortak açıklamaya göre “aşamalı bir yaklaşımla” hayata geçirilecek olan yeni sistem kapsamında USFJ tarafından yönetilecek.
Yeni USFJ “barış zamanından beklenmedik durumlara kadar” SDF ile işbirliği yapacak.
Blinken, bakanların ABD Başkanı Joe Biden ve Japonya Başbakanı Kishida’nın nisan ayında Washington’da bölgesel savunma operasyonlarını yöneten komuta ve kontrol çerçevesini revize etmek için verdikleri “taahhütleri yerine getirdiklerini” söyledi.
Blinken, “Şu anda ittifak hiç olmadığı kadar güçlü” dedi ve ekledi: “Ülkelerimizdeki seçimlerin sonucundan bağımsız olarak bunun sürdürüleceğini biliyorum.”
Pazar günkü diyalog, son aylarda Çin ve Filipin gemileri arasında birçok çatışmanın yaşandığı Güney Çin Denizi’nde gerilimin arttığı bir ortamda gerçekleştirildi.
Japonya ve ABD’li bakanlar yaptıkları açıklamada Çin’in “Güney Çin Denizi’ndeki tehditkar ve provokatif faaliyetlerine” karşı “güçlü itirazlarını” dile getirdiler. Ayrıca Çin’in “ Doğu Çin Denizi’ndeki statükoyu güç ya da zorlama yoluyla tek taraflı olarak değiştirme girişimlerini yoğunlaştırmasını” kınadılar ve Rusya’nın Pekin ile askeri işbirliğine karşı çıktılar.
Bakanlar, Çin’in dış politikasının “Hint-Pasifik bölgesinde ve ötesinde en büyük stratejik meydan okumayı temsil ettiğini” söyledi.
Bakanlar, en batısı Tayvan’a sadece 110 kilometre mesafede bulunan Japonya’nın Güneybatı Adaları’nda “ikili varlığı artırma” hedeflerini yinelediler. “Tayvan Boğazı’nda provokatif eylemlere” karşı uyarıda bulundular.
Ayrıca Hint-Pasifik bölgesinde güvenliğin sağlanması için çok taraflı koordinasyonun gerekliliğini bir kez daha teyit eden bakanlar, pazartesi günü Tokyo’da Avustralya ve Hindistan ile yapılması planlanan Dörtlü Dışişleri Bakanları toplantısını sabırsızlıkla beklediklerini ifade ettiler.
Güney Çin Denizi konusunda ise bakanlar Filipinler ile daha fazla işbirliği yapılmasını memnuniyetle karşıladılar. ABD, Japonya ve Filipinler ilk üçlü zirvelerini nisan ayında gerçekleştirmiş ve liderler Hint-Pasifik savunma ve güvenliği konusunda yakın işbirliği yapma sözü vermişlerdi.
Kuzey Kore’nin “pervasızca balistik füze fırlatmaya devam etmesi” ve Rusya ile artan stratejik ilişkisi konusunda bakanlar Güney Kore ile daha derin işbirliği çağrısında bulundu.
Pazar günkü açıklamada ayrıca Japonya’da Patriot PAC-3 karadan havaya ve Gelişmiş Orta Menzilli Havadan Havaya füzelerinin üretimini artırarak Japonya-ABD savunma sanayi işbirliğini güçlendirmeye yönelik “yüksek öncelikli” bir plan da açıklandı. ABD’de geliştirilen her iki silah da balistik füzeleri engellemek için kullanılabiliyor.
İki artı iki oturumunun ardından ABD ve Japonya, ABD’nin olası bir saldırıda müttefiklerini savunmak için nükleer silah kullanma sözüne atıfta bulunan bir terim olan “genişletilmiş caydırıcılık” konusunda bakanlar düzeyinde ilk toplantılarını gerçekleştirdi. Yapılan ayrı bir açıklamaya göre toplantı, Kuzey Kore, Çin ve Rusya’dan yükselen nükleer tehditler karşısında “silah kontrolü, risk azaltma ve nükleer silahların yayılmasını önleme” konularında ikili işbirliğini güçlendirmeyi amaçlıyordu.
Tokyo-Washington diyalogları, Güney Kore, Japonya ve ABD savunma bakanlarının pazar sabahı gerçekleştirdikleri ve Doğu Asya’da askeri işbirliğini geliştirmek üzere bir mutabakat zaptı imzaladıkları üçlü toplantının ardından geldi. İşbirliği, Kuzey Kore’nin füze fırlatmalarına ilişkin gerçek zamanlı istihbarat paylaşımını, savunma konusunda düzenli bakanlar kurulu toplantılarını ve ortak askeri eğitimin devamını içerecek.
Mutabakat Zaptı, Kishida, Biden ve Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol tarafından geçtiğimiz ağustos ayında ABD’nin Camp David kentinde yapılan bir toplantıda duyurulan “yeni üçlü ortaklık döneminin” ayrıntılarını kurumsallaştırıyor. Japonya Savunma Bakanı Kihara pazar günü erken saatlerde gazetecilere yaptığı açıklamada “Bu memorandumun imzalanmasıyla üçlü işbirliğimiz daha güçlü ve sarsılmaz hale geldi” dedi.
Çin’den tepki
Çin Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ve Japonya arasındaki ortak açıklamaların Çin’i denizcilik konularında “yanlış bir şekilde suçladığını” ve normal askeri gelişimine ve savunma politikasına işaret ettiğini söyledi.
Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Lin Jian olağan basın brifingi sırasında yaptığı açıklamada, “Denizcilik konularında Çin’e kötü niyetle saldırdılar ve itibarını zedelediler ve Çin’in normal askeri gelişimi ve ulusal savunma politikası hakkında sorumsuzca açıklamalar yaptılar” dedi.
Lin, “Pekin, Çin’in tehdidinin abartılmasından ve bölgesel gerginliklerin kötü niyetli spekülasyonundan kesinlikle memnun değildir” diye ekledi.
“Çin her zaman barışçıl kalkınma yolunu izlemiş, doğası gereği savunmaya yönelik bir ulusal savunma politikası izlemiştir ve ulusal savunma inşası ve askeri faaliyetleri meşru ve makuldür” ifadelerini kullanan Lin, Pekin’in “nükleer kapasitesini her zaman ulusal güvenlik için gereken asgari düzeyde tuttuğunu ve hiçbir ülke için tehdit oluşturmadığını” da sözlerine ekledi.
Çinli yetkili, “Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya’yı Çin’in içişlerine karışmayı derhal bırakmaya ve hayali düşmanlar yaratmaya son vermeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
Diplomasi
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.
Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.
Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.
Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.
ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.
Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı
İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.
Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.
Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.
Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.
Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.
Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı
Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.
Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.
Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.
Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.
20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.
Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.
Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.
Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.
Diplomasi
Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.
Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.
Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.
“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”
Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:
“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”
İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.
İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.
Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.
ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.
Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.
Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.
Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.
ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.
Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.
Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.
“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.
Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.
Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.
Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.
Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.
Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.
Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.
Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.
Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.
Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.
Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.
ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.
Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.
Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.
Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.
Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.
Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi










