Diplomasi
ABD, Japonya ile ortak kuvvet karargâhı kuracak, Pekin tepkili

Japonya ve ABD dışişleri ve savunma bakanları pazar günü, barış ve güvenliğe yönelik “derin küresel tehditler” olarak tanımladıkları durum karşısında ittifaklarında geniş kapsamlı bir güncelleme yapacaklarını açıkladılar.
Japonya Dışişleri Bakanı Yoko Kamikawa ve Savunma Bakanı Minoru Kihara ile Amerikalı mevkidaşları Antony Blinken ve Lloyd Austin, Tokyo’da düzenlenen ve “iki artı iki” olarak adlandırılan toplantıda “Japonya ve çevresindeki güvenlik faaliyetlerinin koordinasyonunda birincil sorumluluğu” üstlenecek yeni bir ABD ortak kuvvet karargahı kurulması konusunda mutabık kaldılar.
Bakanlar yaptıkları açıklamada bu karargâhın Hint-Pasifik bölgesinde ABD ve Japon savunma güçleri arasında “daha derin bir birlikte çalışabilirlik ve işbirliğini kolaylaştırma” çabalarının merkezinde yer alacağını belirttiler. Her iki ülkenin de “caydırıcılık” kabiliyetlerini destekleme ve istihbarat paylaşımı ile siber güvenlik önlemlerini genişletme sözü verdiler.
Bakanlar görüşmelerinde Çin’in Güney ve Doğu Çin denizlerindeki faaliyetleri, Kuzey Kore’nin füze geliştirmesi ve her iki ülkenin Rusya ile artan işbirliği gibi güvenlik sorunlarının altını çizdiler. Ayrıca Rusya’nın Ukrayna’yı “haksız” işgaline de değindiler.
Kamikawa ortak basın toplantısında “Tarihi bir dönüm noktasında, bugünkü kararların geleceğimizi belirleyeceği kritik bir kavşakta bulunuyoruz” dedi.
Bakanlar yaptıkları açıklamada, “ittifakımızın ortak vizyonu ve ortak değerlerine yönelik küresel tehditlerin derinliğini” kabul ederek, ülkelerinin birlikte durma kararlılığını teyit ettiler ve ABD’nin Japonya’yı elindeki her türlü araçla savunma sözünü yinelediler.
“Bölgesel aktörlerin son dönemdeki hamlelerinin neden olduğu ve giderek ağırlaşan güvenlik ortamı göz önünde bulundurulduğunda” ABD, ‘nükleer de dâhil olmak üzere tüm imkânlarını kullanarak’ Japonya’nın savunulmasına yönelik ‘sarsılmaz taahhüdünü’ yineledi.
Güçlendirilen ittifakın anahtarının, Hawaii’de bulunan ABD Hint-Pasifik Komutanlığı Komutanı’na rapor verecek ortak bir hava, kara ve deniz karargahı olan “yeniden yapılandırılmış” ABD-Japonya Kuvvetleri (USFJ) olacağı kaydedildi. Bakanlar USFJ’nin “önemli bir JJOC muadili olarak hizmet vermesinin amaçlandığını” belirttiler.
JJOC, Öz Savunma Kuvvetleri’nin hava, kara ve deniz birimlerini denetleyen ve 2025 yılına kadar kurulması planlanan yeni bir karargah olan Japonya Ortak Operasyonlar Komutanlığı’na atıfta bulunuyor.
Austin basın toplantısında USFJ’nin güncellenmesinin “kuruluşundan bu yana ABD Japonya Kuvvetleri’nde yapılan en önemli değişiklik ve Japonya ile askeri bağlarımızda 70 yıldır yaşanan en güçlü gelişmelerden biri olacağını” söyledi.
1957’de kurulan mevcut USFJ’nin merkezi Tokyo’nun batısındaki ABD Yokota Hava Üssü’nde bulunuyor. ABD ordusu ile Japon Öz Savunma Kuvvetleri (SDF) arasındaki koordinasyon Hawaii’den yürütülmekteydi, ancak ortak açıklamaya göre “aşamalı bir yaklaşımla” hayata geçirilecek olan yeni sistem kapsamında USFJ tarafından yönetilecek.
Yeni USFJ “barış zamanından beklenmedik durumlara kadar” SDF ile işbirliği yapacak.
Blinken, bakanların ABD Başkanı Joe Biden ve Japonya Başbakanı Kishida’nın nisan ayında Washington’da bölgesel savunma operasyonlarını yöneten komuta ve kontrol çerçevesini revize etmek için verdikleri “taahhütleri yerine getirdiklerini” söyledi.
Blinken, “Şu anda ittifak hiç olmadığı kadar güçlü” dedi ve ekledi: “Ülkelerimizdeki seçimlerin sonucundan bağımsız olarak bunun sürdürüleceğini biliyorum.”
Pazar günkü diyalog, son aylarda Çin ve Filipin gemileri arasında birçok çatışmanın yaşandığı Güney Çin Denizi’nde gerilimin arttığı bir ortamda gerçekleştirildi.
Japonya ve ABD’li bakanlar yaptıkları açıklamada Çin’in “Güney Çin Denizi’ndeki tehditkar ve provokatif faaliyetlerine” karşı “güçlü itirazlarını” dile getirdiler. Ayrıca Çin’in “ Doğu Çin Denizi’ndeki statükoyu güç ya da zorlama yoluyla tek taraflı olarak değiştirme girişimlerini yoğunlaştırmasını” kınadılar ve Rusya’nın Pekin ile askeri işbirliğine karşı çıktılar.
Bakanlar, Çin’in dış politikasının “Hint-Pasifik bölgesinde ve ötesinde en büyük stratejik meydan okumayı temsil ettiğini” söyledi.
Bakanlar, en batısı Tayvan’a sadece 110 kilometre mesafede bulunan Japonya’nın Güneybatı Adaları’nda “ikili varlığı artırma” hedeflerini yinelediler. “Tayvan Boğazı’nda provokatif eylemlere” karşı uyarıda bulundular.
Ayrıca Hint-Pasifik bölgesinde güvenliğin sağlanması için çok taraflı koordinasyonun gerekliliğini bir kez daha teyit eden bakanlar, pazartesi günü Tokyo’da Avustralya ve Hindistan ile yapılması planlanan Dörtlü Dışişleri Bakanları toplantısını sabırsızlıkla beklediklerini ifade ettiler.
Güney Çin Denizi konusunda ise bakanlar Filipinler ile daha fazla işbirliği yapılmasını memnuniyetle karşıladılar. ABD, Japonya ve Filipinler ilk üçlü zirvelerini nisan ayında gerçekleştirmiş ve liderler Hint-Pasifik savunma ve güvenliği konusunda yakın işbirliği yapma sözü vermişlerdi.
Kuzey Kore’nin “pervasızca balistik füze fırlatmaya devam etmesi” ve Rusya ile artan stratejik ilişkisi konusunda bakanlar Güney Kore ile daha derin işbirliği çağrısında bulundu.
Pazar günkü açıklamada ayrıca Japonya’da Patriot PAC-3 karadan havaya ve Gelişmiş Orta Menzilli Havadan Havaya füzelerinin üretimini artırarak Japonya-ABD savunma sanayi işbirliğini güçlendirmeye yönelik “yüksek öncelikli” bir plan da açıklandı. ABD’de geliştirilen her iki silah da balistik füzeleri engellemek için kullanılabiliyor.
İki artı iki oturumunun ardından ABD ve Japonya, ABD’nin olası bir saldırıda müttefiklerini savunmak için nükleer silah kullanma sözüne atıfta bulunan bir terim olan “genişletilmiş caydırıcılık” konusunda bakanlar düzeyinde ilk toplantılarını gerçekleştirdi. Yapılan ayrı bir açıklamaya göre toplantı, Kuzey Kore, Çin ve Rusya’dan yükselen nükleer tehditler karşısında “silah kontrolü, risk azaltma ve nükleer silahların yayılmasını önleme” konularında ikili işbirliğini güçlendirmeyi amaçlıyordu.
Tokyo-Washington diyalogları, Güney Kore, Japonya ve ABD savunma bakanlarının pazar sabahı gerçekleştirdikleri ve Doğu Asya’da askeri işbirliğini geliştirmek üzere bir mutabakat zaptı imzaladıkları üçlü toplantının ardından geldi. İşbirliği, Kuzey Kore’nin füze fırlatmalarına ilişkin gerçek zamanlı istihbarat paylaşımını, savunma konusunda düzenli bakanlar kurulu toplantılarını ve ortak askeri eğitimin devamını içerecek.
Mutabakat Zaptı, Kishida, Biden ve Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol tarafından geçtiğimiz ağustos ayında ABD’nin Camp David kentinde yapılan bir toplantıda duyurulan “yeni üçlü ortaklık döneminin” ayrıntılarını kurumsallaştırıyor. Japonya Savunma Bakanı Kihara pazar günü erken saatlerde gazetecilere yaptığı açıklamada “Bu memorandumun imzalanmasıyla üçlü işbirliğimiz daha güçlü ve sarsılmaz hale geldi” dedi.
Çin’den tepki
Çin Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ve Japonya arasındaki ortak açıklamaların Çin’i denizcilik konularında “yanlış bir şekilde suçladığını” ve normal askeri gelişimine ve savunma politikasına işaret ettiğini söyledi.
Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Lin Jian olağan basın brifingi sırasında yaptığı açıklamada, “Denizcilik konularında Çin’e kötü niyetle saldırdılar ve itibarını zedelediler ve Çin’in normal askeri gelişimi ve ulusal savunma politikası hakkında sorumsuzca açıklamalar yaptılar” dedi.
Lin, “Pekin, Çin’in tehdidinin abartılmasından ve bölgesel gerginliklerin kötü niyetli spekülasyonundan kesinlikle memnun değildir” diye ekledi.
“Çin her zaman barışçıl kalkınma yolunu izlemiş, doğası gereği savunmaya yönelik bir ulusal savunma politikası izlemiştir ve ulusal savunma inşası ve askeri faaliyetleri meşru ve makuldür” ifadelerini kullanan Lin, Pekin’in “nükleer kapasitesini her zaman ulusal güvenlik için gereken asgari düzeyde tuttuğunu ve hiçbir ülke için tehdit oluşturmadığını” da sözlerine ekledi.
Çinli yetkili, “Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya’yı Çin’in içişlerine karışmayı derhal bırakmaya ve hayali düşmanlar yaratmaya son vermeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
Diplomasi
Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.
İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.
Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.
Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.
Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Iconic British band Massive Attack is under police investigation in Singapore for displaying a Palestinian flag at their July 29 concert. Videos show members holding the flag on stage, prompting "Free Palestine" chants from the crowd. The band, known for their outspoken activism… pic.twitter.com/8vu7jRa3Ne
— Eye on Palestine (@EyeonPalestine) July 31, 2026
Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.
Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.
Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.
Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.
Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.
Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.
Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.
Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.
Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.
Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.
Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.
Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.
ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.
İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.
Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.
İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.
Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.
Diplomasi
Infantino üzerindeki baskı artıyor

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.
Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.
Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.
The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.
Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.
Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.
Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.
Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.
Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.
Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.
FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.
FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.
Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.
Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.
Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.
Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.
Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.
Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.
FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.
“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.
Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.
Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı.
Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.
FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.
Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.
Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.
Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.
Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.
Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.
Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.
Diplomasi
Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.
Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.
Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.
Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.
Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.
Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.
Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”
BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.
Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.
Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.
FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.
Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.
Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.
Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.
Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.
Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.
Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’











